
“Ekmek yediğin kapıya ihanet etme, sonra nimet çarpar!”
Türk Atasözü
G20/OECD Kurumsal Yönetim İlkeleri (kısaca “İlkeler”; G20/OECD Corporate Governance Principles) şu sıralarda çok ihtiyaç duyulan bir reformdan geçiyor. OECD Kurumsal Yönetim Komitesi, en son 2015 yılında revize edilen, İlkeleri, ‘sermaye piyasaları ve kurumsal yönetim politikaları ve uygulamasındaki son gelişmeler ışığında güncellemek’ için 2021 yılı Güzünden beri çalışmaktadır.
İlkelerin en son revize edildiği 2015 yılından bu yana kurumsal yönetim alanında çok sayıda gelişme yaşandı. Ancak hiçbir gelişme, paydaş menfaatlerinin daha iyi dikkate alınması ve buna bağlı olarak yatırımcıların sürdürülebilirlik konularına artan ilgisi kadar ilgi görmedi. Bu hareketin örnekleri, Business Roundtable’ın sadece hissedarlara değil, paydaşlara yönelik revize edilmiş taahhüdünde açıkça görülmektedir. Sadece birkaç örnek vermek gerekirse; Dünya Ekonomik Forumu’nda tanıtılan ve kurumsal amacın tüm “paydaşların ortak ve sürdürülebilir değer yaratmaya katılımı”nı içermesi olarak ilan edilen Davos Manifestosu ve Financial Times’ın kapitalizmin “sıfırlanması” (reset) gerektiğini ilan etmesi sayılabilir. Bu yapı; diğerlerinin yanı sıra, kurumsal yönetim yasalarına, yönetim kurallarına, insan sermayesi yönetimine ilişkin kamuyu aydınlatma yükümlülüklerine ve sürdürülebilir finans ve kurumsal sürdürülebilirliğe ilişkin Avrupa Birliği (AB) düzenlemeleri veya tekliflerine doğru yol aldı. Bugün bile, paydaş sorunları ve sürdürülebilirlik kaygılarının, Asya’da, Avrupa’da veya başka yerlerde kurumsal yönetimde tartışmasız en çok tartışılan konular olmaya devam etmesi şaşırtıcı değildir.
Bu gelişmeler göz önüne alındığında, G20/OECD Kurumsal Yönetim İlkelerinde yapılan revizyonlara yeni bir ‘Sürdürülebilirlik’ (sustainability) bölümünün dahil edilmesi tamamen beklenmedik bir durum değildir. Her şeyden önce, bu İlkeler politika yapıcılara yöneliktir ve ‘kurumsal yönetim için yasal, düzenleyici ve kurumsal çerçeveyi değerlendirmelerine ve iyileştirmelerine’ yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Bugün, kurumsal yönetim uygulamalarında yapılacak bir iyileştirme, mutlaka sürdürülebilirlik konularının dikkate alınmasını içermek durumundadır ki, bu nedenle revizyonlara dahil edilmesi ihtiyatlı olacaktır.
Ancak, şaşırtıcı olan, söz konusu İlkelerin genellikle sürdürülebilirlik sorunlarına sunduğu kısa mesafedir. Gerçekten de, İlkeler, bu revizyonlara sürdürülebilirlik konularının dahil edilmesini veya sürdürülebilirlikle yalnızca ismen ilgilenilmesini sağlamaktan başka bir şey değildir.
Örneğin, bahsi geçen İlkeler, yönetim kurullarının paydaş çıkarlarını göz önünde bulundurarak önemine birçok kez atıfta bulunur, ancak çoğu zaman bir uyarıda bulunur. Bir hüküm, ‘yetki koşullarıyla tutarlı olduğu durumlarda, kurullar menfaat sahiplerinin çıkarlarını dikkate alabilir’ şeklindedir. Bir diğeri, paydaş çıkarlarını göz önünde bulundurmak bir şirketin uzun vadeli çıkarına olabileceğinden ve ‘yetki alanının yasal ve düzenleyici çerçevesi’ izin veriyorsa, kurulların paydaşların haklarını ve rollerini dikkate alması gerektiğini söyler.
OECD’nin günümüzün ekonomik, politik ve sosyal ortamında sayısız hükümeti temsil etmesi gerekirken, şirketlerin artık yalnızca hissedarların çıkarlarına bağlı kalmaması gerektiği konusunda geniş çaplı küresel bir kabul vardır. İlkeler, hükümetlerin kendilerine özgü yasal ve düzenleyici çerçevelerine uygun olarak mezkûr İlkelerden uygulamaları benimsemelerini sağlayan bir hüküm içermektedir. Bu nedenle, paydaş çıkarlarının dikkate alınmasına, hükümetin paydaş endişelerini benimsemesinin kendi yasal ve düzenleyici çerçeveleri tarafından şartlandırılması gerektiği uyarısıyla başlamaya gerek yoktur.
Aslında, bu uyarıyı ekleyerek, İlkeler, şirketler hukuku veya kurumsal yönetim uygulamalarının, yöneticilerin paydaş çıkarlarını dikkate almasını yasakladığını öne sürüyor gibi görünmektedir. Ayrıca bunun değerli bir uygulama olacağını öne sürüyorlar. Birçok ülkede, şirketin tek amacının hissedarların mali çıkarlarını ilerletmek olduğuna dair bir varsayım olduğu doğru olsa da, kanun genellikle böyle bir varsayımı desteklemez. Bunun yerine, şirketler hukuku bu konuda ya belirsiz ya da tarafsız olma eğilimindedir.
Birleşik Krallık, ABD ve Kanada gibi çeşitli ülkelerdeki şirketler hukuku, yöneticilerin paydaş çıkarlarını dikkate almasını yasaklamaz. Aksine, giderek artan sayıda ülkede, kurulların paydaş çıkarlarını dikkate almasına açıkça izin verilmekte ve hatta bu zorunlu tutulmaktadır. Birçok ülkede, anılan İlkelerin de kabul ettiği gibi, ticari muhakeme kuralı ayrıca bir dereceye kadar direktörlerin halihazırda paydaş çıkarlarını göz önünde bulundurabilecekleri takdir yetkisi sağlar. Gerçek şu ki, bu takdir yetkisi genellikle kullanılmamaktadır; bu da, kurumsal karar vermeyi paydaşların hesap verebilirliğinin temel sorunlarından yalıtan önlemlerin ne ölçüde geçerli olduğunu düşünmeye değer olabileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte, söz konusu İlkeler, bu konuya veya hissedar olmayan üçüncü şahıslara karşı kurumsal mütevelli görevlerinin uygulanmasına daha fazla “diş” eklenmesi konusuna değinmemektedir.
Anlaşıldığı kadarıyla İlkeler, reform önlemleri de dahil olmak üzere bireysel hükümet politikalarını bilgilendirebilecek küresel kurumsal yönetim için en iyi uygulamalar rehberini temsil etmektedir. Sonuç olarak, bunlar mevcut ilkelerin yeniden ifade edilmesinden daha fazlası olmalıdır. Bunun yerine, OECD, belirli yetki alanlarındaki mevcut mevzuat veya politikalardan gereğinden fazla kısıtlanmadan veya etkilenmeden, kurumsal yönetim için mümkün olan en yüksek standart için çaba göstermelidir. Böyle bir standardı takip etmek istemeyen hükümetler, kendi bireysel politikalarında bunları ayarlamakta özgürdür, ancak OECD tarafından belirlenen ölçüt yüksek olmalıdır. Yüksek bir kıyaslama aynı zamanda kurumsal yönetim uygulamalarını artırmak isteyen hükümetlere bunu yapmak için bir yol sağlar.
Gerçekten de, İlkeler kurumsal yönetim uygulamaları için yüksek bir ölçütü temsil edecekse, İlkelerde paydaş çıkarlarına yapılan atıflara bir uyarı eşlik etmemelidir. Bunun yerine, İlkeler, yönetim kurulunun karar alma süreçlerine dahil etmesi gereken standart bir değerlendirme listesinin bir parçası olarak paydaş çıkarlarını içermelidir. Çağdaş kurumsal yönetim ve kurumsal karar alma çerçevesi, özellikle sürdürülebilirliğe vurgu yaparak, hissedarların ve paydaşların çıkarlarının dengelenmesi ile ilgilidir. İlkeler, bir sonraki taslağın bu yönde rehberlik ve dil içermesi halinde, bu konuda öncü bir rol üstlenme şansına sahiptir.
İlkelerin sürdürülebilirlik konularıyla ilgilenme konusundaki isteksizliği, Sürdürülebilirlik bölümündeki bazı ifadelere de yansımıştır. Örneğin, bölümün girişinde ‘yöneticilerin yalnızca görevlerinden kaynaklanan önemli çevresel ve toplumsal sorunları çözmekten sorumlu olmaları beklenemez’ notu yer almaktadır. Paydaş çıkarlarına yönelik uyarılarda olduğu gibi, bu beyan (ve buna benzer diğerleri), İlkelerin sürdürülebilirlik meseleleriyle karmaşık bir ilişkisi olduğunu öne sürüyor gibi görünmektedir.
Gerçekte, paydaşların çoğu kurumsal direktörlerin büyük çevresel ve sosyal sorunları ‘çözmesini’ beklemez. Aslında bu, hükümete düşen bir görevdir. Ancak, kurumsal direktörlerin, şirketlerinin önemli çevresel ve sosyal etkilerini çözmekten (ortadan kaldırarak veya en aza indirerek) sorumlu olmaları beklenmelidir. İdeal olarak, kurumsal yönetişim ile kanun ve yönetmelikler birlikte çalışmalıdır. İlkelerin, yöneticilerden ne yapmaları beklenmediğini belirtmek yerine, şirketlerden ve onların liderlerinden beklenebilecek ve beklenmesi gereken olumlu adımların ve katkıların neden vurgulanmadığı açık değildir.
Sonuç olarak, OECD Komitesi, Paydaşları ve sürdürülebilirlik konularını mezkûr İlkeler’e yürekten dahil etmekle uğraşıyor gibi görünmektedir. Ancak paydaşlar ve sürdürülebilirlik konuları, kurumsal yönetim için yüzeysel olarak ele alınamayacak kadar önemli hale gelmiştir. Zikredilen Komite, İlkelerdeki bir sonraki reform setini, isteksizce onlarla ilgilenmek yerine, paydaşlar ve sürdürülebilirlik sorunlarıyla yüksek sesle ilişki kurmayı taahhüt etmek için kullanmalıdır. Ancak o zaman İlkeler, yalnızca ismen sürdürülebilirlikten daha fazlası olabilir.
* Bu çeviride yer alan görüşler Makale Yazarlarına ait olup çevirenin çalıştığı kurumu bağlamaz, çevirenin çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Çevirideki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler çevirene aittir. [Derlemesi yapılan çalışmanın orijinal künyesi şöyledir: Barnali Choudhury (Professor of Law, York University), Martin Petrin (Dancap Private Equity Chair in Corporate Governance, Western University), Revisions to the G20/OECD Principles of Corporate Governance-Sustainability in Name Only, Oxford Business Law Blog, 3 November 2022, < https://blogs.law.ox.ac.uk/blog-post/2022/11/revisions-g20oecd-principles-corporate-governance-sustainability-name-only > erişim tarihi 03 Kasım 2022 (Oxford Ticaret Hukuku Blogu (OBLB), geniş bir tanımla ticaret hukukunun tüm yönlerindeki yeni gelişmelerin raporlanması ve fikir alışverişi için bir forumdur. Mart 2016’daki lansmanından bu yana, OBLB 150’den fazla ülkeden okuyucuyu kendine çekti.)]
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
