Vergi Hukuku “Sürdürülebilirlik” ile Buluşuyor*

‘Sürdürülebilirlik’ (sustainability), son yıllarda toplumların potansiyel olarak geri döndürülemez çevresel, ekonomik ve kurumsal yönetişim çöküşünün (environmental, economic, and governance collapse) eşiğinde olduğunun farkına varılmasıyla küresel bir zorunluluk haline geldi. Hukukun, toplulukları ve gezegeni etkileyen ticari faaliyetleri şekillendirmedeki merkezi rolü göz önüne alındığında, çeşitli yasal çerçevelerin daha sürdürülebilir bir iş ortamını geliştirmeye nasıl katkıda bulunabileceği sorusunu (question of how various legal frameworks could contribute to fostering a more sustainable business environment[1]) analiz etmek çok önemlidir. Bu yazıda, kurumlar vergisi ve sürdürülebilirlik arasındaki ilişki etik ve ekonomi teorisi perspektifinden ele alınıyor.

1. Vergi Lobiciliği için Ahlaki Standartlar (Moral Standards for Tax Lobbying)

Politika yapıcılara değerli veriler, nitelikli/özellikli bilgi ve ilgili uzmanlık sağladığından kurumsal lobiciliğin demokrasi için birçok faydası vardır. Ancak bir firmanın veya firmalar grubunun vergi yükünü orantısız bir şekilde azaltmak için agresif lobicilik, birkaç nedenden dolayı sürdürülemez. Vergi avantajları, hükümetlerin kamu hizmetlerini finanse etme ve sürdürülebilir politikalara yatırım yapma yeteneklerini etkileyerek gelirlerini önemli ölçüde azaltabilir. Dahası, aşırı şirket gücü demokratik süreci baltalar. Parlamento’daki tartışmalar, kamu çıkarlarını korumak amacıyla, vergi tasarımının sadece güçlü ve etkili vergi mükelleflerinin çıkarlarını değil, herkesin çıkarlarını dikkate almasını sağlamalıdır. ‘Immanuel Kant’ın ahlak teorisine dayanarak, sorumlu kurumlar vergisi lobiciliğine rehberlik etmek için üç standart türetmek mümkündür.

Birincisi, Kant’ın ‘İnsanlık/İnsaniyet İlkesi’ne (Humanity Principle) dayalı olarak, şirketler ve liderlerinin lobicilik faaliyetleri konusunda şeffaf olmak gibi ahlaki bir görevi vardır. Bunun nedeni, ilkenin insanlara asla araç olarak değil, kendi içlerinde amaç olarak davranılması gerektiğini belirlemesidir. Menfaat sahipleri için (örneğin müstakbel çalışanlar), lobicilik pozisyonları ile ilgili bilgilerin mevcudiyeti, şirketle profesyonel bir ilişki kurmanın kişisel amaçları ve yaşam hedefleriyle uyumlu olup olmadığını değerlendirmelerine olanak tanır. Örneğin, gizli vergi kararları için kulis yapan bir şirkette çalışmak, çalışanın herkes için daha iyi bir dünyaya katkıda bulunma şeklindeki kişisel yaşam hedefiyle örtüşür mu? Bir kişi ile profesyonel bir ilişkiye girerken şirket gizliden gizliye pozisyonlara girerse, o kişinin yaşamdaki hedefleri göz ardı edilebilir.

İkincisi, Kant’ın ‘Evrensellik/Beynelmilellik İlkesi’ne (Universality Principle) dayalı olarak, şirketler ve liderleri, paydaşlarının çıkarlarını ve konumlarını dikkate almak için onlarla diyaloga girmek gibi ahlaki bir göreve sahiptir. Bunun nedeni, ilkenin, lobicilik pozisyonlarının rasyonalitesinin, evrensel bir yasa olma potansiyellerine göre değerlendirilmesi gerektiğini ima etmesidir. Bu anlamda bir toplumun hukuk ve ekonomik sisteminden yararlanırken vergi vermemesi (ya da çok az vermesi) evrensel bir hukuk olarak tasavvur edilemez. Evrensel bir vergi muafiyetinden kaynaklanan devlet geliri eksikliği, devletin işleyişini ve hatta varlığını tehlikeye atmaktadır. Bir vergi pozisyonunun evrensel olarak haklı olup olmadığını değerlendirmek için bir şirket, paydaşlar ve halkla bir diyalog kurmalıdır. Örneğin, yeniliği teşvik etmek için vergi avantajlarının geniş çapta kabul görmesi muhtemeldir, ancak Kant, iktidardakilerin herkesi etkileyen politikaları doğru bir şekilde değerlendirebilmesini sağlayarak vatandaşların endişelerini ve itirazlarını her zaman kamu önünde ifade edebilmeleri gerektiğini vurgulamıştır. Şirketler için, paydaşlarla diyalog, riskleri ve etkileri daha iyi yönetmelerini de sağlayabilir.

Son olarak Kant, şeffaflık ve diyaloğun kamu çıkarlarını korumak için yeterli olmayabileceğini kabul etmiştir. İktidardakiler, aslında kendi çıkarlarını gözettikleri ve çoğunlukla kendilerine fayda sağlayan yasal rejimler talep ettikleri halde, kamu yararı adına hareket ettiklerini alenen beyan ederek motivasyonları konusunda ikiyüzlü olabilirler. Bu sorunun çözümü ise “kanıta dayalı lobicilik” (evidence-based lobbying) kavramından geçiyor. Kurumlar vergisi lobiciliğinin ahlakını iyileştirmek için şirketler, vergi lobiciliği pozisyonlarının kamuya açıklanan amaçlarına ulaşmada gerçekten etkili olduğuna dair kanıt sağlamalıdır. Örneğin şirketler, “patentler” (patent boxes) için lobi yaparken, talep edilen vergi teşvikinin inovasyonu etkili bir şekilde artıracağına dair bilimsel kanıtlar sunmalıdır.

Sürdürülebilir vergilendirmenin bir başka önemli yönü, kurumlar vergisi lobiciliğinin ötesine geçerek, aşağıda tartışıldığı gibi, negatif dışsallıkların kontrolü ile ilgilidir.

2. Olumsuz Dışsallıkların Uygun Vergilendirilmesi (Proper Taxation of Negative Externalities)

1930’ların klasiği olan ve Arthur Cecil Pigou tarafından yazılan ‘The Economics of Welfare’[2] isimli makaleden beri, vergilendirmenin, komuta ve kontrol düzenlemesine veya suç saymaya bir alternatif olarak, olumsuz dışsallıkları kontrol etmek için uygun ve etkili bir araç olduğu yaygın olarak kabul edilmektedir. Geleneksel olarak, sürdürülemez davranışlara karşı koymayı amaçlayan vergi reformu, perakende fiyatlarını artırarak sosyal ve çevresel olarak zararlı olduğu düşünülen mal ve hizmetlere yönelik tüketici talebini azaltmaya odaklanmıştır. Bu konudaki birincil strateji, özel dolaylı (tüketime dayalı) vergilendirme biçimlerini, özellikle tüketim vergilerini ve plastik, pil, atık, enerji ve ulaşım gibi eşyaya uygulanan diğer hedefli çevresel vergileri benimsemek olmuştur. Daha yakın zamanlarda, birçok hükümet iklim krizini ele almak için bir karbon vergisi getirmeyi düşünmektedir.

Bununla birlikte, bu tür vergiler her türlü sürdürülemez kurumsal uygulamalarla ilişkili yüksek karlılığı ortadan kaldırmadığı ölçüde, işletmeler maliyetlerinin bir kısmını farklı ülkelerde ve hatta gelecek nesiller de dâhil olmak üzere kamuya aktarmaya devam etmeye teşvik edilir. Üretim ve dağıtım süreçlerinde yer alan mevcut ve gelecekteki maliyetlerin tamamından kaçınarak, kirletenler kâr marjlarını artırır ve tanımı gereği, sermayenin, emeğin ve girişimciliğin rekabetçi ve adil ekonomik koşullar altında verimli uygulanmasından kaynaklanan normal kârdan farklı kazançları etkili bir şekilde biçerler.

Sürdürülebilir bir şekilde üretilmesi 100,00 Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dolarına mal olacak bir ürün düşünün, ancak üretici, birim başına 20,00 ABD doları tasarruf etmek için atıklarını yerel toplulukların üzerine boşaltmaya veya işçilerine eksik ödeme yapmaya karar verir ve bu ürünler daha sonra 130,00 ABD doları nihai fiyattan satılır. Şirketin gelir tablolarında bildirdikleri ne olursa olsun, her satıştan elde edilen gerçek kâr 30,00 ABD dolarıdır çünkü bu, ilgili faaliyetin gerçek maliyeti düşüldükten sonra kalan tutardır. Buna karşılık, fazladan kazanca dönüşen 20,00 dolarlık dışsallaştırılmış tasarruf, onu ele geçiren özel aktöre değil, toplumun geneline ait olan beklenmedik bir kazanç olarak nitelendirilmelidir. Diğer herkesten kazanılmamış bir kazanç olarak, beklenmedik kazanç vergilendirilebilir ve dışsallığı düzeltmek, mağdurları tazmin etmek ve yeşil geçişi desteklemek için gelirler şeklinde halka iade edilebilir.

3. Sonuç

Vergi hukuku profesörleri ve araştırmacıları olarak, ikimiz de vergilendirmenin daha iyi toplumlar oluşturmaya ve insan gelişimini desteklemeye nasıl yardımcı olabileceğini anlamakla ilgileniyoruz. Bu ilgi yayınlarımıza olduğu kadar öğretimimize de yansımaktadır. Yukarıdaki iki bakış açısını öğrenciler ve genç profesyonellerle tartışırken, gündeme getirdiğimiz sorunların çalışanlar ve tüketiciler olarak kişisel kararlarını etkileyip etkilemediğini özellikle merak ettik. Örneğin, müstakbel işverenlerinin daha düşük vergiler için lobicilik yapıp yapmadıklarını veya çevre için olumsuz etkiler yaratıp yaratmadıklarını umursayıp umursadıklarını sorduğumuzda, oybirliğiyle alınan yanıt olumluydu. Sorumlu şirket davranışı ile ilgili bu paylaşım, sürdürülebilirliğin geleceği için iyiye işarettir ve konunun vergi hukukuyla ilgisine olan inancımızı pekiştirir.

[1] < https://www.uantwerpen.be/en/research-groups/business-and-law/news-and-events/events/lecture-2023/ >

[2] Bu efsane çalışma (The Economics of Welfare) için bkz. < https://oll.libertyfund.org/title/pigou-the-economics-of-welfare >

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.