
Sermaye Piyasası Kurulu Hizmet İçi Eğitim Programı’ndan (1988) hocam merhum Prof. Dr. Reha POROY anısına…
1. Amerika Birleşik Devletleri’nde Ticari İftira/Karalama/Kötüleme Uygulaması
Bir işletmenin itibarı ya büyük başarıya ya da tamamen başarısızlığa yol açabilir. Bir işletme için iftira (defamation, business defamation), itibarın zedelenmesine yol açabilir ve bu da müşteri kaybına, gelir kaybına ve hatta iflasa yol açabilir. Ticari iftira bunların yanı sıra, genel olarak şunlara da sebebiyet verebilir:
- Azalan trafik ve müşteri,
- Reklam ve sponsorluk kaybı,
- Kamuoyu nezdinde itibar kaybı,
- Daha düşük çalışan morali,
- Kaliteli çalışanları ve yetenekli kimseleri elde tutma zorluğu,
- CEO itibarının zedelenmesi,
- Azalan karlılık.
İşletme iftiranın hedefiyse, derhal harekete geçilmesi çok önemlidir. Günümüzde, artık, aşağılayıcı bir yorum anında çevrimiçi olarak yapılabildiğinden ve bu, binlerce kişiye dağılabildiğinden, bir düğmeye tıklama ile bir işletme ciddi zarar görebilir.
İftira/hakaret, birinin bir kişi veya kuruluş hakkında yanlış beyanda bulunması ve itibarına zarar vermesidir. Bu ifadeler yazılı [iftira/karalama (libel) olarak bilinir] veya sözlü [kötüleme/kara çalma/yerme (slander) olarak bilinir] olabilir.
Bir kişi, bir işletme hakkında zarara neden olacak şekilde yanlış bilgiler yaydığında, sunulabilecek iki olası iddia vardır: karalama (defamation) ve işletmeyi kötüleme (business disparagement). İki iddia arasındaki ayırt edici faktör, zarara kimin uğradığıdır.
Bir iftira iddiası, bir bireyin itibarına zarar verildiğini ortaya koyar. Örneğin, kişi işletme sahibi olabilir. Öte yandan, ticari kötüleme iddiaları, bir işletmenin ekonomik çıkarlarına zarar verdiğini iddia eder.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Yüksek Mahkemesi konuyu şu şekilde özetlemiştir: “İki haksız fiil, iftira eylemlerinin esas olarak zarar gören bir tarafın kişisel itibarını korumaya hizmet etmesi bakımından farklılık gösterirken, bir ticari kötüleme iddiası ekonomik çıkarları korur.” Kişisel itibarı korumak ve işletmeye olan ekonomik kayıpları telafi etmek için her iki türde de talepte bulunmak mümkündür.
ABD’de işletmeler, bireyler ile aynı iftira davası açma haklarına sahiptir. Aslında, işletmeler, geleneksel iftira yasaları kapsamında bireylere açık olmayan zararlar ve tazminatlar için özel taleplerde bulunma konusunda ek bir yeteneğe sahiptir.
ABD’de bir işletmenin iftira davası açabilmesi büyük ölçüde yapısına bağlıdır. Yani, işletme veya kuruluş (business or organization) resmi bir ticari kuruluş olduğu sürece, iftiranın gerçekleştiği anda iş yapmak üzere bir eyalete dahil olduğu sürece dava açma hakkına sahiptir. Örneğin, büyük şirketler (corporations; bunlar, ABD’de halka açık borsa şirketleridir) ve ticaret ortaklıkları (partnerships), iftira niteliğindeki bir beyan, halkın şirket ile etkileşime girmesini etkilediğinde genellikle hakaret davası açabilirler. Ancak, ticari işletmeler (general business) genel olarak faaliyet göstermekte olduklarından, resmi olarak tescilli/kayıtlı bir ticari işletme olarak kurulmamıştır (not incorporated as a formally registered business entity), dolayısıyla açamazlar.
Aynı şekilde, bireysel yöneticilere, şirket/işletme sahiplerine veya ortaklara karşı yapılan iftira niteliğindeki ifadeler (defamatory statements), genellikle ortaklıklara ve şirketlerin kendilerine karşı hakaret olarak kabul edilmez. Bir kişinin itibarını zedeleyen, ancak işletmenin karlılığı üzerinde hiçbir etkisi olmayan iftira niteliğindeki bir ifade, bir işletmenin iftira davası açması için gerekçe olarak kabul edilmez. Bu durumda, kişi kendi adına bir hakaret davası açmalıdır.
Geleneksel bir işletme (traditional business) gibi, kar amacı gütmeyen bir şirketin (not-for-profit corporation) de hakaret davası açma hakkı vardır. Karalayıcı beyan, kar amacı gütmeyen kuruluşun halktan para toplamasını engelliyorsa, şirket muhtemelen faile karşı bir hakaret davası açabilir.
Yanlış beyan yazılı veya sözlü olabilir. İşletme hakkındaki olumsuz bir yorum, yanlış bir beyanla aynı şey değildir. Bir kişi veya kurumun itibarını zedeleyen bir ifade karalayıcıdır.
Davacının kim olduğuna bağlı olarak, davalının belli bir kusur düzeyinde beyanda bulunmuş olması gerekir. Bir işletme sahibinin nasıl sınıflandırılacağı muhtemel olan özel kişiler için, kusur derecesi ihmaldir. Davacı (plaintiff) bir kamu görevlisi veya kamusal figür (public official or public figure) olduğunda, davalının fiilen kötü niyetle hareket etmiş olması gerekir.
Bir iftira veya ticari karalama davasında başarılı olabilmek için davacının iddianın tüm unsurlarını kanıtlaması gerekir.
ABD’de hakaret davası açmak için bir yıllık zamanaşımı süresi (one-year statute of limitations) vardır. Yanlış beyanda (false statement) bulunulmasının üzerinden bir yıldan fazla bir süre sonra işletme ekonomik zarara uğrarsa, bir işletmeyi kötüleme iddiasında bulunabilir.
Sonuçta, ticari iftira/karalama/kötüleme, mağdurun hizmetine veya ürününe (itibarına veya mülküne karşıt olarak) zarar verecek şekilde üçüncü bir tarafa yapılan yanlış bir beyandır. İşletme, yanlış beyan nedeniyle ekonomik zarara uğradıysa, bu işletme karalama davası açmayı düşünebilir. Bu tür bir iddiada, davacının davalının aşağıdakileri yaptığını kanıtlaması gerekir:
- İşletme hakkında yanlış veya küçük düşürücü bilgiler yayınlamak (published false or disparaging information about the business),
- Kötü niyetle hareket etmek (acted with malice),
- Açıklama yapma ayrıcalığı olmamak (lacked privilege to make the statement) ve
- İşletmeye özel zararlar vermek (caused special damages to the business).
İlk olarak, bir ifade yayınlanmalıdır, yani aşağılayıcı sözler konuşulabilir veya bu ifadeler birisine yazılabilir. Özel bir konuşmada yapılan yanlış yorumlar (false comments) muhtemelen iftira sayılmaz. Bir kişi işe zarar verecek doğru bir beyanda bulunursa, bu geçerli bir iddia olmaz. Yorum yanlış olmalıdır. Kısacası, iftira olarak kabul edilmesi için bir ifadenin doğru olmayan bir olgu ifadesi olması gerekir. Hem asılsız hem de yasalara göre korumasız olmalıdır ve makul bir kişi, ifadenin davacı veya iş ile ilgili olduğunu anlamalıdır.
Kötü niyet, sanığın esas niyetidir. Yorumu yapan kişi veya kuruluş, yorumun yanlış olduğunu bilmeli veya yanlış olup olmadığına aldırış etmemiş ve yine de açıklama yapmış olmalıdır. Yani, asılsız, doğru olmayan beyanın ardından, yanlış beyanın üçüncü bir tarafa yayınlanmış olması gerekir ki, yalnızca davacı ve yayıncı arasında paylaşılan bir ifade, karalama olarak nitelendirilmez.
Davalı/Sanık (defendant), yanlış beyanda bulunmak için yasal bir ayrıcalığa (legal privilege to make the false statement) sahipse, ticari kötüleme iddiası başarısız olur. Ayrıcalık örnekleri, bir adli işlem sırasında yemin altında yapılan ifadeleri veya tartışmalar sırasında eyalet veya federal yasama organları tarafından yapılan ifadeleri içerir. Özetle, davacı, davalının kusurlu hareket ettiğini ispat edebilmeli; başka bir deyişle, benzer bir durumda sıradan bir insanın göstereceği makul özenin gösterilmediği ortaya konulmalıdır.
Davacı, küçük düşürücü beyanın (disparaging statement) doğrudan bir sonucu olarak işletmenin özel zarar gördüğünü göstermelidir. Bu, işletmeye ekonomik zararı kanıtlayabilmek gerektiği anlamına gelir. Davalının eylemleri, başkalarının işletmeyle iş yapmasını engellemiş olmalıdır. Yani son olarak, yanlış beyan davacının veya işletmenin itibarına zarar vermiş olmalı; bu zarar bir bireye verilen finansal kayıp, zihinsel sıkıntı veya fiziksel zarar olabilir. Bir işletme söz konusu olduğunda, zarar genellikle işletmenin itibarı üzerinde olumsuz bir etki veya işletmenin karlılığında diğer tanımlanabilir kayıplar olacaktır. Bir ticari kötüleme davası açmak için iki yıllık bir zamanaşımı süresi (two-year statute of limitations) vardır.
İşletmeler için bir engel, çevrimiçi hakaretle mücadele etmektir. Önleyici bir önlem olarak, müşteriler veya müşterilerle yapılan sözleşmelere bir kötüleme karşıtı hüküm (anti-disparagement provision) eklenebilir. Ancak, bu sadece sözleşmenin tarafları için geçerli olur. Bazı işletmeler bir itibar yönetimi hizmeti almaktadır. Bu şirketler, karalayıcı bilgiler yayınlayanların peşine düşer ve yasal işlem tehdidinde bulunurlar. Ayrıca, bu işletmeler, yanlış ifadeleri gömmek için arama motoru optimizasyonu (search engine optimization-SEO) araçları kullanılarak işletme hakkında yeterince olumlu bilgi yayınlama yeteneğine de sahiptirler.
Haksız veya aldatıcı bir ticari uygulama, genel halkı satın alma konusunda yanıltmayı amaçlayan bir eylemdir. Hem bireyler hem de işletmeler aldatıcı ticaret uygulamalarından suçlu olabilir. ABD’de Tekdüzen Aldatıcı Ticaret Uygulamaları Yasası’na (Uniform Deceptive Trade Practices Act-UDTPA) göre, aşağıdaki eylemler haksız veya aldatıcı ticaret uygulamaları olarak kabul edilir:
- Hizmetler, işletmeler ve mallar hakkında yanlış reklam (false advertising of services, businesses, and goods);
- Malların, hizmetlerin ve işletmelerin kötülenmesi (disparagement of goods, services, and businesses);
- Ticari simge ihlali (trade symbol infringement);
- Hizmetler veya mallar hakkında coğrafi menşei ile ilgili yanlış beyan (misrepresentation of the geographic origin of services or goods);
- Müşteri tarafından sipariş edilenlerin yerine, başka mal veya hizmetlerin kamuya açıklanmadan ikame edilmesi (undisclosed substitution of other goods or services for those ordered by a customer);
- Kandırıcı ve etik olmayan reklam (bait and unethical advertising);
- Fiyatlandırmanın yanlış beyanı (misrepresentation of pricing) ve
- Tüketici için kafa karışıklığı veya yanlış anlama olasılığını artıran diğer davranışlar (other conduct that makes confusion or misunderstanding likely for the consumer).
Sonuç itibarıyla, bütün bu eylemler nedeniyle hasar meydana geldiyse, tek seçenek iftira veya ticari karalama davası açmak olabilir. Ticari iftira davalarının çoğunda, bir işletmenin geri almaya uygun olabileceği birkaç tür zarar vardır:
- Fiili ve/veya telafi edici zararlar (actual and/or compensatory damages);
- Özel hasarlar (special damages);
- Genel zararlar (general damages);
- Simgesel/sembolik/düşük tutarlı zararlar (nominal damages) ve
- Cezai zararlar (punitive damages).
Hakaret davasında genellikle ispat yükü davacıdadır. Daha önce de vurgulandığı üzere, ABD’de hakaret iddiasında bulunan işletmenin, davada bulunması gereken dört unsurun standardını kanıtlaması zorunludur.
2. Türk Hukukundaki Durum
Türk hukukunda ticari iftira/kötüleme/karalama suçuna ilişkin başlıca düzenlemeleri içeren tablo aşağıda verilmektedir.


* Bu yazıda yer alan görüşler yazarına ait olup çalıştığı kurumu bağlamaz, yazarın çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Yazıdaki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler yazarına aittir.
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.
