‘Etki’ Yatırımları: Yatırımcılar, Portföy Firmaları ve Siyasi Bağışlar*

Son yetmiş yılda, kurumsal yatırımcıların halka açık ABD (Amerika Birleşik Devletleri) şirketlerindeki sahipliği/mülkiyeti (institutional investors’ ownership of publicly traded U.S. companies), 1950 yılında sadece %6 iken, 2017’de %65’e çıkarak dramatik bir artış göstermiştir. Sonuç olarak, ABD ekonomisinin büyük bir bölümü şu anda nispeten az sayıda varlık yönetimi şirketinden oluşmaktadır. Örneğin, BlackRock, Vanguard ve State Street Global Investors’dan müteşekkil “Üç Büyükler” (Big Three), 1998’deki %5’e kıyasla, 2017 yılında S&P 500 hisselerinin %20’sinden fazlasını elinde tutuyordu.

ABD şirketlerinin sahipliğindeki/mülkiyetindeki bu büyük değişiklik, akademisyenler ve politika yapıcılar arasında bunun sonuçları hakkında tartışmalara yol açmıştır. “Etki Yatırımı” (Investing in Influence) çalışmasında, kurumsal hissedarların yükselişi ile ilgili özel bir endişeye odaklanılıyor: Sahipliğin/Mülkiyetin yoğunlaşması aynı zamanda siyasi etkinin yoğunlaşmasına da yol açtı mı?

Makale yazarları da dahil olmak üzere araştırmacılar, geleneksel olarak şirketlerin politik stratejilerinin, karlarını maksimize eden iş stratejilerinin bir uzantısı olduğunu varsaydılar. Bu dünya görüşü altında firmalar, şirket karları (company profits) için iyi olan yasa ve düzenlemeleri güvence altına almak için kampanya bağışları veya düzenleyiciler için lobi yaparlar. Yine de kurumsal yönetişim üzerine yapılan çok sayıda araştırma, şirketlerin amaçlarının kurumsal karlara yönelik tek bir odak noktası tarafından yönlendirilmediğini, bunun yerine firmanın kaynakları üzerinde kontrol sahibi olanların farklı çıkarlarının bir koleksiyonu ile yönlendirildiğini göstermiştir.

En açık şekilde, hem mevcut hem de potansiyel büyük hissedarlar muazzam bir etkiye sahiptirler. Blackrock gibi fon yönetimi ailelerindeki üst düzey yöneticilerin çok fazla hissesi olması gerekmez, ancak trilyonlarca (ABD) dolarlık yatırımcı hissesini etkin bir şekilde kontrol ederler. Fonlar çıkış için aktığında, hisse senedi fiyatı ve bununla birlikte yönetici tazminatı düşecektir. Ve yöneticilerin, hisselerinin yönetim kurulu atamaları, hisse geri alımları veya birleşme önerileri (board appointments, share buybacks, or merger proposals) gibi konularda ve ayrıca siyasi etki konularında da yönetim nezdinde oy kullanmasını sağlamaya çalışmak için uzun vadeli yatırım yapsalar bile hissedarların iyi tarafında yer almak için muazzam bir teşvikleri vardır.

Şirket yöneticileri, fon yöneticilerini Michelin yıldızlı restoranlarda yiyip içerek mutlu etmeye çalışırsa, biraz umursayabilir (gerçi Larry Fink’in kendi yemek faturasını karşılayabildiği hayal ediliyor). Portföy şirketlerinin sağlam kaynaklarını fon yöneticilerinin siyasi çıkarlarına alet etmeye ayırması araştırmacıları daha çok endişelendiriyor.

Bu makalede, şirket sahipliğindeki artışların, siyasi etkinin yoğunlaşmasına ilişkin endişelere yol açıp açmadığı sorgulanıyor (diğerlerinin kurumsal yatırımın artması ve bunun sonucunda ekonomik gücün yoğunlaşması konusunda alarm vermesi gibi); bu da, büyük kurumsal yatırımcılar tarafından bu şirketlerde yapılan blok alımlar etrafında harcama yapan portföy şirketlerinin siyasi eylem komitesindeki (political action committee; PAC) değişiklikleri incelenerek yapılıyor.

Çalışmada, özellikli olarak, 1980-2018 döneminde, 13-F kurumsal yatırımcıların (yönetim altında en az 100 milyon dolarlık varlığa sahip olanlar) siyasi eylem komitesi bağışı ile bir portföy firmasının siyasi eylem komitesi bağışı arasındaki ilişkinin, yatırımcı o şirkette ilk kez büyük bir hisse aldığında nasıl değiştiği incelenmiş; bu satın alma olayları gerçekleştiğinde, hem yatırımcıların hem de firmaların aynı politikacıya verme olasılığında büyük ve ayrık bir artış olduğu gösterilmiştir. Tersinde ise, elden çıkarmalar gerçekleştiğinde bunun tersi doğrudur.

Doğal olarak yatırımcılar, ortak çıkarları veya bakış açıları olan şirketlerde hisse satın almaya karar verebilirler ki; çıkarların bu şekilde bir araya gelmesi (araştırmacılar bunu gözlemliyorlar), bir satın alma etrafında siyasi tavizlerdeki artan benzerliği açıklayabilir.

Bu ve bununla ilgili zorlukların üstesinden gelmek için, bu tür karışıklıklardan nispeten etkilenmeyen bir yatırımcı alt kümesine odaklanılıyor: görevleri S&P500 veya Russell 2000 gibi belirli bir endeksi izlemek olan pasif yatırımcıların şirketlerde hisse satın almasına yol açan hisse senedi endeksleri tarafından yönlendirilen satın almalar. Siyasi bağışlarda yine satın alma sonrası bir yakınlaşma görülüyor ki, bu kolayca ekonomik çıkarların veya ideolojinin bazı gözlemlenmemiş yakınlaşmalarına atfedilemez.

Şimdiye kadar açıklanan sonuçlara dayanarak, yatırımcıların portföy şirketlerinin bağışlarını etkileyip etkilemediğini söylemek imkansızdır -örneğin, yatırımcılar sahip oldukları şirketlerin ekonomik çıkarlarını yansıtmak ve güçlendirmek için politik stratejilerini ayarlarlar. Daha ileri bir analiz dizisinde, makale yazarlarınca ‘etki’nin diğer yöne gittiği savunuluyor, çünkü yatırımcının satın alma olayları etrafında nispeten sabit kaldığı, oysa şirketin daha fazla değişiklik deneyimlediği görülüyor -makale yazarlarına göre, “etki”, yatırımcıdan, bağışlarını yeni sahibininkine uyacak şekilde ayarlaması gereken yeni edinilmiş bir firmaya geçseydi tam olarak görmeyi bekleyecekleri şeydi.

En önemli istisna, firmaları toplumsal etkilerine göre eleyen Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (Environmental, Social, and Governance; ESG) endekslerini takip eden fonlar olarak görülüyor. Endeks fonu bulguları, ESG fonlarını hariç tutmak için sağlamdır.

Büyük yatırımcıların görünürdeki etkisinin, kurumsal yatırımcıların herhangi bir doğrudan çabası olmadan gerçekleşmesi kesinlikle mümkündür -örneğin, genel kurul toplantılarındaki (shareholder meetings) önemli oylamalarda, desteklerini alma umuduyla yatırımcıların tercihlerini (politik veya başka türlü) önleyici olarak karşılayabilir. Bununla birlikte, makalede, kurumsal yatırımcılardan gelen daha aktif bir sesle tutarlı olarak, bir yatırımcı yönetim kurulunda yer aldıktan sonra siyasi bağışlardaki (political giving) korelasyonun daha da keskin bir şekilde arttığı gösterilmektedir.

Makaledeki ana bulgular, varlık yöneticilerinin siyasi tercihlerini artırarak elde edebilecekleri faydalardan gerçekten bahsetmiyor. Kurumsal yatırımcıların siyasi eylem komitesi bağışları, öncelikle karlarını artırmak için yasama ve düzenleme sürecini etkileme girişimleri yoluyla yönlendiriliyorsa, bunlar finansal olabilir. Ancak, kurumsal yatırımcıların siyasi eylem komitesi bağışları, yöneticilerinin ve sahiplerinin kişisel tercihlerini yansıttığı ölçüde, faydaları da manevi olabilir. Çalışmada, kişisel tercihlerin bir rol oynayabileceğine dair düşündürücü kanıtlar da sunuluyor: özellikle, siyasi bağışlarda yakınsama konusundaki ana sonucun, kendi siyasi bağışlarında daha partizan olan yatırımcılar için daha belirgin olduğu görülüyor. Bu tür bir partizanlık, karları artırmak için yasal ve düzenleyici süreçleri etkileme çabalarından ziyade, yatırımcıların kişisel gündemlerini yansıttığı ölçüde, bu sonuç, varlık yönetimi şirketlerini yönetenlerin kişisel politikalarının büyütüldüğünü gösteriyor.

Makalede, kurumsal yatırımcıların (institutional investors) halka açık şirketlerde her zamankinden daha büyük bir paya (ever-larger share of publicly traded firms) sahip olduğu gözlemi ile başlanmış olup; bu eğilime, incelenen firmaların 1980-2018 dönemi için siyasi faaliyetlere yönelik toplam harcamalarında yaklaşık altı katlık bir artış eşlik ettiği bulunmuştur. Bu kalıplara katkıda bulunan pek çok faktör olduğu kesin olsa da, artan kurumsal yatırımın en azından kısmen kurumsal siyasi ayak izindeki genişlemeden sorumlu olabileceği gözlemlenerek bir sonuca varılıyor. Daha yüksek kurumsal sahipliğin, firmanın verdiği bağışlardaki artışla ilişkili olduğu ve ayrıca bu genişlemenin portföy firmalarının kendi finansal çıkarları ile ilgili olmadığı gösteriliyor (bağışların firma tarafından kulis yapılan komite üyelerine gidip gitmediği ölçülüyor).

Şirket sahipliğindeki artış, finansal piyasalar ve daha geniş anlamda ekonomi üzerindeki etkileri açısından haklı olarak çok sayıda incelemeyi kendine çekiyor. Makaledeki bulgular, kurumsal yöneticilerin pasif bir şekilde şirket yöneticilerinin istediklerini yapmalarına izin vermek yerine, portföy şirketlerinin politikalarını etkilemeleri anlamında, bu endişelerin sağlam temellere dayandığını (well-grounded) göstermektedir. Ayrıca bulgular, kurumsal yatırımcıların ABD şirketlerini devralmalarına (institutional investors’ takeover of U.S. corporations) ilişkin endişelerin siyasi alana (political sphere) da yayılması gerektiğini gösteriyor.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.