GİRİŞ
Manevi tazminat miktarının takdiri hesaplama sonucu yapılmadığı gibi, miktar tayini için her hangi bir ölçü de yoktur. Bu nedenlerle de uygulamada sorunlar yaşanmaktadır. Bu konu aslında daha ayrıntılı bir araştırma ve çalışma gerektirmektedir. Biz bu makalede konuyu kısaca değerlendirmeye çalışacağız.
I-MANEVİ TAZMİNAT
Türk Borçlar Kanunu’nun 56’ıncı maddesinde:
Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.
Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.
denildikten sonra,
58’inci maddesinde:
Kişilik haklarının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
denilmiştir.
Ayrıca TMK m.174/2 maddesinde de:
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
hükmü getirilmiştir.
Bu maddelerdeki ifadeleri dikkate alarak, manevi tazminatın tanımını şöyle yapabiliriz:
Bir kimsenin ölümü, bedensel bütünlüğünün ya da kişilik haklarının zedelenmesi durumlarında olaydan duyulan elem ve acının giderilmesi için, kendisine ya da yakınlarına, hakim tarafından ödenmesine karar verilen bir miktar paradır.
TBK 114/2 maddesinde ise, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerine de uygulanacağı, öngörülmüştür. Yani sözleşmeye aykırılık durumunda da manevi zarara uğrayan kişi, bu zarara karşılık bir miktar para ödenmesini isteyebilecektir.
II-MANEVİ TAZMİNAT TAKDİRİNE ESAS ALINACAK KOŞULLAR
Manevi tazminat takdirine esas alınacak koşullar, 22.06.1996 t, E:1966/7-K:1966/7 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında[1] belirlenmiş olup, Yargıtay’ın da manevi tazminat ile ilgili bugüne kadar olan uygulamalarında tazminat takdirinde, bu kararda belirtilen koşulların dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği öngörülmektedir. Bu İçtihadı Birleştirme Kararında manevi tazminata hükmolunabilmesi için aranan koşullar “genel” ve “özel” olarak ikiye ayrılmıştır. Manevi tazminat takdirinde dikkate alınması gereken:
a- Genel koşullar:
1- Bir eylem (yahut kaçınma), 2-Bir zarar, 3-Zarar ile eylem arasında illiyet bağı, 4-Eylemin hukuka aykırı olması. (H. Becker, m. 41 şerhi, No. 1; Schönenberger, m. 41 şerhi No. 2)
Bu şartlardan en önemlisi, zarar ile eylem arasındaki illiyet bağıdır. Eğer olayda böyle bir illiyet bağı yoksa, sorumluluk da yok demektir.
b) Borçlar Kanununun 47 inci maddesinden [TBK m.56] doğan özel şartlara gelince; bunlar, başlıca üç gurupta toplanabilir :
1- Bir kimse ölmüş veya cismani zarara uğramış olmalıdır.
2- Davayı ölenin yakınları veya cismani zarara uğrayan kimse açmalıdır.
3- Özel hal ve şartlar, manevi tazminat hükmedilmesini gerektirmelidir.
Bu ayırımdan sonra kararda şu hususlar belirtilmiştir: Özel hal ve şartlar her olaya göre değişir. Esasen amaç, yukarıda da açıklandığı gibi, olaya has hal ve şartlar, yani olayın özellikleridir. Bu özelliklerin başında, manevi zararın önemli olması gelir. Eli çizilen bir kimseye cismani zarara uğradı diye kural olarak manevi tazminat hükmedilmesi gerekmez. Demek ki, cismani zarara uğrayan kimsede veya ölenin yakınlarında önemli bir manevi zarar (elem, ızdırap) oluşmalı, yani gerçekten manevi bir tatmin ihtiyacı doğmuş bulunmalıdır. Ölüm meydana gelmiş ise, sağlığında ölen ile davacı arasındaki ilişkinin mahiyeti ve derecesi bu hususun takdirinde büyük rol oynar.
Bundan başka olayın oluş şekli dikkate alınır. Feci bir olay ile normal şartlar altında meydana gelmiş olan olay bir tutulamaz.
Nihayet ilgililerin yani failin, olaydan başka sorumlu varsa onun, mesela istihdam edenin, ölenin, davacıların toplum içindeki konumlarının, eğitim ve mali durumlarının göz önünde tutulması gerekir.
Kısacası kanun koyucu, her olayda meydana çıkan ihtiyacı karşılayan kesin bir kural koymaktaki zorluğu düşünerek, 47 inci madde (TBK m.56) metnini kasten elastiki bir şekilde formüle etmiş ve manevi tazminat hükmedilmesini gerekli kılan hal ve şartları, hakimin takdirine bırakmıştır. (K. Oftinger, a.g.e., Cilt: 1, Sh. 265). Tabiatıyle bu takdirde, bir yanılma durumu olmamalıdır.
Eğer olayda failin veya onun hareketinden sorumlu olan şahsın, mesela istihdam edenin kusuru varsa, bu kusurun veya cismani zarara uğrayan yahutta ölen zarara birlikte neden olmuşsa, bu nedenlerin veya karşılıklı kusurlarının manevi tazminat hükmedilmesinde ve miktarında dikkate alınması gerekir. Sadece karşılık kusur veya birlikte neden olma durumu, manevi tazminat hüküm edilmesine engel değildir; ancak, karşılık kusur veya birlikte neden olma oranı, manevi tazminat hükmedilmesini haksız ve yersiz kılacak derecede ağır ve büyük olursa, hakim manevi tazminata hükmetmeyebilir (H. Becjer, m. 47 No. 2; Oser-Schönenberger, m. 47, No. 12; V. Tuhr Siegvart, Cilt: 1, Sh. 117, Not: 46; K. Oftinger, Cilt: 1, Sh. 269).
İsviçreli hukukçulardan H. Becker (1942, madde 47, NO. 8) ve K. Oftinger’in (1958 cilt: 1, Sh. 269) eserlerinde işaret ettikleri gibi, hakim manevi tazminata hükmederken para değerini de düşünmelidir. Hükmettiği miktar, bir sadaka niteliği taşımamalı, kısmen de olsa bir manevi tatmin fonksiyonu ifa etmelidir. Fakat diğer tarafın yoksullaşmasına, onun mahvına da meydan vermemelidir.
Esasen manevi tazminat, ne bir ceza, ne de gerçek anlamda bir tazminattır. Ceza değildir; çünkü, davacının menfaati düşünülmeksizin, sorumlu olana hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük değildir. Mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği için de, gerçek anlamda bir tazminat, mağdurda veya zarara uğrayanda bir huzur hissi, bir tatmin duygusu oluşturmalıdır (H. Becker, m. 47, No. 1).
Hakimin manevi tazminat miktarını tayin ederken, Borçlar Kanununun 43 ve 44 üncü maddelerindeki [TBK m. 51 ve 52] kuralları, “özel hal ve şartları” takdir ederken kıyasen uygulaması, kusursuz sorumluluk hallerinde ve olayda kusur bulunmadığı takdirde, kusurun dışında kalan nedenleri, kesin olarak kusurun varlığı halinde ise kusur da dahil bütün faktörleri takdirine dayanak yapması gerekir (Oser-Schönenberger, m. 47, No. 12; Oftinger, a.g.e., Cilt: 1, Sh. 269).
III-ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARINDA MANEVİ TAZMİNAT
Bireysel başvurularda AYM tarafından manevi tazminata karar verilmektedir. AYM’nin 07.03.2024 tarih ve 40007 başvuru numaralı kararına[2] konu olan olayda, kendisini tehdit ettiği gerekçesiyle şikayet edilen avukata, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 3.000.00 TL idari para cezası ve 75 gün süreyle avukatlık mesleğini yapmaktan yasaklanmasına karar verilmiştir. Kararın kesinleşmesinden sonra avukat tarafından AYM’ye yapılan bireysel başvuru sonunda; AYM, başvurunun esasen ifade özgürlüğü kapsamında, ayrıca mesleki hayata yönelik sınırlamanın başvurucunun özel hayatını ciddi şekilde etkilediği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı gözetildiğinde özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğini değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğunu kabul ederek, başvurucuya 40.000.00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
AYM kararına[3] konu olan bir başka olayda, başvurucunun satın aldığı mobilyaların düğünden önce teslim edileceğinin taahhüt edilmesine rağmen, 26 gün sonra teslim edilmesi nedeniyle evliliğin ilk 20 gününü mobilyasız geçirmek zorunda kaldıklarını, eşiyle huzursuzluk yaşadığını ileri sürerek tüketici mahkemesinde manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme davanın kabulüne karar vermiş, ancak karar Yargıtay tarafından bozulmuş ve mahkemenin bozmaya uyması sonucu kesinleşmiştir. AYM başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini kabul edilerek, yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.
Görüldüğü gibi, yukarıda belirtilen AYM kararlarından birincisinde kişilik haklarının zedelendiği, ikincisinde ise sözleşmeye aykırılıktan dolayı manevi zarara uğradığı kabul edilmiştir.
IV-YARGITAY UYGULAMASINDA MANEVİ TAZMİNAT
Yargıtay uygulamasında manevi tazminat takdiri, yukarıda belirtilen 1966 tarihli YİBK’da açıklanan esaslar dikkate alınarak yapılmaktadır. Hakimin, manevi tazminatın belirlenmesinde takdir hakkını kullanırken ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, sürekli iş göremezlik oranı, davacının yaşı gibi özellikleri göz önünde tutması ve tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda tazminat takdir edilmesi gerektiği öngörülmektedir.[4] Örneğin, Yargıtay 4HD’de bir kararında, olayın oluş biçimi ve davalının kusur durumu göz önüne alındığında daha az manevi tazminata karar verilmesine hükmetmiştir.[5] Yargıtay, manevi tazminat takdirinde, kusur durumu yanında özellikle tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının da dikkate alınarak adalete uygun bir miktar manevi tazminat takdirini öngörmektedir.[6]
Sadece ölüm ya da bedensel zararlar için değil, kişilik haklarının ihlali durumlarında da manevi tazminata karar verilmesi gerekmektedir. Örneğin, işverenin mobbing ve benzer davranışlara karşı da önlem alma ve dolayısı ile işçiyi koruma görevi vardır. Yargıtay, işveren vekili gibi hareket eden şirket yetkilisinin işçilere ve davacıya ağır hakaret ve aşağılayıcı ithamlar içeren sözler sarf etmesi ve bunun 5 yıl gibi uzun bir zaman dilimi içinde tekrarı kişilik haklarının ihlali mahiyetinde olduğunu ve manevi tazminat isteğinin kabulü gerektiğine karar vermiştir.[7] Yargıtay 9HD başka bir kararında, işveren yetkilisinin ellerinde görüntülerinin bulunduğunu belirterek ahlaksızlıkla suçlamasının kişilik haklarına saldırı ve kişilik haklarının ihlali niteliğinde olduğu bu nedenle davacının manevi tazminat isteğinin kabulü gerektiğine karar vermiştir.[8]
Haksız fiil sonucu maluliyet tespit edilmese de tedavi süresince duyulan üzüntü ve acıyı karşılayacak oranda manevi tazminat takdiri gerekir.[9]
TBK 174/2.maddesi gereği, boşanma davalarında da, boşanmaya neden olan olayın kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması durumunda, manevi tazminata hükmedileceği öngörülmüştür. Yargıtay’ın uygulaması da bu doğrultudadır. Fakat ölüm ve bedensel zararlarda tarafların kusuru manevi tazminat miktarının takdirinde etkili olduğu, hatta tazminat isteyen tarafın kusuru daha yüksek olsa da, buna uygun bir miktar manevi tazminat takdiri gerektiği halde, boşanma davalarında taraf kusurlarının eşit olması durumunda manevi tazminat takdiri gerekmemektedir. Nitekim Yargıtay HGK’ da boşanma davalarında, tarafların eşit kusurlu oldukları durumlarda maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilemeyeceğine hükmetmiştir.[10] Ayrıca, her iki tarafın kusurlu olması durumunda, daha az kusurlu taraf lehine manevi tazminata hükmedileceği diğer bir Yargıtay HGK kararında belirtilmiştir:
Eşine hakaret eden, fiziksel şiddet uygulayan ve birlik görevini yerine getirmeyen erkek karşısında kadının da son yaşanan tartışma anında eşine tokat attığı ve kayın validesinin boğazını sıktığı, ayrıca eşiyle yatağını ayırdığı sabittir. Tespit edilen bu kusurlu davranışlara göre boşanmaya sebep olan olaylarda erkek ağır, kadın az kusurludur. Öyle ise mahkemece yapılacak iş, 4721 sayılı Kanun’un 174. Maddesi uyarınca, az kusurlu kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi, ağır kusurlu erkeğin tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinden ibarettir.[11]
hükmü verilmiştir.
V-ÖLÜM VEYA AĞIR BEDENSEL ZARARLARDA YAKINLARIN MANEVİ TAZMİNAT İSTEMELERİ
Bu konu eski BK’da yer almamasına rağmen, ölen ya da ağır bedensel zarara uğrayanların yakınlarının da manevi tazminat isteyebilecekleri Yargıtay içtihatları ile kabul edilmekte idi. Nitekim bir Yargıtay kararında, bir kişinin cismani zarara uğraması durumunda, onun ana baba, karı, koca gibi çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeni ile ruhsal ve sinirsel bütünlüğü ağır şekilde bozulmuşsa, onların da manevi tazminat isteyebilecekleri, bu durumda olanların zararları ile haksız eylem arasında uygun illiyet bağı bulunduğundan, yansıma yoluyla değil, doğrudan zarara uğramalarının söz konusu olduğu kabul edilmiştir.[12]
TBK’nın 56/2’incı maddesinde ise açıkça, ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebileceği, öngörülmüştür. Ağır bedensel zararın derecesi belirtilmemiştir. Ancak, en azından sakatlanma derecesinin %50’nin üzerinde olması gerektiği kanısındayız. Yargıtay bir olayda, zarar görenin iş göremezlik oranının %25 olmasını, haklı olarak, ağır bedensel zarar kabul etmemiş ve eş ve çocuklar için takdir edilen manevi tazminatın reddine, davacıya takdir edilen 20.000.00 TL manevi tazminatın da az olduğuna karar vermiştir.[13]
VI-MANEVİ TAZMİNATIN BÖLÜNMEZLİĞİ VE İSTİSNASI
1-Manevi Tazminatın Bölünmezliği
Gerek BK döneminde ve gerekse TBK döneminde gelişen Yargıtay uygulamasında, manevi tazminatın bir bütün olduğu, üzüntü ve acının zamana yayılarak bölümler halinde istenemeyeceği, bir kere de istenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Yargıtay HGK 2008 tarihli bir kararında:
Davacıya maddi tazminatına karşılık 25.130.00 TL ve manevi tazminata karşılık 1.000.00 TL’nin ödenmiş olduğu ibraname başlıklı belgeden anlaşılmaktadır. Davacı manevi tazminat alacağını alarak ibraname verdiğinden ve manevi tazminatın bölünmesi, yeniden dava konusu yapılarak miktarının artırılması olanağı bulunmadığından, reddine karar verilmesine dair hükmün doğru olduğunu,[14]
kabul etmiştir.
İbranamede ödenen miktarın ne kadarının maddi ve ne kadarının manevi tazminata karşılık olduğunun belirtilmemesi durumunda, mahkeme tarafından taraflara bu konuda açıklama yaptırılması, sonra da manevi tazminatın bölünmezliği ilkesi dikkate alınarak bu konudaki isteğin reddedilmesi gerekir.[15] Tarafların bu konuda açıklama yapmamaları durumunda ise ödenen miktar, her iki tazminat için eşit ödendiği kabul edilecektir. Örneğin, maddi ve manevi tazminat karşılığı 40.000.00 TL ödendiği beyan edilmişse, 20.000.00 TL’nin maddi ve 20.000.00 TL’nin de manevi tazminat olarak ödendiği kabul edilip buna göre karar verilmesi gerekecektir.
Yargıtay uygulamasında, önceden açılıp sonra müracaata bırakılan davada istenen manevi tazminat miktarlarının da, manevi tazminatın bölünmezliği ilkesi gereğince daha sonra açılacak davada artırılarak istenemeyeceği kabul edilmektedir.[16] Ancak bizce, ülkemizin ekonomik yapısı gereği paranın satın alma gücünün büyük ölçüde değiştiği dikkate alınarak, değerlendirme yapılması gerekmektedir. Örneğin, 3 yıl önce manevi tazminat miktarı 1.000.00 TL olarak istenen bir dava müracaata bırakılıp, bugün yeniden dava açılması durumunda, paranın satın alma gücü dikkate alınarak 10.000.00 TL istenmesi, acının bölünmesi ve yıllara yayılması olarak kabul edilmemeli ve manevi tazminat miktarı buna göre takdir edilmelidir.
2-Manevi Tazminatın Bölünmezliğinin İstisnası
Uygulamada haksız fiillerle ilgili davalarda, davadan önce ya da dava sırasında maddi ve manevi tazminata karşılık ödemeler yapılmakta ve karşılığında “ibraname” başlıklı bir belge düzenlenmektedir. Böyle bir ödemede ödenen miktarın manevi tazminata mahsuben alındığı kaydı varsa, bu ödeme mahkeme tarafından takdir edilecek manevi tazminat tutarından indirilerek karar verilecektir. Nitekim bir uyuşmazlıkta, davalı taraf davanın açılmasından sonra kısmi ödemede bulunmuş, bu ödeme davacılar tarafından davaya konu edilen manevi tazminat tutarına mahsuben kabul edilmiştir. Bunun üzerine Yargıtay HGK:
Alacaklının kısmi tediyeyi kabul etmesi, manevi tazminatın bölünmezliği ilkesinin ihlalini doğurmayacağı gibi, bu ödemenin tam ibra niteliğinde bulunmadığının da anlaşılmış olması karşısında, yerel mahkemenin manevi tazminat miktarı takdir ve tayin edip, kısmi ödeme mahsup edilerek hüküm kurulmasında yasaya aykırı yön,[17]
bulunmadığına karar vermiştir.
Bunun dışında, bedensel zararlarda sakatlık derecesinin uzun süren tedavi aşamalarından sonra tam olarak anlaşılması durumları da manevi tazminatın bölünmezliği ilkesinin istisnası olarak kabul edilmektedir.[18]
VII- MANEVİ TAZMİNAT TAKDİRİNDEKİ BELİRSİZLİKLER
Manevi tazminat miktarının takdirinde belirli bir yöntem ve ölçü yoktur. Olması da çok zordur. Üstelik ülkemizde sık sık enflasyonla karşılaşılması, para değerinin çok sık değişmesi dikkate alındığında bunun zorluğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Esasen, manevi tazminat miktarının takdiri ve tayini tamamen hakime aittir. Hal böyle olunca, uygulamada çok çelişkili rakamlar ortaya çıkmaktadır. Doğal olarak takdir hakkını kullanan hakimlerin mesleki deneyimleri, olayları değerlendirmeleri farklı olabileceğinden, manevi tazminat miktarları da değişkenlik göstermektedir. Yargıtay da ilk derece mahkemelerinin takdir ettiği manevi tazminat miktarlarını bazen az bazen da çok yüksek bularak kararları bozmakta ve bu nedenle de davalar uzamaktadır. Yargıtay bu konudaki bazı yerel mahkeme kararlarını düzelterek onamaktadır ki, en doğrusu da budur. Zira, mademki takdir edilen miktar az ya da çok bulunmuş, o zaman takdir edilmesi gereken miktarın da belirtilmesi ve kararın bu şekilde düzeltilmesi usul ekonomisi açısından da daha uygun olacaktır. Örneğin Yargıtay bir kararında, sürekli iş göremezlik derecesi %9 olan davacı için takdir edilen 15.000.00 TL manevi tazminatı yüksek bularak 12.000.00 TL olarak kabul etmiş ve kararı düzelterek onamıştır.[19] Diğer bir kararında, sürekli iş göremezlik derecesi %63 olan davacı için takdir edilen 55.000.00 TL manevi tazminat az bulunarak karar bozulmuştur.[20] Bir başka kararda, sürekli iş göremezlik derecesi %32 ve davalı kusurunun %70 olduğu bir olayda davacı için takdir edilen 10.000.00 TL manevi tazminat az bulunmuştur.[21]
VIII-MANEVİ TAZMİNAT DAVASI MİKTAR BELİRTİLMEDEN AÇILABİLMELİDİR
Yukarıda yer verilen Yargıtay İBK’da açıkça belirtildiği gibi, manevi tazminatın maddi bir zararın tazminini, mal varlığındaki bir eksilmeyi karşılama ve cezalandırma amacı olmadığı ve ayrıca bir sadaka niteliği de taşımadığı kabul edilerek takdir edilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın amacı, ölüm ya da kişilik haklarına yöneltilen saldırı sonucu, ölenin yakınları ve saldırıya uğrayanın manevi zararını yani çektiği acıyı ve uğradığı ruhsal saldırıyı gidermeye yarayan bir tatmin yoludur. Manevi tazminat miktarının takdiri yetkisi hakime verilmiştir. Bu konuda hakimin takdir yetkisi çok geniştir. Hakim ilk önce TMK 4’üncü maddesinde belirtildiği şekilde, haklı sebepleri göz önünde tutarak hukuka ve hakkaniyete göre karar verecektir. Bunun yanında tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusur oranlarını, yaşlarını, mesleklerini, toplum içindeki konumlarını, olayın oluş şeklini, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumu ve paranın satın alma gücünü, sanayi ve teknolojideki gelişmeleri de dikkate alacaktır.
Bedensel zarara uğrayanın ya da ölenin yakınlarının manevi tazminat istemli dava açarken, yukarıda sayılan tüm özellikleri bilmesi, takdir etmesi ve bunları dikkate alarak manevi tazminat miktarını belirlemesi hayat gerçeklerine aykırıdır. Üstelik, bu tür zarara uğrayanların az da olsa karşı tarafı cezalandırma duygusu içinde oldukları gerçeği de dikkate alındığında hakkaniyete uygun bir miktar tespit edip istemeleri düşünülemez. Bu nedenlerle de, ülkenin ekonomik yapısını da dikkate alarak ister istemez dava dilekçesinde manevi tazminat miktarı çok yüksek gösterilmektedir. Her ne kadar, manevi tazminat davalarında HMK’nın karşı taraf lehine vekalet ücretine ilişkin hükmü AYM[22] tarafından iptal edilmişse de, miktarın yüksekliği karşı tarafı tedirgin etmekte, korkutmakta, bir çok davalı bu yüzden işyerini kapatmakta ya da adresini değiştirmekte ve bu nedenlerle de toplumsal barış zedelenmektedir. İşte bu nedenler ve özellikle de bu konudaki takdir yetkisinin tamamen hakime ait olduğu dikkate alındığında, manevi tazminat istemli dava açılırken miktar bildirilmesi koşulu aranmamalıdır. Dava dilekçesinde manevi tazminat isteğinin beyan edilmesi yeterli olmalıdır. Örneğin, maddi ve manevi tazminatın birlikte isteneceği bir davada, talep sonucu olarak, 50.000.00 TL maddi tazminat ve mahkemeniz tarafından takdir edilecek manevi tazminatın tahsiline, ya da sadece manevi tazminat istenecekse talep sonucunda, mahkemeniz tarafından takdir edilecek manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istiyorum, denilmesi yeterli kabul edilmelidir.
********
[1] – Resmi Gazete Tarih:28.07.1996, Sayı:12360. Kararın dili sadeleştirilmiştir.
[2] – Resmi Gazete tarihi: 04.07.2024, Sayı:32592.
[3] – AYM, 15.11.2023 t, Başvuru Numarası 2019/22055. Resmi Gazete tarihi: 28.02.2024, sayı:32474.
[4] – Y21HD, 08.04.2014 t, E:2013/22341-K:2014/7283, Legal İSGHD, Sayı 43, s.240-241. Y21HD, 07.10.2010 t, E:2008/9177-K:2010/9524, Legal İSGHD, Yıl 2011, Sayı 29, s.350-351.
[5] – Y4HD, 17.10.2012 t, E:2011/15505-K:2012/15365i Yargıtay Kararları Dergisi, C.40, Sayı 1, Ocak 2014, s.31-33.
[6] – Y11HD, 19.01.2009 t, 2007/11486-K:2009/325, Yargı Dünyası Dergisi, Sayı 164, s.109-110.
[7] – Y9HD, 24.04.2019 t, E:2017/10469-K:2019/9523, Legal İSGHD, C.16, Sayı 63, s.1090-1092.
[8] – Y9HD, 16.04.2015 t, E:2014/2671-K:2015/14580, Legal İSGHD, C.12, Sayı 47, s.361.
[9] – Y21HD, 22.06.2010 t, E:2009/7403-K:2010/7308, Yargı Dünyası, Sayı 186, s.145-148.
[10] – YHGK, 25.06.2025 t, E:2023/949-K:2025/394, legalbank.net.tr, ET:06.11.2025.
[11] -YHGK, 18.06.2025 t, E:2023/947-K:2025/378, legalbank.net.tr, ET:06.11.2025.
[12] – Y21HD, 17.06.2010 t, E:2009/6273-K:2010/7138, Yargı Dünyası, Sayı 183, s.125-128.
[13] – Y21HD, 17.06.2019 t, E:2018/5037-K:2019/4405, Legal İSGHD, C.17, Sayı 65, s.365-367.
[14] – YHGK, 06.02.2008 t, E:2008/21-53-K:2008/107, Yargıtay Kararları Dergisi, C.34, Sayı 6, 2008, s.1044.
[15] – YHGK, 03.05.2017 t, E:2015/142-K:2017/896, legalbank.net.tr, ET:04.11.2025.
[16] – YHGK, 25.11.2009 t, E:2009/21-484-K:2009/572, Yargı Dünyası, Sayı 173, s.67-73. Y21HD, 28.09.2006 t, E:2006/9521-K:2006/9207, Özel Arşiv.
[17] – YHGK, 09.05.2007 t, E:2007/21-269-K:2007/269, Özel Arşiv.
[18] – YHGK, 25.11.2009 t, E:2009/21-484-K:2009/572, Yargı Dünyası, Sayı 173, s.67-73.
[19] – Y21HD, 08.11.2010 t, E:2010/4365-K:2010/11117, Özel Arşiv.
[20] – Y21HD, 14.02.2017 t, E:2016/16801-K:2017/960, Legal İSGHD, C.14, Sayı 56, s.2020/2021.
[21] – Y21HD, 08.04.2014 t, E:2013/22341-K:2014/7283, Legal İSGHD, Sayı 43, s.240-241.
[22] – AYM, 25.12.2024 t, E:2024/29-K:2024/226, Resmi Gazete Tarihi:14.03.2025, Sayı:32841.
Bursa’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimlerimi Bursa’da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Serbest avukat olarak İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik alanında çalışmaktayım. Bu konulardaki makalelerim dışında, “Açıklamalı İçtihatlı 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu” ve Prof. Dr. H. Yunus Taş ile birlikte yazdığımız “İş Mahkemelerinin Görevi ve Yargılama Usulü” isimli kitaplarım yayınlanmıştır.

