Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) İstatistiklerinin Merceğinden Uluslararası Finans: Para Birimlerine Küresel Erişim

Giriş

Ülkeler para birimlerinin sağlamlığına göre yükselebilir veya düşebilir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) doları veya avro gibi önemli uluslararası para birimlerinin değerini etkileyen para, maliye ve diğer politika kararlarının, para birimini çıkaran yetki alanının çok ötesinde etkileri vardır. Bu yetki alanlarının dışındaki firmalar ve hane halkı, faaliyet gösterdikleri finansal alanlardaki para birimleri aracılığıyla iletilen küresel güçleri yönetmek zorundadır. Yabancı para cinsinden borçlanma, öyle ya da böyle, savaş sonrası her büyük krizde bir parlama noktası olmuştur. Önemli para birimleri hareket ettiğinde ya da fon piyasaları çöktüğünde dokunulmayan hiçbir ülke kalmamaktadır. [Bu itibarla,] Uluslararası piyasalarda para birimlerinin kullanımının takibi, finansal istikrar analizinde kritik öneme sahiptir.

Peki, bir para birimini “uluslararası” yapan nedir ve uluslararası finansta çeşitli piyasalarda kullanımı nasıl anlaşılabilir? Veya başka bir deyişle neden bazı para birimleri diğerlerinden daha uluslararasıdır? Temel bir husus, ticaretin faturalandırılmasıdır. Bir para biriminin uluslararası alandaki payının, para ihraç eden ekonominin büyüklüğünü ve uluslararası ticaretteki payını yansıttığını varsaymak mantıksız değildir. En uç noktada, para birimi kullanımının ve bilançoların sınırlarının ekonomik sınırlarla aynı hizada olduğu görüşü, uluslararası ekonomide sıklıkla kullanılan analitik bir basitleştirme olan “üçlü rastlantı” (triple coincidence) olarak bilinir. Gerçekte bazı para birimleri, özellikle de ABD doları, çoğunlukla finansal nedenlerden dolayı bundan çok daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bu özellik, para birimlerinin uluslararası finanstaki rolünü anlamak için Uluslararası Ödemeler Bankası (Bank for International Settlements-BIS) istatistiklerinin nasıl kullanılabileceğine dair bir başlangıç niteliğindedir. Para birimi boyutunun BIS istatistiklerinde uzun bir geçmişi vardır. 1950’lerin sonunda uluslararası bankacılığın genişlemesi, offshore faaliyetlerin parasal büyüklüklerin kontrolünü zayıflatabileceği endişesine yol açmıştır. Bu, 1960’larda bankaların uluslararası pozisyonlarını para birimine göre tespit eden BIS yerel bankacılık istatistiklerinin (locational banking statistics) toplanmasını teşvik etmiştir. BIS daha sonra bankacılığın ötesinde para birimi kullanımını izlemek için tahvil, döviz ve türev piyasalarına (bonds, foreign exchange and derivatives markets) ilişkin verileri derlemiştir. Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund-IMF) gibi diğer uluslararası kuruluşlardaki bazı istatistik koleksiyonları ve bazı satıcı veri setleri de para birimi boyutuna sahiptir.

Bu istatistikler birlikte ele alındığında, küresel finansal sistemde temel para birimlerinin (özellikle ABD dolarının) yaygın şekilde kullanıldığını vurgulamaktadır. Örneğin, uluslararası bankacılıkta ABD doları, offshore işlemlerde, yani her ikisi de para biriminin dışında ikamet eden taraflar arasındaki işlemlerde kullanıldığı için hâkim konumdadır. Uluslararası tahvil piyasalarında, ödenmemiş tutarların büyük kısmını dolar cinsinden tahviller oluşturmaktadır. Döviz piyasalarında da dolar tercih edilen araç para birimidir. Sonuç olarak, çoğu ABD dışında olmak üzere, bilanço dışı dolar ödeme yükümlülükleri artmakta ve potansiyel kırılganlıklar yaratmaktadır. Diğer para birimleri (örneğin avro, Japon yeni ve İngiliz sterlini) bölgesel bir role sahiptir ancak bu para birimlerinin uluslararası etkileri daha küçüktür.

Temel para birimleri küresel sermaye akışlarının modelini şekillendirmekte ve para basan ülkelerde alınan politika kararları dünyanın geri kalanına yayılmaktadır. Döviz kredilerindeki büyüme, faiz oranları ve döviz kurlarındaki değişikliklere duyarlı olup, özellikle gelişmekte olan piyasa ekonomilerindeki (emerging market economies) borçluları küresel faktörlere maruz bırakmaktadır. Ülkeler yoğun bir şekilde yabancı para cinsinden borçlandığında, o para birimi değerlendiğinde borç yükleri artmaktadır ki; bu da, birçok krizin merkezinde yer alan bir mekanizmadır.

Kilit para birimlerinin uluslararası rolünü tanımak, politikayla ilgili birçok konuyu anlamak için çok önemlidir. Bazıları doğası gereği makroekonomiktir. Örneğin, ticari faturalama uygulamaları döviz kuru gelişmelerinin enflasyona ve ekonomik aktiviteye nasıl yansıdığını etkilemektedir. Amortismanların genişletici olup olmadığı ayrıca bir ülkenin dış pozisyonlarının para birimi kompozisyonuna da bağlıdır. Pek çok konu aynı zamanda BIS istatistiklerinin çok fazla ışık tuttuğu bir alan olan uluslararası finansla da ilgilidir. Bu özellik, para birimi boyutunun kullanışlılığını üç örnek ile göstermektedir: finansal krizlerde döviz borcu, bankaların döviz yükümlülüklerinin coğrafyası ve döviz türev ürünlerinden kaynaklanan gizli dolar borcu.

1. Uluslararası finansta para birimleri

Para birimi, mal, hizmet ve sermaye değişimini kolaylaştıran sözleşmelerin ve finansal araçların asli bir özelliğidir. Mal ve hizmetler genellikle yerel para birimi cinsinden fiyatlandırılır ve acenteler nakit akışlarını bu para birimi cinsinden değerlendirir. Borç vermek için kullanılan kredi ve tahvil, anapara artı faizin belirli bir para biriminde, genellikle de yerel para biriminde geri ödenmesine ilişkin taahhütlerdir. Bir ekonomideki çoğu ekonomik birim bu nedenle referans para birimi olarak yurt içi parayı alır. Öte yandan uluslararası ticaret, çoğunlukla ABD doları başta olmak üzere büyük bir para birimi üzerinden faturalandırılır ve ödenir.

Bir para biriminin uluslararası alanda kullanımı, para biriminin ihraç edildiği alana göre tanımlanabilir. Herhangi bir para birimine ilişkin uluslararası faaliyet, para birimi alanında yerleşik olmayan kişilerin dâhil olduğu işlemler veya pozisyonlardan oluşur. Fransa’dan İspanya’ya verilen avro kredileri gibi, bir para birimi alanı içerisinde yerel para birimi üzerinden yürütülen işlemleri kapsamaz. Dolayısıyla uluslararası alan üç bölümden oluşur: yerleşik olmayanlar ile para birimi bölgesinde yerleşik olanlar arasındaki faaliyetler (hem içeri hem de dışarı doğru) ve para birimi alanında yerleşik olmayanlar arasındaki denizaşırı faaliyetler.

Neden bazı para birimleri uluslararası alanda yaygın olarak kullanılmaktadır? Literatürde belirtilen faktörler arasında (i) ihraç eden ülkenin küresel ticaret ve finanstaki ağırlığı; (ii) derin ve likit piyasalarda para birimi cinsinden güvenli varlıkların mevcudiyeti; (iii) sağlam maliye ve para politikalarına dayalı istikrar ve (iv) döviz kuru esnekliği ve sermaye akışlarına uyum sağlamak için dönüştürülebilir bir sermaye hesabı yer alır. Bu faktörlerden yüksek puan alan para birimleri, diğer varlıkların o para biriminde fiyatlandırılmasına temel oluşturan likit Devlet tahvili piyasalarına sahip olma eğilimindedir. Ticaret ve finansta bir para biriminin benimsenmesi ve kullanılmasındaki ağ etkileri daha sonra birbirini güçlendirme eğilimindedir.

Pek çok önemli para birimi bu koşulları karşılamakla birlikte İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde tek bir para birimi -ABD doları- hâkim durumdaydı. Avro, yen ve diğer para birimleri uluslararası bir rol oynarken, ABD doları tüm piyasalarda en üst sıralarda yer almaktadır. Dolar cinsinden ticari faturalandırma, finanse edilmesi gereken dolar borcuna yol açmaktadır. Dolar sermaye piyasalarının derinliği hem yatırımcıları hem de ihraççıları cezbeden yoğun piyasa dışsallıkları yaratmaktadır.

Offshore faaliyetlerine odaklanmak doların hâkimiyetini daha da keskin bir şekilde rahatlatmaktadır. Gösterilen her bir pazarda doların ve biri hariç diğer tüm pazarlarda avronun payı, ihraç eden ülkenin küresel gayrisafi yurtiçi hâsıla (GSYH) içindeki payını geride bırakır. Buna karşılık İngiliz sterlini, Japon yeni ve İsviçre frangının payları yalnızca bazı pazarlarda karşılık gelen GSYH paylarını aşmaktadır. Tamamen dönüştürülemeyen renminbinin kullanımı şu anda Çin’in küresel ekonomideki ağırlığının altında kalmaktadır.

2. Uluslararası bankacılık

Para birimi boyutu BIS bankacılık istatistiklerinin merkezinde yer alır. ABD doları mevduatı 1950’lerin sonlarında ABD dışındaki bankalarda birikmeye başlamış ve politika çerçevelerinin parasal büyüklüklerin kontrolüne odaklandığı bir dönemde bunların ABD para politikasının aktarımı üzerindeki etkisine ilişkin endişelere yol açmıştır. Bu, 1960’larda bankaların uluslararası alacaklarını (yurtiçi parasal büyüklüklerin tamamlayıcısı) takip etmek için BIS yerel bankacılık istatistiklerinin toplanmasına yol açmıştır. Yerel bankacılık istatistikleri, o zamandan bu yana ülkeler ve sektörler arasında uluslararası bankacılıkta temel para birimlerinin nasıl kullanıldığını kapsayacak şekilde genişletilmiştir.

Doların uluslararası bankacılıktaki büyük rolü göz önüne alındığında, bankaların uluslararası alacaklarındaki yükseliş-düşüş döngüsü büyük ölçüde dolar akımlarını yansıtmaktadır. Büyük Finans Krizinden (Great Financial Crisis) önceki otuz yılda, talepler yılda ortalama %10’dan (yüzde 10) fazla artmış, ancak kriz olayları etrafında önemli farklılıklar vardı. Dolar taleplerindeki değişkenlik bunun büyük kısmını oluşturmuştur. Alacak büyümesi büyük finans krizinden sonra çökmüş ve bankaların bilançolarını yeniden yapılandırması ve banka dışı finans kurumlarının uluslararası finansta zemin kazanmasıyla birlikte durgunlaşmıştır.

Doların bankaların yurt dışı alacakları içindeki payı 1980’lerin ortasında neredeyse %80’lere ulaşmış, sonrasında giderek zayıflamıştır. Yen ise, 1980’lerin sonlarında, Japon bankalarının yurt içi bankacılık patlamasının ortasında küresel ayak izlerini genişletmesiyle pay kazanmıştır. Benzer şekilde, Avrupa para birimleri cinsinden talepler, 1999’da avronun piyasaya sürülmesinden önce artmıştır. Avro cinsinden uluslararası talepler, para biriminin piyasaya sürülmesinden sonra hızla artmış ve avronun payı 2000’lerin ortalarında %25 civarına yükselmiştir. Daha sonra 2010-2012 dönemindeki Avro Bölgesi devlet borcu krizinin ardından geri çekilmiş ve dolara yeniden ivme kazandırmıştır.

ABD dolarının denizaşırı kullanımı uluslararası bankacılıktaki hâkimiyetini desteklemektedir. Geleneksel uluslararası bankacılık tipik olarak borç verenin ya da borçlunun yerel para birimi cinsinden sınır ötesi pozisyonlarını içeriyordu; örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir bankadan yurtdışındaki bir borçluya verilen dolar kredisi ya da Avrupa’daki bir bankadan Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir borçluya dolar kredisi. Ancak dolar için daha önemli olan offshore segmentidir, yani ABD sakinlerini içermeyen dolar pozisyonları. Offshore dolar talepleri 2018 yılında toplam dolar taleplerinin üçte ikisiyle zirveye ulaşmıştır. Yüksek dolar faiz oranlarının ABD menkul kıymetlerine yatırım çekmesi ve ABD’ye yönelik sınır ötesi ilgiyi artırmasıyla bu pay o zamandan beri gerilemiştir.

Karşılaştırıldığında avronun offshore kullanımı oldukça düşüktür. Avro Bölgesi sakinlerini ilgilendiren iç ve dış talepler uzun zamandır en büyük avro segmenti olmuştur ve bu durum esas olarak Londra’daki bankaların kıtadaki karşı taraflarla olan avro işlerini yansıtmaktadır. Offshore pozisyonu toplamın yalnızca dörtte birini oluşturmaktadır. Avro Bölgesi’ndeki bankalar tarafından tutulan sınır ötesi pozisyonlarda 2020 yılından bu yana yaşanan artış, kısmen türev pozisyonlarının brüt bazda revize edilmiş raporlamasını yansıtmaktadır.

Offshore yen talepleri hâlâ daha düşük ve toplam uluslararası yen talepleri içindeki payları büyük finans krizinden bu yana düşmüştür. Bu düşüş kısmen, Japon yeninin offshore kullanımında 2008’den bu yana yaşanan daralmayı yansıtmaktadır. Aynı zamanda, Japonya’daki bankaların sınır ötesi kredileri, büyük finans krizinden sonra bu bankaların yeni borç alanlar çekmesiyle genişlemiştir. Buna ek olarak, başka yerlerdeki bankalar Japonya’daki borçlulara yönelik alacaklarını artırmıştır. Bu kısmen, bankaların dolarları Japon yeni ile takas ettiği ve ardından yen gelirlerini bilançoda kayıtlı güvenli yen varlıklarına park ettiği (yani çapraz döviz bazlı ticaret) bilanço dışı döviz türev işlemlerini yansıtıyordu.

3. Döviz kredileri

Borçluların döviz finansmanını artırma konusunda uluslararası bankaların ötesinde seçenekleri bulunmaktadır. Uluslararası borçlanma senetleri (international debt securities), iç borçlanma senetlerinin aksine, borçlunun ikamet ettiği ülkenin yerel piyasası dışında ihraç edilmektedir. BIS küresel likidite göstergeleri, ilgili para birimlerinin dışında bulunan banka dışı borçlulara ABD doları, avro ve yen cinsinden verilen toplam krediyi (yani hem kredi hem de tahvil) izler. Bu istatistikler, borçluların kredi ve tahvil finansmanı karışımının borçlanma maliyetlerine ve uluslararası piyasa gelişmelerine nasıl tepki verdiğini ortaya koymaktadır. Nitekim büyük finans krizi sonrası dönemde tahvil piyasaları fon kaynağı olarak bankaları gölgede bırakmıştır.

Büyük finans krizinden önce döviz kredileri, çoğunlukla gelişmiş ekonomilerdeki dolar ve avro cinsinden krediler şeklinde olmak üzere hızlı bir şekilde genişlemişti. Bankaların kaldıraç oranlarına yönelik hafif düzenleme ve destekleyici para politikası, tahvillerin payının düşmesine neden olan bu genişlemeyi kolaylaştırmıştır.

Büyük finans krizi sonrasında genel döviz kredi büyümesi yavaşlamış ve borç alanlar tahvil piyasasından krediye yönelmiştir. Bu, bankaların büyük finans krizinden sonra kısıntıya gitmesi ve daha sıkı düzenlemeler ve Avro Bölgesi borç krizinin yarattığı baskı nedeniyle kısıtlanması nedeniyle gelmiştir. 2010 yılından sonra dolar kredilerindeki genişleme, gevşek ABD para politikası ve yatırımcılara getiri arayışına yönelik güçlü teşviklerin ortasında, esas olarak gelişmekte olan piyasa ekonomilerindeki ve finans merkezlerindeki borçlulara yönelikti.

Makro-finansal ortam yakın zamanda başka bir büyük değişime uğramıştır. 2021’den bu yana enflasyondaki küresel artış, dünya çapında hızlı bir parasal sıkılaştırmayı tetiklemiş ve bu da büyük finans krizi sonrası uzun vadeli düşük rejimi sona erdirmiştir. ABD’de faiz oranları diğer majör para birimlerine göre daha erken ve daha hızlı yükselmiş ve dolar yeni zirvelere ulaşmıştır. Avro da Avrupa Merkez Bankası’nın sıkılaştırma sürecine girmesiyle değer kazanmıştır. Buna karşın, Japonya Merkez Bankası’nın parasal genişlemeye yönelik kararlılığı ve uzun süreli değer kaybı, Japon yenini tercih edilen fonlama para birimi haline getirmiştir.

Döviz kredilerindeki büyüme bu politika ve döviz kuru değişikliklerine yanıt vererek, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki borçluları küresel faktörlere maruz bırakmıştır. 2016 yılından bu yana, Amerika Birleşik Devletleri dışındaki borçlulara verilen dolar kredisi, federal fon oranı 1 puan arttığında 0,8 puan (ppt), geniş dolar endeksi %1 değerlendiğinde 0,5 puan (ppt) yavaşlama eğilimindeydi. Bu ortak hareketler, gelişmekte olan piyasa ekonomilerine verilen kredilerin daha duyarlı hale gelmesiyle 2021 yılının sonundan bu yana güçlenmiştir. Doların gücü, döviz kurlarının finansal kanalı yoluyla dolar borçlularına zarar verebilir.

4. Döviz piyasaları

Dolar borçlanmanın en büyük piyasası döviz türev piyasasıdır. Ağırlıklı olarak döviz swapları, kaldıraçlı swaplar ve doğrudan vadeli işlemlerden oluşan döviz türev ürünleri, 2023 yılı sonunda 100 trilyon doları aşmıştır. Bu, kabaca 2023 yılındaki küresel GSYH’ye (ki, 105 trilyon dolardır) denkti ve küresel ticaretin dört katıydı (24 trilyon dolar). Yeni anlaşmaların kaybı 2022’de günde 5 trilyon doları aşmıştır. Dolar, tercih edilen araç para birimidir; tüm döviz türev işlemlerinin %90’ının bir tarafında yer alır.

Döviz türev ürünlerinde doların hâkimiyeti, doların uluslararası ticaretteki rolü ve küresel sermaye piyasalarında ana fonlama para birimi olmasıyla ilişkilidir. Varlık portföylerini yöneten finansal firmalar ve uluslararası ticaret ile uğraşan birçok finansal olmayan şirket, dolar portföylerindeki ve ticari alacaklarındaki döviz kuru riskinden korunmak için döviz türev ürünleri yoluyla dolar borçlanmasına yönelik yapısal bir talebe sahiptir. 2023 yılı sonu itibarıyla satımcıların müşteriler nezdindeki mevcut 56 trilyon dolarlık pozisyonunun büyük kısmı, esas olarak emeklilik fonları ve sigorta şirketleri gibi banka dışı finansal kuruluşlar olmak üzere diğer finans şirketlerindeydi.

Doların döviz piyasalarındaki rakipsiz hâkimiyeti, belirli para birimlerine karşı işlem yapma biçiminde açıkça görülmektedir. Dolar ilk dokuz döviz çiftinin bir tarafında yer alırken, dolar/avro işlemleri tek başına küresel cironun %23’ünü oluşturmaktadır. Özellikle Avro Bölgesi’ne sınırı olan ülkelerin para birimleri ile yapılan işlemlerde dahi doların baskın olduğu görülmektedir. Bu para birimleri spot piyasada büyük ölçüde avro karşısında işlem görmektedir ve dolayısıyla dolar payları küresel ortalamanın altındadır. Öyle olsa bile, gösterilen her bir para birimi için, döviz swapları/vadeli ticaretteki doların payı yarıdan fazla ve spot piyasadan daha yüksektir.

5. Para birimlerinin uluslararası kullanımının etkileri

Para birimi kompozisyonu, döviz kurları, bilanço değerlemeleri ve ülkelerin dış pozisyonlarındaki kırılganlıklar arasındaki etkileşimi şekillendirmektedir. Bazı çıkarımlar doğası gereği makroekonomiktir. Örneğin, ticaret dolar üzerinden faturalandırıldığında, enflasyona geçişkenliği belirleyen diğer ticaret ortaklarındaki döviz kuru yerine dolar döviz kurudur. Ticari faturalandırma uygulamaları aynı zamanda resmi rezervlerin kompozisyonunu da şekillendirmektedir. Diğer etkiler doğası gereği finansaldır; örneğin, önemli para birimlerindeki döviz borcunun borçluları ve alacaklıları büyük ekonomilerdeki politikalara ve döviz kurlarına maruz bırakması gibi.

6. Gelişmekte olan piyasaların döviz borcu

Döviz kuru hareketleri, ödenmemiş tutarlar üzerinde büyük değerleme etkileri yaratarak ülkelerin dış pozisyonlarını etkilemektedir. Bu nedenle, ülkelerin dış pozisyonlarındaki hareketleri değerlendirmek için para birimi dökümü çok önemlidir. Çoğu ülke için dış varlık ve yükümlülüklerin para birimi kompozisyonu farklılık göstermektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri döviz varlıklarını elinde bulundurmakta ancak çoğunlukla dolar cinsinden borçlanmakta; böylece para birimi değer kaybettikçe net dış pozisyonu iyileşmektedir. Net dolar kredisi veren ülkeler ise doların zayıflamasıyla dış pozisyonlarının kötüleştiğini görmektedirler. Örneğin kriz anlarında güvenliğe kaçış nedeniyle doların güçlenmesi, bu değerleme etkilerini tersine çevirerek net dolar borçlularına zarar verir.

Yurt dışından önemli para birimleriyle borç alan ülkeler kur riskine, yani döviz kuru hareketleriyle ilişkili riske en fazla maruz kalan ülkelerdir. Yabancı para cinsinden borçlanmanın maliyeti yalnızca para birimini çıkaran ülkenin belirlediği faiz oranlarına değil, aynı zamanda döviz kurlarına da bağlıdır: Borç alanlar, para birimlerinin fon sağlayan para birimine karşı değer kaybetmesi riski ile karşı karşıya kalır. Doların önemi göz önüne alındığında, daha güçlü bir dolar borç yükünü artırma eğilimindedir. Doların güçlendiği dönemlerde birçok gelişmekte olan piyasa ekonomisinde kriz yaşanmıştır.

Döviz borcunun daimi kırılganlığı onyıllar içinde değişmiştir. 1980’lerde hükümetlere verilen dolar kredileri Latin Amerika borç krizini alevlendirmiştir. Döviz borcuna bağımlılık da benzer şekilde 1990’lardaki krizlerin merkezinde yer alıyordu ve kurumsal borçlanma daha büyük bir rol oynuyordu. Asya finans krizinden önce döviz borcu Tayland, Endonezya ve Filipinler’de GSYH’nin yaklaşık %50’sini oluşturuyordu. Asya’daki bazı gelişmekte olan piyasa ekonomileri, 1980’lerde Latin Amerika’da olduğu gibi, bankalardan büyük tutarlarda borç almışlardır. Büyük finans krizinde bankaların kendi döviz fonlama ihtiyaçları merkezde yer almıştır. Büyük finans krizinden sonra gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde banka dışı bankalar döviz ihtiyaçlarını artan oranda tahvil piyasalarından karşılamaktadır.

1990’lı yıllardan bu yana birçok ülke döviz finansmanına bağımlılığını azaltmak için çaba sarf etmektedir. Özellikle büyük gelişmekte olan ülkelerdeki egemenler, yabancı yatırımcıları kendi yerel tahvil piyasalarına çekerek giderek artan oranda kendi para birimleri cinsinden borçlanmaktadır. Diğer sektörler döviz borcuna bağımlı olmaya devam etmektedir. Bu bağımlılığın veya “ilk günah”ın (original sin) üstesinden gelmek kısmen sağlam politikalara, daha derin iç pazarlara ve gelişmekte olan ülkelerdeki güçlü kurum ve temellere bağlıdır. Ancak ilerleme, küresel faktörlerin yanı sıra, korunmanın maliyetli olduğu para birimlerine maruz kalmaktan kaçınmak için varlıkları dolar cinsinden veya kendi para birimlerinde tutmayı tercih eden borç verenler tarafından sekteye uğramıştır. Gerçekte, “yurt içi önyargı” (home bias) sıklıkla “yerel para birimi önyargısını” (home currency bias) yansıtmaktadır.

7. Uluslararası bankacılıkta döviz fonlaması

Küresel bankalar, döviz varlıklarını döviz yükümlülükleri ile fonlayarak veya döviz türev ürünleri marifetiyle kur riskini yönetmektedir. Her iki durumda da bankalar, geri ödenmesi veya yeni sözleşmelere devredilmesi gereken döviz ödeme yükümlülüklerine tabidir. Yerel bankacılık istatistikleri, bankaların bilanço içi yabancı para varlıklarını ve yükümlülüklerini küresel düzeyde izlemek için para birimine, banka uyruğuna ve rezervasyon yerine göre gerekli bazı dökümlere sahiptir. Bankaların döviz ihtiyaçları milliyet perspektifinden, yani operasyonlarının merkez ülkeye göre gruplandırılmasıyla değerlendirilebilir.

ABD dışı bankaların dolar pozisyonları buna bir örnektir. Bilanço içi dolar yükümlülükleri büyük finans krizi öncesinde artış göstermiş ve daha sonra 2008 zirvesinin altında 2016 yılına kadar yatay seyretmiştir. Bu esas olarak Avrupa bankalarının küresel çaptaki tasarruflarını yansıtıyordu; 2007 yılı sonunda toplamın kabaca üçte ikisini oluşturuyorlardı, ancak 2023 sonu itibarıyla yarıdan azını oluşturuyorlardı. Büyük finans krizinden bu yana ABD dışı bankaların dolar yükümlülüklerindeki artış, esas olarak Kanada, Japonya ve gelişmekte olan piyasa ekonomilerindeki bankalar tarafından yönlendirilmiştir. 2023 yılı sonu itibarıyla ABD dışındaki bankaların toplam dolar yükümlülükleri 21 trilyon dolara ulaşmıştır. Döviz swapları yoluyla bilanço dışı dolar yükümlülüklerinin bunun kabaca iki katı olduğu tahmin edilmektedir.

ABD dışı bankalar dolar sağlamak ve iç piyasaları kullanarak ihtiyaç duyulan yerlere aktarmak için dünya çapındaki ofislerini kullanmaktadırlar. Dolar cinsinden yükümlülüklerinin dörtte birinden biraz azı, dolar fonlama piyasalarının derin olduğu ve bankaların ABD Merkez Bankası’nın imkânlarına erişebildiği ABD’deki iştiraklerinde rezerve edilmektedir. Diğer dörtte üçü veya 16 trilyon dolar, dolar likiditesine doğrudan erişimin daha sınırlı olduğu ABD dışındaki ofislerin bilançolarında kayıtlıdır.

Ticari senetler, repolar ve döviz swapları gibi kısa vadeli finansman piyasaları, büyük finans krizi sırasında ve yine Mart 2020’de olduğu gibi sıkışıklıklara maruz kalmaktadır. ABD doları bir yabancı para birimi olduğundan, bu olaylar ABD dışındaki bankalar için özellikle şiddetliydi. Bu tür bankalar, eğer borçlanabiliyorlarsa, kısa vadeli dolar fonlarını yenilemek için prim ödemek zorundaydılar. Piyasanın işleyişini yeniden sağlamak için merkez bankası takas hatları şeklindeki olağanüstü politika önlemlerine ihtiyaç vardı. Bunlar, Federal Rezerv’in, dolara ihtiyacı olan borçlulara ödünç verilmek üzere seçilmiş merkez bankalarına (para birimleri mukabilinde) dolar sağlamasına olanak sağlamıştır. Bu çerçeve, ABD dışında rezerve edilen yaklaşık 11 trilyon dolarlık dolar yükümlülüğüne karşılık gelen bankalara dolar erişimi sağlamıştır.

Sonuç

Uluslararası finansta birkaç önemli para biriminin kullanımı, ihraççı ülkenin küresel ekonomik faaliyetteki payının çok üzerindedir. ABD doları çoğu uluslararası finans piyasasında hem mutlak hem de göreceli olarak hâkim konumdadır. Bu esas olarak offshore kullanımından, yani Amerika Birleşik Devletleri dışındaki tarafların dâhil olduğu işlemlerde kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Avro, yen ve sterlin gibi diğer önemli para birimlerinin uluslararası etkileri daha küçüktür.

Para birimi sermaye akışlarını şekillendirdiğinden, kilit para alanlarında alınan politika kararları dünyanın geri kalanına yayılmaktadır. Bunun gelişmekte olan piyasalardaki döviz borcunun sürdürülebilirliği, önemli para birimlerindeki küresel fonlama piyasalarının istikrarı ve bilanço dışı döviz ödeme yükümlülüklerinin oluşması üzerinde etkileri vardır. Bunlar, merkez bankasının önemli para birimlerindeki likidite olanaklarına doğrudan erişimi olmayan bölgelerde yabancı para likiditesinin sağlanması ile ilgili politika zorlukları ortaya çıkarmaktadır.

Bu zorlukların tanımlanması ve ele alınması, hem bilanço içi hem de bilanço dışı pozisyonları kapsayan para birimi boyutuna sahip küresel verileri gerektirmektedir. BIS istatistikleri, uluslararası finansın bazı alanlarında, özellikle de küresel bankaların döviz pozisyonları için iyi bir kapsam sağlamaktadır. Ancak, özellikle bilanço dışı ödeme yükümlülüklerinin coğrafyası ve para birimi cinsinden durumu ve banka dışı finans kuruluşlarının uluslararası alandaki rolü başta olmak üzere önemli veri boşlukları varlığını sürdürmektedir. BIS, bu veri açıklarını kapatmak için merkez bankaları ve diğer yetkililer ile beraber çalışmaktadır.

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bin 500’e yakın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.