Avrupa Birliği ‘Çoklu Oy Hakkına Sahip Hisse Yapısı’na İlişkin Düzenleme Tasarısına Yönelik Bir Eleştiri*

Avrupa Komisyonu’nun (EC), Sermaye Piyasaları Birliği (Capital Markets Union) konusundaki çalışmaları, özellikle de geçen ay sunulan şirketlerin kotasyonuna ilişkin tasarı paketi için takdire şayandır. Ne yazık ki, yeni tasarılar arasında uyumlaştırmayı, uyumlaştırmanın kendisinden daha iyi bir sebep olmaksızın arıyor gibi görünen ve Oxford Ticaret Hukuku Blogu (Oxford Business Law Blog; OBLB) okuyucularının bildiği gibi, Sermaye Piyasaları Birliği’nin temel ilkelerine aykırı olan bir öneri bulunmaktadır.

Bu, tüm Avrupa Birliği Üyesi Devletlerin KOBİ (small and medium-sized enterprises; küçük ve orta büyüklükte şirketler) olan ve büyümekte olan bir KOBİ piyasasına kabul edilmek isteyen ulusal şirketlerin çoklu oy hakkına sahip hisse yapısını, yani çift sınıflı hisseleri benimsemelerine izin vermesini gerektiren çoklu oy hakkına sahip hisselere (multiple-voting rights; MVR) ilişkin Tasarıdır. Kotasyonun daha verimli hale getirilmesi ile ilgili öne çıkan önemli konuların ele alınmasına yönelik adil bir girişim sunan bu paketin geri kalanının aksine, Avrupa Komisyonu’nun sürdürülebilir kurumsal yönetişim girişimleri ile daha uyumlu olan çoklu oy hakkına sahip hisselere dair Tasarısı, Avrupa Komisyonu’nun kurumsal yönetişime ilişkin ulusal hukuku uyumlu hale getirme saplantısının, onu deneysel gerçekler veya sağduyu ile makul bir şekilde desteklenebilecek olanın ötesine geçmeye nasıl zorladığını da ortaya koymaktadır.

Her şeyden önce, önerilen uyumlaştırma aracını benimsemek için gerekli deneye dayalı ve yasal temel eksiktir.

Avrupa Komisyonu’nun gözlemlediği gibi, Avrupa Birliği’nin İşleyişine İlişkin Antlaşma’nın (Treaty on the Functioning of the European Union; TFEU) 345. Maddesinde kutsal sayılan temel ilkeye aykırı olarak mülkiyet haklarının dokusunu parçalayabileceği savıyla, yarım yüzyıldan fazla bir süredir kabul edilen mevzuatı içeren tek tip Şirketler Hukuku Direktifi (Company Law Directive[1]), bireysel Üye Devletlerin kurumsal yönetişim sistemleri ile sıkı bir şekilde iç içe geçmeleri ve bu nedenle uygun olmamaları nedeniyle çoklu oy hakkına sahip hisseleri düzenlememektedir.

Yönetişim sistemlerinin Avrupa Birliği (AB) Üyesi Devletlerarasında farklılık gösterebileceği gerçeği, Avrupa Birliği yetkililerine ve Birliği oluşturan Üye Devletlere verilen yetkileri tasvir etmek için çok önemli olan Avrupa Birliği Antlaşması’nın (Treaty on European Union; TEU) 5(3) no.lu Maddesinin Yerellik İlkesi’nin üstesinden gelmek için kendi başına yeterli değildir. Ayrıca, ulusal hukuk farklılıklarının kendi içlerinde ve kendi başlarına sözleşme özgürlükleri üzerinde kısıtlamalar teşkil etmesi gerektiği fikrine destek bulmak için Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (Court of Justice of the European Union; CJEU) içtihat hukukuna bakılması da boşunadır.

Kültür, dil ve kaçınılmaz olarak yasalar nedeniyle Üye Devletlerarasında her zaman küçük farklılıklar olacaktır; bu, AB’nin geniş halk desteği, deneyim, esneklik ve hoşgörü sağlayan gücüdür. Yerellik İlkesi’nin (Principle of Subsidiarity) varlığı, çeşitliliğin bu kabulünün de bir kanıtıdır.

Bu İlkeye saygı gösterilmesi için, ulusal kurumsal yönetişim sistemlerindeki herhangi bir özel değişikliğin, AB’nin işleyişine zarar verecek kadar zararlı olduğuna dair somut deneye dayalı kanıtlar sunulmalıdır. Burada ise, durum böyle değildir.

AB Adalet Divanı içtihadı ile güvence altına alınan aynı özgürlük, tüm vatandaşlara bir şirket kurarken (bu konuda bkz. Centros[2]) tercih ettikleri herhangi bir Üye Devletin yargı yetkisinden yararlanma hakkı ve yerleşik şirketlerin Serbest Dolaşım Direktifi (Mobility Directive[3]) ile güvence altına alınan, kendi seçtikleri herhangi bir Üye Devlete devretme özgürlüğü, aynı zamanda, ayrımcı olmadığı veya başka herhangi bir şekilde diğer Üye Devletlerden şirketlerin özgürlüklerini kısıtlama verir.

İkinci olarak, Tasarıda sunulan akıl yürütme kendi kendisiyle çelişiyor görünmektedir.

Tasarı, bir KOBİ’nin kurucularının “şirket için uzun vadeli vizyonlarına odaklanmaları”ndan (focus on their long-term vision for the company) ödün vermeden halka açık bir işlem yerini kullanarak yatırım arayabilmelerini sağlamak için bir önlem olarak çoklu oy hakkına sahip hisselerin erdemlerini yücelterek başlıyor.

Ancak daha sonra herhangi bir deneye dayalı destek olmaksızın aniden çoklu oy hakkına sahip hisselerin “uygun şekilde hafifletilmediği takdirde belirli sorunlar”a (specific problems if not properly mitigated) yol açabileceği iddia edilmektedir. Paragraf daha sonra şirketler hukukunda iyi bilinen, örneğin ilişkili taraf işlemleri (related party transactions; RPT) yoluyla özel menfaat elde etme şeklinde kontrol sahibi hissedarlar tarafından gücün kötüye kullanılması gibi bir dizi sorunu örnekleyerek devam etmektedir.

Bu tuhaftır, çünkü tanımlanan bu problemler çoklu oy hakkına sahip hisselere özgü olmayıp, kontrolün varlığından, yani, yani şirketin oy hakkına sahip hisse yapısına veya tek hisseye sahip olup olmadığına bakmaksızın açıkça bir sorun olan Gelişmiş Genel Kurul Ağ Sisteminde (Advanced Gateway to your Meetings; AGM) oy kullanmanın sonucunu belirlemek için bir hisse bir oy yapısından (one share, one vote; OSOV) kaynaklanmaktadır.

Çoklu oy hakkına sahip hisse yapısının bu tür bir gücün kötüye kullanılması riskini artıracağını önceden iddia etmek mümkün değildir, çünkü OSOV ilkesinin hissedarların etkisini dağıtma etkisine sahip olduğu ve böylece daha az hisseye sahip olarak kontrol sağladığı da aynı şekilde tartışılabilir.

Ancak çoklu oy hakkına sahip hisse yapısının bu “özellikli sorunlara” neden olduğu deneysel olarak belgelenirse, akıl yürütme anlamlı olacaktır. Ancak böyle bir deneye dayalı kanıt sunulmamıştır. Aslında Tasarının kendisi, çoklu oy hakkına sahip hisse yapısının hiçbir zararlı etkisi bulunmayan Avrupa Komisyonu’nun kendisinin 2007 Çalışmasından bahsetmektedir. Asıl şaşırtıcı olan, kontrolün kötüye kullanılmasına ilişkin ‘özellikli sorunların’ (specific problems) halihazırda hem Üye Devletlerin ulusal yasalarında hem de AB yasalarında ele alınmış olmasıdır (bkz. RPT için SRD2[4]).

Tasarının, çoklu oy hakkına sahip hisselerin varlığının, kontrol sahibi hissedarların ‘sürdürülebilirlik hedeflerine’ (sustainability goals) yönelik olanlar da dahil olmak üzere belirli kararları bloke etmesine neden olabileceğini öne sürmesi de tuhaftır. Bu argüman, basitçe, eldeki konu hakkında herhangi bir düşünce olmaksızın genellikle siyasi desteği tetiklediği kabul edilen sürdürülebilirlik kavramını kullanmak için tasarlanmış gibi görünmektedir.

Çoklu oy hakkına sahip hisselerden yararlanan bir hissedarın neden “sürdürülebilirlik hedefleri”ne karşı oy kullanacağına dair bir açıklama yoktur. Tüm hissedarlar olan hissedarlar, hisselerinin değerinin şirketlerinin uzun vadeli finansal performansının bugünkü değerini temsil ettiğini düşündükleri için, mantıklı herhangi bir hissedarın böyle bir kararı engellemesi için hiçbir neden yoktur. Aksine, deneyimler, hissedarların iklim değişikliğine bağlı risklerin son derece farkında olduklarını ve bu sorunların yatırım yaptıkları şirketler tarafından ele alınması konusunda endişeli olduklarını gösteriyor.

Sözde sürdürülebilir kurumsal yönetişime ilişkin yukarıda belirtilen girişimin, hissedarların bir şekilde şirketlerinin iklim sorunlarını ele almasını engelleme dürtüsüne kapıldığı şeklindeki yanlış fikre dayandığı doğrudur. Ancak bunun tamamen deneysel temelden yoksun olduğu, girişimin Düzenleyici İnceleme Kurulu tarafından tam da bu nedenle defalarca reddedildiği ve sürdürülebilir durum tespiti (corporate sustainability due diligence; CSDD) konusunda bir direktif için mevcut teklifin[5] müzakerelerde önemli ölçüde değiştirildiği göz ardı edilmemelidir. Hissedarların yeşil geçişe engel oluşturduğu fikri, AB şirketler hukukunun tekrarlanmaması gereken normal gidişatından talihsiz bir sapmaydı.

Bir hissedarın sürdürülebilirlik hususlarına dayalı bir teklifi engelleyebileceği tek durum, söz konusu teklifin gelecekte yaşayabilirliğini güvence altına alma ihtimali olmadan şirkete ekonomik olarak zarar vereceği durumdur. Ancak durum buysa, çoklu oy hakkına sahip hisse veya bir hisse bir oy yapısından bağımsız olarak hiçbir hissedar buna oy vermez. Bu tür önlemlerin gerekli görüldüğü durumlarda ki çoğu zaman öyledir, bunlar şirket hukukunun dışında kalır ve çevre koruma veya benzeri yasalar tarafından zorunlu kılınmalıdır.

Dolayısıyla, kurumsal yönetişimi bu şekilde uyumlu hale getirmek için geçerli bir neden yoktur ve bunu yapmamak için pek çok iyi neden vardır.

[1] AB “Şirketler Hukuku Direktifi” için bkz. < https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/ALL/?uri=celex%3A32017L1132 >

[2] “Centros” için bkz. < https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A61997CJ0212 >

[3] AB “Serbest Dolaşım Direktifi” için bkz. < https://eur-lex.europa.eu/legal-content/en/TXT/?uri=CELEX:32019L2121 >

[4] “Uzun vadeli hissedar katılımının teşvik edilmesine ilişkin Direktif” için bkz. < https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A32017L0828 >

[5] “CSDD” tasarı teklifi için bkz. < https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52022PC0071 >

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.