- Giriş
Hindistan’daki enerji şirketleri için durum tespiti [due diligence] yapmak hem karmaşık hem de potansiyel olarak kazançlıdır. Hindistan’ın enerji sektörü hızla genişlemekte ve büyük yatırımlar çekmektedir. Hindistan, enerji arzı, maliyet ve çevresel sürdürülebilirlik dengesine öncelik vererek önümüzdeki yirmi yıl içinde dünyanın enerji talebi büyümesinin yaklaşık yüzde 35’ini beslemeye hazırlanmaktadır[1]. Bu patlama, ülkenin temiz enerji ve iklim taahhütleri için yaptığı baskıyla yönlendirilmektedir[2].
Temel yenilenebilir teknolojiler arasında rüzgâr türbinleri, güneş panelleri, hidroelektrik barajları, gelgit ve jeotermal sistemler yer alır. Bu projelerin her biri benzersiz düzenleyici, çevresel ve ticari sorunlarla birlikte gelir. Bu yoğun şekilde düzenlenen sektörde yasal riskleri belirlemek ve mevzuata uyumu sağlamak için kapsamlı bir durum tespiti kritik öneme sahiptir.
- Enerji Sektöründeki Yasal Tuzakların Belirlenmesi
2.1. Mevzuata uygunluk [regulatory compliance]
Enerji şirketleri, merkezi ve eyalet yasaları ve düzenleyici otoriteler ağında gezinmelidir. 2003 tarihli Elektrik Yasası [Electricity Act], Hindistan’ın elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımını düzenleyen temel yasası olup bu yasayla lisansları ve şebeke operasyonlarını denetlemek için bağımsız düzenleyici otoriteler oluşturulmuştur: Merkezi Elektrik Düzenleme Komisyonu ve Eyalet Elektrik Düzenleme Komisyonları [Central Electricity Regulatory Commission and State Electricity Regulatory Commissions].
Durum tespitinde, hedef şirketin mezkûr Elektrik Yasası ve ilgili yönetmelikler uyarınca gerekli tüm lisanslara veya izinlere sahip olduğu doğrulanmalıdır. Örneğin, elektrik üreticilerinin şebeke bağlantı onaylarına ve Eyalet Elektrik Düzenleme Komisyonları tarafından belirlenen yenilenebilir satın alma yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerekebilir.
1986 tarihli Çevre (Koruma) Yasası’na [Environment (Protection) Act] uyum da aynı derecede önemlidir, çünkü bu yasa merkezi hükümete kirliliği önlemek için standartlar ve onaylar koyma yetkisi verir. Bu çerçeve altında, devlet çeşitli kurallar (hava ve su kalitesi standartları gibi) ve büyük projeler için önceden çevresel izin gerektiren 2006 tarihli Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Bildirimi’ni[3] [Environmental Impact Assessment Notification] yayınlamıştır. Geçerli bir Çevresel Etki Değerlendirmesi ve izni olmayan bir enerji projesi düzenleyici otoriteler veya mahkemeler tarafından durdurulabilir, bu nedenle durum tespiti tüm çevresel onayların uygun olduğunu teyit etmelidir.
Buna ek olarak, şirketin 2013 tarihli Şirketler Yasası’na [Companies Act] uyumu incelenmelidir. Şirketler Yasası ile Hindistan’daki kurumsal yönetişim normları elden geçirilerek bağımsız yöneticiler, denetçi rotasyonu ve kurumsal sosyal sorumluluk harcamaları gibi önlemler zorunlu hale getirilmiştir[4]. Yasayla ayrıca, katı kamuyu aydınlatma koşulları ve uyumsuzluk için sert cezalar da getirilmiştir.
Bir durum tespiti ekibi için bu, şirketin kurumsal yönetişim standartlarına uymasını sağlamak için şirket kayıtlarını, yönetim kurulu toplantı tutanaklarını ve dosyaları incelemek anlamına gelir. Düzenleyici uyum durum tespiti ayrıca şirketin sektöre özgü herhangi bir politikayı takip edip etmediğini kontrol etmeyi de içerecektir. Örneğin, Yeni ve Yenilenebilir Enerji Bakanlığı’nın [Ministry of New and Renewable Energy] politikaları veya Çevre, Orman ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın [Ministry of Environment, Forest and Climate Change] yönergeleri.
2.2. Çevre ve arazi kullanımları
Çevresel yükümlülükler ve arazi edinimi zorlukları enerji sektöründeki en önemli yasal riskler arasındadır. Büyük ölçekli enerji projeleri her aşamada çevre yasalarına uyulmasını gerektirir. 2006 tarihli ÇED Bildirimi uyarınca, belirli boyutların üzerindeki projeler (örneğin belirli bir kapasitenin üzerindeki rüzgâr çiftlikleri veya herhangi bir hidroelektrik projesi) Çevresel Etki Değerlendirmeleri yapmalı ve Çevre, Orman ve İklim Değişikliği Bakanlığı veya eyalet yetkililerinden izin almalıdır.
Durum tespiti, projenin gerekli ÇED iznini aldığını ve herhangi bir koşula (yaban hayatı koruma önlemleri veya kirlilik kontrol ekipmanı kurulumu gibi) uyduğunu doğrulamalıdır. Bir enerji tesisi kapasitesini genişlettiyse veya teknolojisini değiştirdiyse, güncellenmiş çevresel izinlerin sağlandığı da teyit edilmelidir. Uygunsuzluk para cezalarına veya hatta kapatma talimatlarına yol açabilir.
Hindistan mahkemeleri ve hâkimleri çevresel uyumu incelemede proaktif olmuştur. Örneğin, “Ms. Betty Alvares v. State of Goa” davasında[5], yabancı bir uyruklu, çevresel normları ihlal eden yasadışı kıyı inşaatına itiraz etmiştir. Ulusal Yeşil Mahkeme [National Green Tribunal], “herhangi bir kişinin” uyruğundan bağımsız olarak çevresel bir anlaşmazlıkla ilgili bir dava açabileceğini ve Ulusal Yeşil Mahkeme Yasası kapsamındaki ‘kişi’ terimini vatandaş olmayanları bile kapsayacak şekilde geniş bir şekilde yorumladığını belirtmiştir. Bu davalar, çevresel uyumsuzluğun kamu yararı davacıları ve Sivil Toplum Kuruluşları dâhil olmak üzere çok çeşitli paydaşlardan yasal işlem davet edebileceğini vurgulamaktadır.
Yenilenebilir enerji projelerinin çoğu (güneş parkları, rüzgâr çiftlikleri, iletim hatları) büyük arazi parçaları gerektirir. Hindistan’da arazi edinmek yavaş ve çekişmeli olabilir. 2013 tarihli Arazi Edinimi, Rehabilitasyon ve Yeniden Yerleşimde Adil Tazminat ve Şeffaflık Hakkı Yasası[6] [Right to Fair Compensation and Transparency in Land Acquisition, Rehabilitation and Resettlement Act] katı koşullar getirmiştir: Arazi sahiplerine adil tazminat, sosyal etki değerlendirmeleri, etkilenen ailelerin çoğunluğunun özel projeler için onayı ve yerinden edilenlerin rehabilitasyonu.
Şirketin arazisini nasıl elde ettiğine ilişkin durum tespiti incelemesi yapılmalıdır. Arazi, Adil Tazminat Hakkı Yasası kapsamındaki devlet süreçleriyle edinilmişse, uygun bildirimlerin, tazminatların ve rehabilitasyon önlemlerinin yasaya uygun şekilde tamamlandığından emin olunmalıdır. Şirket araziyi özel satın alımlar yoluyla edinmişse, tapu senetleri, izinler/ruhsatlar ve herhangi bir dava veya itirazın devam edip etmediği doğrulanmalıdır.
Arazi kullanımına bağlı herhangi bir çevresel koşulu [örneğin Kıyı Düzenleme Bölgelerindeki kısıtlamalar veya Orman (Koruma) Yasası kapsamındaki orman arazisi yönlendirme onayları] kontrol etmek de akıllıca olacaktır. Çevresel izinleri ve arazi edinim belgelerini dikkatlice inceleyerek, durum tespiti ekipleri, yatırım için önemli riskler oluşturabilecek kırmızıçizgileri [projenin çevresel iznine yönelik bekleyen bir itiraz (sıra dışı bir senaryo değil) veya arazi satıcılarıyla anlaşmazlıklar gibi] tespit edebilir.
2.3. Kurumsal yönetişim ve finansal riskler
Düzenleyici ve çevresel konuların ötesinde, durum tespitinde hedef şirketin iç yasal sağlığı -kurumsal yönetim alanı, sözleşmeleri ve finansal yükümlülükleri- araştırılmalıdır. Kurumsal yönetişim konusunda, belirtildiği gibi, 2013 tarihli Şirketler Yasası ve Hindistan Menkul Kıymetler ve Borsa Kurulu [Securities and Exchange Board of India-SEBI] düzenlemeleri sağlam standartlar uygular.
Bir enerji şirketi (özellikle halka açık veya büyük bir halka açık olmayan şirketse) uygun yönetim kurulu yapısına (örneğin gerekli bağımsız yöneticiler), denetim ve risk komitelerinin işleyişine ve düzenli yasal uyum denetimlerine sahip olmalıdır. Gerekli kilit yönetici personelin atanmaması veya yıllık beyannamelerin verilmemesi gibi herhangi bir eksiklik daha derin kurumsal yönetişim sorunlarına işaret edebilir.
Ayrıca, şirket yatırımcılardan fon topladıysa, Hindistan Menkul Kıymetler ve Borsa Kurulu’nun yatırımcı koruma kurallarına uyum (örneğin, halka arzlarda doğru izahname açıklamaları veya sürekli kotasyon yükümlülüklerine uyum) incelenmelidir. Durum tespiti ekipleri genellikle geçmiş yıllık raporları, denetim yeterliliklerini ve Hindistan Menkul Kıymetler ve Borsa Kurulu veya Şirketler Sicili tarafından herhangi bir düzenleyici eylemin başlatılıp başlatılmadığını kontrol eder.
Yasal bir bakış açısından finansal durum tespiti, şirketin istikrarını baltalayabilecek borç ve muhtemel yükümlülükleri belirlemeyi içerir. Birçok enerji projesi oldukça kaldıraçlıdır[7]; yani bankalardan veya tahvil piyasalarından önemli proje finansmanı içerir. Durum tespiti, tüm borç olanaklarını, varlıklar üzerindeki teminat haklarını (ipotekler, rehinler) kataloglamalı ve açıklanmamış kredi veya garantiler olmadığından emin olmalıdır. Herhangi bir kredinin temerrüde düşüp düşmediğini veya borç verenlerin Finansal Varlıkların Menkul Kıymetleştirilmesi ve Yeniden Yapılandırılması ve Menkul Kıymet Haklarının Uygulanması Yasası [Securitisation and Reconstruction of Financial Assets and Enforcement of Security Interest Act] veya İcra ve İflas Kanunu uyarınca bildirim gönderip göndermediğini doğrulamak çok önemlidir.
Buna ilave olarak, uzun vadeli sözleşmelerde gizli yükümlülükler saklanabilir. Örneğin, al-ya da-öde yakıt tedarik anlaşmaları veya mühendislik, tedarik ve inşaat sözleşmeleri [take-or-pay fuel supply agreements or engineering, procurement and construction contracts], gecikmeler nedeniyle tetiklenen ceza hükümlerine sahip olabilir (örneğin, proje kilometre taşları kayarsa yüklenicilere ödenecek tazminat). Bunlar tanımlanmalı ve miktarları belirlenmelidir.
- Sonuç
Hindistan’ın enerji sektöründeki yasal durum tespiti sadece yasal uyum kutularını işaretlemekle ilgili değildir; patlamadan önce kara mayınlarından kaçınmakla ilgilidir. Düzenleyici bürokrasiden çevre koruma önlemlerine ve arazi edinimi kabuslarına kadar, kontrol edilmeyen her risk bir projeyi rayından çıkarabilir, yatırımları boşa harcayabilir veya yasal savaşları tetikleyebilir.
Çevre yasaları sektörü şekillendirirken, şirketler yasal uyumun önünde kalmalı veya yasal bir fırtınaya yakalanma riskini göze almalıdır. Arazi anlaşmazlıkları, dolaptaki mali iskeletler ve sallantılı yönetim yapıları, umut vadeden bir anlaşmayı bir yükümlülüğe dönüştürebilir. Yine de, yatırımcılar ve şirketler, keskin bir durum tespiti ile risklerin üstesinden gelebilir ve Hindistan’ın patlayan yenilenebilir enerji sektöründe geleceğe hazır, yasal olarak sağlam bir enerji işi kurabilirler.
[1]<https://www.ibef.org/industry>.
[2]<https://pib.gov.in/PressReleaseIframePage.aspx?PRID=2094992>.
[3]<https://environmentclearance.nic.in/report/EIA_Notifications.aspx>.
[4]<https://ca2013.com/149-company-to-have-board-of-directors/>.
[5]<https://indiankanoon.org/doc/87176627/>.
[6] <https://www.indiacode.nic.in/bitstream/123456789/19895/1/the_right_to_fair_compensation_and_transparency_in_land_acquisition,_rehabilitation_and_resettlement_act,_2013..pdf>.
[7]<https://ppi.worldbank.org/content/dam/PPI/resources/ppi_publication/global/12.pdf>.
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.


