Tarihsel Perspektiften Dolandırıcılığı Önlemenin Kalıcı Sınırları*

 

 

İster haksız fiil ister sözleşme (tort or contract) olsun, hileli yanlış beyana ilişkin gelenek hukuku, dolandırıcı olduğu iddia edilen kişinin kasıtlı aldatması ile mağdurun haksız güveni arasında denge kurar. Gelenek hukuku, dolandırıcının beyanlarına güvenmemesi gerektiğini bilmesi gereken mağduru ödüllendirmiyor. Peki, bu dengeleme neden yapılıyor? Neden sadece suçlunun niyetine odaklanıp mağdurun saflığını veya örtülü suç ortaklığını görmezden gelmiyorsunuz? Sonuçta yanlış yanlıştır.

Yeni bir makalede, dolandırıcılığın çok uzun geçmişinde ve buna bağlı olarak dolandırıcılığı önlemenin uzun geçmişinde bir yanıtın bulunabileceği savunuluyor.

Dolandırıcılığın karmaşık finansal sistemler, kurumsal yapı ve modern kapitalizm tarafından mümkün kılınan modern bir olgu olduğunu hayal etsek de, dolandırıcılık aslında insan toplumunun ebedi bir özelliğidir. Yılanın, Âdem ile Havva’yı yasak ağacın meyvesini yemeye ikna etmesinden önce, İncil’de yalnızca üç bölüm görüyoruz. MÖ 18. yüzyıldan kalma Hammurabi Kanunları, çalıntı malların meşruymuş gibi satılması, çalışanların (memurların) müdürlerini aldatması ve bir berberi, satılık köle olmayan birini satılık köle olarak işaretlemesi için kandırması gibi dolandırıcılıkların ayrıntılarını verir. Zaten MÖ 4. yüzyılda bir Atina mahkemesi, şu anda açık denizlerde bir yerlerde işlenenlerle aynı türde bir deniz sigortası dolandırıcılığı davasına bakıyordu.

Dolandırıcılığın her yerde mevcut olması gibi, dolandırıcılıkla mücadele çabaları da aynı şekilde devam ediyor. Etkileşimsel partiler ve hükümetler yüzyıllardır düzenleme, itibar cellatlığı, kamu ve özel doğrulama aracıları (reputation policing, public and private verification intermediaries), insanları mevcut dolandırıcılıklara karşı uyarmak için kamu hizmeti bilgileri, ahlaki eğitim ve yanlış beyan ile ilgili hukuki doktrinlerin mahkeme tarafından uygulanması yoluyla dolandırıcılarla bir kedi fare oyunu oynamıştır. Bu dolandırıcılık önleme mekanizmaları dolandırıcılığın azaltılmasına yardımcı olabilir, ancak bunu hiçbir zaman ortadan kaldıramadılar.

Dengeleme unsurunun devreye girdiği yer burasıdır. Piyasada dolandırıcılığın tamamen ortadan kaldırılması, işlemlerde güvenin ortadan kaldırılması anlamına gelir. Ancak güven etkilidir. Bazı insanlar, belki de çoğu kişi dürüst ticaret yaptığında, bazen bu tür bir güvenin aldatmayla ödüllendirileceğini bilmesine rağmen, doğrulamak yerine güvenmek genellikle daha mantıklı olur. Aksi takdirde, yatırımcılar gereksiz olabilecek doğrulama masraflarını sık sık ödemek zorunda kalacaklardır.

Benzer şekilde, aşırı düzenlemenin maliyeti, dürüst olmayanlar kadar dürüst olanlar üzerinde de ağır bir yük oluştururken, düzenlemelerin uygulanması hiçbir zaman tam anlamıyla etkili olamaz. Bu nedenle, hükümetler yüzyıllardır dolandırıcılığı engellemek için piyasayı düzenlemenin gerekli olduğunu hissetmiş olsa da tarih, bu düzenlemenin sıklıkla bir model izlediğini gösteriyor: düzenlemeleri kabul etmek, yaptırımları dış kaynaklardan sağlamak ve en sonunda ihlalcilerle, küçük kesintilerin göz ardı edildiği veya vergiye dönüştürüldüğü ve uygulama kaynaklarının daha ciddi suçlar için ayrıldığı bir yaşam yoluna (modus vivendi) varmak. (Yeni bir makalenin öne sürdüğü gibi, Adalet Bakanlığı’nın mevcut yaptırım düzeni büyük dolandırıcılıkların peşine düşmek yerine küçük dolandırıcılıkların kovuşturulmasına odaklandığı ölçüde, bu tarihsel düzeni bozacaktır.[1])

Dolandırıcılığı ortadan kaldıramazsak, gereksiz veya etkisiz doğrulama ve düzenlemelerle ticarete aşırı yük getirmeden, ticari güveni desteklemek için sahtekârlığı nasıl kontrol altında tutabiliriz? Mezkûr makalede önerildiği gibi: “Hükümetlerin ve bireylerin yapabileceği en iyi şey, dolandırıcılık riski ile dolandırıcılığı önleme maliyetinin birbirini dengelediği noktayı bulmaktır. Bu nokta hiçbir zaman sıfır dolandırıcılığı temsil etmez. Buna Dolandırıcılığın El Formülü (hand formula of fraud) adını verelim: Dolandırıcılığı önlemenin maliyeti, dolandırıcılık olasılığını ve dolandırıcılığın neden olduğu zararı aşarsa, o zaman önleme için para ödemek yerine güvenmek daha iyidir. Tıpkı haksız fiil hukukunun risksiz bir dünyada yaşamayı bekleyemeyeceğimizi kabul etmesi gibi, dolandırıcılığı önleme ve dolandırıcılığa tolerans arasındaki bu pratik denge, kimsenin hile yapmadığı bir dünyada yaşamayı bekleyemeyeceğimizi de kabul eder.”[2]

[1] Stephanie Didwania, Regressive White Collar Crime, 97 Southern California Law Review [yayınlanacak; (Özet olarak, “hükümetin çok sayıda insanı mali suçlardan dolayı kovuşturduğu ve bu kovuşturmaların düşük düzeyli suçlar nedeniyle orantısız bir şekilde en az avantajlı Amerika Birleşik Devletleri sakinlerini hedef aldığı” savunuluyor.)] <  https://sites.google.com/view/didwania/home/research >

[2] Emily Kadens, The Persistent Limits of Fraud Prevention in Historical Perspective, 118 Nw. U. L. Rev. 167, 191-92 (2023).

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bini aşkın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.