Sözleşme Davalarında Metin (Yasa) Yorumlama Kuralları: Bir Ön Çalışma*

Yasaların yorumlanması derslerinde, öğrenciler “expressio unius, ejusdem generis ve noscitur a sociis” konularında dişlerini kesmek zorundadırlar. Bunlar, yasa yorumlarına hukuki anlamı nasıl vereceklerini öğreten Latince özdeyişlerdir. Anımsatmak gerekirse: ‘expressio unius’ ifadesi, bir terimin yasal bir metinde yer almasının, içinde yer almayan alternatif terimlerin hariç tutulması anlamına geldiğini yönlendiren bir ilkedir; ‘ejusdem generis’, genel bir terimin, hükümdeki daha özel terimlerden çıkarılabilecek bir sınıf tarafından sınırlandırılacak şekilde okunması gerektiğini savunur ve ‘noscitur a sociis’, mahkemelerin katılımcılarının sözlerini bilmesini ve sıralanan maddelerle sınırlı olacak şekilde bir dizideki daha kapsamlı kelimeleri yorumlamasını emreder. Bu Latince genel kuralların/ilkelerin (Latin canons) münhasıran yasaların yorumlanma ilkeleri (principles of statutory interpretation) olmadığını, aynı zamanda sözleşmeler, vasiyetnameler ve şirket esas/ana sözleşmeleri gibi özel hukuk araçlarını yorumlamak için de kullanıldığını düşünmeye başladım. Amerika Birleşik Devletleri’nde “metne bağlı kalmaya” (textualism) olan yaygın ilgiyle -aslında Yüksek Mahkememizde baskın yorumlama yöntemi haline gelmiş gibi görünüyor- bu lafzi genel kuralların yerel oldukları kamu hukuku alanı dışında daha fazla ilgi görüp görmediğini merak ettim. Bu metinsel yorumlama araçlarının bugünlerde sözleşme hukukunda nasıl ilerlediği hakkında neler öğrenebileceğimi görmek için öğrettiğim ve araştırdığım bir alan olan sözleşme yorumlamaya odaklanmaya karar verdim. Bu çalışmanın sonuçları Wisconsin Law Review’da yayınlandı.

Kısaca, sözleşme yorumlama rejimlerini farklılaştıran iki yargı bölgesine (New York ve Kaliforniya) baktım. Biraz fazla basitleştirmek gerekirse, New York kendisini resmi ve büyük ölçüde metinsel olarak düşünürken; Kaliforniya, ham metinden daha sık ayrılmaya izin veren kamu politikası ve eşitlikçi ilkelerden yararlanarak daha bağlamsal olma eğilimindedir. Daha resmi yorumlayıcı rejimlerin (formal interpretive regimes) lafzi kurallar (linguistic canons) gibi metinsel araçlara güvenme olasılığının daha yüksek olacağı ve daha pragmatik rejimlerin eski Latin inşa teknikleriyle daha az ilgileneceği tahmin edilebilirdi. Ayrıca, kamu hukukunda onlara olan ilginin yenilenmesinden ve birçoğu son zamanlarda zorunlu Mevzuat derslerini benimsemiş olan Amerikan hukuk fakültelerinde bunların yaygın olarak öğretilmesinden kaynaklanan bir tür geçişli etki olarak sözleşme davalarında kanonlara artan ilgi olacağını varsaydım. Bu eyaletlerin mahkemelerinde bulabildiğim tüm davaları okuduktan sonra temel analiz araçlarım, bu fikirlerin titiz bir şekilde test edilmesine izin vermedi, ancak sözleşmeleri hazırlayanların ve yorumlayanların bilmesi gereken bir dizi bulgu ortaya çıkardı ve sözleşmeli bursiyerlerin gelecek yıllarda bu ilginç konu hakkında daha fazla bilgi almak için araştırma gündemlerini yönlendirmelerinin temelini attı.

İşte çalışmadan çıkarılabilecek bazı fikirler: İlk olarak, her iki yargı alanı da sözleşme davalarında tek ifade yerine ‘ejusdem generis’i tercih ediyor ve bu kanunların her ikisini de ‘noscitur a sociis’e yeğliyor gibi görünüyor. Yasal yorumlama davalarında ifade tekinin başvurulmasının ‘ejusdem generis’ten çok daha muhtemel olduğuna dair bazı kanıtlar olduğundan, lafzi araçları kullanırken bile mahkemelerin sözleşmeleri kanunlardan farklı gördüğünü düşünmek için birçok sebep vardır. En iyi tahminim, yasalara genel kurallarla hukuki anlam yükleme konusunda kendilerini daha rahat hissederken (yasama ürünü olarak üretilen kolektif niyet ve karmaşık prosedürlerin farklı kanonların alaka düzeyini tetikleme olasılığının daha yüksek olacağı durumlarda), ‘ejusdem generis’in tek ifadeden ziyade taraf anlamına yaklaşma olasılığının çok daha yüksek olduğu ve parti özerkliğinin değerinin, mahkemelerin sözleşmelerde olası niyetin iyi göstergeleri olan kanunları kullanmaya daha istekli olduğu sözleşme yorumunu şekillendirmek için yeterince iş yaptığıdır. Nihayetinde, sözleşmeyi hazırlayanlar ve davacılar muhtemelen ‘ejusdem generis’e daha fazla dikkat etmelidirler.

İkincisi, yargı bölgelerinde, son yıllarda sözleşme davalarında kanun metinlerini yorumlayan mahkemelerin görülme sıklığında artış var gibi görünüyor. Araştırma yöntemlerim burada kesin bir iddiada bulunmak için kalibre edilmedi ama kanunları tartışan davaların yeniden canlanması, metne bağlı kalmacılığın federal yargıda güç kazandığı sıralarda ortaya çıkmıştır. Ayrıca, her iki yargı bölgesi de son yıllarda yasaları yorumlamada artış görse de, Kaliforniya’nın esaslı bir politika seçimiyle desteklenen bir okuma lehine kanon temelli bir okumayı reddetme olasılığı daha yüksekti ki, bu farklılaşmış rejimlerden beklenen de budur. Hukukçuların, kanunların müvekkillerine yardım etmek veya zarar vermek için nasıl işleyebileceği konusunda hala daha bilgili olmaları gerekiyor, ancak öyle görünüyor ki, Kaliforniya’da bir davaya karar verme olasılıkları daha düşüktür.

Üçüncüsü, genel kuralların en alakalı olduğu tipik işlem türleri vardır. Hem New York’ta hem de Kaliforniya’da, sigorta davaları, bir kanunun yorumlanabileceği en yaygın anlaşmazlık türü gibi görünüyordu. Mahkemeler, kapsama veya hariç tutma hükümlerinin söz konusu olup olmadığına dair genel kurallara başvurdu. New York’ta mücbir sebep hükümleri ve temize çıkaran hükümler de bir dizi ilke tartışmasını tetiklerken, Kaliforniya’da kanon tartışmalarını tetikleyen arazi sözleşmeleri ve senetlerdi. New York ve Kaliforniya arasında olduğu gibi mücbir sebep maddelerine yönelik farklı yaklaşım hakkında öğrendiklerimiz göz önüne alındığında, New York’un burada daha çok genel kuralları kullanması şaşırtıcı değildir. Yine de, daha genel olarak, sigorta hazırlayanların ve davacıların hukuk Latincelerini geliştirmeleri iyi bir tavsiye olacaktır!

Daha öğrenecek çok şey bulunmaktadır. Farklı kuralların sözleşmede kanuni yorumlamada olduğundan daha önemli olduğunu bulmak bize, eski dilbilimsel yorumlama ilkelerinin kullanımına ilişkin bazı öz-ötesi eğilimler olsa da, farklı özel kuralların farklı alanlarda özel ilgi kazanabileceğini söylemektedir. Şirketleri inceleyenler, kendi çalışmamda sorguladıklarımdan daha önemli olan diğer yorum kurallarını görebilirler. Ve vasiyetleri ve güvenleri inceleyenler, biraz daha farklı bir öncelik dizilimi ile en alakalı olacak başka bir dizi lafzi araç bulabilirler. Akademisyenler olarak, bir araca yasal anlamını kazandırmada önemli olabilecek okuma biçimleri konusunda öğrencilere, hakimlere ve avukatlara yardımcı olmak bize düşüyor.

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bini aşkın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.