
“Eylen yolcu eylen bir su vereyim
Susuz çöller aşmadın mı yaralı
Hüseynin cemali vardır yüzünde
Beni mahrum etme dost yollarından
Şah yollarında
(…)”
Zeynel Can
Kurtarma mı, kefalet mi yoksa yeniden yapılanma mı (bail-out, bail-in, or restructuring)? Almanya’da geçen Covid salgını dönemi, kurumsal iflaslardan kaçınan ve sıkıntıdaki işletmelerin kurtarılmasını tercih eden bir hükümet politikasıyla karakterize edilmiştir. İstenmeyen risk teşvikleri yarattığı, pazar seçimini ve kaynak tahsisini bozduğu ve faydalı dönüştürücü baskıyı azalttığı için bu tür bir politikanın yanıltıcı olduğuna inanıyoruz. Tercih edilen bir kriz çözme stratejisi, işlevsel bir yeniden yapılanma ve iflas rejimi ile birlikte tasarlanmalıdır. Bu blogda, Almanya’nın Covid salgınına verdiği tepki özetleniyor, bir makro kriz sırasında borçluları kurtarmanın cazibesi analiz ediliyor ve verimli bir şekilde reforme edilmiş bir yeniden yapılandırma ve iflas çerçevesinin nasıl daha iyi sonuçlara yol açacağı gösteriliyor.
1. Almanya’nın Covid Salgınına Tepkisi
İflas başvurularının sayısı, hükümetin emriyle işyerlerinin kapatılmasına ve sokağa çıkma yasaklarına rağmen, pandemi sırasında tarihsel olarak düşük bir seviyeye geriledi. Yaygın iflasları (ve toplu işten çıkarma risklerini) önlemeye yönelik politika yaklaşımı iki temele dayanıyordu: acil durum düzenlemeleri ve Alman iflas rejimine yönelik istisnalar; yanı sıra kurtarma ve devlet destekli iş yardım programları.
Pandemi sırasında, şirket müdürünün iflas davası açma yükümlülüğü, kriz geliştikçe çeşitli düzenlemelerle askıya alındı. Müdürün bildirim yükümlülüğünün askıya alınmasına, geri alma hükmünün sıkılaştırılması, borç veren sorumluluğundan muafiyetler, adil itaat ve müdürün sorumluluğu gibi başka ayrıcalıklar da eklendi. Bütün bu önlemler, borçlunun işin devamında desteklenmesine yönelikti.
Geçici yasal reformların yanı sıra, Alman hükümeti birkaç yüz milyar avro tutarında devasa kurtarma sübvansiyonları sunarken, Avrupa Merkez Bankası (European Central Bank), Avrupa Birliği’nde hem halka kapalı hem de halka açık ihraççıların (both private and public issuers) menkul kıymet alım ve satımı (işlemleri) için yaklaşık iki trilyon avro tutarında bir satın alma programı ile üye devletleri destekledi.
2. Kurtarma Günahı (temptation to bail-out)
Hükümetteki karar vericiler, bir makro kriz sırasında, hatta yasal rejimin belirli zorluklarla başa çıkmaya uygun olup olmadığı şüpheliyse, borçluları kurtarmak için güçlü bir ayartmayla karşı karşıya kalırlar. Cazibeleri göstermek için, iki tür kriz arasında ayrım yapıyoruz: ‘batmayacak kadar devasa/büyük’ (too big to fail) iflaslarının olduğu bir kriz ve ‘başa çıkılamayacak kadar yaygın’ (too widespread to handle) başka tür iflasların olduğu bir kriz. ‘Batmayacak kadar büyük’’ paradigması, finansal kriz esnasında kurtarmaları haklı çıkardı. Sistematik olarak ilgili finansal kurumların iflası -endişe de öyleydi- bir zincirleme reaksiyonu tetikleyecek ve birbiriyle yüksek oranda bağlantılı sektörlerdeki diğer finansal kurumların, bunu takip edecek olan reel ekonomideki ticari iflaslarla sıkıntıya girmesine neden olacaktı. Covid salgını sırasında endişe, daha çok ‘başa çıkılamayacak kadar yaygın’ bir krizdi. Hükümet tarafından emredilen iş kısıtlamaları ve tüketici isteksizliği, çok sayıda işletmenin aynı anda kapanmak ve iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalması riskini doğurdu. Böyle bir senaryo ülke genelinde geniş bir etki yaratmış olabilir, en azından işgücü piyasası üzerinde baskı oluşturmuş, işletme fiyatlarında keskin bir düşüş riskine girmiş ve iflas mahkemelerinde ve idarecilerde kaynak sıkıntısına yol açmış olabilir.
3. Yeniden Yapılandırma ve İflas Yasalarına İlişkin Reform Önerisi
Kurtarmaya yönelik alternatif yaklaşımları güçlendirmek için yeniden yapılandırma ve iflas çerçevesi, son makro krizin deneyimlerine ve bu dönemde tespit edilen eksikliklere dayalı olarak yeniden düzenlenmelidir. Önerilen önlemlerin amacı, odağı özel sektör liderliğindeki bir kriz müdahalesine kaydırmak ve eğer mümkünse, yalnızca kamu finansmanı ile desteklemektir.
Aşağıdaki reformlar dikkate alınmalıdır:
- Bildirim yükümlülüğü (filing obligation): Geciken iflas başvurusu için cezai yaptırımlara ilişkin Alman görüşünün (concept) süresi dolmuştur. Benzer şekilde, yapılan ödemelerin geri ödenmesini talep ederek gecikmiş bir bildirimi onaylayan esnek olmayan müdür sorumluluğu, doğası gereği belirsizliğin olduğu bir makro kriz sırasında işletmelerin karşılaştığı zorlukları uygun şekilde ele almaz. Bunun yerine, borçlunun üç aylık bir projeksiyon dönemi içinde borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmesine rağmen ticarete devam etmeleri durumunda, yöneticilerin alacaklılarına karşı fiili zararlardan sorumlu olduğu esnek bir haksız ticaret kuralı (a flexible wrongful trading rule) öneriliyor. Her halükarda, yöneticiler şirketin ve alacaklıların çıkarlarına en uygun şekilde ticarete devam etmeyi makul bir şekilde bekleyebiliyorlarsa, kendilerini sorumluluktan muaf tutabilmelidirler.
- Yeni finansman (new financing): Yeni finansman genellikle bir krizin üstesinden gelmek için hayati öneme sahiptir, ancak borç verenin sorumluluğu ve uzun geri alma dönemleri, bu tür finansman fırsatları arayan, sıkıntı içindeki borçlular için ağır bir yük olabilir. Sonunda sıkıntılı işletmelerin çıkarına olacak en iyi şekilde, özel kredi çözümlerini teşvik etmek için zor durumdaki borç verenlerin konumunu güçlendirme öneriliyor. Kriz dönemi yatırımlarına, öngörülebilir ve uygulanabilir güvenli liman kuralları (predictable and practicable safe-harbour rules) ile ayrıcalık tanınmalıdır. Bu ayrıcalık, hissedar kredilerini de kapsayabilir.
- Finansal yeniden yapılandırma için Alman StaRUG programının güçlendirilmesi (German StaRUG scheme to be strengthened for financial restructuring): StaRUG [Gesetz über den Stabilisierungs- und Restrukturierungsrahmen für Unternehmen (Unternehmensstabilisierungs- und -restrukturierungsgesetz; İşletmeler İçin İstikrar ve Yeniden Yapılandırma Çerçevesine İlişkin Kanun (Kurumsal İstikrar ve Yeniden Yapılandırma Yasası)] prosedürü, mahkeme gözetimi altındaki bir borçlunun haciz prosedüründeki finansal sıkıntıyı gidermek için, tercihen sıkıntının erken bir aşamasında, birincil yasal araç olmalıdır. Ancak, StaRUG planının sadece finansal talepleri içeren mevcut kapsamı çok dardır. Süreç, belirli uzun vadeli sözleşmelerin değiştirilmesine veya feshedilmesine izin vermelidir. Bu nedenle, bir yeniden yapılandırma planına tabi olan ifa sözleşmelerinden kaynaklanan gelecekteki taleplerde bulunulması öneriliyor.
- Uluslararası grup yeniden yapılandırmaları (international group restructurings): Orta ve büyük ölçekli birçok borçlunun gerçeği, iflas yasasının üzerine inşa edildiği tek varlık kavramı değildir. Finansman, birbirine yüksek oranda bağlı olan çeşitli şirketlerden temin edilebilir, teminat altına alınabilir ve garanti edilebilir. Farklı kuruluşların alacaklılarının şirketler grubu içindeki ilgili yapısal konumlarını açıklayan (pay) türlerde oy kullanabilecekleri tek bir grup planının, gecikmiş bir reform projesi olduğu savunuluyor.
- Hibrit çözümler (hybrid solutions): Kurtarma paketleri, ciddi dışsallıkları kontrol altına almak ve bir makro krizin sosyal zorluklarını azaltmak için acil durum mekanizmaları olarak hak ettikleri yere sahip olabilir. Ancak, kurtarma paketlerinin her zaman gerekçelendirilmesi ve yeniden yapılanma çözümleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine inanılıyor. Özel yatırımcılar tarafından borç verme gibi özel girişimler, örneğin vergi avantajları/muafiyetleri yoluyla, Covid salgını sırasında olduğu gibi, öncelikle Devlet tarafından sübvanse edilen bir yaklaşımdan daha üstün bir çözüm olarak teşvik edilmelidir.
4. Sonuç
Borçlular ve alacaklılar ile iş ağındaki diğer paydaşlar müzakereleri başlatmak için hem teşvike hem de istikrarlı bir çerçeveye sahip olduğunda, mahkeme içi ve dışı yeniden yapılandırmalar dönüştürücü bir etkiye sahip olabilir. Krizden etkilenen değişen ortama yeterince uyum sağlayan yeni ve esnek iş yapılarının geliştirilmesine yardımcı olarak varlıkların etkin (yeniden) tahsisini kolaylaştırırlar. Borçlular, hissedarlar ve alacaklılar, bir krizde ileriye dönük yolu değerlendirmek ve karar vermek için en iyi konumdadırlar ve bunu yapmaya teşvik edilmelidirler. Statükoyu korumayı amaçlayan saf bir kurtarma stratejisi, özellikle de büyük hacimli bir makro krize yanıt olarak hedeflenmemiş sübvansiyonlar dağıtılırsa, yanlış yöne götürür ve izlenmesi zor teşvik ortamı yaratır.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
