
Anamın yurdu Aşkale’ye…
Uluslararası hukukta çok uluslu şirketlerin [(ÇUİ); multinational corporations] kesin statüsü, akademisyenler arasında çok uluslu davranışları (multinational behaviours) düzenlemede ve bu tür şirketleri sorumlu tutmada uluslararası hukukun etkinliği (effectiveness of international law) üzerinde bazı önemli pratik sonuçlara sahip olan birçok tartışmanın nesnesi durumundadır.
Ancak, şirketleri uluslararası suçlar (international crimes) işlemekten caydırabilecek etkili bir yasal rejim (legal regime) oluşturmak için, ele alınması gereken daha önemli konular vardır. Bu makale faydacı/pragmatik bir bakış açısıyla bu konuların bazılarını araştıracak ve şirketlerin uluslararası sorumluluğuyla (international responsibility of corporations) ilgili mevcut duruma genel bir bakış sağlayacaktır. Birinci bölümde, çokuluslu şirketlerin uluslararası tüzel kişiliğine (international legal personality of multinational corporations) ilişkin akademik tartışmalara kısa bir genel bakış sunulacaktır. Ardından, bu yaklaşımın hem avantajları hem de dezavantajları özetlenerek, devletlerin ÇUİ’leri düzenlemede ve hesap verebilir hale getirmede oynadığı rol incelenecektir. Nihayet, daha sonra yumuşak hukuk araçlarının bu alanda yaygınlaşması (proliferation of soft law instruments) tartışılacak ve eksikliklerine (shortcomings) işaret edilecektir.
Çok uluslu işletmelerin uluslararası devletliği (international statehood) üzerine tartışmalar
ÇUİ’lerin uluslararası cezai sorumluluğuna ilişkin çetrefilli konu, ÇUİ’lerin uluslararası bir tüzel kişiliğe sahip olup olmadığı konusunda yaygın olarak bilinen akademik tartışmalarla yakından bağlantılıdır. Bu kavramsal sorun (conceptual problem), ticari oyuncular (business players) açısından uluslararası ceza hukukunun uygulanmasına engel teşkil etmektedir. Ancak, bu tartışmanın pratik önemi fazla tahmin edilmemelidir. Bazı bilim adamlarına göre, mevcut hukuk kavramlarını yanlış kullanma eğilimini azaltmak için uluslararası tüzel kişilik kavramına yeni bir yaklaşım gereklidir. Katılımcılar ve devlet dışı aktörler (non-state actors) gibi terimler, uluslararası hukuka geleneksel devlet merkezli yaklaşımın etkisi altında, uluslararası hukuk tartışmalarında[1] çoğalmaktadır.
Akademisyenler arasında uluslararası hukukun “konularının (subjects)” genel kabul görmüş bir tanımının bulunmadığını belirtmekte fayda vardır. Uluslararası Adalet Divanı [(UAD); The International Court of Justice (ICJ)], Yaralanmaların Tazminatı davasında (the Reparation for Injuries case), uluslararası iddialar getirerek “özne”yi (subject) uluslararası hak ve görevlere sahip, haklarını savunma kapasitesine (capacity to defend) sahip bir varlık olarak tanımlayarak, uluslararası hukukun “tebaası” için geleneksel bir tanım (conventional definition) vermiştir. Ayrıca Mahkeme, toplumun ihtiyaçlarına (needs of the community) bağlı olarak her hukuk sisteminde farklı nitelikteki öznelerin bulunduğunu savunarak, herhangi bir hukuk sisteminde “özne (subject)” tanımının tarihsel ve göreceli niteliğini vurgulamıştır. Bu dava, Birleşmiş Milletler lehinde sonuçlanmıştır.
ÇUİ’lerin uluslararası hukukun öznesi olarak tanınmasının gerekip gerekmediğini belirlemek için soru, uluslararası toplumun (international community) gerçek ihtiyaçlarının böyle bir tanımayı (recognition) gerektirip gerektirmediği olabilir mi?
Bazı yazarlar, ÇUİ’lerin uluslararası kişiliklerinin çağdaş uluslararası toplumda oynadığı güçlü rolün -Fikri Mülkiyet Haklarının Ticaretle Bağlantılı Yönleri Hakkında Anlaşma’nın [Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights (TRIPS)] kabul edilmesi gibi uluslararası kanun yapımına (international law-making) katılımları da dahil olmak üzere- tanınması için gerekçe oluşturduğunu iddia etmektedirler.
Bununla birlikte, uluslararası hukuk sisteminde böylesi bir normatif ve yapısal değişikliğin (normative and structural change of the international law system) arzu edilirliği, ÇUİ’lerin uluslararası hukukun konuları arasına dahil edilmesinin istenmeyen sonuçları (unintended results) tetikleyebileceğine işaret eden diğer bilim adamları tarafından[2] tartışılmaktadır. Özellikle, ÇUİ’lerin uluslararası hukukun öznesi (subjects of international law) olduklarına ilişkin soyut bulgunun, onlara karşılık gelen görevleri (corresponding duties) dayatmadan, yalnızca güçlerini güçlendirmesi muhtemel olduğu ileri sürülmüştür. Hem etkili bir yasal rejimin hem de ÇUİ’leri insan hakları ihlallerinden (human rights violations) sorumlu tutacak uluslararası bir mahkemenin yokluğu (absence), ÇUİ’lerin uluslararası tüzel kişiliğinin salt soyut olarak tanınması ile değiştirilemez.[3]
Bu nedenle, devletlerin ÇUİ’lerin faaliyetlerini ulusal ve uluslararası hukuk yoluyla etkin bir şekilde düzenleme ve insan haklarını ve çevreyi etkileyen yanlış eylemlerinden [yani haksız fiillerinden (wrongful acts)] sorumlu tutma iradesini içerdiğinden, acilen ele alınması gereken en tartışmalı konunun (controversial issue) siyasi nitelikte olduğu söylenebilir. Gerçekten de, çokuluslu şirketlerin davranışlarını düzenleyen uluslararası hukuk kurallarına duyulan ihtiyaç, ulusal rejimlerin bu konuda yetersiz (inadequate) kaldığı ve bazı devletlerin ÇUİ’leri düzenlemeyerek avantaj elde ettiği durumlarda ortaya çıkmaktadır.
Ancak, ÇUİ’lerin tüzel kişiliğine ilişkin bu doktriner kanıt/argüman (doctrinal argument) özellikle zorlayıcı (compelling) değildir. Gerçekten de, Uluslararası Ceza Mahkemesi [International Criminal Court (ICC)] önündeki bireyler gibi, uluslararası tüzel kişiliği tartışmalı olan teşekkülleri bile uluslararası hesap verebilir kılmak mümkündür. Dolayısıyla, ÇUİ’lerin insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulması amacıyla hem yasal bir rejimin hem de uluslararası bir mahkemenin (international court) kurulmasının (establishment) önünde çok önemli bir engel (obstacle) olmadığı sonucuna varılabilir.
ÇUİ’leri hesap verebilir (accountable) hale getirmede devletlerin rolü
Soruna farklı bir yaklaşım, devletlerin ÇUİ’leri düzenlemede ve hesap verebilir hale getirmede oynadığı birincil rolü vurgulamaktadır. Bu, devletlerin özel aktörlerin insan hakları ihlallerini önleme (prevent), soruşturma (investigate), cezalandırma (punish) ve tazmin etme (redress) görevini (duty) vurgulayan BM İş Dünyası ve İnsan Haklarına İlişkin Yol Gösterici İlkelerinin [UN Guiding Principles on Business and Human Rights (UNGP)] temelini oluşturan temel kanıt olup, 2011 yılında kabul edilmiştir. Bununla birlikte, böyle bir bakış açısı, ÇUİ’leri uluslararası olarak hesap verebilir hale getirme fikrinin dayandığı bazı temel sorunları ele almakta başarısız olur. Genel olarak, ulusal hukuk sistemleri (national legal systems), çeşitli nedenlerle ÇUİ’ler tarafından işlenen uluslararası hukuk suçlarıyla (international legal crimes) başa çıkmak için yeterli donanıma sahip değildir. İlk olarak, her zaman ulus ötesi eylemleri içeren bu suçların doğası, yerelliği aşan yargı yetkisi (extra-territorial jurisdiction) sorunlarının yanı sıra yerelliği aşan soruşturmaların (extra-territorial investigations) yürütülmesinde zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, (ana şirketin kurulu olduğu) “ana devletler (home states)” genellikle şirketleri tarafından ülke dışı suiistimalleri (extra- territorial abuses) önlemede başarısız olur ve UNGP’de kabul edildiği gibi ana devletin suiistimalleri önleme görevi tartışılır. Öte yandan, genellikle gelişmekte olan ülkeler (developing countries) olan “ev sahibi devletler (host states)”, kendi yetki alanlarındaki insan hakları ihlallerini önleme ve düzenleme konusunda sıklıkla yetersiz (unable) veya isteksizdirler (unwilling) (ICC Statüsünden iki kavram ödünç alıyorlar).
İkinci olarak, ulusal hukuk sistemleri kurumsal cezai sorumluluğa (corporate criminal responsibility) yaklaşımlarında farklılık göstermektedir. Bu kavram genel olarak örf ve adet hukuku sistemlerinde (common law systems) tanınmaktadır, ancak idare ve haksız fiil hukukuna (administrative and tort law) başvuran birçok medeni hukuk yargı alanında yoktur. Bu farklılıkların varlığı, yaklaşımların çeşitliliğini barındıran uluslararası araçlara da yansımaktadır. Uluslararası Hukuk Komisyonu [The International Law Commission (ILC)] tarafından 2019 yılında kabul edilen İnsanlığa Karşı Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Taslak Maddeler (The Draft Articles on Prevention and Punishment of Crimes Against Humanity), Madde 6(8)’de, her bir devletin, uygun olduğunda, herhangi bir tüzel kişiye insanlığa karşı suçlardan dolayı sorumluluk yüklemek için önlemler alacağını belirtmektedir. Bununla birlikte, bu hüküm, devletlere, ulusal hukuk düzenlerine göre, cezai (criminal), hukuki (civil) veya idari (administrative) olmak üzere farklı sorumluluk biçimleri (different forms of liability) arasında seçim yapma olanağı da tanır.
Yumuşak yasa (soft law)
Hukuki normların eksiklikleri (shortcomings of legal norms) ve ÇUİ’lerin kişiliklerinin olmayışı [lack of personhood of multinational enterprises (MNEs)], 1998’de kabul edilen İş Yerinde Temel İlkeler ve Haklara ilişkin ILO Deklarasyonu (Declaration on Fundamental Principles and Rights at Work) ve daha sonra revize edilen OECD Çokuluslu Şirketler Rehberi (OECD Guidelines for Multinational Enterprises) gibi yumuşak hukuk araçlarının çoğalmasını tetiklemiştir.
2011’deki UNGP (ki, aynı zamanda bir ‘yumuşak hukuk’ belgesidir), ÇUİ’lerin hem uluslararası kabul görmüş tüm insan haklarına saygı gösterme (respect all internationally recognized human rights) hem de işleriyle bağlantılı olumsuz insan hakları (adverse human rights impacts linked to their business) etkilerini (impacts), bu etkilere doğrudan katkıda bulunmasalar bile önleme (prevent) veya hafifletme (mitigate) konusunda kurumsal bir sorumluluğa sahip olduklarını belirtmektedir. 2015 yılında, şirketlerin insan haklarına nasıl saygı duyduklarını ve UNGP’de belirtilen standardı nasıl karşıladıklarını raporlamaları için bir kılavuz (guidance) olan BM Raporlama Çerçevesi (UN Reporting Framework) başlatıldı.
Bu yumuşak hukuk araçlarının etkin bir şekilde uygulanması (effective implementation), nihayetinde şirketlerin iradesine (will of companies) tabidir. Bu nedenle, yumuşak hukukun uluslararası ve yerel hukukun yorumlanmasında (interpretation of international and municipal law) ve yeni örfi normların (new customary norms) ortaya çıkmasında oynadığı önemli role rağmen, kurumsal suçlara karşı etkili bir caydırıcılık (deterrent) sağlamada önemi göz ardı edilmemelidir.
Bu yaklaşım, devletlerin ÇUİ’lerin davranışlarını düzenleme yetkilerinden feragat etmeleri/vazgeçmeleri (abdication) anlamına geldiği için büyük ölçüde eleştirilmiştir.
ÇUİ’lerin uluslararası cezai sorumluluğu (international criminal responsibility): tartışılan konular
ICC’nin yargı yetkisinin ÇUİ’leri de kapsayacak şekilde genişletilmesi, insan hakları ihlallerini önlemek ve güvenilir bir hesap verebilirlik rejimi (reliable regime of accountability) oluşturmak için uygulanabilir ve etkili bir araç mıdır?
Bu yol (pathway), Fransız delegasyonunun “tüzel kişileri” ICC yargı yetkisine dahil etmeyi önerdiği Roma Konferansı’nda tartışıldı. Ancak bu öneri (proposal) devletlerarasında uzlaşma (consensus) sağlanamayınca geri çekildi.[4] Özellikle, yasal sistemleri kurumsal cezai sorumluluğu tanımayan devletler, tamamlayıcılık ilkesinin uygulanmasına ilişkin endişelerini dile getirdiler.[5]
Roma Konferansı’ndan bu yana yirmi üç yıl geçti ve öyle görünüyor ki şirketlerin davranışları (conduct of corporations) ile ilgili daha büyük bir endişe, onları ICC’nin yetki alanına sokma görevini kolaylaştırabilir. Çokuluslu şirketlerin uluslararası düzeyde hesap verebilir hale getirilmesi fikrinin Rönesans’ı, çeşitli gelişmelerden açıkça görülmektedir. Örneğin, Lübnan Özel Mahkemesi [(STL) Temyiz Heyeti’nin (the Appeals Panel of the Special Tribunal for Lebanon) New TV Sal ve Bay Al Khayat aleyhindeki kararı (Akhbar Beyrut SAL ve Bay Al Amin aleyhindeki davada onaylanmıştır/case against Akhbar Beirut S.A.L. & Mr. Al Amin)] bir karma ceza mahkemesinin (hybrid criminal tribunal) bir şirketi cezai olarak sorumlu tutma olasılığını öngördüğü ilk kararı işaret eder. Temyiz Heyeti (Appeals Panel), Statü’nün 2. ve 3. maddelerine göre hesap vermenin çok farklı bir soru olduğunu belirterek, iki tüzel kişiye saygısızlıktan dava açtı.[6] Sınırlı kapsamına rağmen, bu cümle, ÇUİ’leri cezai açıdan sorumlu tutmak için uluslararası yargı yetkisini kullanma olasılığını kabul ettiği için son derece önemlidir. Hakimler, “kişiler” teriminin tüzel kişileri içerdiğini göz önünde bulundurarak, Mahkemenin Usul ve Delil Kurallarının (Tribunal’s Rules of Procedure and Evidence) mükerrer 60. maddesini STL’nin konusu ve amacı ışığında yorumlayarak bu sonuca varmışlardır. Özellikle “tüzel kişiler için cezai sorumluluğa yönelik uluslararası eğilime (international trend toward criminal liability for legal person)” ve ayrıca kişilere saygısızlıktan dolayı cezai sorumluluğun sınırlandırılmasının adalet sürecini baltalama riskini doğuracağı gerçeğine dayanmışlardır.
Geleneksel ‘societas delinquere non potest’ (‘bir toplum suç işleyemez’) kuralının öneminin azaldığını gösteren diğer bir kanıt, Afrika Adalet Divanı ve İnsan Hakları Statüsüne İlişkin Protokolde Değişiklik Yapılmasına Dair Protokolün (“Malabo Protokolü” olarak da anılır) kabul edilmesi olup, 2014 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu belge, herhangi bir devlet tarafından onaylanmadığı için sınırlı bir etkiye sahiptir. Ancak, 46C maddesinde, bir uluslararası mahkemenin devletler dışında tüzel kişiler üzerinde cezai yargı yetkisine sahip olacağını açıkça belirleyen ilk uluslararası yasal belgedir. Malabo Protokolü, “örgütsel model (organisational model)” yaklaşımını benimseyen ÇUİ’lere cezai sorumluluk (criminal responsibility) yüklemektedir. Bu, şirket içindeki belirli kişilerin davranışlarına ve ruh hallerine odaklanmak yerine, kurumsal kusurun şirketin kendisinde yer aldığı anlamına gelir. Suçluluk, ÇUİ’lerin resmi ve gayri resmi politikalarına ve daha sonra şirkete atfedilen tüm kurumsal personel yelpazesindeki bilgilerin bir araya getirilmesi yoluyla yansıtılır.[7] Kurumsal ceza sorumluluğuna yönelik bu “kolektif yaklaşım (collective approach)”, bazı konuları tartışmaya açık bırakır ve “kolektif” ve “bireysel (individual)” sorumluluğu birbirinden ayıran Carsten Stahn tarafından tanımlanan diğer uluslararası cezai sorumluluk yolu ile çelişir.[8]
Kurumsal ceza sorumluluğuna bireysel yaklaşım (individual approach to corporate criminal responsibility), suça karışmanın, nihayetinde kendi eylemlerinden yalnızca sorumlu olan kendi kaderini tayin eden bireyler (self-determined individuals) arasındaki etkileşimin sonucu olduğu fikrine dayanan liberal geleneğe dayanmaktadır. Bireysel kurumsal temsilcilerin doğrudan failler (direct perpetrators) olarak cezai olarak sorumlu olabileceği tartışılmazdır ve cezai sorumluluğun belirsiz/puslu ve soyut bir kavram (hazy and abstract concep) haline gelmesini önlemek için onları sorumlu kılmak esastır. Bununla birlikte, toplu hesap verebilirlik fikri, mağdurlara orantılı tazminat sağlamanın çoğu zaman tek yolu olduğundan, cezalandırıcı ve onarıcı bir perspektiften (retributive and restorative perspective) özellikle yararlıdır.
Son sözler
Bu makale, karmaşık kurumsal cezai sorumluluk konusuyla ilgili temel tartışılan konulara biraz ışık tutmuştur. Bu sorunu çözmek için çeşitli yaklaşımların benimsenebileceği ve bu stratejilerin her birinin avantaj ve dezavantajlarının olduğu ortaya çıkmıştır.
ÇUİ’lerin hem hukuki hem de cezai sorumluluklarını ve ÇUİ’lere uygulanan bazı özel normları kapsayan kapsamlı bir uluslararası hukuk rejiminin oluşturulması (establishment of a comprehensive international legal regime), şirketlerin yol açtığı suiistimalleri ve insan hakları ihlallerini azaltmak için çok önemlidir. Bununla birlikte, böyle bir yasal çerçevenin oluşturulması zorlu bir hedeftir ve muhtemelen ancak uzun vadede ulaşılacaktır.
Uluslararası hukukun, devletlerin hem davranışlarının hem de iradelerinin bir sonucu olduğu akılda tutulmalıdır. Bu nedenle, ÇUİ’ler için daha tutarlı bir yasal rejime yönelik ilk adım, diğer ulusların izleyecekleri bir örnek olacağı umuduyla, bazı etkili devletlerin (influential states), özellikle bölgesel düzeyde (regional level), ÇUİ’leri sorumlu tutmak için siyasi iradesi (political will) olmalıdır. ÇUİ’lerin suiistimallerine karşı devletlerin kilit rolü (key role of states), devletlerin uluslararası hukuk yükümlülüklerinin (states’ international law obligations), kendi topraklarındaki (ve/veya yargı yetkisindeki) bireylerin insan haklarına saygı duymasını, korumasını ve yerine getirmesini gerektirdiği öncülüne dayanan UNGP’de açıkça vurgulanmaktadır.
Ancak, devletlerin yargı yetkisi (jurisdiction of states), dolayısıyla ulusal mevzuatın etkinliği (effectiveness of national legislation) sınırlıdır. Bu sorunun üstesinden gelmek için olası bir yaklaşım, evrensel hukuk yargısı ilkesinin ÇUİ’ler tarafından işlenen uluslararası insan hakları hukukunun [international human rights law (IHRL)] ağır ihlalleri üzerinde uygulanması olabilir. Bu, daha sonra farklı ülkeler tarafından kovuşturmaya (prosecution by different countries) tabi tutulacak ve daha büyük bir sorumlu tutulma riskiyle karşı karşıya kalacak olan şirketler için caydırıcı olacaktır. Ayrıca, cezai yargı yetkisine ilişkin olarak, ÇUİ’lerin IHRL’nin ağır ihlallerinden sorumlu olduğu durumlarda yargı yetkisini tahsis eden (allocate jurisdiction) anlaşmalar geliştirerek ülke dışı yargı yetkisi ölçütlerinin kapsamını genişletmek faydalı olacaktır.
Sonuç olarak, devletlerin rolünün bile abartılmaması gerektiği söylenebilir. Bu, ancak önemli sayıda devlet (substantial number of states) tarafından koordineli eylemler (coordinated actions) üstlenirse, mevcut uluslararası yasal rejimin değişim sürecinin hızlandırılabileceği anlamına gelir. Bu nedenle, uluslararası toplumun değerlerini (values of the international community) ÇUİ’lerin suiistimallerine karşı korumak için uluslararasındaki işbirliğini teşvik etmek için “bütün, parçaların toplamından daha büyüktür (the whole is greater than the sum of its parts)” geleneksel sloganı akılda tutulmalıdır.
* Bu çeviride yer alan görüşler yazarına ait olup çalıştığı kurumu bağlamaz, yazarın çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Çevirideki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler yazarına aittir. [İngilizceden Türkçeye çevrilen metnin orijinal künyesi şöyledir: Flavio FRASCA (LLM), The International Criminal Responsibility of Multinational Enterprises: Theoretical and Practical Issues, International Law Blog, June 4, 2021, < https://internationallaw.blog/2021/06/04/the-international-criminal-responsibility-of-multinational-enterprises-theoretical-and-practical-issues/ > erişim tarihi 17 Şubat 2022 (‘Uluslararası Hukuk Blogu/International Law Blog’, yolları ilk kez Londra Middlesex Üniversitesi’nde kesişen bir grup bilim insanı tarafından Eylül 2014’te başlatılan bir projedir. Bu Blog, profesyonel ve akademik kariyerlerinin farklı aşamalarındaki öğrencilere, genç avukatlara ve akademisyenlere uluslararası, ulus ötesi, Avrupa ve karşılaştırmalı hukuk ile ilgili konuları tartışmak için bir platform sağlamayı amaçlar. Hakemli yayınlar iki haftada bir Pazartesi yayınlanır.)]
** Flavio FRASCA (LLM) (Çeviren: Yavuz AKBULAK-SPK Başuzmanı)
[1] Bkz. Christian Walter, Subjects of International Law, The Max Planck Encyclopedia of Public International Law, < https://opil.ouplaw.com/view/10.1093/law:epil/9780199231690/law-9780199231690-e1476 > erişim tarihi 22 April 2021.
[2] Bkz. Nehal Bhuta, ‘The Role International Actors Other Than States can Play in the New World Order’, in Antonio Cassese (ed), Realizing Utopia: The Future of International Law (Oxford University Press 2012) 61.
[3] Ibid (adı geçen yayın/agy) 75
[4] Bkz. Andrew Clapham, ‘The Question of Jurisdiction Under International Criminal Law Over Legal Persons: Lessons from the Rome Conference on an International Criminal Court’, in Menno T. Kamminga and Saman Zia-Zarifi (eds), Liability of Multinational Corporations under International Criminal Law (Kluwer 2000) 139-195.
[5] Bkz. Kathryn Haigh, ‘Extending the International Criminal Court’s Jurisdiction to corporations: overcoming complementarity concerns’ (2008) 14(1) Australian Journal of Human Rights 199-219.
[6] 2. madde, uygulanacak ceza kanununu belirler ve 3. madde, bir kişinin suçlardan ne zaman bireysel olarak sorumlu olduğunu belirleyen ölçütleri ortaya koyar (Article 2 determines the applicable criminal law and article 3 sets forth the criteria to establish when a person is individually responsible for crimes.).
[7] Bkz. Joanna Kyriakakis, ‘Corporate Criminal Liability at the African Criminal Court’, Briefing Paper, ACRI Meeting, Arusha 2016, a§12.
[8] Bkz. Carsten Stahn, ‘Liberals vs Romantics: Challenges of an Emerging Corporate International Criminal Law’ (2018) Case Western Reserve Journal of International Law, 91-12.
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
