
A. Giriş
Anayasa Mahkemesinin 2025/50 Esas, 2025/47 Karar sayılı 6/3/2025 Tarihli Kararı ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununun “Disiplin Cezalarının uygulanacağı haller” başlıklı 134. maddesi ve “Disiplin cezaları” başlıklı 135. maddesi iptal edilmiş ve iptal Kararının Resmi Gazetede yayımı tarihinden (Resmi Gazete Tarihi: 22/05/2025 – Sayı: 32907) 9 ay sonra yürürlüğe girmesine oybirliği ile karar verilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 134. ve 135. maddelerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesine ilişkin 6/3/2025 tarihli karar, yalnızca avukatlık mesleğini düzenleyen normların değil, aynı zamanda kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının disiplin rejimlerinin anayasal sınırlar içindeki meşruiyetini de sorgulayan bir içtihat çizgisinin devamı niteliğinde olup Anayasa Mahkemesi, daha önce 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun 30. maddesini iptal ederken benimsediği “hukuki güvence, belirlilik ve öngörülebilirlik” ilkelerini bu kararda da uygulamış ve böylece avukatlar hakkında uygulanacak disiplin cezalarının belirsizlik içeren biçimde düzenlenmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını net bir şekilde ifade etmiştir.
İtiraza konu 134. madde avukatlık onuru ve meslek kurallarına aykırı eylemlere karşı disiplin cezası öngörmekte; 135. madde ise bu disiplin cezalarının türlerini (uyarma, kınama, para cezası, işten çıkarma, meslekten çıkarma) düzenlemekte ise de Anayasa Mahkemesi, bu hükümlerin hangi fiilin hangi cezayı gerektirdiği konusunda açık bir ölçüt içermemesi, idareye geniş ve denetimsiz bir takdir yetkisi tanıması, cezanın belirlenmesine ilişkin hiçbir hiyerarşi veya bağlayıcı kriter öngörmemesi sebebiyle Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Mahkeme, değerlendirmesinde özellikle Eczacı odalarına ilişkin önceki 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16, K.2021/62 sayılı kararına atıf yaparak, meslek mensuplarına yönelik disiplin cezalarının açık, belirli ve öngörülebilir kurallara dayanması gerektiğini; aksi hâlde idarenin keyfî yorum ve uygulamalarına açık bir alan doğduğunu vurgulayarak avukatlık mesleğinde de “aynı eylem için hem en hafif hem de en ağır cezanın verilebilmesi” gibi bir hukuki öngörülemezliğin yaratıldığına dikkat çekilmiştir. Bu durumda avukatların davranışlarını kanuni çerçevede belirleyebilmelerine engel teşkil ettiğinden, hukuki güven ve yasallık anlayışına zarar vermektedir.
Anayasa Mahkemesince iptal edilen 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 134. ve 135. Madde metinleri aşağıdadır:
Disiplin Cezalarının uygulanacağı haller:
Madde 134 – (Değişik: 2/5/2001 – 4667/65 md.)
Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, meslekî çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır.
Disiplin cezaları:
Madde 135 – Disiplin cezaları şunlardır:
- (Değişik: 22/1/1986 – 3256/23 md.) Uyarma; avukatın mesleğinin icrasında daha dikkatli davranması gerektiğinin kendisine bildirilmesidir.
- Kınama; meslekinde ve davranışında kusurlu sayıldığının avukata bildirilmesidir.
- (Değişik: 22/1/1986 – 3256/23 md.) Onbin liradan yüzellibin liraya kadar para cezası.
- (Değişik: 2/5/2001 – 4667/66 md.) İşten çıkarma, avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere meslekî faaliyetlerinin yasaklanmasıdır.
- Meslekten çıkarma; avukatlık ruhsatnamesinin geri alınarak avukatın adının baro levhasından silinmesi ve avukatlık unvanının kaldırılmasıdır. (Ek cümle: 2/5/2001 – 4667/66 md.) Avukatlık ortaklığı için de baro avukatlık ortaklığı sicilinden silinmesidir.
B. Anayasa Mahkemesi İptal Kararları:
Anayasa Mahkemesi, yalnızca 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 134. ve 135. maddelerini değil; benzer gerekçelerle kamu kurumu niteliğindeki diğer meslek kuruluşlarının disiplin hükümlerini de iptal etmiş olup tüm bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa Mahkemesi’nin meslek kuruluşlarının disiplin rejimlerinde hukuki belirlilik, ölçülülük ve öngörülebilirlik ilkelerini esas alan güçlü bir içtihat çizgisi oluşturduğu görülmektedir.
İptal kararında atıf yapılan aşağıdaki beş önemli Anayasa Mahkemesi iptal kararının tam metinleri yazımızın sonunda EKLER kısmında yer almaktadır.
1.Avukatlık Kanununda İptal
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 134. ve 135. maddeleri, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bulunarak 6/3/2025 tarihli, 2025/50 esas ve 2025/47 karar sayılı kararla iptal edilmiş, karar 22/5/2025 tarihli ve 32907 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
2.Türk Eczacılar Birliği Kanununda İptal
6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun 30. maddesi, 22/9/2021 tarihli, 2021/16 esas ve 2021/62 karar sayılı kararla iptal edilmiş ve 21/10/2021 tarihli, 31635 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
3.Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanununda İptal
6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun 26. maddesi de 22/3/2023 tarihli, 2023/53 esas ve 2023/49 karar sayılı kararla iptal edilerek 4/5/2023 tarihli, 32180 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
4.Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanununda İptal
6343 sayılı 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun’un 41. maddesi, 22/3/2023 tarihli, 2023/18 esas ve 2023/57 karar sayılı karar ile iptal edilmiş ve bu karar da 4/5/2023 tarihli, 32180 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
5.Noterlik Kanununda İptal
1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 125. ve 126. maddeleri 5/11/2024 tarihli, 2024/185 esas ve 2024/178 karar sayılı kararla iptal edilmiş, ilgili karar 17/12/2024 tarihli, 32755 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
C.Avukatlık Disiplin Soruşturması, Ceza Süreci ve Ara Dönem
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun avukatlar için meslek etiği ve disiplin rejimini belirleyen 134. ve 135. maddeleri, Anayasa Mahkemesi’nin 6.3.2025 tarihli ve 2025/50 Esas, 2025/47 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiş ve kararın yürürlüğü 9 ay sonraya ertelenmiş ise de: iptal kararının Resmî Gazete’de 22.5.2025 tarihinde yayımlanmasıyla birlikte, mevcut disiplin yargılamaları için yeni kanuni düzenleme yapılana kadarki süreçte bir ara dönem başlamıştır.
Yazımızda hukuki tartışmaya geçmeden önce okurların avukatlık disiplin soruşturma ve cezalandırma sürecini kuşbakışı görebilmesi için bu süreci temel hatlarıyla aşağıda gösteriyoruz:
Avukatlık Disiplin Soruşturması ve Cezalandırılma Süreci
- İhbar / Şikâyet veya Resen Başlama
1.1. Baro başkanlığına yazılı başvuru, ihbar ya da şikâyet yoluyla yapılır.
1.2. Baro yönetim kurulu, resen de disiplin soruşturması başlatabilir.
- Ön İnceleme / İlk Değerlendirme
2.1. Baro yönetim kurulu, şikâyeti değerlendirerek ön inceleme yapılmasına veya doğrudan disiplin kovuşturması açılmasına karar verebilir.
2.2. Açıkça dayanaktan yoksun şikâyetler reddedilir.
- Disiplin Soruşturması Açılması
3.1. Baro, soruşturmacı olarak bir baro yönetim kurulu üyesini görevlendirir.
3.2. Soruşturmacı, avukattan yazılı savunma ister, delilleri toplar, tanıkları dinler.
- Disiplin Kovuşturması Başlatılması
4.1. Soruşturma sonucunda kovuşturma açılması uygun görülürse dosya Baro Disiplin Kurulu’na sevk edilir.
4.2. Disiplin kovuşturmasına yer olmadığına da karar verilebilir.
- Disiplin Kurulu Önünde Yargılama
5.1. Taraflara usulüne uygun şekilde savunma hakkı tanınır.
5.2. Tanık dinlenebilir, yazılı deliller toplanır.
5.3. Delil serbestliği ilkesi uygulanır.
- Disiplin Kurulu Kararı
6.1. Verilebilecek disiplin cezaları:
- Uyarma (AvK m. 135/1)
- Kınama (AvK m. 135/2)
- Para cezası (AvK m. 135/3)
- İşten çıkarma – geçici yasak (AvK m. 135/4)
- Meslekten çıkarma (AvK m. 135/5)
6.2. Suç isnadı sabit değilse ceza verilmez.
- Disiplin Kurulu Kararına İtiraz ve TBB İncelemesi
7.1. Ceza alan avukat veya disiplin kurulunca ceza verilen baro, karara karşı Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu’na itiraz edebilir.
7.2. TBB Disiplin Kurulu, kararı onaylayabilir, kaldırabilir veya değiştirebilir.
7.3. TBB kararı kesinleşmeden uygulanmaz.
- İdari Yargı Denetimi
8.1. TBB Disiplin Kurulu’nun kesinleşen kararına karşı, avukat Ankara İdare Mahkemesi’nde iptal davası açabilir.
8.2. Bu dava bireysel başvuru yolu açısından da önem arz edebilir.
8.3. Disiplin cezası adli sicile işlenmez, ancak baro siciline işlenir.
D. Anayasa Mahkemesi Kararının Gerekçesi: Hukuki Belirlilik ve Kanunilik İlkesi Çatısı Altında Değerlendirme
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, meslek disiplini alanında hukuki belirlilik ve kanunilik ilkelerinin eksikliği üzerine inşa edilmiştir. 134. madde, hangi fiillerin disiplin cezası gerektirdiğine dair genel, soyut ve yoruma açık bir dil kullanmakta; 135. madde ise ceza türlerini belirlemekle birlikte, hangi fiile hangi cezanın uygulanacağı konusunda bir sistematik sunmamakta olduğundan mevcut mevzuatın bu haliyle aynı eylem için hem uyarma hem de meslekten çıkarma gibi aşırı uçlarda ceza seçeneklerinin dahi idarenin keyfi takdirine bırakıldığı sonucuna ulaşılarak avukatlık disiplin rejiminin temel anayasal ilkelere aykırı olduğuna karar verilmiştir.
E. Eczacılar, Mühendisler, Noterler ve Veterinerler ile İlgili Anayasa Mahkemesi İptal Kararlarındaki Ortak Noktalar
Anayasa Mahkemesi, eczacılar (AYM, E.2021/16), noterler (E.2024/185), veteriner hekimler (E.2023/18), mühendis ve mimarlar (E.2023/53) için benzer kararlar vermiş ve hepsinde ortak hususlar aşağıdaki şekilde belirlenmiştir:
1.Disiplin cezalarının belirli bir hiyerarşiye, ağırlık-uygunluk değerlendirmesine dayanması gerektiği,
2.Eylem-ceza ilişkisinin kanunda yeterli belirginlikte kurulmamış olmasının hukuk devleti ilkesini ihlal edeceği,
3.Disiplin organlarına verilen sınırsız takdir yetkisinin keyfiliğe kapı aralayacağı.
F. Avukatlık Disiplin Yargılamaları Açısından Sonuçlar ve Ara Dönemdeki Durum
- Mevcut Soruşturma ve Dava Dosyaları
Anayasa Mahkemesi Kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı 22/05/2025 tarihinden itibaren 9 ay boyunca (22/02/2026’ya kadar) 134 ve 135. maddeler yürürlükte ise de bu süre zarfında disiplin kurullarının yeni başlattığı işlemlerde, Anayasa Mahkemesi kararına yansıyan gerekçelere aykırı uygulama yapmaları durumunda, idari yargıda iptal kararlarıyla karşılaşmaları yüksek ihtimal dahilindedir.
Bu yazıyı yazan yazarların ortak görüşü Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı ve özellikle Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddelerinden biri olan 2. maddenin yani hukuk devleti ilkesinin gerekçe gösterildiği bu iptal hükmü karşısında mevcut tüm disiplin cezalandırma süreçlerinin derhal durdurulması gerektiği yönündedir. Zira Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerine aykırı düzenlemeler Cumhuriyetin temeline aykırı düzenlemeler mahiyetindedir.
Aşağıda Türkiye Barolar Birliği’nin “hukuki boşluk yoktur” tarzındaki açıklamasına karşı görüşlerimiz detaylıca izah edilecek ise de yeri geldiği için burada da belirtmekte fayda görmekteyiz ki, yazarlar olarak bizler TBB nin görüşünün aksine “Disiplin Cezalarının Hukuki Meşruiyet Zemininin Kalmadığını” düşünmekteyiz.
Şunu da hemen belirtmek gerekir ki, iptal kararı geriye yürümediğinden, daha önce kesinleşmiş disiplin kararlarının etkilenmeyeceği, ancak devam eden yargılamalarda, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesinin yargı yoluyla ileri sürülebileceği göz önüne alınmalı ve disiplin cezaları meşruiyet zeminini yitirildiğinden hukuk devleti ilkesi ve avukatlık meslek onurunun korunması adına erteleme süresi içinde Anayasa Mahkemesi’nin belirlediği anayasal ilkeler ve hukuki güvenceler çerçevesinde hareket edilmelidir.
- 22 Şubat 2026 Sonrası
Bu tarih itibariyle 134 ve 135. maddelerin yürürlükten kalkmasıyla birlikte, herhangi bir yeni disiplin soruşturmasının dayanağı kalmayacak ve yeni bir kanuni düzenleme yapılmadığı takdirde, disiplin yargılamasının hukuki dayanağı ortadan kalkacaktır.
G. Yasama Organına Düşen Sorumluluk
Avukatlık mesleği gibi kamu görevi niteliği taşıyan bir meslekte, disiplin denetiminin ortadan kalkması elbette kabul edilemez. Bu nedenle 22/2/2026 tarihine kadar:
1.Yeni bir Avukatlık Disiplin Kanunu çıkartılmalı yahut mevcut Avukatlık Kanunu içerisinde ayrıntılı bir “Disiplin Suç ve Cezaları” bölümü eklenmelidir.
2.Eylem ile ceza bağlantısının açık şekilde kurulması gerekmektedir.
3.Disiplin organlarının takdir yetkisini sınırlayan nesnel ölçütler getirilmeli ve bu nesnel ölçütler kanun metninde yer almalıdır.
4.Barolar ve TBB, Disipline ilişkin kanun taslak çalışmalarını acilen gündemlerine almalı ve bu yönde çalışmalara gecikmeksizin başlanılmalıdır.
H-Türkiye Barolar Birliği’nin Açıklaması: Hukuki Boşluk Doğmuş Değildir.
Türkiye Barolar Birliği Anayasa Mahkemesinin iptal Kararı üzerine resmi web sitesinde aşağıdaki açıklamayı yayımlamıştır:
Avukatlık Kanunu’nun 134. ve 135. maddeleri iptal edilmiş, iptal kararının yürürlüğü dokuz ay ertelenmiştir. (22.05.2025)
Anayasa Mahkemesi 22 Mayıs 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararıyla 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 134. ve 135. maddelerini iptal etmiş, iptal hükümlerinin dokuz ay sonra yürürlüğe girmesini uygun görmüştür.
Avukatlık Kanunu’nun 134. maddesinde disiplin cezalarının uygulanacağı haller, 135’nci maddesinde ise disiplin cezaları düzenlenmektedir. Anayasa Mahkemesinin kararının, farklı kanunlardaki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının disiplin hükümlerine ilişkin oluşturduğu genel içtihadının devamı niteliğinde olduğu görülmektedir.
Anayasa Mahkemesi “disiplin cezası uygulanabilecek hâller sayılmakla ve disiplin cezaları da gösterilmekle birlikte maddede sayılan disiplin suç ve cezaları arasında yeterli bağlantının kurulamadığı, bu çerçevede disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda fiil ve hareketin niteliğine göre disiplin cezalarının verilebileceği öngörülmekle birlikte bu ölçütün disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlamadığı” şeklinde ortaya koyduğu gerekçenin Avukatlık Kanunu’nun disiplini düzenleyen 134. ve 135. maddeleri için de geçerli olduğunu ifade etmektedir.
Bununla birlikte “1136 sayılı Kanun’un 134. ve 135. maddelerinin iptalleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince” kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
İptal kararlarının yürürlüğünün ertelenmesiyle ilgili olarak doktrinde ve uygulamada farklı görüşler olmakla birlikte, genel eğilim Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında iptal hükmünün ertelenmesinin açıkça düzenlendiği ve iptal nedeniyle ortaya çıkacak hukuki boşluğun kamu yararını ihlal etmesini engellemeye yönelik olduğu şeklindedir. Dolayısıyla, söz konusu iptal kararının yürürlüğünün ertelenmesi sebebiyle, mevcut düzenlemelerin yürürlükte olduğu, yasama organı süresi içerisinde yeni düzenleme yapana veya dokuz aylık süre tamamlanana kadar uygulanmaya devam edileceği açıktır. Bu konuda bir hukuki boşluk doğmuş değildir.
Yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuyu ivedilikle ele alarak kanunilik ilkesine uygun bir düzenlemenin hayata geçirilmesini sağlaması, en temel beklentimizdir. Nitekim Anayasa’nın 153. maddesinin dördüncü fıkrasında “İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar” düzenlemesi de yer almaktadır.
Türkiye Barolar Birliği, kanunlaşma aşamasında her türlü katkıyı sunmaya hazırdır. Bunun için gerekli çalışma yapılarak yasama organına iletilecektir. Takiben, Birliğimiz tarafından gerçekleştirilecek düzenleyici işlem çalışmaları daha önce olduğu gibi demokratik ilkelere uygun, şeffaf ve katılımcı bir şekilde yapılarak, en kısa sürede hukuki öngörülebilirlik ilkesine, mesleğin onuruna ve meslek düzenine uygun düzenlemeler hayata geçirilecektir.
Meslektaşlarımızın bilgisine saygılarımızla sunarız.
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ
Kaynak: https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/avukatlik-kanunu-nun-134-ve-135-maddeleri-iptal-edilmis-iptal-kararinin-yururlugu-dokuz-ay-ertele-85691
H-TBB Açıklamasına Karşı Görüşümüz: Disiplin Hükümleri Hukuki Meşruiyet Zeminini Yitirmiştir.
1. Anayasa Mahkemesi İptal Kararlarının Ertelenmesi: Hukuki Geçerlilik ve Meşruiyet Çatışması
Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararlarının yürürlüğe giriş tarihinin ertelenmesi halinde, iptal edilen normun bu süre zarfında hâlen yürürlükte olduğu ve dolayısıyla uygulanmaya devam edilebileceği yönündeki anlayışın ciddi bir Anayasal sorun barındırdığı kanaatindeyiz. Zira bir normun Anayasaya aykırılığı tespit edilmişse, bu tespit her ne kadar geleceğe etkili olacak biçimde hüküm doğursa da, artık söz konusu normun meşruiyet zemini ortadan kalkmış demektir.
Burada altı çizilmesi gereken husus, yürürlükte olmak ile uygulanabilir olmak arasındaki ayrımdır. Anayasal denetimin en temel işlevi, normatif yapının Anayasaya uygunluğunu sağlamaktır. Bu bağlamda, bir normun Anayasaya aykırılığı yargı yoluyla tespit edildikten sonra, bu norma dayalı olarak tesis edilecek idari işlemlerin ya da verilecek yargı kararlarının, Anayasal düzene uygunluk taşımayacağı açıktır.
Her ne kadar iptal kararlarının yürürlüğe girişinin ertelenmesi, yasama organına düzenleme yapma fırsatı tanımak gibi pratik kaygılarla açıklanabilir olsa da, anayasal denetimin ruhuna ve hukuk devleti ilkesine aykırı sonuçlar doğurmaktadır. Zira avukatlar, bir normun Anayasaya aykırı olduğu yargı kararıyla ortaya konulmuş olmasına rağmen, o norma göre işlem tesis edilmesine maruz kalacaktır. Bu durum, hak arama özgürlüğünü ve yargıya erişim hakkını da işlevsiz kılmaktadır.
Şüphesiz hukuk devleti ilkesi, yürürlükte bulunan bir normun biçimsel geçerliliğinden çok, maddi anlamda meşruiyetine dayanır. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla meşruiyeti sona ermiş bir düzenlemenin, sadece şeklen yürürlükte kalıyor olması, onun uygulanmasını meşru hale getirmez. Uygulayıcı yargının ve idarenin, iptal hükmünün gerekçesini ve Anayasa koyucunun öngördüğü ilkeleri esas alarak karar vermesi gerekmektedir. Aksi takdirde, Anayasa Mahkemesi’nin denetim işlevi şekli bir prosedüre indirgenmiş olur.
Bu nedenle, iptale konu bir normun yürürlüğe giriş tarihinin ertelenmiş olması, o normun Anayasa karşısındaki hukuki geçersizliğini ortadan kaldırmaz. Erteleme süresi, yalnızca yasama için bir süre tanıma işlevi görür; uygulayıcı açısından ise, Anayasaya aykırılığı sabit hale gelmiş bir normun bilinçli şekilde uygulanmasından kaçınılmasını gerektirir. Anayasaya aykırılığı sabit bir düzenlemenin bilinçli şekilde uygulanması, hukuk devleti ilkesinin özüne aykırıdır ve bu noktada takdir yetkisi değil, anayasal yükümlülük bulunmaktadır.
2.TBB Açıklamasına Karşı Görüşümüz:
2.1 Anayasaya Aykırılığı Tespit Edilen Bir Normun Uygulanması: Hukuka Aykırı Bir Israr
Anayasa Mahkemesi tarafından 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 134. ve 135. maddelerinin iptal edilmesiyle birlikte, artık bu hükümlerin Anayasa karşısındaki meşruiyeti kesin biçimde ortadan kalkmıştır. Ancak iptal kararının yürürlüğünün dokuz ay ertelendiği gerekçesiyle, açıkça Anayasa’ya aykırı olduğu tespit edilen bu normların aynı şekilde uygulanmaya devam edileceği yönünde TBB açıklaması ile oluşturulan kurumsal savunma, Anayasal hukuk devleti ilkesine aykırı bir görüştür. Bu yaklaşım yalnızca hukuki olarak değil, aynı zamanda mesleki ve Anayasal sadakat açısından da son derece sorunludur.
İptal edilen bir normun sırf yürürlüğü ertelendi diye uygulanabilir olduğunu söylemek, hukuki pozitivizmin bile gerisine düşen bir yaklaşımdır. Anayasa Mahkemesi’nin karar gerekçesinde, söz konusu düzenlemelerin avukatlar açısından yeterli hukuki güvence içermediği, disiplin cezası verilecek eylem ile cezanın türü arasında öngörülebilir bir bağ kurulamadığı açıkça ifade edilmiştir. Bu gerekçeyi okuyan her hukukçu için söz konusu düzenlemenin adil yargılanma hakkına, belirlilik ve kanunilik ilkelerine aykırı olduğu ortadadır. Hal böyleyken, bu kuralların hâlâ uygulanmasında ısrar etmek Anayasa ile çatışır.
TBB’nin yaptığı açıklamada, iptal hükmünün ertelenmiş olmasının bir “hukuki boşluk” doğurmadığı ve bu nedenle mevcut kuralların aynen uygulanmaya devam edeceği belirtilmektedir. Oysa bu yorum, hukukun anlamını sadece norm metinlerinin fiziksel varlığına indirgeyen şekilci bir mantığın ürünüdür. Anayasa Mahkemesi bir normu iptal etmişse, o norm artık Anayasal düzlemde ölüdür. Yürürlüğü ertelenmiş olsa da, hukuki meşruiyeti bitmiştir. Hukuka aykırı olduğu ortaya konmuş bir düzenlemeyi bile isteye uygulamak, “boşluk” değil, hukuk devleti ilkesi ihlalidir.
Üstelik bu yaklaşım, iptal kararının dokuz aylık süre içinde uygulanmasının “kamu yararı” gereği olduğu savıyla gerekçelendirilmeye çalışılmaktadır. Oysa kamu yararı, hukuk devletinin içinde işler; ona rağmen değil. Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesi açıkken, disiplin yargısının en temel hak güvencelerinden yoksun bir düzenlemeye dayanması kamu yararına değil, ancak kurum yararına olabilir. Fakat kamu yararı asla bu değildir. Gerçek kamu yararı, anayasal denetimle varılan sonuçlara sadakatle bağlı kalmaktır.
Oysa bir hukuk kurumundan beklenen, Anayasa Mahkemesi’nin kararını hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde içselleştirmesi, bu iptali yalnızca prosedürel bir durum olarak değil, bir Anayasal kırmızı çizgi olarak değerlendirmesidir.
Şunu açıkça ifade etmek gerekir: Yürürlüğü ertelenmiş olsa dahi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş bir normun uygulanmaya devam etmesi, açık bir anayasal sapmadır. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, yalnızca dokuz ay sonra yürürlüğe girecek bir değişiklik değil; bugünden itibaren hukuki meşruiyeti olmayan bir düzenlemeye son verilmesi çağrısıdır.
2.2.Bağımsız Savunmanın Kurumu mu, Yürütmenin Disiplin Aygıtı mı?
Avukatlık Kanunu’nun 134. ve 135. maddeleri, Anayasa Mahkemesi tarafından açık ve net gerekçelerle iptal edilmiştir. Gerekçe açıktır: Suç ve ceza arasında kurulması gereken öngörülebilir bağın yokluğu, hukuki güvence eksikliği ve keyfi uygulamalara açık yapısı nedeniyle bu düzenlemeler, temel hak ve özgürlüklere aykırıdır. İptal edilen bu hükümler, yalnızca teknik bir eksiklikten değil, hukukun en temel ilkelerine aykırılıktan ötürü hukuk sisteminden çıkarılmıştır.
Ancak iptal kararının yürürlüğü dokuz ay ertelenmiştir. Bu ertelemenin amacı, yasama organına yeni bir düzenleme yapma süresi tanımaktır. Oysa bu süre, Anayasaya aykırılığı sabit hale gelmiş bir normun uygulamasını sürdürmek için bir “hukuki fırsat” değildir. Ne var ki, Türkiye Barolar Birliği tam da bu şekilde davranmakta ve iptal edilmiş disiplin hükümlerinin, yürürlük süresi sona erene kadar aynen uygulanabileceğini ileri sürmektedir.
Bu tutum, yalnızca hukuka değil, Türkiye Barolar Birliği’nin temsil ettiği bağımsız savunma ilkesine de aykırıdır. Avukat, yargının kurucu unsuru savunmayı serbestçe temsil eder, Avukat, vatandaşın devlete karşı güvencesidir. Türkiye Barolar Birliği ise, bu misyonun ancak kurumsal temsilcisidir. Ancak bugün Türkiye Barolar Birliği, bu açıklaması ile Anayasa Mahkemesi kararını şeklen tanıyıp fiilen bypass eden bir kurum hâline gelmiştir. Üyelerine, yani avukatlara karşı, artık meşruiyetini yitirmiş düzenlemelerle disiplin uygulama ısrarıyla; idareyi / yürütmeyi temsil etmektedir.
Bu noktada açıkça ifade edilmelidir: Türkiye Barolar Birliği, yapısal olarak yürütme erki içinde konumlanan bir kamu kurumu niteliğinde meslek örgütüdür. Bu durum, onun Anayasal fonksiyonunun farkında olmadan hareket etmesine neden olmaktadır. Savunmanın / avukatın özgürlüğünü koruması gereken bir kurum, şu anda avukatın özgürlüğü karşısında bir düzenleyici otorite gibi davranmakta; bağımsız yargı içinde değil, sanki yürütme refleksiyle karar almaktadır.
Türkiye Barolar Birliği’nin rolü, disiplin sopasını sallamak değil, hukukun üstünlüğünü savunmaktır. Avukatlık mesleği, yürütme aygıtı içinde eriyemez. Türkiye Barolar Birliği’nin iptal edilen disiplin normlarını hâlâ uygulamaya devam edeceğini açıklaması, bir hukuk devletinde düşünülemeyecek bir durumdur. Bu açıklama savunmaya / avukata karşı kurumsallaşmış bir baskı aracı işlevi görmektedir. Üstelik bu baskının meşruiyet zemini, artık Anayasa Mahkemesi kararıyla ortadan kaldırılmıştır.
Bu noktada açık ve kararlı olmak gerekir: TBB’nin Anayasal yetki sınırları çerçevesinde hareket etmesi gerekmektedir. TBB şu aşamada disiplin yetkisini kullanmakla değil, Anayasaya sadakatle davranmakla yükümlüdür. Aksi hâlde, sadece yargı bağımsızlığı değil, savunmanın / mesleğin onuru da telafisi imkânsız biçimde zedelenecektir.
Bu nedenle yeni kanuni düzenleme yapılana kadar avukatların disiplin süreçlerinde yer alan herkes, cezalandırma işlemlerinden el çekmelidir.
I. Sonuç: Avukatlık mesleğinin kamu yararına hizmet yönü, disiplinsizliği hoş görülebilir olmaktan çıkarırken, avukatın da Anayasal hukuk devleti ilkesi gereği keyfî yaptırımlardan korunması gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı bu dengeyi yeniden tesis etmek için bir fırsattır. Ne var ki, bu fırsatın yasama organı tarafından vakit kaybetmeden ve sözde değil, gerçek hukuk devleti ilkesi çatısı altında hayata geçirilmesi zorunludur.
Yazarlar olarak TBB açıklamasının aksine avukatın disiplin cezası almasının hukuki meşruiyet zemininin kalmadığını ve yeni kanuni düzenleme yapılana kadar avukatın disiplin cezalandırma süreçlerinden ilgili herkesin derhal el çekmesi gerektiğini düşündüğümüzü ifade ediyoruz.
Ekler:
- 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile İlgili Anayasa Mahkemesi İptal Kararı
- 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu ile İlgili Anayasa Mahkemesi İptal Kararı
- 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu İle İlgili Anayasa Mahkemesi İptal Kararı
- 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun ile İlgili Anayasa Mahkemesi İptal Kararı
- 1512 sayılı Noterlik Kanunu ile İlgili Anayasa Mahkemesi İptal Kararı
1.1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile İlgili Anayasa Mahkemesi İptal Kararı
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 2025/50
Karar Sayısı: 2025/47
Karar Tarihi: 6/3/2025
R.G.Tarih-Sayı: 22/5/2025-32907
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun;
A. 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 65. maddesiyle değiştirilen 134. maddesinin,
B. 135. maddesinin,
Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.
OLAY: Kınama cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un itiraz konusu;
- 134. maddesi şöyledir:
“Disiplin Cezalarının uygulanacağı haller:
Madde 134 – (Değişik: 2/5/2001 – 4667/65 md.) Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, meslekî çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır.”
- 135. maddesi şöyledir:
“Disiplin cezaları:
Madde 135 – Disiplin cezaları şunlardır:
- (Değişik: 22/1/1986 – 3256/23 md.) Uyarma; avukatın mesleğinin icrasında daha dikkatli davranması gerektiğinin kendisine bildirilmesidir.
- Kınama; meslekinde ve davranışında kusurlu sayıldığının avukata bildirilmesidir.
- (Değişik: 22/1/1986 – 3256/23 md.) Onbin liradan yüzellibin liraya kadar para cezası.
- (Değişik: 2/5/2001 – 4667/66 md.) İşten çıkarma, avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere meslekî faaliyetlerinin yasaklanmasıdır.
- Meslekten çıkarma; avukatlık ruhsatnamesinin geri alınarak avukatın adının baro levhasından silinmesi ve avukatlık unvanının kaldırılmasıdır. (Ek cümle: 2/5/2001 – 4667/66 md.) Avukatlık ortaklığı için de baro avukatlık ortaklığı sicilinden silinmesidir.”
II. İLK İNCELEMEAnayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/3/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2.Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
A. İtirazın Gerekçesi
3.Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarda disiplin uygulamalarıyla ilgili olarak herhangi bir ilkenin belirlenmediği, hangi disiplin fiillerine ne tür cezaların uygulanacağının düzenlenmediği, idareye anılan cezaların uygulanması konusunda sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, bu itibarla aynı fiil nedeniyle en hafif cezanın uygulanabileceği gibi en ağır cezanın da uygulanmasının mümkün olduğu, bu hâliyle disiplin suç ve cezaları konusunda kanuni güvencenin sağlanmadığı, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuki yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanınmadığı, bu itibarla suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4. 1136 sayılı Kanun’un itiraz konusu 134. maddesinde avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanun’da yazılı disiplin cezalarının uygulanacağı düzenlenmiştir.
5. Kanun’un itiraz konusu 135. maddesinde ise avukatlar hakkında uygulanacak disiplin cezalarının uyarma, kınama, on bin liradan yüz elli bin liraya kadar para cezası, işten çıkarma ve meslekten çıkarma (avukatlık ortaklığı için baro avukatlık ortaklığı sicilinden silinme) olduğu hükme bağlanmış olup bunların tanımlarına yer verilmiştir.
6. Anayasa Mahkemesi 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16, K.2021/62 sayılı kararında 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun eczacı odaları haysiyet divanının görev ve yetkilerini düzenleyen 30. maddesinin meslek mensupları hakkında disiplin cezası verme yetkisini düzenleyen kısmını incelemiş ve söz konusu kısmı, eczacı odaları haysiyet divanının meslek mensupları hakkında disiplin cezası uygulama yetkisini kullanmaları sırasında bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.
7. Anılan kararda ilk olarak 30. maddenin söz konusu kısmında eczacılar hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları sayılmakla birlikte anılan maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde sayılan hâllerde hangi disiplin cezasının uygulanacağına ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı tespit edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 17).
8. Bu kapsamda anılan kısımda eczacılar hakkında disiplin cezası uygulanabilecek hâller sayılmakla ve disiplin cezaları da gösterilmekle birlikte maddede sayılan disiplin suç ve cezaları arasında yeterli bağlantının kurulamadığı, bu çerçevede disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda fiil ve hareketin niteliğine göre disiplin cezalarının verilebileceği öngörülmekle birlikte bu ölçütün disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlamadığı belirtilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 18).
9. Öte yandan disiplin cezasının belirlenmesi konusunda haysiyet divanına sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, bu bağlamda haysiyet divanına, disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda ilgili kısımda yer alan disiplin cezalarından istediğini uygulayabilme imkânının tanındığı, haysiyet divanının bu yaptırımı uygularken anılan Kanun’da öngörülen sırayı gözetme zorunluluğuna da tabi tutulmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 19).
10. Söz konusu kararda Anayasa Mahkemesi; haysiyet divanına tanınan yetkinin somut olayın özelliklerine, eylemin ağırlığına, oluşan zararın büyüklüğüne göre kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamanın yanında işlenen disiplinsizlik eylemi ile tayin edilen disiplin cezası arasında adil bir dengenin gözetilmesini temin edecek gerekli ve yeterli mekanizmaların kurulmadığı, verilecek disiplin cezaları bakımından keyfî yorum ve uygulamalara karşı hukuki güvencenin sağlanmadığı sonucuna varmıştır (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 20).
11. Anayasa Mahkemesi bu yaklaşımını 27/1/1954 tarihli ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu, 9/3/1954 tarihli ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun ile 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun benzer düzenlemeler içeren hükümlerini incelediği kararlarında da sürdürmüştür (AYM, E.2023/53, K.2023/49, 22/03/2023, §§ 4-12; E.2023/18, K.2023/57, 22/03/2023, §§ 4-12; E.2024/185, K.2024/178, 05/11/2024, §§ 4-11).
12. İtiraz konusu kurallar bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararlarından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.
13. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13. ve 38. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
14. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında ”Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
15. 1136 sayılı Kanun’un 134. ve 135. maddelerinin iptalleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
V. HÜKÜM
19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun;
A. 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 65. maddesiyle değiştirilen 134. maddesinin,
B. 135. maddesinin,
Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 6/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
2.6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu ile İlgili Anayasa Mahkemesi İptal Kararı
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2021/16
Karar Sayısı : 2021/62
Karar Tarihi : 22/9/2021
R.G. Tarih-Sayısı : 21/10/2021-31635
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 5. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun 30. maddesinin Anayasa’nın 2., 38. ve 135. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Davacının 180 gün sanat icrasından men cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
- İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu 30. maddesi şöyledir:
“Haysiyet Divanının vazife ve salahiyetleri:
Madde 30- Haysiyet Divanı odaya girmiyen veya bu kanunun kendisine tahmil ettiği diğer vecibeleri yerine getirmiyenler ile evrakı kendisine tevdi edilen azanın meslek adap ve haysiyetine aykırı olan fiil ve hareketlerinin mahiyetine göre aşağıdaki inzıbati cezaları verir:
a) Yazılı ihtar,
b) (Değişik : 23/2/1995 – 4078/4 md.) Fiilin işlendiği tarihteki oda yıllık aidatının dört katından onbeş katına kadar para cezası,
c) (Değişik : 23/2/1995 – 4078/4 md.) Üç günden 180 güne kadar sanat icrasından men,
d) Bir bölgede üç defa sanat icrasından memnuiyet cezası almış olanları o mıntakada çalışmaktan menetmek.
Haysiyet divanları bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin takdir hakkını kullanırlar. Ancak (c) fıkrasına göre muvakkaten sanat icrasından menedilen azanın eski fiil ve hareketlerinin tekerrürü dolayısiyle yeniden sanat icrasından menedilmeleri icabettiği takdirde bu fıkrada yazılı cezanın azami haddi verilir.
(Ek : 23/2/1995 – 4078/4 md.) Oda haysiyet divanları, kendilerine intikal eden dosyaları azami üç ay içerisinde karara bağlamak zorundadırlar.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın katılımlarıyla 3/3/2021 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
2.Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.
3.İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 6643 sayılı Kanun’un 30. maddesinin iptalini talep etmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında, [eczacı odaları] haysiyet divanının, odaya girmeyen veya bu Kanun’un kendisine yüklediği diğer yükümlülükleri yerine getirmeyenler ile evrakı kendisine tevdi edilen üyenin meslek adap ve haysiyetine aykırı olan fiil ve hareketlerinin mahiyetine göre yazılı ihtar, fiilin işlendiği tarihteki oda yıllık aidatının dört katından on beş katına kadar para cezası, üç günden 180 güne kadar sanat icrasından men ve bir bölgede üç defa sanat icrasından memnuiyet cezası almış olanları o mıntıkada çalışmaktan menetmek şeklinde düzenlenen disiplin cezalarıyla cezalandıracağı öngörülmektedir. Maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde, haysiyet divanlarının bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin takdir hakkı kullanacağı düzenlenmiş; ikinci cümlesinde ise muvakkaten sanat icrasından menedilen azanın eski fiil ve hareketlerinin tekerrürü dolayısıyla yeniden sanat icrasından menedilmeleri gerektiği takdirde bu fıkrada yazılı cezanın azami haddinin verileceği hükme bağlanmıştır. Maddenin üçüncü fıkrasında ise oda haysiyet divanlarının, kendilerine intikal eden dosyaları azami üç ay içinde karara bağlamak zorunda oldukları kurala bağlanmıştır.
4.Bakılmakta olan davanın konusu ise davacıya ait eczanenin muvazaalı işletildiği gerekçesiyle davacının 180 gün sanat icrasından men cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Eczacı Odası Haysiyet Divanı kararının tasdikine dair Yüksek Haysiyet Divanı kararının iptali talebidir. Disiplin cezasını gerektiren fiil, itiraz konusu maddenin birinci fıkrasında yer alan meslek adap ve haysiyetine aykırı olan fiil ve hareketler kapsamına girmektedir.
5.Bu itibarla anılan maddenin birinci fıkrasında yer alan “…odaya girmiyen veya bu kanunun kendisine tahmil ettiği diğer vecibeleri yerine getirmiyenler ile…” ibaresinin, ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin ve üçüncü fıkrasının bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu ibareye, cümleye ve fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
6.Açıklanan nedenle 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun;
A. 1. 30. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…odaya girmiyen veya bu kanunun kendisine tahmil ettiği diğer vecibeleri yerine getirmiyenler ile…” ibaresinin,
2. 30. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin,
3. 30. maddesine 23/2/1995 tarihli ve 4078 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın,
itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye, cümleye ve fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B. 30. maddesinin kalan kısmının esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
A. İtirazın Gerekçesi
8. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda disiplin uygulamalarıyla ilgili hiçbir ilkenin belirlenmediği, hangi disiplin fiillerine ne tür cezaların uygulanacağının ayrıntılı şekilde düzenlenmediği, öte yandan haysiyet divanlarının sıra gözetmeksizin bu cezaların verilmesinde takdir hakkı kullanabileceklerine yönelik düzenlemenin idareye belirtilen cezalar kapsamında sınırsız bir yetki tanıdığı, bu hükme göre aynı fiil nedeniyle en hafif ceza uygulanabileceği gibi en ağır cezanın da uygulanmasının mümkün olduğu, bu hâliyle disiplin suçları ve cezaları konusunda kanuni güvencenin sağlanmadığı, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuki yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanınmadığı, bu nedenle hukuki belirlilik ile suçta ve cezada kanunilik ilkelerinin ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 38. ve 135. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
9. İtiraz konusu kuralda haysiyet divanının, evrakı kendisine tevdi edilen üyenin meslek adap ve haysiyetine aykırı olan fiil ve hareketlerinin mahiyetine göre yazılı ihtar, fiilin işlendiği tarihteki oda yıllık aidatının dört katından on beş katına kadar para cezası, üç günden 180 güne kadar sanat icrasından men ve bir bölgede üç defa sanat icrasından memnuiyet cezası almış olanları o mıntıkada çalışmaktan menetmek şeklinde düzenlenen disiplin cezalarıyla cezalandıracağı, haysiyet divanlarının bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin takdir hakkı kullanacağı hükme bağlanmıştır.
10. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
11. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/22, K.2015/37, 1/4/2015, AYM, E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, § 25).
12. Disiplin cezaları, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla öngörülmüş, yapma veya yapmama biçiminde beliren davranış kurallarının ihlali hâlinde uygulanan idari yaptırımlardır. Kamu hizmetlerini yürütenlerin görev, yetki ve sorumlulukları kamu hizmeti ve hizmet gerekleri ile sınırlandırılmış; bu sınırlar dışına çıkanların ise disiplin cezaları ile cezalandırılmaları ilgili kanunlarda öngörülmüştür.
13. 6643 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre Türk Eczacıları Birliği (Birlik) -Türkiye sınırları içinde meslek ve sanatlarını yürütmeye yetkili olup da özel kanunlarında üye olamayacakları belirtilenler hariç- sanatlarıyla uğraşan ve meslekleriyle ilgili hizmetlerde çalışan eczacıların katılmasıyla, eczacıların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, eczacılığın genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, eczacıların birbirleri ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşudur. Anılan maddenin 2. fıkrasına göre mesleğini serbest olarak icra eden veya özel kuruluşlarda eczacılıkla ilgili hizmetlerde çalışacak eczacılar işe başlamadan önce bulundukları ilin eczacı odasına kaydolmaya ve üyelik ödevlerini yerine getirmeye zorunludurlar.
14. Meslek kuruluşları ve üst kuruluşları, üstlendikleri hizmetler itibarıyla Anayasa’da kamu kurumu niteliğinde kamu tüzel kişisi olarak yer almıştır. Bu nitelikleri itibarıyla idari teşkilat bütünü içinde kamu idareleri, kamu kurumlarının yanında meslek kuruluşları olarak ayrı bir kategoriyi oluşturmaktadır. Meslek kuruluşları da idari teşkilat bütünü içinde yer alan kurum ve kuruluşlar gibi devletin gözetim ve denetimine tabidir.
15. Anayasa’nın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına yönelik yaklaşımı, meslek mensuplarının ortak gereksinimlerinin karşılanması, çalışmalarının kolaylaştırılması ve meslek disiplini yönünden gözetim ve denetim ağırlıklıdır. Bu kuruluşların üyelerinin uğraş konuları ve çalışma alanları bakımından bir tür kamu hizmeti yaptıkları gözönünde tutularak idare bölümü içinde düzenlenmiş, kamu kurum ve kuruluşları gibi belli bir düzen ve disiplin içinde kamu hizmetini yerine getirmeleri amaçlanmıştır (AYM, E.2020/60, K.2020/54, 1/10/2020, § 27).
16. İtiraz konusu kurallar uyarınca eczacılar hakkında disiplin cezası uygulamaya yetkili mercinin eczacı odaları haysiyet divanı olduğu anlaşılmaktadır. Maddenin iptali istenen kuralın da yer aldığı birinci fıkrasında, Birliğe kayıtlı eczacılar açısından disiplin suçunu gerektiren hâllere ve eczacılar hakkında uygulanabilecek disiplin cezalarına yer verilmiştir. Buna göre disiplin cezasını gerektiren hâller, eczacının odaya kaydolmaması ve bu Kanun’un kendisine yüklediği diğer yükümlülükleri yerine getirmemesinin yanı sıra itiraz konusu kural uyarınca eczacının meslek adap ve haysiyetine aykırı olan fiil ve hareketlerde bulunmasıdır. İtiraz konusu diğer kuralda ise disiplin cezaları yazılı ihtar, fiilin işlendiği tarihteki oda yıllık aidatının dört katından on beş katına kadar para cezası, üç günden 180 güne kadar sanat icrasından men ve bir bölgede üç defa sanat icrasından memnuiyet cezası almış olanların o mıntıkada çalışmaktan menedilmesi şeklinde dört bent hâlinde sayılmıştır.
17 İtiraz konusu kuralda eczacılar hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları sayılmakla birlikte maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde sayılan eczacının meslek adap ve haysiyetine aykırı olan fiil ve hareketlerde bulunması hâlinin gerçekleşmesi durumunda hangi disiplin cezasının uygulanacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.
18. Buna göre haysiyet divanı, kendisine intikal eden bir dosyada yer alan eylemin itiraz konusu kuralda sayılan üç hâlden birisinin kapsamına girdiği kanaatine varması durumunda yine maddenin birinci fıkrasında sayılan disiplin cezalarından herhangi birisine hükmedebilecektir. Haysiyet divanı, hangi fiile hangi cezayı uygulayacağı konusunda herhangi bir kayıt ve şartla bağlı olmayıp tamamen serbest bırakılmıştır. Kuralda eczacılar hakkında disiplin cezası uygulanabilecek hâller sayılmakla ve disiplin cezaları da gösterilmekle birlikte madde metninde sayılan disiplin suç ve cezaları arasında yeterli bağlantının kurulamadığı görülmektedir. Bu çerçevede disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda fiil ve hareketin mahiyetine göre disiplin cezalarının verilebileceği öngörülmekle birlikte bu ölçütün disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlamadığı açıktır.
19. Maddenin ikinci fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde “Haysiyet divanları bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin takdir hakkını kullanırlar.” denilmek suretiyle disiplin cezasının belirlenmesi konusunda haysiyet divanına sınırsız bir takdir yetkisi tanınmıştır. Bu bağlamda kural haysiyet divanına disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda kuralda yer alan disiplin cezalarından istediğini uygulayabilme yetkisi vermekte olup haysiyet divanı bu yaptırımı uygularken Kanun’da öngörülen sırayı gözetme zorunluluğuna da tabi tutulmamıştır.
20. Sonuç olarak kurallarla haysiyet divanına tanınan yetkinin somut olayın özelliklerine, eylemin ağırlığına, oluşan zararın büyüklüğüne göre kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamanın yanında işlenen disiplinsizlik eylemi ile tayin edilen disiplin cezası arasında adil bir dengenin gözetilmesini sağlayacak gerekli ve yeterli mekanizmaların kurulmadığı, bu nedenle kurallar kapsamında verilecek disiplin cezaları bakımından keyfî yorum ve uygulamalara karşı hukuki güvencenin sağlanmadığı anlaşılmaktadır.
21. Buna göre kurallar, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımamaktadır. Bu nedenle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuki belirlilik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 38. ve 135. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
IV.İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
23. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
24. 6643 sayılı Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin “Haysiyet Divanı … evrakı kendisine tevdi edilen azanın meslek adap ve haysiyetine aykırı olan fiil ve hareketlerinin mahiyetine göre aşağıdaki inzıbati cezaları verir:” bölümünün ve anılan fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentleri ile ikinci fıkrasının birinci cümlesinin iptalleri nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
25. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
26. 6643 sayılı Kanun’un 30. maddesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VI. HÜKÜM
25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun 30. maddesinin;
A. Birinci fıkrasının;
1.Birinci cümlesinin “Haysiyet Divanı … evrakı kendisine tevdi edilen azanın meslek adap ve haysiyetine aykırı olan fiil ve hareketlerinin mahiyetine göre aşağıdaki inzıbati cezaları verir:” bölümünün,
2.(a), (b), (c) ve (d) bentlerinin,
Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
B. İkinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. Kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
22/9/2021 tarihinde karar verildi.
3.6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu İle İlgili Anayasa Mahkemesi İptal Kararı
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2023/53
Karar Sayısı : 2023/49
Karar Tarihi : 22/3/2023
R.G.Tarih-Sayı : 4/5/2023-32180
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 27/1/1954 tarihli ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun 26. maddesinin Anayasa’nın 2., 38. ve 135. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Davacı hakkında verilen altı ay süreyle mesleğin icrasından men kararının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I- İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu 26. maddesi şöyledir:
“Madde 26 – Odalara kayıtlı meslek mensuplarından bu kanuna aykırı hareketleri görülenlerle, meslekle alakalı işlerde gerek kasten ve gerekse ihmal göstermek suretiyle zarara sebebiyet veren veya akdettiği mukavalelere riayet etmiyen veyahut meslek şeref ve haysiyetini muhil durumları tesbit olunanlara kayıtlı bulundukları oda haysiyet divanınca aşağıda yazılı inzibati cezalar verilir:
a) Yazılı ihtar;
b) (25) liradan (100) liraya kadar para cezası;
c) (100) liradan (1 000) liraya kadar para cezası;
ç) 15 günden 6 aya kadar serbest sanat icrasından men’i;
d) Odadan ihraç.
Bu cezaların verilmesinde sıra gözetilmez. Ancak sebep teşkil eden hadisenin mahiyet ve neticelerine göre bu cezalardan biri tatbik olunur.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 22/3/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2.Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A.İtirazın Gerekçesi
3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda disiplin konusuyla ilgili herhangi bir ilkenin belirlenmediği, hangi disiplin fiillerine ne tür cezaların uygulanacağının kanunda düzenlenmediği, ayrıca verilecek cezanın belirlenmesi konusunda haysiyet divanlarına sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, kural uyarınca aynı fiil nedeniyle en hafif cezanın uygulanabileceği gibi en ağır cezanın da uygulanmasının mümkün olduğu, bu hâliyle disiplin suç ve cezaları konusunda kanuni güvencenin sağlanmadığı, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuki yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanınmadığı, bu nedenle hukuki belirlilik ile suçta ve cezada kanunilik ilkelerinin ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 38. ve 135. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4.İtiraz konusu kuralla Türk mühendis ve mimarları odaları haysiyet divanının 6235 sayılı Kanun’a aykırı hareketleri görülenlerle, meslekle alakalı işlerde gerek kasten ve gerekse ihmal göstermek suretiyle zarara sebebiyet veren veya akdettiği sözleşmelere uymayan veyahut meslek şeref ve haysiyetini ihlal eden durumları tespit olunan meslek mensupları (yüksek mühendis, yüksek mimar, mühendis ve mimarlar) hakkında fiil ve hareketlerinin niteliğine göre yazılı ihtar, (25) liradan (100) liraya kadar para cezası, (100) liradan (1.000) liraya kadar para cezası, 15 günden 6 aya kadar serbest sanat icrasından meni ve odadan ihraç şeklinde düzenlenen disiplin cezalarından birinin uygulanacağı, bu cezaların verilmesinde sıra gözetilmeyeceği ancak sebep teşkil eden hadisenin nitelik ve neticelerine göre bu cezalardan birinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
5.Anayasa Mahkemesi 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16, K.2021/62 sayılı kararında 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun eczacı odaları haysiyet divanının görev ve yetkilerini düzenleyen 30. maddesinin ilgili kısmını incelemiş ve söz konusu kuralın eczacı odaları haysiyet divanının meslek mensupları hakkında disiplin cezası uygulama yetkisini kullanmaları sırasında bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı gerekçesiyle kuralı Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.
6.Anılan kararda ilk olarak kuralda eczacılar hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları sayılmakla birlikte söz konusu maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde sayılan hâllerde hangi disiplin cezasının uygulanacağına ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı tespit edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 17).
7. Bu kapsamda haysiyet divanının kendisine intikal eden bir dosyada yer alan eylemin söz konusu kuralda sayılan hâllerden birisinin kapsamına girdiği kanaatine varması durumunda yine maddenin birinci fıkrasında sayılan disiplin cezalarından herhangi birisine hükmedebileceği, haysiyet divanının, hangi fiile hangi cezayı uygulayacağı konusunda herhangi bir kayıt ve şartla bağlı olmayıp tamamen serbest bırakıldığı, kuralda eczacılar hakkında disiplin cezası uygulanabilecek hâller sayılmakla ve disiplin cezaları da gösterilmekle birlikte maddede sayılan disiplin suç ve cezaları arasında yeterli bağlantının kurulamadığı, bu çerçevede disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda fiil ve hareketin niteliğine göre disiplin cezalarının verilebileceği öngörülmekle birlikte bu ölçütün disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlamadığı belirtilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 18).
8. Öte yandan kuralda “Haysiyet divanı bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin geniş takdir hakkını haizdir.” denilmek suretiyle disiplin cezasının belirlenmesi konusunda haysiyet divanına sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, bu bağlamda kuralın haysiyet divanına disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda kuralda yer alan disiplin cezalarından istediğini uygulayabilme yetkisini tanımakta olduğu, haysiyet divanının bu yaptırımı uygularken anılan Kanun’da öngörülen sırayı gözetme zorunluluğuna da tabi tutulmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 19).
9. Bu tespitlerden hareketle kuralla haysiyet divanına tanınan yetkinin somut olayın özelliklerine, eylemin ağırlığına, oluşan zararın büyüklüğüne göre kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamanın yanında işlenen disiplinsizlik eylemi ile tayin edilen disiplin cezası arasında adil bir dengenin gözetilmesini sağlayacak gerekli ve yeterli mekanizmaların kurulmadığı, bu nedenle kural kapsamında verilecek disiplin cezaları bakımından keyfî yorum ve uygulamalara karşı hukuki güvencenin sağlanmadığı sonucuna varılmıştır (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 20).
10. Bakılmakta olan itiraz başvurusunda Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen kural bakımından yapılacak anayasallık denetiminin konusunu da benzer şekilde, Türk mühendis ve mimarları odaları haysiyet divanının meslek mensupları hakkında disiplin cezası uygulama yetkisini kullanmaları sırasında bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanınıp tanınmadığı hususu oluşturmaktadır.
11. Bu kapsamda itiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16 ve K.2021/62 sayılı kararından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmadığından 6643 sayılı Kanun’un 30. maddesinin ilgili kısmının Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.
12. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 38. ve 135. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
13. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
14. 6235 sayılı Kanun’un 26. maddesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
V. HÜKÜM
27/1/1954 tarihli ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun 26. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 22/3/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
4.6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun İle İlgili Anayasa Mahkemesi İptal Kararı
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2023/18
Karar Sayısı : 2023/57
Karar Tarihi : 22/3/2023
R.G.Tarih-Sayı : 4/5/2023-32180
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 9/3/1954 tarihli ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun’un 41. maddesinin Anayasa’nın 2., 38. ve 135. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Davacı hakkında verilen altı ay süreyle mesleğin icrasından men kararının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu 41. maddesi şöyledir:
“Haysiyet divanının vazife ve salahiyetleri
Madde 41 – Haysiyet divanı, odaya girmiyen veya bu kanunun kendilerine tahmil ettiği diğer vecibeleri yerine getirmeyen ve evrakı heyetine tevdi edilen oda azaları hakkında fiil ve hareketlerinin mahiyetine göre aşağıda yazılı inzıbati cezaları verir:
a) Yazılı ihtar,
b) 10 liradan 100 liraya kadar para cezası;
c) 15 günden altı aya kadar meslek icrasından geçici olarak men kararı.
Haysiyet divanı bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin geniş takdir hakkını haizdir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 16/2/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. İtirazın Gerekçesi
3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda disiplin konusuyla ilgili herhangi bir ilkenin belirlenmediği, hangi disiplin fiillerine ne tür cezaların uygulanacağının kanunda düzenlenmediği, ayrıca haysiyet divanlarına verilecek cezanın belirlenmesi konusunda sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, kural uyarınca aynı fiil nedeniyle en hafif cezanın uygulanabileceği gibi en ağır cezanın da uygulanmasının mümkün olduğu, bu hâliyle disiplin suç ve cezaları konusunda kanuni güvencenin sağlanmadığı, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuki yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanınmadığı, bu nedenle hukuki belirlilik ile suçta ve cezada kanunilik ilkelerinin ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 38. ve 135. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4. İtiraz konusu kuralla veteriner hekim odası haysiyet divanının odaya girmeyen veya 6343 sayılı Kanun’un kendilerine yüklediği diğer yükümlülükleri yerine getirmeyen ve evrakı heyetine tevdi edilen oda üyeleri hakkında fiil ve hareketlerinin niteliğine göre yazılı ihtar, 10 liradan 100 liraya kadar para cezası veya 15 günden altı aya kadar meslek icrasından geçici olarak men şeklinde düzenlenen disiplin cezalarından birinin uygulanacağı, haysiyet divanlarının bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin geniş takdir yetkisine sahip olduğu hükme bağlanmıştır.
5. Anayasa Mahkemesi 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16, K.2021/62 sayılı kararında 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun eczacı odaları haysiyet divanının görev ve yetkilerini düzenleyen 30. maddesinin ilgili kısmını incelemiş ve söz konusu kuralın eczacı odaları haysiyet divanının meslek mensupları hakkında disiplin cezası uygulama yetkisini kullanmaları sırasında bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı gerekçesiyle kuralı Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.
6. Anılan kararda ilk olarak kuralda eczacılar hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları sayılmakla birlikte söz konusu maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde sayılan hâllerde hangi disiplin cezasının uygulanacağına ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı tespit edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 17).
7. Bu kapsamda haysiyet divanının kendisine intikal eden bir dosyada yer alan eylemin söz konusu kuralda sayılan hâllerden birisinin kapsamına girdiği kanaatine varması durumunda yine maddenin birinci fıkrasında sayılan disiplin cezalarından herhangi birisine hükmedebileceği, haysiyet divanının hangi fiile hangi cezayı uygulayacağı konusunda herhangi bir kayıt ve şartla bağlı olmayıp tamamen serbest bırakıldığı, kuralda eczacılar hakkında disiplin cezası uygulanabilecek hâller sayılmakla ve disiplin cezaları da gösterilmekle birlikte maddede sayılan disiplin suç ve cezaları arasında yeterli bağlantının kurulamadığı, bu çerçevede disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda fiil ve hareketin niteliğine göre disiplin cezalarının verilebileceği öngörülmekle birlikte bu ölçütün disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlamadığı belirtilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 18).
8. Öte yandan kuralda “Haysiyet divanı bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin geniş takdir hakkını haizdir.” denilmek suretiyle disiplin cezasının belirlenmesi konusunda haysiyet divanına sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, bu bağlamda kuralın haysiyet divanına disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda kuralda yer alan disiplin cezalarından istediğini uygulayabilme yetkisini tanımakta olduğu, haysiyet divanının bu yaptırımı uygularken anılan Kanun’da öngörülen sırayı gözetme zorunluluğuna da tabi tutulmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 19).
9. Bu tespitlerden hareketle kuralla haysiyet divanına tanınan yetkinin somut olayın özelliklerine, eylemin ağırlığına, oluşan zararın büyüklüğüne göre kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamanın yanında işlenen disiplinsizlik eylemi ile tayin edilen disiplin cezası arasında adil bir dengenin gözetilmesini sağlayacak gerekli ve yeterli mekanizmaların kurulmadığı, bu nedenle kural kapsamında verilecek disiplin cezaları bakımından keyfî yorum ve uygulamalara karşı hukuki güvencenin sağlanmadığı sonucuna varılmıştır (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 20).
10. Bakılmakta olan itiraz başvurusunda Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen kural bakımından yapılacak anayasallık denetiminin konusunu da benzer şekilde, veteriner hekim odası haysiyet divanının meslek mensupları hakkında disiplin cezası uygulama yetkisini kullanmaları sırasında bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanınıp tanınmadığı hususu oluşturmaktadır.
11. Bu kapsamda itiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16 ve K.2021/62 sayılı kararından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmadığından 6643 sayılı Kanun’un 30. maddesinin ilgili kısmının Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.
12. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 38. ve 135. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
13. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
14. 6343 sayılı Kanun’un 41. maddesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
V. HÜKÜM
9/3/1954 tarihli ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun’un 41. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 22/3/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
5.1512 sayılı Noterlik Kanunu İle İlgili Anayasa Mahkemesi İptal Kararı
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2024/185
Karar Sayısı : 2024/178
Karar Tarihi : 5/11/2024
R.G. Tarih – Sayı : 17/12/2024 – 32755
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 20. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 126. maddesinin Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Davacı hakkında verilen uyarma cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKMÜ
A. İptali İstenen Kanun Hükmü
Kanun’un itiraz konusu 126. maddesi şöyledir:
“Disiplin cezaları:
Madde 126 – Noterler hakkında verilecek disiplin cezaları şunlardır.
A) Uyarma: Notere görevinde daha dikkatli davranması gerektiğini yazı ile bildirmektir.
B) Kınama: Notere, görevinde veya davranışında kusurlu sayıldığını yazı ile bildirmektir.
C) Para cezası: 250 liradan 5 000 liraya kadardır.
D) Geçici olarak işten çıkarma: Noteri sıfatı saklı kalmak şartiyle bir aydan altı aya kadar görevinden uzaklaştırmaktır.
E) Meslekten çıkarma: Bir daha atanmamak üzere noterlikten çıkarmaktır.”
B. İlgili Görülen Kanun Hükmü
Kanun’un 125. maddesi şöyledir:
“Genel olarak:
Madde 125 – Meslekin vakar ve onuruna aykırı eylem ve hareketlerde bulunanlarla, görevlerini yapmıyan veya kusurlu olarak yapan yahut da görevinin gerektirdiği güveni sarsıcı hareketlerde bulunan noterler hakkında, noterlik hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesi amacı ile, durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre aşağıdaki maddede yazılı disiplin cezaları verilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 5/11/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. İtirazın Gerekçesi
3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla noterler hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları gösterilmekle birlikte disiplin suç ve cezaları arasında herhangi bir ilişkilendirilmenin yapılmadığı, hangi eylemin hangi disiplin cezası ile cezalandırılacağının açık ve net olarak gösterilmediği ya da bunun tespitine imkân sağlayacak herhangi bir ölçütün düzenlenmediği, bu hususta kişiler ve idare açısından belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde kanuni bir çerçeve oluşturulmadığı, idarenin söz konusu eylemler ve cezalar için kuralda öngörülen sıralamayı gözetmekle de yükümlü tutulmadığı, disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlanmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4. 1512 sayılı Kanun’un 125. maddesinde meslekin vakar ve onuruna aykırı eylem ve hareketlerde bulunanlarla görevlerini yapmayan veya kusurlu olarak yapan ya da görevinin gerektirdiği güveni sarsıcı hareketlerde bulunan noterler hakkında durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre anılan Kanun’un 126. maddesinde yazılı disiplin cezalarının verileceği düzenlenmiştir.
5. Kanun’un itiraz konusu 126. maddesinde ise noterler hakkında verilecek disiplin cezalarının uyarma, kınama, para cezası, geçici olarak işten çıkarma ve meslekten çıkarma olduğu hükme bağlanmış olup bunların tanımlarına yer verilmiştir.
6. Anayasa Mahkemesi 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16, K.2021/62 sayılı kararında 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun eczacı odaları haysiyet divanının görev ve yetkilerini düzenleyen 30. maddesinin ilgili kısmını incelemiş ve söz konusu kısmı eczacı odaları haysiyet divanının meslek mensupları hakkında disiplin cezası uygulama yetkisini kullanmaları sırasında bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.
7. Anılan kararda ilk olarak 30. maddenin söz konusu kısmında eczacılar hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları sayılmakla birlikte maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde sayılan hâllerde hangi disiplin cezasının uygulanacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı tespit edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 17).
8. Bu kapsamda anılan kısımda eczacılar hakkında disiplin cezası uygulanabilecek hâller sayılmakla ve disiplin cezaları da gösterilmekle birlikte maddede sayılan disiplin suç ve cezaları arasında yeterli bağlantının kurulamadığı, bu çerçevede disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda fiil ve hareketin niteliğine göre disiplin cezalarının verilebileceği öngörülmekle birlikte bu ölçütün disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlamadığı belirtilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 18).
9. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi haysiyet divanına tanınan yetkinin somut olayın özelliklerine, eylemin ağırlığına, oluşan zararın büyüklüğüne göre kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamanın yanında işlenen disiplinsizlik eylemi ile tayin edilen disiplin cezası arasında adil bir dengenin gözetilmesini temin edecek gerekli ve yeterli mekanizmaların kurulmadığı, verilecek disiplin cezaları bakımından keyfî yorum ve uygulamalara karşı hukuki güvencenin sağlanmadığı sonucuna varmıştır (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 20).
10. İtiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.
11. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13. ve 38. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
12. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmüştür.
13. 1512 sayılı Kanun’un 126. maddesinin iptali nedeniyle anılan Kanun’un uygulanma imkânı kalmayan 125. maddesinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
14. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
15. 1512 sayılı Kanun’un 125. ve 126. maddelerinin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VI. HÜKÜM
18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun;
A. 125. maddesinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
B. 126. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
5/11/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Eğitim ve Formasyon
1969 yılında Karşıyaka'da doğdu. 1987 yılında İzmir Çınarlı Teknik Lisesi Elektrik bölümünden ve 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi´nden mezun oldu. Teknik lise kökeninden gelen analitik bakış açısını hukuk formasyonuyla birleştirerek kariyerini şekillendirmiştir.
Yayıncılıkta Teknoloji ve Yapay Zekâ Vizyonu
• Ankara Barosu “Yapay Zekâ Hukuku Merkezi” Danışma Kurulu üyesidir.
• Legal Blog ve Legal Fikri ve Sınai Haklar Dergisinde Yapay Zekâ ve Hukuk üzerine çok sayıda makalesi yayımlanmıştır.
• Boğaziçi Üniversitesinde gerçekleştirilen “Yargıda Dijitalleşmenin Medenî Yargılamaya Egemen Olan İlkelere Etkisinin Araştırılması Projesi Ulusal Çalıştayı’na (20 Aralık 2024) katılmış ve Çalıştay’da Yapay Zeka Üzerine sunduğu görüşleri “Medeni Yargıda Dijitalleşmenin Etkileri” isimli kitapta yer almıştır.
• NilRTV de Mersin Önceki Baro Başkanı Av. Bilgin Yeşilboğaz ile iki kez Yapay Zeka ve Hukuk konulu canlı yayın röportajına katılmıştır.
• 2001 yılında Legal Yayıncılık A.Ş. ve Legal Kitabevi A.Ş.'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olarak sektöre yeni bir soluk getirmiştir. Klasik yayıncılığı teknolojiyle birleştirerek, Türkiye’nin en kapsamlı kaynaklarından biri olan **"Legal Online Veri Tabanı"**nı (Legalbank) hukuk dünyasına kazandırmıştır. "Yapay Zeka ve Hukuk" alanındaki gelişmeleri yakından takip ederek, hukuk teknolojilerinin (LegalTech) Türkiye'deki gelişimine ve yayıncılık süreçlerine entegrasyonuna yönelik çalışmalarına devam etmektedir.
Akademik ve Uluslararası Girişimler
Yayıncılık faaliyetlerini ulusal sınırların ötesine taşıyarak uluslararası bir vizyon ortaya koymuştur.
• YÖK ve TÜBİTAK ULAKBİM kriterlerine uygun, hakemli 10 akademik hukuk dergisinin sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yaparak doktrinin gelişimini desteklemektedir.
• Arnavutluk’ta kurduğu Legal Publishing Shpk ve Tiran’da yayımlanan Revista Akademike Legal (Arnavutça/İngilizce) dergisi ile Türk hukuk yayıncılığının yurt dışındaki temsilcisi konumundadır.
• Özellikle Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu gibi temel yasaların değişim süreçlerinde hazırladığı karşılaştırmalı eserler ve sistematik çalışmalar, bugün hala hukukçuların temel başvuru kaynakları arasında yer almaktadır.
Baro ve Mesleki Örgütlenme Çalışmaları
• İstanbul Barosu: İstanbul Barosu Mevzuatı Araştırma ve Geliştirme Komisyonu Başkan Yardımcılığı görevine uzun yıllar devam etti. İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi´nin (AHM) kurucu üyeliği ve uzun süre merkez yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. 2022 – 2023 yılları arasında İstanbul Barosu AHM Sözcüsü oldu. İstanbul Barosu Sağlık Komisyonu üyeliğinde de bulunan Çakmakcı, İstanbul Barosu “Avukat Hakları” ve “CMK” Eğitim sertifikalarına sahiptir. İstanbul Barosu, Kat Mülkiyeti Hukuku Komisyonu, Çevre ve İmar Komisyonu üyesidir. İstanbul Barosu Kooperatif Hukuku Komisyonunun kurulmasına öncülük etmiştir. Kuruluşunda ve bazı dönemlerinde İstanbul Barosu “Baro Meclisi” üyesi olmuştur.
• Türkiye Barolar Birliği (TBB): Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi Genel Sekreterliği görevini yürütmüştür. Türkiye Barolar Birliği "Arama Konferansı" Moderatörlük Eğitimini tamamlamıştır. Antalya Barosu, Mersin Barosu ve Hatay Barosu'nda Avukatlık Hukuku üzerine seminerler vermiştir. Seminerleri TBB Televizyonunda yayınlanmıştır. "Avukat Hakları" isimli TBB AHM iç eğitim yayınını hazırlamıştır.
• Delegelik ve Grupsal Faaliyetler: İstanbul Barosu Genel Kurulunda 2018-2020 ve 2022 – 2024 dönemi “Türkiye Barolar Birliği İstanbul Delegesi” seçilmiştir. 2024-2026 Dönemi Türkiye Barolar Birliği İstanbul 1. Yedek Delegesi olarak seçilmiştir. Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubunun iki dönem Yürütme Kurulu üyeliği görevini yürütmüştür.
Kurumsal Kariye ve Eğitmenlik
• Kurumsal Deneyim: Lebib Yalkın Yayınlarında Vergi ve Ticaret Hukuku Mevzuat Uzmanı ve Mükellefin Dergisi Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak çalıştıktan sonra, Türkiye İş Bankası Hukuk İşleri Müdürlüğünde uzun süre Avukatlık yapmıştır.
• Eğitmenlik: Türkiye İş Bankası Eğitim Müdürlüğünde orta ve üst düzey yöneticilere “Hukuk Eğitmeni” olarak hukuk dersleri verdi. Türkiye Bankalar Birliği Eğitim Merkezinde “Hukuk Eğitmeni” olarak dersler vermiştir.
• Modern Hukuk Akademisi: Modern Hukuk Akademisinin Başkanlığını ve Hukuk Eğitmenliği görevini yürütmüştür. Akademi bünyesinde "Sağlık ve Hukuk Gündemi" ve "Hukuk Söyleşileri" başlıklı söyleşileri hukukçu ve doktorların katılımı ile gerçekleştirmiş ve online yayınlamıştır.
• Görevler: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosunda Uzlaştırmacı olarak görev yapmıştır. Sakarya Üniversitesi "Uzlaştırmacı Eğiticiliği Eğitimi" sertifikasına sahiptir. Arabuluculukta Taraf Avukatları Grubunun (ATAG) kurucularındandır.
Sosyal Sorumluluk, Kültür ve Sanat
• Sivil Toplum: Kamu Yararını Savunma Derneği Başkanlığı görevini uzun yıllar yürütmüştür. Bu çerçevede çevre, kadın ve avukat haklarına yönelik çalışmalar yapmıştır. Kadıköyü Bilim Kültür ve Sanat Dostları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olup Moda sahilinin korunması ve yeşil alanların savunulması için faaliyetler yürütmüştür. Anadolu Yakası Balkan Göçmenleri Derneği Başkan Yardımcısıdır.
• Kültür ve Yayıncılık: Taşınmaz ve Kira Hukuku Grubu Dergisi Yayın Kurulu üyesidir. Türkçe / İngilizce yayınlanan “Makam Müzik Dergisi” isimli Türk Müziği Dergisinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürüdür. Modanın Renkleri Müzik Korosunda “Korist” olarak yer almıştır.
• Uluslararası Ödüller: Yemek Kitapları editörü olup, editörlüğünü yaptığı iki ayrı yemek kitabı ile Gourmand Cookbooks Awards tarafından iki kez “Dünyanın En İyi Yemek Kitapları Editörü” ödülüne layık görülmüştür.
Halen Kadıköy´de İstanbul Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık faaliyetlerini sürdürmektedir.
Avukat Ali Başaran 1979 yılında Ankara'da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Ankara'da, Lise öğrenimini Adana’da tamamladı.1996 yılında kazandığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2000 yılında başarıyla mezun oldu. 2001 yılında Adana Barosu nezdinde Avukatlık stajını tamamlayarak avukatlık ruhsatını aldı. 2002 yılı sonunda İstanbul Barosu’na naklen kaydoldu ve serbest avukatlık yapmaya başladı. Halen İstanbul İli Kadıköy ilçesinde bulunan kendisine ait hukuk bürosunda serbest avukatlık faaliyetini sürdürmektedir.
Avukat Ali Başaran, 2003 yılından itibaren başta Gayrimenkul ve Kat Mülkiyeti Hukuku, Ticaret Hukuku, Borçlar Hukuku, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku, Aile Hukuku, Tüketici Hukuku, İcra ve İflas Hukuku, Marka ve Patent Hukuku olmak üzere özel hukukun birçok alanında ve ayrıca Ceza Hukuku ve Özel Güvenlik Hukuku alanlarında faaliyet göstererek müvekkillerini temsil etmekte ve birçok kurum ve kuruluşa hukuk müşavirliği hizmeti vermektedir.
Avukat Ali Başaran, 2022-2024 yılları arasında İstanbul Barosu Kat Mülkiyeti Hukuku Komisyonu Yürütme Kurulu Üyeliği, İstanbul Barosu Baro Meclisi Üyeliği, İstanbul Barosu İcra Sorunları Çözüm Kurulu Üyeliği ve İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyeliği görevlerinde bulunmuş olan Başaran, İstanbul Barosu Kooperatif Hukuku Komisyonunun kurulmasına öncülük etmiştir. Başaran sivil toplum örgütlerinde ve derneklerde aktif rol almakta ve sosyal sorumluluk projelerine katkıda bulunmaktadır. Halen İstanbul Barosu Kat Mülkiyeti Hukuku Komisyonu Üyesi, İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Hukuku Komisyonu Üyesi, İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi Üyesidir.
Ayrıca, 10.000'i aşkın hukukçu üyesi bulunan Taşınmaz ve Kira Hukuku Grubu'nun kurucusu olup, Taşınmaz ve Kira Hukuku Grubu Dergisi'nin imtiyaz sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürlüğü görevini yürütmektedir.
