
GİRİŞ
Ülkemizde gerek kamu ve gerekse özel işyerlerinde, asıl işverenlerin alt işverenlere (taşeron) iş vermesi son yıllarda çok yaygınlaşmıştır. Özellikle de taşerona iş vermeyen kamu kurumu yok gibidir. Taşeron yani alt işverenler mali yönden zayıf oluşları ve ihale yolu ile sık sık alt işverenlerin değişmesi sonucu işçi-işveren arasındaki uyuşmazlıklar artmakta ve dolayısıyla bu uyuşmazlıklar sonucu iş mahkemelerinin de iş yükü artmaktadır. Ayrıca işçilerin sendika üyesi olmaları ve olsalar da haklarına kavuşmaları zorlaşmaktadır. Bazı işlerin alt işverene verilmesinin nedeni, asıl işverenin mali yükümlülüklerinin azaltılması olsa da, biraz önce belirttiğimiz gibi, alt işverenlerin bu yönden güçsüz oluşları ve İK m.2 gereği her iki işverenin birlikte sorumlu tutulmalarından dolayı yine bütün yük asıl verene yükletilmektedir. Bu konuda kamu işverenleri bakımından da farklı bir uygulama getirilmemiştir.[1] Üzüntü ile belirtelim ki , bu tür ilişkilerde muvazaa olgusu da çok yaygın olduğundan, aşağıda bu konuda kısa bir inceleme yapılmıştır.
I-MUVAZAA
Muvazaa, Türk Borçlar Kanunu’nun 19’ncu maddesinde düzenlenmiş olup maddede: “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” denilmiştir. Buna göre, bir sözleşmenin gerek şekli ve gerekse içeriği hakkında hüküm verilirken, sözleşme taraflarının hatalı olarak ya da sözleşmenin gerçek niteliğini gizlemek için kasten kullandıkları yanlış isimlendirme ve ifadelerine değil, onların birbirine uygun olan gerçek iradelerine bakılır. Muvazaalı bir işlemde, sadece tarafların bildiği ve başkasının bilmediği gizli bir anlaşma ve ayrıca görünen ve bilinen ikinci bir anlaşma vardır.
Muvazaalı hukuki işlemlere özellikle miras hukukunda ve son yıllarda ise iş hukukunda çok sık rastlanmaktadır. Miras Hukukunda çok rastlanan ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına konu olan bir örnek verecek olursak: Bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuya kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesinin satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. Maddesine (TBK m.19) dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de koşullarından yoksun bulunduğunu ileri sürebilirler.[2]
Bu tür muvazaalı işlemlerde, bağışlama işlemi muvazaalı olarak yapılan satış işlemi ile gizlenmektedir. Bu durumda, görünürdeki satış sözleşmesi tarafların gerçek iradesini yansıtmadığından yani muvazaalı olduğundan, gizlenen bağışlama sözleşmesi ise, resmi şekle uygun olarak yapılmadığından hükümsüz olacaktır.
İş Hukuku’nda ise, muvazaalı işlemlere genellikle İş Kanunu m.2’de düzenlenen asıl işveren-alt işveren ilişkilerinde rastlanmaktadır. Ya alt işverenlik sözleşmesi muvazaalı yapılmakta, ya da alt işverenlik sözleşmesi geçerli olmakla birlikte, işçiler aslında asıl işveren işçisi oldukları ve asıl işverenin işini yaptıkları halde alt işveren işçisi olarak gösterilerek haklarından yoksun bırakılmaktadırlar. Bu tür uygulamalar İş Kanunu m.5’te öngörülen eşitlik ilkesine de aykırıdır.
Muvazaa gerçekte bir haksız fiil olup, böyle bir işlemden zarar gören kişiler haksız fiil sonucu yoksun kaldıkları zararlarını muvazaalı işlemi yapanlardan isteyebilirler. Muvazaalı bir hukuki işlem sonucu üçüncü kişinin zarara uğratılması ona karşı işlenen bir haksız eylem niteliğindedir. Haksız fiili işleyen kimse uygun illiyet bağı çerçevesine giren bütün zararlardan sorumludur.[3]
II-ASIL İŞVEREN-ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNDE MUVAZAA
Asıl işveren-alt işveren ilişkisinde birbirinden bağımsız iki işveren vardır. Bunlardan asıl işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işleri, başka bir işverene gördüren işverendir. Alt işveren, yukarıda sayılan işleri yapmak üzere diğer işverenden iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işlerde çalıştıran işverendir (İş K. m.2/6). Örneğin, bir otomobil ya da tekstil işyerinde yardımcı işlerden olan yemek veya taşıma hizmetlerini ya da güvenlik hizmetlerini, asıl işveren kendi işçilerine gördürebileceği gibi, bu işleri bir alt işverene de verebilir. İşte bu durumda yani söz konusu işlerin alt işverene gördürülmesi durumunda, asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulmuş olmaktadır. Böyle bir durumda uyuşmazlık çıktığı zaman, alt işverene gördürülen işin asıl iş mi yoksa yardımcı iş mi ya da asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren iş mi olduğunun tespiti gerekmektedir. Nitekim Yargıtay HGK:
Davalı alt işverene verilen asıl işin işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren iş niteliğinde olmadığı, alt işverenlerin verilen işlerde asıl işveren işçilerinin de çalıştığı, ayrıca alt işverenlerin belirli bir organizasyona, uzmanlığa ve hukuksal bağımsızlığa sahip olmadığı, üretim ya da hizmet sunumuna ilişkin ekonomik faaliyetin bağımsız yönetimini üstlenmediği anlaşılmakla hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğu sonucuna varılmıştır.[4]
diyerek bu konuya açıklık getirmiştir.
Bu tür ilişkide asıl işveren, alt işverenin çalıştırdığı işçilere karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Örneğin, alt işverenin çalıştırdığı işçilerin ücret, sosyal yardımlar, kıdem ve ihbar tazminatları veya alt işverenin taraf olduğu TİS’den kaynaklanan yükümlülüklerinden asıl işveren de alt işverenle birlikte (müteselsil) sorumludur.[5]
Ayrıca, asıl işveren işçileri alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Böyle durumlarda, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilip alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler (İş K. m.2/7). Örneğin, asıl işveren tarafından yapılan güvenlik hizmetleri daha sonra bir güvenlik şirketine verilmiş, fakat bu şirket kendi işçilerini değil, asıl işverenin işçilerini işe alarak çalıştırdığından, Yargıtay 9 HD, bu uygulamayı İş Kanunu m.2/7 hükmüne aykırı bularak hizmet alım sözleşmesinin muvazaalı olduğuna hükmetmiştir.[6]
Asıl işveren-alt işveren ilişkisinde muvazaa değişik şekillerde yapılmaktadır. Birinci şekilde, alt işverenlik ilişkisi yasaya uygun yapılmakta, ancak asıl işverenin işini gören işçiler alt işveren işçisi olarak gösterilmekte, fakat ağırlıklı olarak asıl işlerde çalıştırılmaktadırlar. Dolayısıyla, bu işçiler hem düşük ücretle çalıştırılmakta ve hem de eğer asıl işveren işyerinde uygulanan TİS varsa, TİS hükümlerinden de yararlanamadıklarından hak kaybına uğramaktadırlar. Bu durumda iş sözleşmesinin muvazaalı olduğu kabul edilmekte ve işçi baştan itibaren asıl işveren işçisi sayılmaktadır. Yargıtay 9 HD:
Davacının ve diğer işçilerin, hastanede temizlik işlerinde çalıştırılmak üzere taşeron (alt işveren) işçisi olarak işe alındığını, davacının temizlik işi haricinde ve ağırlıklı olarak hastabakıcılık görevi kapsamına giren hasta taşıma, röntgene götürme hastanın kişisel bakımının yapılması, hastalara yemek yedirilmesi gibi hizmetleri yerine getirdiği, bu itibarla temizlik görevlisi ve alt işveren işçisi olarak işe alınan işçilerin hastanenin asıl işinde çalıştırıldıkları anlaşılmıştır. [7]
diyerek ve hizmet alım sözleşmelerinin sadece şekil şartlarını tamamlamaya yönelik olduğu ve davacının gerçek işvereninin T.C. Sağlık Bakanlığı olduğu, bu nedenle de ilave tediye alacağına hak kazandığına hükmetmiştir.
İkinci şekilde, asıl işveren-alt işveren ilişkisi muvazaalı yapılmakta, örneğin alt işverene verilmemesi gereken işler ile ilgili alt işverenlik sözleşmesi yapılmakta ve yine alt işveren işçisi olarak çalışan işçiler, biraz önce belirtildiği gibi gerek düşük ücret ödendiğinden ve gerekse TİS’ten yararlanamadıklarından hak kaybına uğramaktadırlar. Diğer bir şekilde ise, yasaklandığı halde (İK m.2/7) asıl işveren işçileri alt işveren işçileri olarak çalıştırılmaktadır.
III-MUVAZAALI ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNDE İŞÇİ ALACAKLARI
Biraz önce belirtildiği gibi, asıl işveren alt işveren ilişkisinde muvazaa değişik şekillerde yapılmaktadır. Birincisinde işverenler arasındaki hizmet alım sözleşmesinde muvazaa yoktur. Fakat, işçi asıl işverenin işçisi ve onun işlerinde çalıştırıldığı halde alt işveren işçisi olarak gösterilmektedir. diğerinde ise, işverenler arasındaki ilişki yani hizmet alım sözleşmesi muvazaalı olarak yapılmış, aslında alt işverene verilmemesi gereken bir iş yani teknolojik neden olmadığı ya da uzmanlık gerektirmediği halde verilmiştir. Bir başka şekilde ise, asıl işveren işçileri alt işveren işçisi olarak çalıştırılmaktadır.
Böyle durumlarda alt işveren işçileri daha düşük ücretle ve genellikle asgari ücretle çalıştırıldıkları için, işçi, çalıştığı süre boyunca emsallerinden daha düşük ücret almakta ve eğer iş sözleşmesi tazminata hak kazanacak şekilde sona ermişse tazminatları da düşük miktar olarak ödenmektedir.
Bu tür ilişkilerin muvazaalı olduğunun tespit edilmesi durumunda, alt işveren işçisi başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçi olarak kabul edilecek (İK m.2/7) ve bu süre içinde yoksun kaldığı ücret farkları ile diğer ödemeleri ve eğer varsa her türlü zararlarını her iki işverenden de isteyebilecektir.
IV-ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNDE TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİNDEN YARARLANMA
1-Geçerli Asıl İşveren Alt İşveren İlişkisinde
Toplu iş sözleşmesinden yararlanma koşulları 6356 sayılı Kanun’un 39’ncu maddesinde açıklanmıştır. TİS’ten yararlanabilmek için ilk koşul, TİS’in uygulanacağı bir işyeri ya da işletme bulunmalıdır. Bundan sonra bu işyeri ve işletmeyi ve aynı zamanda bu işyeri ve işletmede çalışan işçileri kapsayacak bir TİS imzalanmış olmalıdır. Daha sonra da buralarda çalışan işçilerin TİS’ten yararlanabilmeleri için, TİS tarafı sendikaya üye olmaları ve üyeliklerinin işçi sendikası tarafından işverene bildirilmesi, ya da dayanışma aidatı ödemeleri veya sendikanın rızası olmalıdır. Önce şunu belirtelim ki, işyerindeki yardımcı işlerin alt işverene verilmeyip asıl işveren işçileri tarafından yapılması durumunda, bu işçiler de o işyerinde TİS tarafı olan sendikaya üye olabilirler (6356 m.17/4). Örneğin, bir tekstil işyerinde yemek, güvenlik ya da temizlik hizmetlerinin asıl işveren işçileri tarafından yapılması durumunda, bu işleri yapan işçiler farklı işkolunda çalıştıkları halde, tekstil iş kolunda kurulu ve o işyerinde TİS tarafı olan sendikaya üye olabilirler. Böyle durumlarda sorun çıkmamaktadır.
Ancak, yukarıda belirtildiği gibi, asıl işveren alt işveren ilişkisinde birbirinden bağımsız iki işveren vardır. Alt işveren işçisi olarak çalışanlar asıl işveren işyerinde uygulanan TİS’ten yararlanamayacakları gibi, asıl işveren işçileri de alt işveren işyerinde uygulanan TİS’ten yararlanamazlar. Esasen her iki işverenin iş kolları da farklıdır. Yani asıl işveren tekstil işkolunda faaliyet göstermekte, yemek hizmetlerini yapan alt işveren ise gıda işkolunda faaliyet göstermektedir. İşin gereği ve teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde asıl iş bölünerek alt işverene verildiğinde ise, her iki işverenin yaptığı iş aynı iş kolunda olsa bile, yine iki ayrı işveren olacağından, her iki işyeri bağımsız olup, TİS’ten yararlanma biraz önce anlatıldığı şekilde olacaktır. Hatta, asıl işverenin işyeri için yapılan TİS’te bu sözleşmenin alt işveren işerinde de uygulanacağı öngörülse bile, bu hüküm alt işvereni bağlamaz.[8]
Bu arada şunu da belirtelim ki, asıl işverenin alt işveren işyerinde uygulanan TİS’ten sorumluluğunda işçinin sendika üyeliğinin asıl işverene bildirilmesi gerekmez. Çünkü, asıl işveren zaten İş Kanunu m.2/6 gereği alt işverenin taraf olduğu TİS’ten kaynaklanan alacaklardan birlikte (müteselsil) sorumludur. Bu konuda üyeliğin asıl işverene bildirilmesi gerektiğine dair BAM kararı ÖZKARACA’nın da belirttiği gibi, isabetli değildir.[9]
Bu anlatılanlar asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli ve alt işveren işçilerinin de yasaya uygun olarak çalıştırıldıkları durumlarla ilgilidir. Asıl işveren alt işveren ilişkisi muvazaalı değilse işçi asıl işverenin taraf olduğu TİS’ten yararlanamaz. Bu tür bir uyuşmazlıkta önce muvazaa olgusunun bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.[10]
2-Muvazaalı Asıl İşveren Alt İşveren İlişkisinde
Asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunun tespiti durumunda, alt işveren işçisi olarak çalışanlar baştan itibaren asıl işveren işçisi sayılacaklardır (İK m.2/7). Böyle bir durumda sorun, alt işveren işçisinin asıl işveren işyerinde uygulanmakta olan TİS’in tarafı sendikaya üye olup TİS hükümlerinden yararlanmak istediğinde çıkmaktadır. Zira TİS’ten yararlanma koşulları 6356 sayılı Kanun’un 39’ncu maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, TİS’ten yararlanmak için taraf sendikaya üye olunması yeterli olmayıp, TİS’in imza tarihinden sonra üye olanların üyeliğinin sendika tarafından işverene bildirilmesi gerekmektedir. İşçi her ne kadar sendikaya üye ise de, görünüşte asıl işveren işçisi sayılmadığından, üyelik bildirimi yapılamamaktadır. Zaten yapılsa da, işveren tarafından kendi iççileri olmadığı cevabı verilerek yine TİS’ten yararlandırılmayacaktır. Durum böyle olunca işçi tarafından, işverenler arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu ve TİS’ten yararlandırılmadığı ileri sürülerek dava açılmakta, gerçekten işverenler arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu tespit edildiğinde ise, bu kere de üyeliğin asıl işverene bildirilmediği ya da davacının dayanışma aidatı ödeyerek yararlanma isteği bulunmadığı gerekçesiyle dava ret edilmektedir. Yargıtay’ın bu konudaki uygulaması da uzun yıllardan beri aynı doğrultuda devam etmektedir. Nitekim, Yargıtay HGK:
Davacının sendika üyeliğinin davalı Belediyeye bildirilmemesi ve davacının da toplu iş sözleşmesinden yararlanma talebi ile davalı Belediyeye bir başvurusunun bulunmaması karşısında İlk Derece Mahkemesince uyulan 14.01.2021 tarihli bozma kararı da dikkate alındığında davacının hesaplamaya esas dönemde toplu iş sözleşmesinden yararlanması olanaklı değildir.[11]
hükmünü vermiştir.
Yargıtay 9HD kararları da aynı doğrultudadır:
Asıl işveren ile alt işverenler arasındaki hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğu dosyaya sunulan tüm delillerle sabit olmuştur. Ancak davacının davalı kurumun taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanıp yararlanamayacağı hususunun çözümü gereklidir. Davacının söz konusu toplu iş sözleşmelerinden yararlanabilmesi için sendikaya üye olması, üyeliğin asıl işveren bildirilmesi veya dayanışma aidatı kesilmesini talep etmesi gerekmektedir. Davacının muvazaa nedeniyle baştan itibaren davalı kurumun işçisi sayılmasının başkaca bir işleme gerek kalmaksızın davalı kurumun tarafı olduğu toplu iş sözleşmelerinden yararlanmasına imkan vermeyeceği gözetilmeksizin dava konusu alacaklara,[12]
hükmedilmesinin isabetli olmadığı hükmünü vermiş ve diğer kararında:
Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesinin davacı işçinin baştan itibaren davalı işverenin işçisi sayılması gerektiğinin tespitine yönelik kararı isabetlidir. Ancak davacının davalı işyerinde uygulanmakta olan toplu iş sözleşmesinin tarafı olan sendikaya üyeliği veya dayanışma aidatı ödeyerek faydalanma talebi de bulunmadığı dönem yönünden toplu iş sözleşmesinden faydalanması yerinde değildir.[13]
hükmünü vererek bu doğrultudaki uygulamasını devam ettirmektedir.
V-ANAYASA MAHKEMESİ KARARINA KONU OLAN OLAY
Anayasa Mahkemesinin 15.05.2025 t. ve 2022/44255 Başvuru No.lu kararına[14] konu olayda, asıl işveren alt işveren ilişkisinde muvazaa yoktur. İşçi 2006 yılında işe girmiş ve 2009 yılında asıl işveren işyerinde uygulanan TİS tarafı sendikaya üye olmuştur. Fakat işçi asıl işverenin işlerinde çalıştırıldığı halde alt işveren işçisi olarak gösterilmiştir. Daha sonra asıl işveren aleyhine dava açarak TİS hükümlerinden yararlandırılmadığını ileri sürerek TİS’ten kaynaklanan alacaklarının tahsilini istemiştir. İlk derece mahkemesi, davacının asıl işverenin işlerini yaptığı halde muvazaalı olarak alt işveren işçisi gösterildiğini, bu nedenle baştan itibaren asıl işveren işçisi sayıldığını kabul ederek isteklerin kabulüne karar vermiş, bu karar BAM tarafından da yasaya uygun görülerek davalı asıl işverenin istinaf başvurusu ret edilmiştir.
Dosyanın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 9 HD yıllardan beri devam ettirdiği görüşüne uygun olarak, iş sözleşmesinin muvazaalı olduğunu kabul etmiş, fakat davacının sendika üyeliğinin asıl işveren işyerinde TİS tarafı olan sendika tarafından asıl işverene bildirilmediği gerekçesiyle kararı bozmuş ve bu bozma üzerine davacı istekleri ret edilmiştir.
Bunun üzerine Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesi, muvazaalı işlemin tarafı olan işverene neden sendika üyeliği bildirilmesi koşulu arandığı ve muvazaaya kusurlu işlemi ile neden olan işverene sendika üyeliğinin bildirilmesi gerektiği şeklindeki değerlendirmelerin öngörülebilir ve makul olmadığı, başvurucunun muvazaa ilişkisine ilişkin olarak yapılan tespitin TİS’ten kaynaklı sendikal haklardan yararlanması bakımından herhangi bir sonuç doğurmamış olduğu, başvurucu işçinin iş sözleşmesinin muvazaalı olduğunun tespit edilmesine rağmen, TİS’ten yararlanmasını sendika üyeliğinin işverene bildirilmesi şartına bağlı kılan mahkeme kararında konu ile ilgili olarak ilgili ve yeterli bir gerekçe bulunmadığı, dolayısıyla somut olay bağlamında sendika hakkının güvencelerinin yerine getirilmediği ve mahkemelerin yorumlarının sendika hakkının korunması gerekliliklerine uygun düşmediği kanaatine varıldığı, bu kapsamda mahkemeler tarafından Anayasa’nın 51. maddesine uygun bir inceleme yapıldığı, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile sonuca varıldığı ve devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirdiği söylenemez gerekçesiyle, yeniden yargılama yapılması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
VI-ANAYASA MAHKEMESİ KARARI VE YARGITAY UYGULAMASININ KARŞILAŞTIRILMASI
Gerek Anayasa Mahkemesi ve gerekse Yargıtay, asıl işveren alt işveren ilişkisinde muvazaanın varlığı durumunda, işçinin sendikal haklardan yararlanmasının engellendiği görüşünde birleşmektedirler. AYM muvazaalı işlemin tarafı olan ve dolayısı ile kusurlu olan işverene sendika üyeliğinin bildirilmesinin makul olmadığı ve muvazaanın tespitinin sendikal haklardan yararlanma bakımından herhangi bir sonuç doğurmamış olduğundan, asıl işveren işyerinde uygulanan TİS’ten yararlanmak için bildirim yapılmasının nedeninin mahkeme kararında açıklanmadığı gerekçesiyle, isabetli olarak yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.
Yargıtay ise, muvazaalı olarak alt işveren işçisi gösterilen işçinin, TİS’in imzalanmasından sonra sendikaya üye olduğu, TİS’ten yararlanabilmesi için, 6356 sayılı Kanun’un 39. maddesi gereği üyeliğinin asıl işverene bildirilmesi gerektiği, aksi durumda işverenin işçinin üyeliğinden haberi olamayacağı görüşündedir. Yargıtay’ın bu konudaki uygulaması isabetlidir. Zira, işverene üyelik bildiriminin yapılması sendikanın aidat alacakları için de gereklidir. Üyelik ve dayanışma aidatlarının ödenmesi için yetkili işçi sendikasının işverene yazılı başvurusu gerekmektedir (6356 m.18/2). Ayrıca, aksi uygulama 39’ncu maddenin yok sayılması demektir.
VII-MUVAZAANIN TESPİTİ HALİNDE HAKSIZ FİİL HÜKÜMLERİ UYGULANMALIDIR
Muvazaa olgusunun haksız fiil olduğu konusunda kuşku yoktur. Asıl işveren ve alt işverenin birlikte yaptıkları muvazaalı bir işlem, daha doğrusu bir haksız fiil sonucu sendika üyeliği asıl işverene bildirilemediğinden ve dolayısıyla işçiler sendikal haklarını kullanamadıklarından, uzun yıllar düşük ücretle ve sosyal yardımlardan yoksun olarak çalışmak zorunda kalarak büyük ölçüde hak kaybına uğramaktadırlar. Gerçekten, sendika üyeliğinin asıl işverene bildirilmemesi TİS’ten yararlanmaya engel olmakta, fakat bu bildirim, her iki işverenin neden olduğu haksız fiil sonucu yapılamamaktadır.
Önce şöyle bir karşılaştırma yapmanın uygun olacağını düşünüyoruz: Diyelim ki, asıl işveren alt işveren ilişkisi muvazaalıdır. Genellikle de alt işveren işçisi asgari ücretle çalışmakta, aynı konumdaki asıl işveren işçisi ise daha yüksek ücretle çalışmaktadır. Her iki işyerinde de TİS uygulaması yoktur. Bu durumda alt işveren işçisi, hiçbir bildirime ve başkaca bir işleme gerek olmadan, muvazaalı işlem sonucu yoksun kaldığı ücret farklarına hak kazanabilecektir. Ancak asıl işveren işyerinde uygulanan TİS varsa, bu işçi TİS tarafı sendikaya üye olsa bile, üyeliği asıl işverene bildirilemediğinden TİS’ten kaynaklanan ücret farklarından yararlanamayacaktır.
Görüldüğü gibi, ortada çok büyük bir adaletsizlik vardır. Bizce bu durumun kaynağı, muvazaa olgusunun varlığı durumunda, haksız fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenmesi gerektiği halde TİS’ten yoksun kalınan zararların istenmesidir. İstek böyle olunca, mahkemeler de bu doğrultuda inceleme yaparak 6356 sayılı Kanun hükümlerine göre karar vermektedirler. Bilindiği gibi, muvazaa, üçüncü kişilere zarar verme kastı ile yapılan bir haksız fiildir. Asıl işveren ve alt işveren tarafından birlikte işlenen bir haksız fiil sonucu, sendika üyesi işçinin üyeliği, asıl işverene bildirilememekte ve dolayısıyla işçi TİS hükümlerinden yararlanamayarak zarara uğradığından, bu zararların haksız fiili işleyenler tarafından giderilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, bu tür uyuşmazlıklarda zararların, TBK’da düzenlenen haksız fiil sorumluluğuna dayanılarak istenmesi durumunda, mahkemeler de olayı bu doğrultuda inceleyip karar vereceklerdir.
*******
[1] – Y 9HD, 26.09.2016 t, E:2016/26122-K:2016/16599, Legal İSGHD, C.14, Sayı 54, s.921-924.
[2] – YİBK, 01.04.1974 t, E:1-K:2, Resmi Gazete tarihi:30.05.1974, Sayı:14900.
[3] – Y 9HD,16.06.2016 t, E:2018/15329-K:2016/18179, Legal İSGHD, C.14, Sayı 53, s.449-451.
[4] – Y HGK, 20.12.2018 t, E:2017/22-2134-K:2018/2001, Legal İSGHD, C.16, Sayı 62, s.695-703.
[5] – Y 9HD, 29.09.2016 t, E:2016/24818-K:2016/16859, LEGAL İSGHD, c.14, Sayı 54, s.917-918.
[6] – Y 9HD,14.06.2016 t, E:2016/11697-K:2016/14192, Legal İSGHD, C.14, Sayı 53, s.289-294.
[7] – Y 9HD, 17.10.2019 t, E:2017/12251-K:2019/18361, Legal İSGHD, C.17, Sayı 65, s.275-277.
[8] – Y 9HD,12.06.2001 t, E:2000/4133-K:2001/9968, Ercan Akyiğit, İş ve Sosyal Güvenlik Hukukuna İlişkin Emsal Yargıtay Kararları, Ethemler yayıncılık, İstanbul 2003, s.1230.
[9] – Ercüment Özkaraca, Alt İşverenin Taraf Olduğu Toplu İş Sözleşmesinden Asıl İşverenin Birlikte Sorumluluğu. Tekstil İşveren Dergisi Hukuk Eki, Sayı 157.
[10] – Y 9HD,11.04.2018 t, E:2015/11662-K:2018/8357, Legal İSGHD, C.15, Sayı 59, s.1032-1035.
[11] – Y HGK, 31.01.2024 t, E:2023/567-K:2024/42, www.legalbank.net, ET:12.08.2025.
[12] – Y 9HD, 23.06.2021 t, E:2021/6396-K:2021/10706, Legal İSGHD, C.18, Sayı 71, s.1281-1285.
[13] – Y 9HD, 18.04.2019 t, E:2019/2574-K:2019/9079, Legal İSGHD, C.16, Sayı 63, s.1176-1178.
[14] – Resmi Gazete Tarihi: 08.08.2025, Sayı:32980.
Bursa’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimlerimi Bursa’da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Serbest avukat olarak İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik alanında çalışmaktayım. Bu konulardaki makalelerim dışında, “Açıklamalı İçtihatlı 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu” ve Prof. Dr. H. Yunus Taş ile birlikte yazdığımız “İş Mahkemelerinin Görevi ve Yargılama Usulü” isimli kitaplarım yayınlanmıştır.
