
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) eyalet hükümetleri, şirketlere eyalet sınırları içinde istihdam sağlamak veya istihdam yaratmak için sıklıkla hedeflenen sübvansiyonlar (targeted subsidies) sağlamakta; bu sübvansiyonlar (subsidies), doğrudan nakit hibeler (cash grants) veya daha yaygın olarak, firmaya özel vergi indirimleri veya vergi kredileri (firm-specific tax abatements or tax credits) şeklini almaktadır. Konuya ilişkin son bir akademik çalışmada[1], bu sübvansiyonlar ile ilgili üç soru inceleniyor:
(i) Eyalet ekonomik teşvik programlarından yararlanan firmaların, önceden vaat edilen yeni iş yaratma veya mevcudu elde tutma hedeflerine uygun olarak, sonradan işleri devam ettirip ettirmedikleri veya yaratıp yaratmadıkları;
(ii) Hangi sübvansiyonların istihdam yaratma hedeflerine ulaşılmasıyla sonuçlandığını hangi firma ve eyalet düzeyindeki faktörlerin belirlediği ve
(iii) Eğer varsa, önceden iş yaratma hedeflerini karşılayamayan firmalar için sonuçların neler olduğu.
Belirli bir sübvansiyonun başarılı olup olmadığını sonradan değerlendirmek tarihsel olarak zor olmuştur. Sübvansiyon yanlıları sıklıkla, bir sübvansiyonu, söz konusu sübvansiyonu alan kişi tarafından yaratılan işlerin mutlak sayısına dayalı olarak analiz etmenin yeterli olmadığını savunurlar. Bunun nedeni, bu tür analizlerin (i) bir sübvansiyondan kaynaklanan ücret vergilerindeki artışı sübvansiyonun maliyetiyle doğru bir şekilde karşılaştıramaması veya (ii) taşma veya “mali çarpan” etkilerini (spillover or fiscal multiplier effects) tam olarak hesaba katamamasıdır (örneğin, bir şirkete yapılan sübvansiyon, yerel bölgedeki diğer şirketlerin mal ve hizmetlerine yönelik ek talebi teşvik ederek yerel ekonomik faaliyette ve vergi gelirlerinde ek bir artışa yol açabilir).
Bu araştırma şu üç soruyu yanıtlıyor:
(i) Eyalet ekonomik teşvik programlarından yararlanan firmalar, önceden vaat edilen yeni iş yaratma veya elde tutma hedeflerine uygun olarak, önceden iş ilanlarını elinde tutuyor mu veya sonradan iş yaratıyor mu?
Sübvansiyonların %63’ünün aldıkları sübvansiyonlarla ilişkili iş hedeflerini karşıladığı bulunmuştur. Açıklamanın daha verimli sübvansiyonları kolaylaştırmadaki rolü göz önüne alındığında, örnekteki %63’ün, söz konusu araştırmada hakkında bilgi gözlemlenemeyen daha geniş sübvansiyon alıcıları grubuna göre bir üst sınır olması muhtemeldir. Bu nedenle, şirketlerin üçte birinden fazlası hükümete istihdam yaratma vaatlerini yerine getirmiyorlar.
(ii) Hangi sübvansiyonların istihdam yaratma hedeflerine ulaşılmasıyla sonuçlandığını hangi firma ve eyalet düzeyindeki faktörler belirler?
Araştırmada, firmaların finansal performansı ile başlanıyor. Sübvansiyonların iş hedeflerini karşılamada başarılı olması için firmalar tarafından tamamlayıcı özel yatırım gereklidir; bu tür yatırımların finansal olarak daha güçlü firmalarda meydana gelme olasılığının daha yüksek olduğu savunuluyor. Bu argümanla tutarlı olarak, iş hedefi yaratmanın daha karlı ve daha hızlı büyüyen firmalarda daha yüksek, ancak daha yüksek kaldıraç (borç) kullanan firmalarda daha düşük olduğu bulunmuştur.
Anılan çalışmada, firmaların emek ile ilgili geçmiş kayıtlarına dönülüyor, çünkü sübvansiyonlar sıklıkla politikacıların “yüksek kaliteli” işler (gayri resmi olarak adil bir ücret ödeyen ve iyi çalışma koşulları sağlayan işler olarak da tanımlanır) yaratma çağrılarından kaynaklanmaktadır. Bu tür işler yaratmayan sübvansiyon kullanıcılarına yönelik eleştiriler son zamanlarda artmış ve birçok sübvansiyonda açıkça iş kalitesi hükümlerine yol açmıştır. Örneğin, Florida’nın Hızlı Eylem Kapanış Fonu sübvansiyon kullanıcılarının çalışanlara eyalet ortalama özel sektör ücretinin en az %125’i kadar ortalama yıllık ücret ödemesini gerektirmektedir. Analizde, geçmişinde çalışanlarına kötü davranan bir firmanın, kendisini daha düşük kaliteli işler sağlayan bir işveren olarak ortaya koyduğu iddia ediliyor. Düşük kaliteli işlere güvenen bir işveren, varsayılan uygulaması iş kalitesi ölçütlerini karşılamak için yüksek kaliteli işler sağlamak olan bir işverenden daha fazla yatırım yapmalıdır. Buna karşılık, düşük kaliteli işverenin iş yükümlülüklerini yerine getirme olasılığı daha düşük olabilir. Bu argümanla tutarlı olarak, sübvansiyon sağlayan eyalette bulunan tesislerde bir sübvansiyondan önceki yıllarda federal iş yasalarını daha fazla ihlal eden firmaların sübvansiyon ile ilgili iş hedeflerini karşılama olasılığının düşük olduğu bulunmuştur.
Daha sonra siyasi amaçlı sübvansiyonlar ele alınacaktır. Önceki çalışmalar, politikacıların kişisel siyasi nedenlerle sübvansiyonlar verebileceğini ve siyasi amaçlı sübvansiyonların seçim yıllarında daha sık ortaya çıktığını göstermektedir. İyi niyetli ekonomik nedenlerle ortaya çıkma olasılığı daha düşük olan bu tür sübvansiyonlar, yeni iş yaratmada daha az etkili olabilir. Mezkûr araştırmada, yeniden seçim yıllarında siyasi olarak bağlantılı firmalara (eyalet yönetimi için kampanyalara katkıda bulunanlar) verilen sübvansiyonların, istihdam yaratma hedeflerine ulaşılmasıyla sonuçlanma olasılığının %13,7-15,8 olduğu gösteriliyor. Elde edilen sonuçlar, sübvansiyonlar tamamen ekonomik nedenlerden ziyade siyasi nedenlerle verildiğinde, vergi mükellefleri tarafından karşılanan potansiyel bir maliyetin altını çizmektedir.
(iii) İstihdam yaratma hedeflerini karşılamayan firmalar için itibar sonuçları nelerdir?
İtibar iki bağlamda ele alınıyor: (i) eyalet ile (ii) özel sektör. Eyalet ile ilgili olarak, bir firmanın sübvansiyon ortamındaki itibarının etkisi, en çok gelecekteki sübvansiyon ödülleri bağlamında belirgindir, çünkü bir eyalet hükümeti daha önce taahhütlerini yerine getiremeyen bir firmaya daha fazla sübvansiyon veremeyebilir. Bu kavramla uyumlu olarak, bir eyalette iş hedeflerini başarıyla karşılayan firmaların hem o eyalette hem de diğer eyaletlerde müteakip sübvansiyonları alma olasılıklarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bu etki eyalet içinde ve sübvansiyon sonucunun bilinme olasılığının daha yüksek olduğu sonraki yıllarda daha güçlüdür. Sonuçlar, ödül veren hükümetlerin, firmaların kime sübvansiyon vereceğini seçme konusundaki önceki performansını hesaba kattığını ve bu itibar etkisinin yerel olarak en güçlü olduğunu gösteriyor.
Potansiyel özel sektör itibar faydalarına da araştırmada değiniliyor. Sübvansiyonları kurumsal sosyal sorumluluk merceğinden incelemeye olan ilgi göz önüne alındığında, sübvansiyonlar ile ticari ESG puanları arasındaki potansiyel bağlantıya odaklanılıyor. Bu konudaki son literatür çalışmaları, firmaların finansal olmayan itibarlarını geliştirmede bu tür puanların önceliğini vurgulamaktadır. Bir iş hedefini başarıyla karşılayan bir firmanın, vergi mükelleflerinin fonlarını sorumlu bir şekilde idare ettiği düşünülebilir; topluluğa bu tür bir sorumluluk göstermenin itibar açısından faydaları varsa, bunlar daha yüksek ESG puanlarına yansıtılmalıdır. Ancak, bu analizde ticari ESG puanları ile başarılı iş hedefi tamamlama arasında bir ilişki bulanamamıştır. Bu sonuçlar iki olasılığı gündeme getiriyor: (i) iş hedeflerini tutturmak, sosyal düşünen yatırımcılarda itibar kazanımlarıyla sonuçlanmayabilir veya (ii) ESG puanları, şirketlerin topluluklarında sorumlu bir şekilde hareket ettiğine dair kanıtları doğru bir şekilde yakalayamayabilir.
* Bu derlemede yer alan görüşler FinReg Blogu Yazarlarına ait olup derleyenin çalıştığı kurumu bağlamaz, derleyenin çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Derlemedeki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler derleyene aittir.
** Qingkai Dong (Columbia Üniversitesi İşletme Fakültesi), Aneesh Raghunandan (Londra İktisat Okulu) ve Shivaram Rajgopal (Columbia Üniversitesi İşletme Fakültesi) (Derleyen: Yavuz Akbulak-SPK Başuzmanı)
[1] Makalenin (toplam ‘60’ sayfadır) orijinal künyesi şöyledir: Qingkai Dong (Columbia University), Aneesh Raghunandan (London School of Economics), and Shivaram Rajgopal (Columbia University – Columbia Business School, Accounting, Business Law & Taxation), When Do Firms Deliver on the Jobs They Promise in Return for State Aid? SSRN, 31 Oct 2022, < https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4255259 > erişim tarihi 18 Kasım 2022; Qingkai Dong, Aneesh Raghunandan, and Shivaram Rajgopal, When Do Firms Deliver on the Jobs They Promise in Return for State Aid? FinReg Blog, November 17, 2022, < https://sites.duke.edu/thefinregblog/ > erişim tarihi 18 Kasım 2022 (FinReg Blogu, Duke Finansal Ekonomi Merkezi tarafından desteklenmektedir. Blog, finans politikası ve düzenleme uzmanları ile finans pratisyenlerinin finans ve düzenleme ile ilgili her şey hakkındaki görüşlerini ifade etmeleri için bir forumdur. 2016’dan Ağustos 2022’ye kadar bu Blog, Küresel Finansal Piyasalar Merkezi aracılığıyla Duke Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından barındırıldı. Blogda ifade edilen düşünce ve görüşler yazarına aittir ve Duke Üniversitesi, Duke Finansal Ekonomi Merkezi veya Duke Hukuk Fakültesi’nin görüşlerini temsil eder.)
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
