

Tıpkı Bretton Woods zamanında olduğu gibi, uluslararası ekonomi hukuku yıkıcı ulusal politikaları caydırmak için elzemdir. Ancak hukukun, düzenlemelerin ve kurumların sömürgecilik, eşitsizlik ve sömürünün daha uzun bir tarihsel yörüngesi içinde nasıl konumlandırıldığını anlamak da hayati önem taşır.
Kovid-19 salgını ve iklim krizi, dünyanın bugün ekonomik, sosyal, politik ve ekolojik olarak tarihteki hiçbir dönemde olmadığı kadar bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Bir ülkedeki eylemlerin, bazen çok ciddi olan, diğer ülkelerin toplumları, çevreleri ve ekonomileri üzerinde etkileri vardır. Ekonomik piyasaların küreselleşmesi ve teknolojik değişim, ülkelerin, şirketlerin ve bireylerin mal ve hizmet ticareti, sermaye yatırımları ve finansal transferler dâhil olmak üzere ekonomik alışverişi nasıl yürüttüklerini etkiler.
Bu gelişmeler aynı zamanda ulusötesi ekonomik faaliyetlerin sosyal ve çevresel maliyetlerini de hızlandırır. Örneğin, cep telefonları gibi ürünler dünyanın bir yerinde kullanılabilirken, üretimleri birden fazla coğrafi bölgeyi çaprazlayabilir. Benzer şekilde, hammaddeler bir ülkeden çıkarılıp başka bir ülkede tüketici ürünlerine dönüştürülebilir.
Bu, düşük ücretler, zayıf sağlık ve güvenlik standartları ve/veya hava veya su kirliliği gibi üretimin sosyal veya çevresel maliyetlerinin, nihai ürünün satıldığı ve tüketiciler tarafından kullanıldığı ülkeler veya topluluklar tarafından mutlaka karşılanmadığı anlamına gelir.
Bu değişimler, küresel kolektif eylemin ve uluslararası ekonomi hukukunun (uluslararası ekonomik işlemleri düzenleyen küresel kurallar ve kurumlar bütünü) kritik önemini vurgulamaktadır.
Tartışma, uluslararası ekonomi hukukunun küresel tedarik zincirlerini yönetme, ticaret anlaşmazlıklarını çözme, ülke borç krizlerinin üstesinden gelme ve düşük karbonlu ekonomilere geçişleri finanse etme gibi çağdaş küresel sorunlarla nasıl başa çıktığına yöneldikçe, mevcut sistemin tarihi mirasının bunu etkili bir şekilde yapma kapasitesini nasıl etkileyebileceğini dikkate almak önemlidir.
Bu, genellikle büyüme, yatırım ve yoksulluk gibi çeşitli ekonomik göstergeler üzerindeki farklı yasaların ve yasal kurumların ‘etkisini’ (effect) dar bir şekilde ölçmekle sınırlı olan ekonomi disiplininin uluslararası hukuka yaklaşımının ötesine geçmemizi sağlayacaktır. Bu yaklaşımı benimsemek, hukukun sömürgeci ve emperyal bir bağlamda nasıl geliştiğini keşfetmemizi sağlayacak ve bu, sömürgeci zararları ve sömürüyü yeniden üretmeye ve sürdürmeye hizmet edebilir.
- Sömürge Bağlamı [colonial context]
Ülkelerin birbirine bağımlılığı, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kabul edilmiştir. Planlamacılar, savaş sonrasında, mal, hizmet ve finansın sınır ötesi işlemleri için temel kurallar koymaya çalışmışlardır. Amaç, ‘Büyük Buhran’a yol açan çıkarcı politikaların tekrarlanmasını önlemek ve savaş sonrası yeniden yapılanma ve kalkınmayı hızlandırmaktı.
1944 yılında New Hampshire’da düzenlenen Bretton Woods konferansında geliştirilen uluslararası kurumlar üçlüsü -Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası [International Bank for Reconstruction and Development (ki, daha sonra Dünya Bankası Grubu’na genişlemiştir)], Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund-IMF) ve Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması [GATT (General Agreement on Tariffs and Trade) ki, Dünya Ticaret Örgütü’nün (World Trade Organization) öncüsüdür]- günümüzde dünya ekonomisini yöneten mimarinin temelini oluşturmaya devam etmektedir.
Bu orijinal sistem, o dönemdeki ‘egemen’ uluslar (sovereign nations) arasındaki ve İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından ticaret ve diğer ekonomik ilişkileri düzenlemek için geliştirilmiştir. Sömürgeleştirilmiş devletler ve diğer sanayileşmemiş ülkeler çoğunlukla ilk anlaşmalardan hariç tutulmuş ve daha sonraki tarihlerde sömürge devletleri tarafından zaten belirlenen şartlarda sisteme dâhil edilmişlerdir.
Savaş sonrası planlamacılar ve sanayileşmiş ülke savunucuları, sistemin sömürge sonrası dönemde yeni bağımsız ve gelişmekte olan ülkelerin özel koşullarıyla ilgileneceğini ve ayrıca, bu yeni devletlerin küresel ekonomiye katılımları üzerindeki etkisini de öngörmemişlerdi.
Bunun yerine, sömürgeci jeopolitik ve ekonomik çıkarları korumak için uluslararası ekonomik sistemdeki bu yeni katılımcıların faaliyetlerini sınırlama zorunluluğu vardı. Sömürge sonrası devletler üzerinde açık bir toprak kontrolü olmadan, uluslararası hukuk eski sömürgeci güçlerin ve şirketlerinin doğal kaynaklara ve ürettikleri mal ve hizmetler için pazarlara erişimi güvence altına aldığı bir mekanizma haline gelmiştir.
Örneğin, savaş sonrası uluslararası ticaret rejimleri, özellikle GATT ve daha sonra Dünya Ticaret Örgütü kapsamında, sanayileşmiş ülkelerin avantaj sağladığı ekonomik sektörlerin -endüstriyel ürünler, sermaye ve para, hizmet sektörleri ve işletmeler- serbestleştirilmesine öncelik verir. Tarım, işgücü hareketliliği ve teknoloji transferi gibi gelişmekte olan ülkelerin faydalanabileceği alanlara çok daha az vurgu yapılır (Akyüz, 2010[1]).
Uluslararası yatırım hukuku, örfi uluslararası hukuk ve uluslararası yatırım anlaşmaları (customary international law and international investment agreements[2]) aracılığıyla yürürlüğe konulmuş olup, çoğunlukla gelişmiş ülkelerden gelen yabancı yatırımcıların varlıklarını korumak için geliştirilmiştir. Bu, esas olarak gelişmekte olan ülkeler olan ev sahibi ülkelerdeki faaliyetlerine karşılık gelen bir kısıtlama getirmemiştir (Sornarajah, 2021[3]).
Uluslararası ekonomi hukukunun asimetrileri küresel salgının ardından ortaya çıkmıştır. Uluslararası ticaret ve yatırım rejimlerinin kurallarının ülkelerin aşı ve diğer tıbbi teknolojilere erişimini kısıtladığı[4] ve aynı zamanda ülkelerin seyahat kısıtlamaları ve işletme kapatmaları gibi acil halk sağlığı önlemlerini uygulama yeteneğini potansiyel olarak kısıtladığı[5] gösterilmiştir.
Yabancı yatırımcıların, pandemi sırasında aldıkları kamu sağlığı ve ekonomik önlemler nedeniyle hükümetlere karşı dava açmak için yatırımcı-devlet uyuşmazlık çözümü (investor-state dispute settlement) sistemini kullandığına dair belgelenmiş vakalar zaten mevcut olup[6]; bu önlemlerin kendilerine maddi kayıplara yol açtığını iddia ediyorlar.
Bu arada, finans ve ülke borç krizlerini çözmek için yeterli kuralların olmaması, gelişmekte olan ülkelerdeki finansal ve ekonomik krizlerin kötüleşmesine yol açmıştır. Küresel borç yükleri şu anda kayıtların tutulmaya başlandığı tarihten bu yana en yüksek seviyede olup[7] gelişmekte olan ülkeler en yüksek borç yüklerini üstlenmektedirler.
Bu durum kısmen, egemen borçluların, özel alacaklılara olan büyüyen borçlar da dâhil olmak üzere, borçlarını düzenli bir şekilde yeniden yapılandırmalarına olanak tanıyan yerleşik bir yeniden yapılandırma ve iflas rejiminin olmamasından kaynaklanmaktadır[8].
- Sömürge Hukuku [imperial law]
Bu küresel gelişmeler, sömürgeci halkların geçim kaynaklarını koruma ve iyileştirme gibi paternalist gerekçelerle sömürgeci fetihlerin meşrulaştırılmasını da içeren emperyalizm mirasından devralınan ‘uluslararası hukukun patolojilerini’ yansıtmaktadır (Linarelli vd., 2018[9]).
Derin Avrupamerkezci köklere sahip uluslararası hukuk, ‘farklılık dinamiği’ (dynamic of difference) olarak adlandırılan bir şey oluşturmuştur: Avrupa ve Avrupa dışı kültürler ve halklar arasında uçurum; ilki genel olarak ‘medeni’ (civilised), ikincisi ise ‘medeniyetsiz’ (uncivilised) olarak nitelendirilmiştir (Anghie, 2005[10]).
Bu, uluslararası hukukun, küresel ekonomide bir grup ülkeyi ve topluluğu diğerlerinden daha ayrıcalıklı kılan kuralların tasarımını ve uygulamasını meşrulaştırmak için araçsal olarak kullanılmasına izin vermiştir. Uluslararası hukukun bu ‘medenileştirme misyonu’, gelişmekte olan ülkeleri, genellikle ekonomik kalkınma ve yoksulluğun azaltılması kisvesi altında, eşitsiz koşullara rağmen uluslararası ekonomik düzene dâhil etmek için kullanılmıştır.
Küresel ekonomide gerçek oyuncular olarak görülmek için, gelişmekte olan ülkelerin oyunun ‘aynı kurallarına göre oynaması’ (play by the same rules) gerekiyordu, aksi takdirde ‘medeni uluslar’ (civilised nations) topluluğundan dışlanmayla karşı karşıya kalacaklardı. Kuralların ve kurumların bir devletler grubu tarafından geliştirildiği tarihsel bir bağlamda, ‘hukukun üstünlüğü’ (rule of law) anlatısının güçlü bir meşrulaştırıcı etkisi vardır.
Örneğin, toplum ve çevre çıkarlarıyla çatışsa bile yabancı yatırımcıların haklarının korunması (protection of foreign investors’ rights[11]), uzun vadede kabul edilebilir görülmektedir; çünkü bu yasal güvence, kalkınma için daha fazla yabancı yatırım yapılmasını teşvik edecektir.
“Eco Oro v Colombia (2021) ve Bear Creek v Peru (2018)” gibi[12] tahkim davalarında yakın zamanda verilen dikkat çekici kararlar, yatırım anlaşmalarındaki geniş tabanlı hükümlerin yabancı yatırımcılara ayrıcalık sağlamaya devam ettiğini, ev sahibi ülkelerin çevresel ve sosyal kaygılar nedeniyle madencilik lisanslarını iptal ederek yatırım hukukunu ihlal ettiğini ortaya koymaktadır.
Ev sahibi devletlerin önemli miktarda mali tazminat ödemesini gerektiren bu kararlar, hükümetlerin yatırımcılar açısından davalara yol açabilecek kamu yararı düzenleyici veya politika önlemlerini yürürlüğe koymaktan veya uygulamaktan kaçınmasına yol açabileceğinden ‘düzenleyici soğukluğa’ (regulatory chill) yol açabilir (Tienhaara, 2018[13]).
Başka bir örnekte, gelişmekte olan ülkelerin artık bunu karşılayamayacak durumda olsalar dahi alacaklılarına geri ödeme yapmaya devam ettiğini görüyoruz. Diğer durumlarda, uluslararası piyasalar ve bağışçılar, sözleşmesel yükümlülüklerini bilerek ihlal eden ülkelere olumsuz baktığı için, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlere harcamayı borç ödemeye sınırlamaktadırlar.
Borç Hizmetini Askıya Alma Girişimi (Debt Service Suspension Initiative), G20 tarafından başlatılan borç ödeme moratoryumları ve G20 Borç Çözümleri için Ortak Çerçeve (Common Framework for Debt Treatments) gibi resmi olarak onaylanmış borç hafifletme mekanizmalarının bulunduğu yerlerde bile, egemen borçlular, derecelendirme kuruluşları tarafından ülke kredi notunun düşürülmesi riski (risk of sovereign credit downgrades by ratings agencies) nedeniyle bunları kullanma konusunda isteksizdi[14].
Bu borç hafifletme girişimleri, ülkelerin resmi yeniden yapılandırma girişimlerine genellikle katılmayan özel alacaklılara olan artan borcuyla başa çıkmak için mekanizmalar da sağlamamıştır.
- Uluslararası Ekonomi Hukukunun Yeniden Düşünülmesi [rethinking international economic law]
Uluslararası ekonomi hukukunun sömürgecilik, eşitsizlik ve sömürü gibi uzun bir tarihsel süreç içerisinde nasıl konumlandığını anlamak, onun geleceğini yeniden şekillendirme çabaları açısından önemlidir.
Geçmişi ne olursa olsun, küresel sorunlarla başa çıkmak için net ve adil kurallar ve kurumlara ihtiyacımız olduğu açıktır. Bretton Woods konferansı sırasında uluslararası ekonomik düzenlemenin varlık nedeni (raison d’être for international economic regulation) -yıkıcı, çıkarcı ulusal ekonomik politikaları önlemek (to prevent destructive, self-interested national economic policies)- her zamanki kadar geçerliliğini korumaktadır.
Sömürge sonrası ülkeler, sömürgecilik sonrası dönemde dünya ekonomisine dâhil olduklarında, kendi topraklarındaki doğal kaynaklar üzerindeki egemenliklerini, kalkınma haklarını ve küresel zenginliğin yeniden dağıtılması çağrısını da içeren yeni kurallar ve kurumları savunmuşlardır[15].
Nesiller arası ve nesiller içi eşitlik, ortak ancak farklılaştırılmış sorumluluklar, özel ve farklılaştırılmış muamele ve tam karşılıklılıktan uzak ilkeler, gelişmekte olan ülkelerin tarihi ve güncel koşullarının tanınması amacıyla uluslararası anlaşmalara yazılmıştır. Bu düzenlemelerin etkileri, zorlu bir mücadeleyle elde edilse de, uluslararası ekonomi hukukundaki daha geniş sistemsel gelişmeler karşısında sınırlı kalmaktadır.
Sorun, gelişmekte olan ülkelerin koşullarının, uluslararası ekonomi hukukunun asimetrik kurallarının revize edilmesi yerine, statükoda yapılacak ayarlamalarla çözülebilecek normun istisnaları olarak görülmesidir.
Ve uluslararası hukukta bu sözde ‘esneklikleri’ (flexibilities) güçlü devletler ve kurumsal aktörler karşısında öne sürmek için anlaşma sağlamak çoğu zaman zordur. Örneğin, gelişmekte olan ülkeler, küresel tedarik eksikliğini ve gelişmekte olan ülkelerin bunlara erişimini ele almak için Kovid-19 aşılarının daha fazla üretilmesine izin vermek üzere Dünya Ticaret Örgütü’nde fikri mülkiyet kurallarından muafiyetler (waivers of intellectual property rules) elde etmek için uzun ve zorlu bir mücadele vermiştir[16].
Bu, Dünya Ticaret Örgütü kuralları uyarınca geçerli bir muafiyet olmasına rağmen, Hindistan ve Güney Afrika başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin önerileri, 2022 yılında bir uzlaşmaya varılana kadar İngiltere, Avrupa Birliği ve diğer gelişmiş ülkeler tarafından karşı çıkılmıştır.
Eski emperyal güçler uluslararası hukuk yapımına ve küresel yönetim alanlarına hükmetmeye devam etmektedirler. Dahası, kontrolü devretmeye ve uluslararası ekonomi hukukunu gelişmekte olan ülkeler ve dışlanmış topluluklar lehine yeniden düzenlemeye isteksizdirler. Uluslararası hukukun sorunun bir parçası olduğunu kabul edene kadar, çözümün bir parçası olmayacaktır.
[1] <https://www.elgaronline.com/edcollchap/edcoll/9781848441132/9781848441132.00008.xml>
[2] <https://www.bilaterals.org/?-investment-35->
[3]<https://www.cambridge.org/highereducation/books/the-international-law-on-foreign-investment/9A020CAE3B47C16AFAE541FCA6D038C3#overview>
[4]<https://www.southcentre.int/wp-content/uploads/2021/11/IPB24_Potential-Claims-related-to-IP-and-Public-Health-in-Investment-Agreements_EN.pdf>
[5]<https://corporateeurope.org/en/2020/05/cashing-pandemic-how-lawyers-are-preparing-sue-states-over-covid-19-response-measures>
[6]<https://www.business-humanrights.org/en/blog/before-the-flood-the-looming-risk-of-corporations-suing-states-for-covid-related-measures/>
[7]<https://www.development-finance.org/files/Debt_Service_Watch_Briefing_Final_Word_EN_0910.pdf>
[8]<https://warwick.ac.uk/fac/soc/law/research/centres/globe/policybriefs/uk_parliament_responses_to_deal_with_sovereign_debt_crises_proposals_for_legislative_reform.pdf>
[9]<https://global.oup.com/academic/product/the-misery-of-international-law-9780198753957?cc=gb&lang=en&>
[10]<https://www.cambridge.org/core/books/imperialism-sovereignty-and-the-making-of-international-law/8AFA91E6F502B2C4996BB14E1A548E7A>
[11]<https://www.iisd.org/itn/en/2021/03/23/rethinking-investment-law-from-the-ground-up-extractivism-human-rights-and-investment-treaties-lorenzo-cotula/>
[12]<https://www.iisd.org/itn/en/2021/12/20/majority-in-eco-oro-v-colombia-finds-violation-of-minimum-standard-of-treatment-holds-that-a-general-environmental-exception-does-not-preclude-obligation-to-pay-compensation/>; <https://www.iisd.org/itn/en/2018/10/18/bear-creek-v-peru/>
[13]<https://www.cambridge.org/core/services/aop-cambridge-core/content/view/C1103F92D8A9386D33679A649FEF7C84/S2047102517000309a.pdf/regulatory-chill-in-a-warming-world-the-threat-to-climate-policy-posed-by-investor-state-dispute-settlement.pdf>
[14] <https://www.ohchr.org/sites/default/files/Documents/Issues/IEDebt/CreditRatingAgencies/civil-society-FdDgroup-credit-rating-2020.pdf>
[15]<https://humanityjournal.org/issue6-1/the-new-international-economic-order-a-reintroduction/>
[16] <https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cbp-9417/>
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
