Deprem Felaketi Üzerine..

 “Her şey hakkında bir şey öğrenmeye ve bir şey hakkındaki her şeyi öğrenmeye çalışın.”Thomas H. Huxley

Aklım elverdiği ölçüde “vergi” gerçeğinin hukuksal yönüyle akademik olarak 22 yıl boyunca alakadar olmaya çalıştım. Ömrüm yettiği müddetçe de bilim kulvarında öğretiye ve değerli öğrencilerime katkıda bulunmaya devam edeceğim. Thomas H. Huxley’in dediği gibi “vergi” konusunda her şeyi bilmek gayem. Ancak deprem ülkesi olduğumuzdan ve sade bir vatandaş olarak her şey hakkında bir şey öğrenmek deprem ve sonrası yaşananlar ile ilgili naçizane fikirlerimi, dizgisel nedenlerle kısa tutarak, sizinle paylaşmak isterim. Aşağıda yer alan fikirlerimin, alanında uzmanı olmadığımdan mütevellit, akademik düşüncelerimi içermediği, başkaları için doğru ya da yanlış olmasının gayet doğal olacağını da altını çizerek vurgulamak isterim.

Yaşadığımız son facia, deprem bölgesi olarak nitelendirilen bir coğrafya üzerinde olduğumuzun en etkili göstergesidir. Elbette bu ilk gösterge değil, neredeyse altı ayda bir Türkiye’nin çeşitli yerlerinde irili ufaklı depremler olmaktadır. 17 Ağustos 1999 depremi ülkede derin acılara sebep vermiş, dersler alınmış, inşaat sektörü çıkarılan yeni düzenlemelerle tekrar masaya yatırılmış, depremin yaralarını sarmak ve geleceğe yönelik bir dizi tedbirler almak için ek kamu gelirleri yaratılarak yeni vergi konuları vergi sistemine girmiştir. Sonraları irili ufaklı yaşanan her depremde 99 depremi hatırlanarak gereği gibi tedbirlerin alınmadığı ve deprem kaynaklarının nerelere harcandığı gündeme getirilmiş, üç günü sonra ise gündemden düşmüştür.

Hepimizi derinden yaralayan ve 10 ilimizi etkileyen son Maraş depremi bizi pek çok konuda geriye bakarak pişmanlıklar yaratan son ders olması temennimizdir. Yeraltı bilimi konusunda uzman değiliz bu nedenle deprem ile ilgili teknik konulara değinmeyeceğiz. Ancak her vatandaşın bildiği, asla imar affının sözünün bile geçirilmemesi, plansız yapılaşmalara ciddi ceza düzenlemeleri, zemin etütlerinin doğru yapılıp imar planlarının gözden geçirilmesi, tarım alanlarından uzak durulması, Türkiye’nin deprem haritasına bakılarak bilimsel verilerle şehir şehir yerleşme planlarının çıkarılması gibi konular hepimizin malum olduğu konulardır. Benim bu yazıda üzerinde duracağım konu, ülkenin pandemi ve deprem gibi beklenmedik olaylarda (her ne kadar depremi bekliyor gibi görünsek de) kamu harcamalarının artışına bütçenin ne kadar hazırlıklı olduğu konusudur. Bilinen bir gerçek ki, Türkiye’de sosyal dayanışma gerçekten göz kamaştırıcıdır. Sivil toplum örgütlerinin birçoğu, kurumlar ve bireysel olarak vatandaşlar maddi ve manevi olarak ellerinden geldiğinin fazlasını yapmaktadırlar. Ancak mağdurların ve kamunun beklediği devletin ilgili kurum ve kuruluşlarının hemen seferber olup gereğini yapmalarıdır. İşte bu noktada bu kurumların alanında uzman personel sayısı, makine ve teçhizatları ve gelirlerinin yeterliliği, teşkilat yapısının mobilitesi ön plana çıkmaktadır.

Ülkelerde kamu harcamaları nüfus artışı, ekonomik gelişmeler gibi nedenlerle bir seyir halinde artmaktadır. Bu doğrusal bir şekilde artışı “Devlet Faaliyetlerinin Artışı Kanunu” açıklamaktadır. Ancak kamu harcamalarının savaş, toplumsal kargaşa, doğal afet vb. nedenlerle olağandışı durumlar sebebiyle doğrusal bir seyir izlemeyip sıçrama şeklinde de olabileceğini söylemek mümkündür. Bu durum ise “Sıçrama Tezi” ile açıklanmaktadır.

Merkezi ve Yerel Yönetim bütçelerinde deprem ya da başka beklenmeyen sebepler yüzünden kamu harcamalarında artışlar yaşanılacağı düşünülerek bir bütçe kalemi oluşturulmamaktadır. Bütçenin fonksiyonel sınıflandırmasına baktığımızda da böyle bir harcama kalemine rastlanmamaktadır. Yani hükmi şahısların olağanüstü zamanlarda harcayabileceği “yedek akçeler” kaleminde belli bir miktar nakit para bulundurulmasını zorunlu kılan idare, kendisi için olağanüstü harcamaları öngörmemektedir. Deprem ya da başka felaketlerde de karşılaşıldığında ya karşılıksız para basma ya da borçlanma yoluna başvurmaktadır. Yönetimin deprem ülkesi olduğumuz gerçeğini unutmadan her yıl bu konuda bir öngörüye gidip bütçede olağanüstü harcamalar kalemi oluşturulmalıdır. Tarihte kalmış bütçede birlik ilkesi de bu kalem için uygulanmamalı ya da fon şeklinde bir örgütlenme yapılmalıdır (fon gelirlerinin amacı dışında kullanılmaması, harcanması bakımından her an hazır tutulması şartıyla).

Her felaket sonrası olduğu gibi deprem sonrasında da olağanüstü yardımlar toplanmıştır. Necip Türk Milleti hem kendi hem de başka ülkeler için bu konuda çok hassastır. Ancak KİT’lerin, özel bütçeli idarelerin, yarı özel bütçeli idarelerin, yerel yönetimlerin hele ki T.C. Merkez Bankası’nın toplanan yardımlara katılması yardım toplama amacının saptırıldığının apaçık bir göstergesidir. Ayrıca toplanan bu yardımlar hangi kurumlar aracılığıyla ne şekilde, nasıl ve nerelere harcanmaktadır? Daha önce aynı amaçlarla toplanan yardımlar için bu sorular cevaplandırılmış mıdır? Hayır. Bu sefer cevaplanacak mıdır? Hayır. Vergi demokrasisinin gelişmediği, bütçede birlik ilkesi bahanesi ile harcamaların şeffaf olmadığı yönetimlerde bu soruların cevaplarını almak çok zordur. Sosyal yardımlar konusunda öncü kurumlara olan güvenin sarsılması da son dönemde dikkat çekmekte bu kurumlar yerine olağanüstü dönemlerde diğer sivil toplum örgütlerine yardımların kayması güvensizliğin de göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır.

Küresel Risk Yönetim Endeksi’nden hareketle hazırlanan rapora göre Türkiye 2019 yılında 5.0 endeks puanı ile insani krizler ve afetler bakımından “yüksek riskli” ülkeler grubundadır. Bu bakımdan 191 ülke içinde 53. sırayı almıştır. Endeksin alt bileşenlerinden tehlike ve maruz kalma puanına göre ise en riskli 10. ülke durumundadır.

Peki bu durumda ne yapılmalıdır? 2021 yılında İçişleri Bakanlığının toplam 42 milyon bütçe ile desteklediği projelerin sadece 3 milyon 600 bin lirası Afet Bilinci ile ilgili eğitim projesidir. Bu eğitimlerde STK’lar için afet bilinci ve yardım hizmetleri verilmiştir. Ama ne yazık ki yaşanan deprem sonrası ilk STK’lar ağır eleştirilere tabi tutulmuştur. Ayrıca Avrupa Birliği’nin IPA-II döneminde aday ülkelere yapmış olduğu mali yardım ile AFAD için toplam 3 milyon Euroluk projenin 2 milyon 550 bin Eurosu dış güçler olarak tanımlanan AB tarafından yapılmaktadır. Bu proje devam etmektedir. Aynı yıl için AFAD’ın bitirdiği proje ise, “Geçici Koruma Altındaki Suriyelilere Yardım Sağlanması İçin Türkiye’ye Destek” projesidir. Son dönem için AFAD’ın depreme yönelik proje ve eğitimlerini süratle artırması elzem bir konudur. AFAD’ın deprem zamanlarında kullanabileceği; teknik personel, arama ”“ kurtarma köpeği, araç, makine ve tesisat sayısı konusunda bilgiye ulaşılabilmekle birlikte bunların niteliğini ölçebilmek güçtür. Aşağıdaki tabloda 2022 yılı için AFAD’ın araç sayısı bilgisi yer almaktadır.

Tablo 1: 2022 yılı AFAD araç tür ve sayısı

Taşıt Cinsi Mevcut

Taşıt

Sayısı

Hizmet Alımı Yöntemi ile Alınan Araç Sayısı
Binek otomobil 62 25
Arazi binek (4/8 kişilik) 15
Minibüs (Sürücü dahil en fazla 15 kişilik) 73
Pick-up (Kamyonet, şoför dahil 3 veya 6 kişilik) 28
Pick-up (arazi hizmetleri için şoför dahil 3/6 kişilik) 291
Panel 31
Midibüs (Sürücü dahil en fazla 26 kişilik) 3
Otobüs (Sürücü dahil en az 27 kişilik) 31
Otobüs (Sürücü dahil en az 41 kişilik) 1
Kamyon (şasi-kabin tam yüklü ağırlığı en az 17.000 Kg.) 33
Ambulans (Tıbbi donanımlı) 5
Motosiklet (En az 45-250 cc.lik) 6
Diğer Taşıtlar 629
TOPLAM 1.208 25

2022 yılı bütçesinde AFAD’ın 1 tane pick-up tarzı araç, 20 tane ise cinsi Hazine Bakanlığınca belirlenecek olarak diğer sınıfta araç satın alması planlanmıştır. Türkiye’nin yüzölçümünün ciddi bir oranının deprem riski ile karşı karşıya kaldığı düşünüldüğünde bu sayıların küçük kaldığı söylenebilir. Elbette ki başka kurum ve kuruluşlara ait araçlar da deprem sonrası hizmet vereceklerdir ancak birinci dereceden sorumlu olan AFAD’ın deprem yoğunluğunun olduğu taşra teşkilatında araç, makine ve teçhizat olarak daha hazırlıklı olması beklenir.

AFAD’ın merkez teşkilatı personel sayısı, 2022 yılı itibariyle geçici görevlilerle birlikte toplam 688 kişidir. Taşra birimlerinde yer alan personel sayısı ise 5294 kişidir. Hali hazırda 1811 boş kadro mevcuttur. Kadro dağılımları genel olarak değerlendirildiğinde de araçlarla ilgili ortaya çıkan sonucun aynısına rastlamak mümkündür. Diğer kurum ve kuruluşlarla kıyaslandığında hem personel sayısı hem de araç sayısı bakımından AFAD kurumu çok geride kalmaktadır. Ayrıca dikkate değer bir diğer konu da Ankara AFAD merkezindeki personelin sayısı taşra teşkilatında görevli personel sayısının % 10’undan fazladır. AFAD ve diğer kurumlar sorumluluğu altında afetlere yönelik sürekli personel bulundurmak fayda vermeyecek, verimli de olmayacaktır. Bu konu ilgili kurumların topluma durmaksızın afet sırasında ve sonrasında yapılması gerekenler hakkında eğitimler vermeli, eğitim verilen gönüllü kişilere temel ekipmanların temini sağlanmalıdır. Her ilde gönüllü vatandaşların nasıl organize olacağı konusu ciddiyetle üzerinde çalışılmalıdır. Deprem bölgesi olduğumuz unutulmamalı, her birey deprem felaketine hazır olacak şekilde gerekli eğitimlerden geçirilmeli ve deprem sonrası müdahalenin bir an önce yapılabilmesi için gönüllü vatandaşların sayısı artırılmalıdır. Ayrıca her ildeki askeri birlikler de deprem sonrası destek ekipleri olarak gerekli eğitimlerden geçirilmelidir. Askeri kışlaların önemli bir bedensel kaynak olduğu unutulmamalıdır.

Ne yazık ki yukarıda deprem sonrası yardım ve kurtarmaya yönelik gerekli eğitim almış gönüllü vatandaşlardan bahsetmekteyiz. Yani deprem sonrası neler yapılabileceğinden. Fakat üzerinde durulması gereken en önemli nokta elbette ki depremi engellemektir. Sağlam bir zemine yapılan çürük bir bina yerine çürük bir zemine yapılan sağlam bir bina yeğdir. Öncelikle zemin etüdlerinin iyi yapılması, yerleşim alanlarının iyi tespit edilmesi, temel ve yan fay hatları üzerine inşa yapımından kaçınılması, kaçınılmaz durumlarda ise mevcut zemine göre olması gerektiği şekilde temel atımlarının yapılıp inşa yapılması gerekmektedir. Elverdiği ölçüde, tarım arazilerinden dağ eteklerinden kaçınılmalıdır. Kentsel dönüşüm, 2-3 katlı evlerin yıkılıp 18-20 katlı rezidans yapımı şeklinde olmamalıdır. Kentsel dönüşüm ve fay hattı alanlarının yeşillendirilmesi ve oradaki vatandaşların daha sağlam zeminlere yapılmış konutlara yerleştirilmesi esas alınmalıdır.

12 Kanun, 2 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, 4 Bakanlar Kurulu Kararı, 41 Yönetmelik, 24 Yönerge, 18 Genelge, 6 Tebliğ bulunmaktadır. Çerçeve kanunlar kabul edilip, temel uygulamalar emredici ikincil hukuk metinleri ile oluşturulmalı, diğer gereken kararlar liyakatli, işinin ehli olarak görevlendirilen kimselerce alınmalıdır. Böyle bir mevzuat çöplüğü; ilgililer tarafından sorumluluk alınarak kararlar alınmasına, olası olumsuz durumlarda da asıl sorumluların tespit edilememesine neden olmaktadır.

Öncelikle AFAD’ın ve ilgili diğer kurumların internet sitelerini ziyaret ettiğinizde inanılmaz derecede programlar, planlar, projeler, sistemler görmektesiniz. Tek tek isim belirtmeyeceğim. Örneğin AFAD’ın doğal afetler için tam 32 projesi bulunmaktadır. İletişim, ikaz, algılama gibi. Türkiye Afet Yönetimi Strateji Belgesi ve Eylem Planı çalışmaları 2017 yılında hız kazanmış denilmekle birlikte yıllardır bitirilememiştir. Türkiye Afet Risk Azaltma Planı ise henüz daha 2022 yılında başlamıştır, 2030 yılına kadar da devam edecektir. Peki, son felakette hangi projenin sonuç verdiğini ve sorunsuz olarak hangi projeden yararlanıldığını görmekteyiz? Türkiye’nin yönetimsel olarak en büyük handikaplarından birisi de sonsuz sayıda toplantılar yapılması, kararlar alınması; ilke, vizyon ve misyon kararlarının plan ve projelerin adeta havada uçuşmasıdır. Ancak gelinen noktada kağıt üzerindeki iradeler maalesef uygulamaya dökülememektedir. AFD’ın 2019 yılındaki afet riski azaltma eylem planında, tam da şuan ki illerde oluşacak bir deprem felaketi senaryo edilmiş ve deprem sonrası hangi illerdeki AFAD’ın depreme nasıl müdahale edeceği planlanmıştır. Ancak yaşanan deprem sonrası bu planların hiç biri maalesef gerçekleşmemiştir. Daha bundan 2-3 yıl önce imar barışı kapsamında deprem olan illerdeki kaçak ve ilgili mevzuatlara aykırı yapılan yapılar cüz-i bir miktar para ödemesi yapılarak kayıt altına alınmıştır. Deprem yaşanan illerde 2019 yılında deprem olacağı senaryosu ile hareket eden yetkililer şimdiki açıklamalarında depremi İstanbul için beklediklerini bu illeri ummadıklarını hayret edilecek bir şekilde açıklamışlardır. Peki yerel ve ulusal yönetim İstanbul depremine ne kadar hazır? İstanbul’u imar barışından muaf mı tuttuk? Kentsel dönüşüm kapsamında mesela Fikirtepe gibi eski mahalleleri yeşillendirip, rezidans yapımlarını engelleyip buradaki halkı daha güvenli yerlere mi taşıdık? Bir afet sırasında lojistik bakımdan en önemli yerlerden olan ulaşım duraklarını, mesela havalimanlarını zemin etüdleri yapıp sağlam temellere mi oturttuk?

Deprem felaketi bu ülke için yeni değil ancak bu felaketi henüz ve ilk yaşamış gibi planlar, programlar yapmaya başlıyoruz. Dünya görüşü ve ahlak anlayışımız değişmediği sürece yolumuz maalesef daha çok uzun..

1977 yılında Ankara doğmuştur. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamlamıştır. Daha sonra 2000 yılında Lisans, 2004 yılında da Yüksek Lisans Eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesinde tamamlamıştır. 2010 yılında Marmara Üniversitesi Mali Hukuk Anabilim Dalı’ndan “Doktor” unvanı almıştır. 2001 yılından beri Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Aydın İktisat Fakültesi Maliye Bölümü, Mali Hukuk ABD’de akademik kariyerine başlamıştır. 2018 yılından beri aynı Anabilim Dalı’nda Doçent unvanı ile öğretim üyeliğine devam etmektedir. Vergi hukuku alanında birçok kitap ve makalesi bulunmaktadır. Biri kız, diğeri erkek olmak üzere iki çocuk babasıdır.