Çin Engelleme Tüzüğü: Yatırımları Korumanın Bir Aracı mı?* **

“İnsan için yalnız kendi çalıştığının karşılığı vardır.

Çalışmasının karşılığı da yakında kendisine gösterilecektir.

Sonra ona emeğinin karşılığı tastamam ödenecektir!”

Necm (39-41)

Özü: Çin Ticaret Bakanlığı’nın (MOFCOM/China’s Ministry of Commerce), Yabancı Mevzuatın ve Diğer Tedbirlerin Haksız/Gerekçesiz Ülke Dışı Uygulamalarına Karşı Mücadele Kurallarını (kısaca, Engelleme Statüsü/Tüzüğü) yayınlamasının üzerinden bir yıldan daha fazla bir süre geçmiştir. Engelleme Tüzüğü, Çin’deki devlet kurumlarına, yabancı yaptırımların uygulanamaz olduğunu ilan eden yasaklama emirleri yayınlamak, Çinli kişileri yasak emirlerini ihlal ettikleri için cezalandırmak ve Çinli kişilerin yabancı yaptırımlara uyan kuruluşlardan tazminat talep etmesine izin vermek de dahil olmak üzere önemli önlemler alma yetkisi vermiştir.

1. Giriş

Çin Halk Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı, 09 Ocak 2021 günü, yaygın olarak “Çin Engelleme Statüsü/Tüzüğü (‘Chinese Blocking[1] Statute’) olarak bilinen, “Yabancı Mevzuatın ve Diğer Tedbirlerin Ülke Dışında Haksız Yere Uygulanmasına Karşı Mücadele Kuralları” (‘Rules on Counteracting Unjustified Extraterritorial Application of Foreign Legislation and other Measures’) başlıklı 2021 tarihli ve 1 No.lu talimatı yayınlamıştır.

Bu Engelleme Statüsü, Çin varlıklarını yabancı mevzuatın (foreign legislation) ülke dışı uygulamalarının etkisinden (impact of extraterritorial application) korumak için Çin’in ilk yasal rejimini oluşturmaktadır.

Çin Engelleme Statüsünün 1. maddesi uyarınca, bu yasal önlemlerin amacı, “[…] Çin yurttaşlarının, tüzel kişilerin veya diğer kuruluşların meşru haklarını ve çıkarlarını yabancı yaptırımların ülke dışında uygulanmasından (extraterritorial application of foreign sanctions) korumaktır”.

Çin Engelleme Tüzüğü, Çinli kişi ve kuruluşlara raporlama yükümlülükleri (reporting obligations on Chinese persons and entities) getirmektedir. Tüzük uyarınca, ülke dışı yabancı düzenlemelerden etkilenen konuların bildirilmesi gerekmektedir. Bu hükme uyulmaması (failure to comply with this provision), hükümet yaptırımlarına veya para cezalarına (government warnings or fines) neden açabilir. Ek olarak, bu tüzük, Çinli kişi veya kuruluşların Çin mahkemelerine (courts) başvurmaları için özel bir dava hakkı sağlamaktadır. Bu yasal çerçeveye göre, Çinli bir kişi, belirli gerekliliklerin yerine getirilmesi koşulu ile uyumdan muafiyet talep edebilir.

Bu tüzük ilk bakışta (no prima facie), Çin vatandaşlarına ek olarak, ABD tarafından uygulanan yaptırımlar ile tehdit edilebilecek yabancı işletmelere yasal destek sağlıyor gibi görünmekte; AB yatırımcılarına ve Çin’de yatırım yapmak isteyen işletmelere ise kapsamlı koruma sağlamaktadır.

Çin Engelleme Statüsünün amacı, yabancı yatırımların teşviki (promotion of foreign investments) için, Çin’e gelen yatırımlar için geçerli olan düzenleyici kısıtlamaları ortadan kaldırarak (eliminating regulatory constraints) nihai olarak yabancı yatırımı teşvik etme amacı taşımaktadır. Engelleme Statüsünün uygulanmasından önce, yabancı yatırımcılar (Avrupa şirketleri dahil) Çin’e karşı ABD yaptırımlarının ülke dışı uygulamalarına maruz kalmışlardır.

Bu bağlamda, halihazırda geçerli hukuk sistemi [yaptırım riski (risk of sanctions) dahil], yabancı yatırımcıların yabancı bir ülkede yatırım yapmayı düşünürken analiz ettikleri birincil faktör durumundadır. Esasen, bir ülkede yatırım kararı verildiği anda geçerli olan yasalar, yatırımcıların beklentilerini şekillendirmekte ve yatırıma devam etme kararlarını önemli ölçüde etkilemektedir.

Bu nedenle, Çin’e yatırım yapmak isteyen yabancı yatırımcılar, Çin Engelleme Statüsünde yer alan yeni kuralların, ülke dışı yaptırımlara karşı etkili koruma sağlayan istikrarlı ve öngörülebilir bir yatırım ortamı (stable and predictable investment landscape) sağlama derecesini şimdi değerlendireceklerdir. Bu, Çin Engelleme Statüsünün meşru beklentiler yaratarak yabancı yatırımcılar için güçlü bir koruma aracı olarak hizmet edip edemeyeceği gibi zor bir sorunun sorulmasına yol açar.

Meşru beklentiler kavramına (legitimate expectations concept) kısa bir genel bakışın ardından bu yazı, yabancı yatırımcıların bakış açısından meşru beklentiler sunup sunmadığını görmek için yeni Çin yasal tüzüğünü inceleyecektir.

2. Meşru Beklentiler Kavramına genel bakış

Son yıllarda, meşru beklentiler ilkesi, yatırımlara ilişkin tahkimin (investment arbitrations) temeli olarak önemli bir ivme/çekiş (traction) kazanmıştır. Aslında, tahkim mahkemeleri sürekli olarak bu ilkenin artık “tahkim uygulamasında kök saldığını” iddia etmektedirler. Meşru beklentiler kavramı, adil ve hakkaniyetli muamele ilkesinin de temel bir bileşenidir.

Meşru beklenti doktrininin (legitimate expectation doctrine) yaygın olarak kullanılmasına rağmen, tahkim mahkemeleri (arbitral tribunals) bu kavramın tam çerçevesini belirleme konusunda fazla bir şey yapmamış, uygulama kapsamını belirsiz hale getirmiştir. Mahkemeler (tribunals), duruma göre, genellikle bir yatırımcının meşru beklentinin varlığı nedeniyle koruma talep etme hakkına sahip olup olmadığını belirler. Bu nedenle, uygulama kapsamı bağlama, metne ve davanın olgusal kaydına (scope of application varies according to context, text, and the factual record of the case) göre değişir.

Geleneksel olarak, meşru beklentiler, hükümet veya idari organın (government or administrative body) öngörülen imajıyla tutarsız bir şekilde hareket etmesi durumunda yatırımcılara başvuruda bulunmayı ifade eder. Bu, yatırımcıların maddi ve yöntemsel kazanımlardan (substantive and procedural benefits) mahrum kalmalarına yol açar. Açık ölçütlerin olmamasına rağmen, tahkim kararlarının incelenmesi, bir yatırımcının meşru beklentilerinin ihlal edildiğini başarılı bir şekilde iddia etmesi için belirli koşulların yerine getirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Birkaç hükümet tavrı ve göstergesi (government conducts and indicators), mahkemelerce potansiyel olarak meşru beklentiler yaratıldığını tespit etmiş durumdadır. Bunlar aşağıdakileri içerir:

i) Spesifiklik ve Açıklık (Specificity and Clarity): Mahkemeler, devlet adına hükümet temsilcileri tarafından verilen güvencenin ifadesine ağırlık verirler. İdareler, belirli ve kesin güvenceler yoluyla meşru beklentiler oluşturabilirler.

Bu, Antaris GmbH ve Doktor Michael Göde/Çek Cumhuriyeti davasında mahkeme tarafından doğrulanmış olup; bu mahkeme, davada başarılı olunması için, bir davacının “açık ve net (veya örtülü) temsil [clear and explicit (or implicit) representation]” oluşturması ve eylemin davalı devlet tarafından yapıldığını veya davalı devlete atfedilebilir (attributable to the state) olduğunu kanıtlaması gerektiğine, karar vermiştir. Benzer şekilde, Enron Corporation ve Arjantin Cumhuriyeti’nde mukim Ponderosa Assets L.P.v. arasındaki davada[2] da, hakem heyeti, yatırımcılara verilen özel güvencenin meşru beklenti doğuracağını vurgulamış, Mahkeme, “…belirli güvenceler sağlanmadıkça yatırımcıların özelleştirme sürecine katılmaya cezbedilmeyeceğini” gözlemlemiştir. Bu nedenle, yasal düzenin değişmeyeceğine dair açık güvenceler, bu tür beklentilerin ortaya çıkmasında kilit bir rol oynamaktadır.

ii) Niyet ve Teşvik (Intention and Inducement): Devletlerin bir yatırımcının meşru beklentilerini (investors’ legitimate expectations) altüst edip etmediğine karar verirken, Mahkemeler genellikle hükümetin temsilinin, güvencelerinin ve politikalarının (government’s representations, assurances, and policies) yatırımı teşvik etmek ve geliştirmek için tasarlanıp tasarlanmadığını (promote, enhance, and induce investment) değerlendirirler. Örneğin, PSEG Global Inc. İle Türkiye Cumhuriyeti arasındaki davada[3], mahkeme, ev sahibi devletin yatırımları teşvik etme ve karşılama politikasının (host state’s policy to encourage and welcome investment) meşru beklentiler olarak nitelendirilmediğine karar vermiştir. Mahkeme, “tüm Yap İşlet Devret (YİD) politikasının, yabancı yatırımlara ihtiyaç duyulacağı, teşvik edileceği ve hoş karşılanacağı vaadi üzerine kurulduğunu, ancak bunun, özellikle Davacılara verilen bir sözü gerektirmeyen genel bir politika meselesi olduğunu” tespit etmiştir. Bu karar, salt bir niyet beyanının veya uygulanabilir bir hak (enforceable right) yaratmayan bir kanun taslağının hazırlanmasının meşru beklentiler için yetersiz gerekçe olduğunu teyit etmiştir. Aynı anlayış Sempra Energy International ve Arjantin Cumhuriyeti davasında[4] da bulundu, mahkemenin, “gereklilik, yatırım teminatlar yoluyla çekildiğinde ve teşvik edildiğinde özellikle anlamlı hale gelir” hükmünden hareketle, belirli güvenceler ve beyanlar (specific assurances and representations) yoluyla aktif bir yatırım teşvikinden ev sahibi devletlerin sorumlu tutulabileceğine hükmetmiştir. Ayrıca, El Paso Energy International Company ve Arjantin Cumhuriyeti davasında[5] da Mahkeme, “muhataplara özel olanlar ile amaçlara özel olanlar” ayrımından hareketle, belirli bir temsilin, yabancı yatırımcılara yönelik iki tür taahhütten kaynaklanabileceğine karar vermiştir.

iii) Makullük ve Güven (Reasonableness and Reliance): Yatırımı teşvik etmek için devlet tarafından yapılan veya devlete atfedilebilen açık ve net (veya zımni) beyanlara ek olarak, meşru beklentilerin ihlal edildiğine dair bir bulgu, yatırımcının makul olarak bu beyanlara dayandığına dair kanıt gerektirir. Makul güven kavramı (notion of reasonable reliance), Antaris Solar GmbH ve Dr. Michael Göde/Çek Cumhuriyeti ve Duke Energy Electroquil Partners & Electroquil SA/Ekvador Cumhuriyeti dahil olmak üzere birçok davada yankı bulmuştur.

iv) Sosyo-ekonomik ve Ticari Hususlar (Socio-economic and Commercial Considerations): Parkerings ile Litvanya arasındaki davada karar verildiğinden beri, tahkim mahkemeleri yatırımın yapıldığı sırada ev sahibi ülkede hüküm süren sosyo-ekonomik duruma daha fazla önem vermeye başlamışlardır. Bu kararda, mahkeme, meşru beklentilerin dar yorumlanmasına (narrow interpretation) katkıda bulunan ve bu kavramın parametrelerini (parameters) daha da açıklayan başka bir noktaya değinmiştir. Örneğin, Duke Energy Electroquil Partners & Electroquil SA/Ekvador Cumhuriyeti davasında, mahkeme, yatırımcının meşru beklentileri olup olmadığını belirlemek için Ekvador’un mevcut sosyoekonomik koşullarını dikkate almış, Mahkeme, “[…] makullük veya meşruiyet değerlendirmesinin, yalnızca yatırımı çevreleyen gerçekler değil, aynı zamanda ev sahibi ülkede hüküm süren siyasi, sosyoekonomik, kültürel ve tarihi koşullar da dahil olmak üzere tüm koşulları dikkate alması gerektiğini” kaydetmiştir.

Meşru beklentilerin genel tanımının olmamasına rağmen, birleştirilmiş son davalar, mahkemelerin ev sahibi devletin yükümlülüklerine ilişkin daha dar ve empatik bir yorum (narrower and empathetic interpretation) sergilediklerini ve kendilerini yatırımcı çıkarlarına uygun hale getiren daha geniş yorumlardan fark edilir bir şekilde uzaklaştıklarını, ortaya koymaktadır. Bu arka plana (background) karşı, Mahkemelerin, yatırımcıların meşru beklentilerinin korunması gerekip gerekmediğine karar verirken çeşitli faktörleri göz önünde bulundurarak bütünsel bir yaklaşım benimsediği de açıktır.

3. Çin Engelleme Statüsü yabancı yatırımcılar için ‘meşru beklenti’ yaratıyor mu?

Yatırımcılar, yeni Çin Engelleme Statüsünün meşru beklentiler oluşturduğunu iddia etme hakkına sahip olacak mı? Aşağıdaki metin analizi, bu düzenleyici çerçevenin (regulatory framework), meşru beklentilerin yaratılması için gerekli olan önemli gereksinimlerden, yani özgünlük (specificity), açıklık (clarity), güven (reliance) ve yabancı yatırımcılar için meşru beklentiler için etkin bir temel oluşturma niyetinden (intention) yoksun olduğunu ortaya koymaktadır.

4. Çin Engelleme Statüsünün uygulama kapsamı

İlk olarak, bu tüzüğün 1. maddesi uygulama alanını ortaya koymuştur. Bu makalenin harfi harfine okunuşuna göre, hüküm Çin vatandaşları, tüzel kişiler ve kuruluşlar (Chinese citizens, legal persons, and organizations) için geçerlidir. Bu hükmün Çinli olmayan yabancı işletmeler için geçerli olup olmadığına dair bir gösterge yoktur. Bu nedenle, yalnızca Çin varlıklarına atıfta bulunmak için anlaşılırsa, kafa karışıklığına neden olma potansiyeline sahiptir. Bu düzenlemenin şu ana kadar ne yoğun bir şekilde uygulandığını ne de test edildiğini belirtmek önemlidir, bu nedenle Çinli olmayan kuruluşların (non-Chinese entities) bu hükmün kapsamına girip girmeyeceği belirsizliğini korumaktadır. Ayrıca, bu tüzüğü çevreleyen bir diğer dikkat çekici belirsizlik, “uluslararası hukuku ihlal eden belirli sınır ötesi önlemlere (specific extraterritorial measures that violate international law) karşı koruma sağlamayı amaçlayan Madde ile ilgilidir. Bu Madde, Çin Engelleme Statüsü tarafından hangi sınır dışı tedbirlerin hedeflendiğini açıkça belirtmemiştir. Çin’in ABD vatandaşlarına kısıtlamalar uyguladığı “sınır/bölge dışı (extraterritorial)” yasanın uygulanmasına rağmen, bu, gelecekte ek uluslararası önlemlerin eklenmesi için kapıyı açık bırakmaktadır. Tüzük, nihayetinde daha fazla yabancı kanun ve tedbiri hedefleme arzusunu ifade eden, açık uçlu ve büyük ölçüde tanımlanmamış bir yabancı tedbirler listesi ortaya koymaktadır. Bu belirsizlik, korumanın doğası ve kapsamı ile ilgili daha fazla belirsizliğe katkıda bulunmakta ve korumanın ne ölçüde sunulduğu belirsiz olduğundan, bu aracın genel ve belirsiz (generic and vague) olması riskine yol açmaktadır.

5. Çalışma Mekanizmasının takdir yetkisi (discretionary power)

Ek olarak, 4. Madde kapsamında, çeşitli ulusal bakanlıklara [“Çalışma Mekanizması (Working Mechanism)” olarak da bilinir] bu tüzükte bulunan hükümleri uygulama konusunda geniş yetkiler verilmiştir. Çalışma Mekanizması, temel kuralların ihlaline (violation of the underlying rules) ilişkin değerlendirme yapmakla görevlidir. Bu Statünün 7. maddesi, “haksız başvurunun (unjustified application)” ortaya çıkması veya ihlal edilmesi halinde, ilgili yabancı mevzuatı tanımama, uygulamama veya bunlara uymama (not recognize, enforce or abide by the relevant foreign legislation) konusunda devlet konseyine talimat (state council to order) verir. Ancak, Çin Engelleme Tüzüğü, bir değerlendirmeyi tetikleyecek davranışı tanımlamamıştır. Yabancı hukuka uygunluk eşiği ve yasaklama kararının üçüncü kişiler için de geçerli olup olmadığı net olarak belirtilmemiştir. Daha da önemlisi, bu değerlendirmeyi gözden geçirme standardı net olarak tanımlanmamıştır.

Benzer şekilde, özel dava hakkının (madde 10 ve 11’de belirtildiği gibi tazminat talep etme veya ihtiyati tedbir talep etme gibi) çıkarları uyumsuzluktan (non-compliance) ciddi şekilde etkilendiğinde Çinli olmayan kuruluşlara da uygulanıp uygulanmayacağı bir varsayım (conjecture) olarak kalmaktadır. Benzer şekilde (similar vein), bu düzenleyici tüzükte, yasaklama emrini (prohibition order) ihlal eden yabancı kuruluşların sorumlu tutulup tutulamayacakları belirtmemiştir. Özellikle ihlal durumunda kimin sorumlu tutulacağına ilişkin olarak bu düzenlemelerin yapısındaki belirsizliğin, uygulama kapsamını büyük ölçüde keyfi (arbitrary) ve kesin olmayan (non-definitive) hale getireceği ileri sürülebilir.

Son olarak, bu tüzük, ülke dışı yaptırımların olumsuz etkilerinden muaf kalmak isteyen kuruluşlar için yetki veya muafiyet sağlar. Ancak, yetkilendirme başvuru (applying authorization) formatı net değildir. Kanun, belirtilen kanunlara kısmen mi yoksa tamamen mi uyulacağını öngörmemekte olup; bu nedenle yetki kapsamına/aralığına (range of authorization) ilişkin net bir gösterge yoktur. Ayrıca, tamamen veya belirli işlemlerde Engelleme Düzenlemelerinden muafiyet isteyip istemeyecekleri belirsizdir. Ek olarak, 8. madde kapsamındaki bir muafiyet uygulamasının (application of an exemption) yalnızca Çinli yan kuruluşlar veya hatta Çinli olmayan işletmeler tarafından başlatılıp başlatılamayacağı da açık değildir.

6. Çözüm

Meşru beklentilere yalnızca yatırımcılara belirli, açık taahhütler (unambiguous commitments) verildiğinde koruma sağlanacaktır. Çin Engelleme Statüsü, hala yüksek derecede soyutlama (high degree of abstraction) ile çalıştığı için daha az etkili olduğu kanıtlanmıştır ve gerekli özgünlükten yoksun olduğu için meşru beklentilere yol açması pek olası değildir. Önemli konular (significant issues) ele alınmalıdır, örneğin Çinli olmayan şirketler tüzük kapsamında korumaya hak kazanıyor mu? Ayrıca tüzük, üçüncü kişilerin yabancı mevzuata uymasını yasaklayarak bu yasal çerçeveden yola çıkarak yapılan yatırım planını koruyabilir mi? Bu belirsizlikler (ambiguities) ve diğerleri, Çin Engelleme Statüsünün meşru beklentiler yaratmaya muktedir (capable) sayılamayacağını göstermektedir.

* Bu çeviride yer alan görüşler yazarına ait olup çalıştığı kurumu bağlamaz, yazarın çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Çevirideki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler yazarına aittir. [İngilizceden Türkçeye çevrilen metnin orijinal künyesi şöyledir: Naimeh MASUMY, Research Fellow, Swiss International Law School), The Chinese Blocking Statute: a Tool to Safeguard Investment? International Law Blog, 14 March 2022, < https://internationallaw.blog/2022/03/14/the-chinese-blocking-statute-a-tool-to-safeguard-investment/ > erişim tarihi 17 Mart 2022 (‘Uluslararası Hukuk Blogu/International Law Blog’, yolları ilk kez Londra Middlesex Üniversitesi’nde kesişen bir grup bilim insanı tarafından Eylül 2014’te başlatılan bir projedir. Bu Blog, profesyonel ve akademik kariyerlerinin farklı aşamalarındaki öğrencilere, genç avukatlara ve akademisyenlere uluslararası, ulus ötesi, Avrupa ve karşılaştırmalı hukuk ile ilgili konuları tartışmak için bir platform sağlamayı amaçlar. Hakemli yayınlar iki haftada bir Pazartesi yayınlanır. Blogun mottosu şöyledir: Fresh perspectives on international law/Uluslararası hukuka yeni bakış açıları)]

** Naimeh MASUMY, Çeviren: Yavuz AKBULAK-SPK Başuzmanı.

[1] Bu kelimenin Türkçe karşılığı olarak ‘bloklama’ yerine, karşı koyma manasında ‘engelleme’ sözcüğü tercih edilmiştir.

[2] Tribunal in Antaris GmbH and Doctor Michael Göde v. the Czech Republic.

[3] The tribunal PSEG Global Inc. v. Republic of Turkey.

[4] The tribunal Sempra Energy International v. The Argentine Republic.

[5] The tribunal El Paso Energy International Company v. The Argentine Republic.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.