ABD Merkez Bankası Guvernörü Christopher J. Waller’in La Jolla/Kaliforniya’da Düzenlenen “Dijital Para, Merkezi Olmayan Finans ve Kripto Bulmacası” Başlıklı Küresel Karşılıklı Bağımlılık Merkezi Konferansı’nda Yaptığı “Kripto Ekosistemi Üzerine Düşünceler” Konulu Konuşma*

Konferans organizatörlerine beni bugün katılmaya davet ettikleri için teşekkür ederim. Küresel Karşılıklı Bağımlılık Merkezi konferansına geri dönmek harika. Kriptodaki son olaylar göz önüne alındığında, kesinlikle dijital varlıklar ile ilgili bir tartışma günü yapmanın tam zamanıdır. [1]

Kripto ekosisteminin çeşitli bölümlerine değinecek olan bugünkü konuşmalara dalmadan önce, hepimizin aynı şeylerden bahsettiğimizden emin olmak için bazı kavramları net bir şekilde tanımlamak istiyorum. Kripto ekosisteminin üç bölümden oluştuğunu düşünüyorum:

  • Genellikle alım satımı yapılan kriptografik teknikler kullanılarak uygulanan herhangi bir dijital varlığa atıfta bulunan bir kripto varlığı;
  • Hem izinli hem de izinsiz dağıtık defter teknolojilerini içeren, genellikle blok zinciri olarak adlandırılan, alım satımları kaydetmek için kullanılan bir veritabanı yönetim protokolü ve
  • Kripto varlıkların alım satımını doğrudan kolaylaştıran teknoloji; buna, bir veri gizliliği biçimi olarak akıllı sözleşmeler ve tokenizasyon dahildir.

Son iki bölüm, kripto varlıkların ticaretini kolaylaştırabilir, ancak aynı zamanda çok daha geniş uygulamalara sahiptir.

İlk olarak, dağıtık defter teknolojisini (distributed ledger technology) ele alalım. Teknoloji, veri tabanına kimin yazabileceği ve veri tabanını kimin okuyabileceği ile ilgili çeşitli izinlere sahip bir veri tabanı yönetim protokolüdür. Bu teknoloji, kripto varlıkların yaratılması için temel olmasına rağmen, bu teknolojide onu yalnızca kripto ekosisteminde kullanılmasını kısıtlayan hiçbir şey yoktur. Aslında, dağıtık defter teknolojisi, çok çeşitli veri yönetimi sorunlarını potansiyel olarak ele almak için araştırılmaktadır.

Ardından, kripto varlıklar ile ilgili çeşitli teknolojiler vardır. Biri, eşler arası ticarette akıllı sözleşmelerin kullanılmasıdır. Akıllı sözleşmeler, kripto olmayan varlıklarda belirli işlemlerin yürütülmesini otomatikleştirmek için merkezi bir veri yönetimi protokolüyle birlikte de kullanılabilir. Örneğin, zamanla menkul kıymet işlemlerinin tasfiyesini ve mutabakatını hızlandırmak için kullanılabilirler. Gelişmekte olan bir başka teknoloji de tokenizasyondur. Herhangi bir varlık alım satımında, alım satımı gerçekleştirmek için ne kadar kişisel bilgi verilmesine gerektiğine ilişkin sorunlar vardır. Örneğin, kara para aklamayı teşvik edebilecek anonim alım satım (işlem/ticaret) olasılığına karşı korunmak için bazı kişisel bilgilere ihtiyaç bulunmaktadır. Tokenizasyon, kişisel bilgilerin güvenli bir şekilde saklanması için veri kasalarıyla birleştirildiğinde, kişinin kimliğinin kar amaçlı istismar edilmesini önleyecek şekilde nesnelerin ticaretinde kullanılabilir. Bu teknolojik gelişmeler henüz emekleme aşamasındayken, kripto ekosisteminin ötesinde, diğer endüstrilerde önemli üretkenlik artışlarına yol açabilecek potansiyel uygulamalara sahipler.

Bu bizi kripto varlıkların kendisiyle baş başa bırakır. Soru şu ki, biri neden böyle bir varlığa sahip olsun? Böyle bir varlığın değer arzı nedir? Bunun cevabı yeni veya benzersiz değildir, daha çok nesnelerin değer kazanmasıyla sonuçlanan ekonomik ilişkilere dayanır. Nesnelerin değerli olmasının bir nedeni, içsel özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Örneğin, mısırın değeri kısmen yiyecek veya yakacak olarak veya bazı durumlarda Şükran Günü’nün baş süsü (Thanksgiving centerpieces) olarak kullanılabilmesinden kaynaklanmaktadır. Önsezi, bir nesnenin gerçek değeri yoksa o nesnenin fiyatının sıfır olması gerektiğini öne sürer -temel değeri olmayan bir şey için neden ödeme yapılsın? Şaşırtıcı bir şekilde, nesnelerin içsel özelliklerinin önerebileceğinden çok daha değerli olabileceği ortaya çıkmıştır. Paul Samuelson’un 1958 yılında ‘zamanlar arası tüketim yumuşatma’ (intertemporal consumption smoothing) üzerine ufuk açıcı çalışmasından bu yana, [2] Böyle bir nesnenin değeri tamamen inançla belirlenir. Gelecekte birisinin bu nesne için pozitif bir fiyat ödeyeceğine inanıyorsam, o zaman şimdi pozitif bir fiyat ödemeye, zaman içinde taşımaya ve diğer mal ve hizmetleri tüketmem gerektiğinde satmaya istekli olabilirim. Samuelson bu kavramdan “paranın sosyal icadı” (the social contrivance of money) olarak söz etti.

Özünde yararsız bir nesne pozitif bir fiyatla işlem yapabilirken, bu nesne için her zaman sıfır olan ikinci bir denge fiyatı olduğunu da biliyoruz. Ya bir gün inançlar değişirse ve gelecekte birinin bu nesne için bana para ödeyeceğine artık inanmazsam? O zaman bugün bunun için hiçbir şey ödememeliyim, bu yüzden fiyatı sıfıra gidiyor.

Hala değeri olan, özünde yararsız birçok nesne vardır. Üzerlerinde resimler veya karalamalar olan karton ve kağıt parçaları olan beysbol kartları ve ünlülerin imzaları gibi şeyleri düşünelim. Temel özelliklerine bağlı olarak, bu şeylerin gerçek değeri çok azdır veya hiç yoktur, ancak yine de yüksek talep görebilir ve şaşırtıcı fiyatlara hükmedebilirler. Bir gün kimse beysbol kartları toplamak istemezse ne olur? Bugün ne kadar değerli olsalar da pek bir değerleri olmayacaktı.

Bu, bizi kripto varlıklara getiriyor. Benim için bir kripto varlık, beysbol kartı gibi spekülatif bir varlıktan başka bir şey değildir. İnsanlar başkalarının onu gelecekte pozitif bir fiyattan satın alacağına inanırlarsa, o zaman bugün pozitif bir fiyattan işlem görecektir. Değilse, fiyatı sıfıra gidecektir. İnsanlar böyle bir varlığı elinde tutmak istiyorsa, o vakit bunun için gidin. Ben yapmazdım, ama beysbol kartları da toplamam. Ancak kripto varlık satın alınırsa ve bir noktada fiyat sıfıra inerse, lütfen şaşırılmasın ve vergi mükelleflerinin kayıplarının sosyalize edilmesi beklenmesin.

Bunun sonucu olarak, kripto varlıklar risklidir ve bunlarla uğraşan firmaların çoğu emekleme aşamasındadır. Bu, geçtiğimiz yıl ödeme platformları, borsalar, kripto borç verenler ve hedge fonlar dahil olmak üzere kripto ile ilgili birkaç önde gelen firmanın iflas başvurusunda bulunmasıyla gündeme gelmiştir. Kripto varlık değerlerindeki düşüşler ve buna bağlı ticari başarısızlıklar (declines in crypto-asset values and associated business failures), kripto endüstrisindeki birçok yatırımcının zarar görmesine neden olmuştur. Geçen yaz bir konuşmamda bahsettiğim gibi, yapılan anketler, ABD’li (Amerika Birleşik Devletleri) yetişkinlerin %12 ila %20’sinin kripto varlıklara sahip olduğunu, alım satımını yaptığını veya kullandığını göstermiştir. [3] Kayıplar arttıkça, tartışma daha iyi yatırımcı korumaları olup olmayacağına dönüyor. Ancak yatırımların durum tespiti yapmak için önemli kaynaklara sahip kurumsal yatırımcılar bile kripto kışının acısını hissettiler. Örneğin, halka açık müstahdem emeklilik fonlarını yöneten en az 15 halka açık emeklilik fonunun şu anda iflas etmiş olan kripto varlık borsası FTX’te yatırımları olduğu bildirilmiştir. [4]

İnsanların riskli yatırımlar yapması veya riskli ticari girişimlerde bulunması umurumda olmasa da, bankalar ve diğer finansal aracılar yaptıkları her türlü faaliyeti güvenli ve sağlam bir şekilde yapmalıdırlar. Finansal sistemdeki ihtiyatlı yeniliği desteklerken, aynı zamanda bankaların yüksek dolandırıcılık ve hile riski, yasal belirsizlikler ve yanlış ve yanıltıcı finansal açıklamaların yaygınlığını içeren faaliyetlerde bulunmasından endişe duyuyorum. Herhangi bir sektördeki herhangi bir müşteride olduğu gibi, kripto müşterileriyle ilişki kuran bir bankanın, müşterilerin iş modelleri ve risk yönetimi sistemleri ve bir kripto erimesi olması durumunda bankanın çantayı elinde bırakmamasını sağlamak için kurumsal yönetişim yapıları hakkında çok net olması gerekir. Ve kripto varlık ile ilgili faaliyetlerde bulunmayı düşünen bankalar, hiçbir şekilde göz ardı etmelerine izin verilmeyen “müşteri tanıma” ve “kara para aklamayı önleme” yükümlülüklerini (know your customer and anti-money laundering requirements) karşılamak gibi kritik bir görevle karşı karşıyadırlar.

Şimdiye kadar, kripto endüstrisindeki stresin finansal sistemin diğer bölümlerine olan etkileri minimum düzeydeydi. Bugüne kadar yayılmaların olmaması, kısmen kripto ekosistemi ile bankacılık sistemi arasındaki nispeten sınırlı sayıda ara bağlantıya (relatively limited number of interconnections between the crypto ecosystem and the banking system) atfedilebilir. Kripto varlıklar (crypto-assets) ile ilişkili finansal istikrar risklerinin hafifletilmesini sağlamamız kritik olsa da, kriptonun düzenlenip düzenlenemeyeceği ve nasıl düzenleneceği tartışması devam ederken, kripto ekosisteminin çeşitli bölümlerini ayrı tutmamız önemlidir. Bunu yapmak, kripto ekosisteminin olumlu özelliklerinin gelişimini ve gelecekteki potansiyel kullanımlarını gereksiz yere sınırlamamamızı sağlayacaktır.

Bununla birlikte, bazı soruları yanıtlamaktan memnuniyet duyarım.uyarım.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.