Yükselen Enflasyon ile Ekonomik Büyüme Arasındaki Bağlantıyı Keşfetmede Bankacılık Sektörünün Rolü*

“Ağaç nasılsa meyvesi de ona göredir.”

Hırvat Atasözü

Yükselen enflasyon ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki[1], makroekonomide öteden beri devam eden bir tartışma konusudur. Klasik “paranın tarafsızlığı” görüşüne göre, enflasyondaki artışların reel gayri safi yurtiçi hâsıla (GSYİH) üzerinde çok az etkisi vardır, çünkü enflasyon hem fiyatları hem de ücretleri benzer şekilde artırır ve yalnızca ölçü birimlerini değiştirir. Bununla ilgili bir bakış açısı, artan enflasyonun, durgun ekonomik büyümenin nedeni olmadığı, daha ziyade arz yönlü aksamalar veya mali dengesizlikler gibi büyümeyi baskılayan altta yatan ekonomik sorunların bir belirtisi olduğudur. Alternatif olarak, Yeni Keynesyen teoriler gibi bazı makroekonomik teoriler, yükselen enflasyonun en azından belirli koşullar altında kısa vadede reel gayri safi yurtiçi hâsılayı artırabileceğini varsaymaktadır. Bu tür teoriler, aynı anda yüksek enflasyon ve yavaş ekonomik büyüme anlamına gelen “stagflasyon”u açıklamakta zorlanırlar.

‘Journal of Financial Economics’te yakında çıkacak olan “Enflasyon ve Aracısızlaştırma” (Agarwal ve Baron 2023[2]) başlıklı makalede, yükselen enflasyonun gayri safi yurtiçi hâsılayı nasıl düşürebileceğine dair yeni bir bakış açısı sunuluyor. Araştırma, yükselen enflasyonun bankacılık sektörü kayıplarına yol açarak bankaları borç vermeyi azaltmaya sevk ettiği ve nihayetinde ekonomik aktiviteyi etkilediği fikrini araştırıyor.

Aktif-Pasif Uyuşmazlığının Rolü

Bu çalışma, bankacılık sektöründeki önemli bir sürtüşmeye odaklanıyor: enflasyona karşı aktif-pasif uyumsuzluğu (asset-liability mismatch). Yükselen enflasyonun varlığında, aktif-pasif uyumsuzluğu bankaların özkaynaklarını ve net faiz gelirlerini (marjlarını) aşındırarak hanehalkı ve firmalara verilen kredilerde daralmaya yol açabilir. Makale, her bankanın artan enflasyona karşı aktif-pasif uyumsuzluğunun bir ölçüsünü tasarlıyor. Çalışmadaki ölçüm sadece bir faiz oranı duyarlılığı ölçümü değildir. Daha sıkı para politikası veya daha yüksek politika faiz oranlarının yokluğunda bile, bankaların bilançoları ve nakit akışları, yüksek enflasyon beklentilerinden etkilenmeye devam ediyor ve bu da nominal kredi faiz oranlarının, mevduat faiz oranlarının ve uzun vadeli tahvil getirilerinin piyasada yeniden fiyatlanmasına yol açıyor.

İlk Kanıt

Yazarların artan enflasyonun banka kredileri üzerindeki daraltıcı etkilerine ilişkin hipotezlerini destekleyen iki ilk bulgu ortaya çıkarıldı. İlk olarak, 1870’den bu yana 47 gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiyi kapsayan ülke düzeyinde bir veri seti analiz edilerek, enflasyondaki artışların bir ülkenin toplam banka kredisi-GSYİH oranındaki gelecekteki kısa vadeli düşüşler ile ilişkili olduğu bulundu. İkinci olarak, tarihsel ve uluslararası enflasyon olaylarını bireysel banka düzeyindeki verilerle incelenerek (Almanya’nın 1920’lerdeki hiper enflasyonu ve son on yıllarda gelişen ekonomilerdeki olaylar dâhil), banka düzeyindeki enflasyona maruz kalma ölçütü ile ölçüldüğü üzere, kredi daralmasının öncelikle enflasyona en çok maruz kalan bankalar arasında meydana geldiği gözlemleniyor.

Nedensellik Kurmak

Yükselen enflasyon ile bankacılık sektörünün borç verme kabiliyetindeki bozulma arasında nedensel bir ilişki kurmak için, 1977 yılının başlarında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki doğal bir deney analiz ediliyor. Enflasyon oranı bir defaya mahsus %5’ten %7’ye yükselmiş ve sonra sonraki yıl boyunca sabit kalmıştır (1978’in ortalarından başlayarak çok daha hızlı bir şekilde tekrar artmadan önce). Bu doğal deneyde, 1970’lerde devlet tarafından kiralanan ve eyalet düzenleyicilerinin zorunlu karşılık yükümlülüklerine bağlı olan Federal Reserve üyesi olmayan bankalar için rezerv yükümlülüklerinde eyaletler arasındaki “rastgele” farklılıklar kullanılmaktadır. Zorunlu karşılıklar, öncelikle faiz getirmeyen nakdi vadesiz mevduata asgari bir oranda zorunlu kıldığından, söz konusu çalışmada daha yüksek zorunlu karşılıkların üye olmayan bankaların enflasyona maruz kalma oranını önemli ölçüde artırdığı gösteriliyor, çünkü faiz getirmeyen nakdin gerçek değeri enflasyon beklenmedik bir şekilde aşındığında yükselir. Üye olmayan bankaların eyaletlere göre farklı rezerv yükümlülükleri olduğundan, bu da enflasyona maruz kalmada farklılıklara yol açmaktadır. Buna karşılık, üye bankaların tüm eyaletlerde tek tip zorunlu karşılık yükümlülükleri vardır (ulusal düzeyde Federal Rezerv tarafından belirlenir) ve bu nedenle, üye bankaların eyaletler arasında enflasyon riskine maruz kalmalarında sistematik farklılıklar görmenin beklenmediği için bir kontrol grubu görevi görür.

Bu doğal deney iki aşamalı bir araç değişkenler çerçevesi kullanılarak şu şekilde analiz ediliyor. İlk aşamada, eyalet düzeyinde daha yüksek zorunlu karşılıklara sahip üye olmayan bankaların, banka düzeyinde enflasyon aktif-pasif uyumsuzluğu ölçümü ile ölçüldüğü üzere, daha yüksek enflasyon riskine sahip oldukları gösteriliyor. Buna karşın, üye bankalar (kontrol grubu) için enflasyona maruz kalma üzerinde herhangi bir etki görülmüyor. Ardından, bu analizin ikinci aşamasında, enflasyona maruz kalma oranı en yüksek bankaların enflasyon artışından sonra kredilerini en çok azaltan banka olduğu görülüyor. Genel Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kredi büyümesinin, 1977’deki %19’luk ortalama kredi büyümesine kıyasla, yüksek enflasyon nedeniyle %3,2 azaldığı tahmin ediliyor.

Daha Geniş Ekonomi İçin Çıkarımlar

Enflasyon riski yüksek olan bankaların öncelikli olarak konut ipotek kredilerini azalttığı ve bunun da etkilenen eyaletlerdeki konut fiyat artışını ve inşaat istihdamını etkilediği bulundu. Bu etkiler diğer istihdam sektörlerinde görülmemektedir. Bu bulgular, bankacılık kanallarının inşaat istihdamı ve konut üzerinde güçlü etkilere sahip olma eğiliminde olduğunu gösteren geniş bir literatürle tutarlı olarak, enflasyonun tetiklediği kredi arzı daralmasının öncelikle konut sektörünü etkilediğini göstermektedir.

Sonuç

Sonuç olarak, mezkûr araştırma enflasyondaki beklenmedik artışların bankacılık sektörünü daraltıcı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Enflasyona maruz kalan bankalar buna kredi vermeyi azaltarak yanıt verir ve bu da konut fiyatlarını ve inşaat istihdamını etkiler. Daha genel olarak, bu sonuçlar, özellikle enflasyondaki önemli ve beklenmedik artışların ardından, yükselen enflasyonun neden finansal istikrarsızlığa yol açabileceğini göstermektedir. Buna ek olarak, tarihsel ve uluslararası enflasyon dönemlerine ilişkin bu analiz, dünya çapında enflasyonun sonuçlarını anlamada bankacılık kanallarının önemini pekiştiriyor. Araştırma, enflasyon ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiye ışık tutarak, enflasyonun makroekonomik yansımalarının ve bankacılık sektörü üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır.

[1] Bu konuyla dolaylı bağlantılı bir konuda bkz. “Yavuz Akbulak, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak, Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması-Övgüye Değer Ödülü; Beta Yayınevi, 2004)”.

[2] Bu çalışma için bkz. “Isha Agarwal (University of British Columbia), Matthew Baron (Cornell University-Samuel Curtis Johnson Graduate School of Management), Inflation and Disintermediation, SSRN, 18 March 2023, < https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3399553 >”

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.