
Geçen Aralık ayında Subaru, televizyon reklamlarında son birkaç yılda hayır kurumlarına 250 milyon (ABD) dolardan fazla bağışta bulunmakla övündü. Şirket özellikle ASPCA’nın (American Society for the Prevention of Cruelty to Animals; Amerikan Hayvanlara Zulmü Önleme Derneği) en büyük kurumsal bağışçısı olduğunu iddia etti. Ben bir hayvanseverim, o reklamlardan içim ısındı ve bir arabaya ihtiyacım olduğunda oğlumun yaptığı gibi Subaru’ya dönebilirim. Herkes böyle hissetmiyor.
Yeni kitabı “Woke Inc.: Inside Corporate America’s Social Justice Scam”de[1] harika çocuk ve yüksekten uçan teknoloji girişimcisi Vivek Ramaswamy, Subaru ve benim ne yazık ki yanlış yola saptığımızı öne sürüyor. Yazı tarzı o kadar heyecan verici ki, bizimki gibi tutumların ulusa zarar verdiğini, sosyal adaletin Amerika’nın ekonomik Aşil topuğu olduğunu söylediğinde insan onun acısını anlamak istiyor.
Milton Friedman ve diğer muhafazakar bilim adamlarının yardımcılarından biri olan Ramaswamy, iş dünyasının tek amacının para kazanmak olduğu ve diğer kurumsal faaliyetlerin kavramsal olarak yetkiyi/gücü aşan (ultra vires) nitelikte ve israf olduğu konusunda ısrar ediyor. ASPCA’nın kaynaklara ihtiyacı varsa, bireylerin kendi bağışlarını yapabileceklerini öne sürüyor (ancak ASPCA ek kaynaklara layık olsa bile, sınırlı bütçesi, bağış toplama çabalarını büyük olasılıkla kurumsal güç merkezi Subaru’nunkinden daha az başarılı kılacaktır). Ramaswamy’yi cimrilik ya da kişisel çıkar ya da daha çok, kapitalist Kool-Aid içtiği için küçümseyemezsiniz. Bildirildiğine göre, kendi başına cömert bir hayırseverdir.
Ramaswamy, sosyal adaleti “ırk, cinsiyet ve cinsel yönelim takıntısına” (obsessing about race, gender, and sexual orientation) verilen bir felsefe olarak tanımlar ve yerdiği diğer sosyal adalet projelerini belirlemeye devam eder. Pozitif ayrımcılık için de “Amerika’daki kurumsallaşmış ırkçılığın en büyük biçimi” (the single biggest form of institutionalized racism in America) diye yazıyor. Goldman Sachs’ı, görünüşteki amacı sendeleyen Malezya ekonomisini canlandırmak olan dev bir Malezya kalkınma projesini finanse ettiği için azarlıyor ki, bu projeyi kolaylaştırmak ise 1 milyar doların üzerinde rüşvet ve daha da kötüsü Malezyalı yetkililer tarafından yapılan büyük çapta yağmaydı -Goldman’ın Malezyalı içerdekileri uygun şekilde inceleyerek keşfetmesi gereken bir şeydi. Zımni sosyal adalet amacı, destekçilere yatırımcıları kaçırmak için koruma sağladı. Ramaswamy, kurumsal kötülükler ile ilgili çok sayıda benzer hikayeyle devam ediyor.
Neden, daha genel olarak, büyük şirketler sosyal adaleti teşvik ediyor? Bunun yanıtlarından biri, “saf” kapitalizmin (pure capitalism) yıllar içinde havasının bir kısmını kaybettiği ve bunun çalışanların ve toplulukların yönetim kararlarını paylaştığı paydaş kapitalizmine geçişle sonuçlandığı olabilir. Ramaswamy’ye göre bu değişim, teknokrasinin muazzam zenginlik ve güç biriktirmesine yol açtı. Teknisyen Ramaswamy, ilginç bir şekilde hiçbir yerde bu değişikliğin maliyetini ölçmeye çalışmıyor; bu nedenle, güçlü iddialarının sorgulanmaya daha çok ihtiyacı vardır. Amazon ve diğerleri sosyal adalet kampanyalarıyla zafer kazanmadı.
Her durumda, Ramaswamy öylece iptal edilemez. Kökeni ne olursa olsun, sosyal adalet hareketi dikkat ister. Ne de olsa, muhafazakar yazarlar ve yöneticiler bile sosyal adalete imza atsalar bile, uyandırmacılık her iki büyük siyasi taraftan da destek alma gibi olağanüstü bir hedefe ulaşmıştır. Kaçınılmaz sonuç, kamusal söylemi derinden kısıtlayan bir kendini beğenmişliktir. Ramaswamy, “Nefret söylemiyle mücadele bayrağı altında insanları susturmak kabul edilebilir hale geldiğinde,” diye yazıyor ve ekliyor Ramaswamy, “güçlü çıkarların hoşlanmadığı her söz nefret söylemi haline gelir.” Ve bu önemsiz bir mesele değil, özellikle Ramaswamy için. “Kültürel totalitarizm” dönemindeyiz, diyor ona göre, demokrasinin gücü oy kullananların sayısından değil, “kendini gerçekte ne demek istediğini söylemekte özgür hisseden insanların yüzdesinden geliyor.” Orwell’in dikkat çekici bir şekilde öne sürdüğü gibi, “Özgürlüğün herhangi bir anlamı varsa, bu, insanlara duymak istemediklerini konuşma/söyleme hakkı anlamına gelir.” (If liberty means anything at all, it means the right to tell people what they do not want to hear)
Ama burada esasa geri dönelim. Ramaswamy, sosyal adalet düşüncesinin Amerikan toplumuna en ağır bedelini, doğrudan kurumsal çıkar dışındaki nedenlerle ticari kararlar verildiğinde dayattığı konusunda ısrar ediyor. Ramaswamy, sorunun burada olduğunu ima ediyor. Son zamanlarda açık ve agresif bir şekilde kar peşinde koşamayan yönetim, sosyal adalet kampanyasını, anlattığı hikayelere yansıyan kibirli bir açgözlülük için bir perde olarak kullandı. Nasıl yani? Halk son derece manipüle edilebilir: “Tam olarak her birinden daha fazla kazanmak için, kar ve güçten başka bir şeyi umursuyormuş gibi davranın” (Pretend like you care about something other than profit and power, precisely to gain more of each). Kısacası, Goldman Sachs’ın görünüşteki iyi niyetliliği, dikkatleri “itibar aklama” (reputational laundering) yoluyla gerçekten verdiği zarardan uzaklaştırıyordu.
Ramaswamy’ye göre bu örtbas, neden bu kadar çok işletmenin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) hedeflerini desteklediğine dair bir açıklama başlatıyor. Yine de, bu hedeflerin şirket yönetimine nasıl yardımcı olduğunu tam olarak görmek kolay değildir. Bazılarının öne sürdüğü gibi, Goldman yöneticileri halkın önünde böbürlenip, Yılın Wokeist-of-the-Year Ödülü için fiilen böbürlenme haklarını kullanıyor olamaz. Bu tür yardımlar, sosyal adalet uygulamalarının maliyetini karşılayabilir mi? Şunu düşünelim: Subaru bundan böyle reklam gelirlerini dezavantajlı çalışanların maaşlarını artırmak için yönlendireceğini duyurursa, böyle bir plan kesinlikle iyi bir tanıtım sağlardı -ama bunun bedeli yüksekti. Sert yöneticiler ve hissedarlar, hisse başına kazanç arayışında bu tür kendi kendini sabote etmeye pek izin vermezler.
Şüphesiz Subaru’nun inandığı şey, sosyal adalet bayrağını sallayarak doğrudan tüketicilere satış konuşması yaparak, daha fazla müşteri çekerek ve dolayısıyla hisse fiyatını yükselterek yatırımından değerli bir getiri elde ettiğidir. Ve bunun yanlış olduğunu kim söyleyebilir? Tüketiciler, görünüşe göre iyi bir üründen daha fazlasını ararlar; tüketici yaşamlarının bir anlamı olmasını, daha büyük bir hikayenin parçası olmasını isterler. Unilever, “Dove ile temizlik yaptığınız, Lipton ile uyandığınız veya Persil ile temizlik yaptığınız her sefer,” “‘kadını güçlendirmeyi’ destekliyorsunuz” (you are supporting fempowerment) diyerek teşvik ediyor. Tüketiciler paralarıyla [makaledeki ifade: dolarlarıyla] konuşur. Bir pazar analistinden alıntı yapan Ramaswamy, tüketicilerin “değerlerini paylaşan şirketlerden bir şeyler satın almak istediğini” bildirdi. Bu doğru olduğu ölçüde, sosyal adalet reklamcılığı önemli iş ihtiyaçlarını karşılar (aşırılıklardan korkunç bir maliyet veya tanıtım gelmediği sürece). Ramaswamy’nin kendisi şöyle dursun, kara saygı duyan herhangi bir kapitalizm teorisi altında bunun cesareti kırılmalı mıdır?
Yönetimin genellikle en iyisini bildiği fikrini destekleyen, işletmeleri işletme stratejilerine yönelik kaçınılmaz yasal zorluklardan koruyan köklü ticari muhakeme kuralıdır (business judgment rule; BJR): Subaru yeni fabrikasını Güney Carolina’da mı Teksas’ta mı inşa etmeli? Bu iki eyaletteki hissedarlar muhtemelen aynı fikirde olmayacaktır. Ticari muhakeme kuralı uyarınca, yasa, hissedarlardan ve diğerlerinden gelen dikkat dağıtıcı ve çoğu zaman boğucu iddialara karşı koruma sağlamak için yönetime geniş bir takdir yetkisi sağlar. Şirket, yine Ramaswamy’nin ısrar ettiği gibi kar peşinde koşuyorsa, ASPCA’ya bağış yapmak nasıl rezalet olabilir?
Her halükarda, baş muhafazakar ve ifade özgürlüğü savunucusu olarak Ramaswamy’nin, “kadını güçlendirme” çağrılarını (appeals to fempowerment) caydırmak bir yana, daha fazla düzenlemeye davet etmesi bile düşünülemez.
Yukarıdakilerin hiçbiri, kurumsal reklamcılığın incelemenin üzerinde olması gerektiğini öne sürmez. Bu sadece sosyal adalet dışındaki hedeflere ihtiyaç duyulabileceği anlamına gelir.
SJ reklamcılığı yeni müşterileri gerçekten cezbetsin ya da çekmesin, Ramaswamy uyanıklık kartının kullanımının birçok iş avantajını ayrıntılarıyla anlatıyor. İşletme yönetiminin şok edici derecede ikiyüzlü olduğunu iddia ederek, Coca-Cola’nın “siyah Amerikalılar arasında bir diyabet ve obezite salgını”nı körüklediğine atıfta bulunuyor. Bu süreçte şirketin, çalışanları “daha az beyaz… daha az baskıcı… daha az kibirli… daha alçakgönüllü” (to be less white…less oppressive…less arrogant…more humble) olmaları için eğiterek ve “bu saçmalığı satan varlıklı çeşitlilik danışmanları için küçük bir servet ödeyerek” uyanık gruplardan aldığı destek sayesinde olası yasal geri tepmelerden kaçındığını öne sürüyor.
Elbette, işadamı Ramaswamy’nin amacı Coca-Cola’yı iflas ettirmek değildir. Tam tersine; uyanık baskıya direnerek işletmenin temel ihtiyaçlarını karşılamasını istiyor. Öncelikleri, sigara üreticilerinin karşı karşıya kalabileceklerini öne sürdüğü varsayımsal bir durumla netleştirilir. Ürünlerini daha fazla bağımlılık yapan bir bileşen içermeli midir? Bu, Ramaswamy için konuya daha fazla ağırlık vermeyerek, bu tür vakaların nadiren ortaya çıktığı ve piyasanın kurumsal yatırımlardaki kaymaları hızla düzelteceği şeklindeki tatmin edici olmayan iddiayla ihmali haklı çıkaran “zor bir durumdur”. Ama daha da önemlisi, bu gerçekten kamu politikası açısından “zor bir durum” mudur? Afyon ve benzeri uyuşturucular düzenlemeye tabidir. Tütün ürünlerini genel olarak sigara içmeyi caydırmak için düzenlersek, görünüşe göre Ramaswamy’nin karşı çıkmadığı bir politika, tütün ürünlerinin ek bağımlılık yapıcı özelliklerini düzenlemenin kavramsal zorluğu nedir? Ramaswamy için burada belki de en önemlisi, iş dünyasının ilke olarak kamu yararına hizmet etmekle yükümlü olmaması ve kurumsal gündemini zorlamak için (belirsiz bir ölçüde) yer verilmesi gerektiğidir; aşırı bağımlılık (over addiction) ile ilgili endişeler yoluna girer.
Çözülmemiş bıraktığı tüm sorunlara rağmen Ramaswamy, en azından iş cephesinde, toplumsal sorunları çözmek için kolektif eylemin etkinliğine olan inancımıza meydan okuyor. Bu şüphecilik tüm kolektif çözümlere mi aittir? Hayır: Ramaswamy, uyanmış değerler birliğimizi tehlikeye atmak için çalıştığında, siyasi yapıyı birbirine bağlamak için umut verici bir fikir sunuyor; bu, onun temel serbest piyasa ideolojisine çarpıcı bir istisnayı somutlaştıran bir tekliftir. Ramaswamy kitabını bu fikirle kapatıyor ki, bu da bu makale için uygun bir son sunuyor gibi görünüyor. Ramaswamy’nin önerdiği şey, gençler için zorunlu ulusal hizmettir. Fikir en az 100 yıl öncesine dayanıyor ve Franklin Roosevelt, John Kennedy, William Buckley ve daha yakın zamanlarda Pete Buttigieg, Stanley McChrystal ve öğrendiğimiz kadarıyla bugün Amerikalıların %49’u tarafından destekleniyor.
Ayrıntılar üzerinde çalışılmalıdır, ancak Fransa, Singapur ve Ruanda gibi karışık etnik toplumlarda gençlik yıllarında zorunlu ulusal hizmetin zaten yürürlükte olduğu gerçeğinden cesaret alınabilir; Ramaswamy’nin kendisi, ulusal hizmetin sosyalizme doğru bir adım olduğu görüşünü reddediyor. Biz Amerikalılar da sosyal bütünleşmeye ihtiyacımız varsa, neden burada keşfetmiyoruz?

[1] Center Street 2021.
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
