
GİRİŞ
Haksız fiil, iş kazası ya da meslek hastalıkları sonucu, zarara uğrayanın veya ölüm halinde destekten yoksun kalanların maddi tazminat tutarının hesaplanmasında, en önemli unsur, zarar süresinin veya destek süresinin belirlenmesidir. Bu belirleme ise, ortalama yaşam süresinin tespiti ile ilgili tablolar yolu ile yapılmaktadır. Ülkemizde 2010 yılına kadar geri kalan ömür süresinin belirlenmesinde Fransa’dan alınan 1931 tarihli PMF (Population Masculine et Feminine) yaşam tablosu kullanılmakta idi. Bu tarihten itibaren, SGK rücu davalarının inceleme makamı olan Y10 HD önce rücu tazminatlarının hesaplanmasında TRH 2010 Tablosunun kullanılmasını öngörmeye başlamıştır. Daha sonra da, iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat davalarında da bu tablonun kullanılması gerektiğine hükmetmiştir.[1] Haksız fiilden kaynaklanan davaların inceleme makamı olan Yargıtay 4 HD’de aynı tablonun kullanılmasını kabul etmiştir.[2] Bu tablo, Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesinin ortak çalışmalarıyla hazırlanmıştır.
Bu Tablodan başka ayrıca TRHA 2010, TRSH 2010 ve SGK 2008 isimli tablolar da düzenlenmiştir.
I-PMF Tablosunun Özelliği
Yukarıda da belirtildiği gibi, bu tablo, 1931 tarihli olup bugün için geri kalan ömür süresinin tespitinde çok yetersiz kalmaktadır. Ayrıca, Fransa’nın yaşam koşullarına göre hazırlandığından ülkemiz gerçeklerinden de uzaktır. Kadın-erkek ayırımı dikkate alınmadan düzenlenmiştir. Ancak, kullanılmaya başlandığı tarihe göre, o tarihlerde henüz ülkemizde bu konuda uzmanların bulunmayışı ve yetişmemiş olması dikkate alındığında bu durumu olağan karşılamak gerekir.
II-TRH 2010 Tablosunun Özellikleri
Son yıllarda eğitimli insan sayısının artması ve eğitim düzeyindeki yükselmelerle orantılı olarak insanların sağlıklı beslenme bilinci artmış, tıp dalındaki gelişmelerle tedavisi mümkün olmayan bir çok hastalık tedavi edilir hale gelmiş ve bunların sonucu olarak insan ömrünün uzadığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenlerle, ülkemiz gerçekleri dikkate alınarak düzenlenen, bakiye ömrün tespitinde TRH 2010 Tablosunun kullanılmasının kabul edilmesi olumlu bir gelişmedir. Bu Tablonun PMF Tablosu ile karşılaştırılmasından, ülkemizdeki ortalama ömür süresinin 7-12 yıl kadar uzadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, PMF Tablosunda kadın-erkek ayırımı olmadığı halde, TRH 2010 Tablosunda kadın-erkek ayırımı yapılarak ortalama ömrün buna göre tespiti de bu tablonun gerçeklere daha uygun olduğunu göstermektedir. Aşağıda her iki tablodan kısa birer örnek verilmiştir:
Tabloda görüldüğü gibi, PMF Tablosuna göre, 30 yaşındaki erkek ya da kadının geri kalan ömrü 38 yıl (SSİY m.47) olduğu halde, TRH 2010 Tablosuna göre erkek geri kalan ömrü 44 yıl, kadın ise 49 yıldır. Buna göre, erkeğin ömrü 7 yıl ve kadının ömrü ise 12 yıl uzamıştır. PMF Tablosuna göre, 34 yaşındaki erkek ya da kadının geri kalan ömrü 34 yıl, TRH 2010 Tablosuna göre ise, erkek geri kalan ömrü 41 yıl, kadın 45 yıldır. Burada da erkeğin ömür süresinin 7 yıl ve kadının 11 yıl uzadığı görülmektedir.
III-Diğer Tabloların Özellikleri
Yukarıda belirtildiği gibi, TRH 2010 dışında ayıca TRHA 2010, TRSH 2010 ve SGK 2008 Tabloları da düzenlenmiştir. Çok fazla ayrıntıya girmeden TRH 2010 dahil bu tabloların karşılaştırılmasını aşağıdaki tabloda yapalım:

İlk dikkat çeken husus, TRH 2010 dışındaki tablolarda ömür süresinin daha uzun olduğudur. Örneğin, 30 yaşındaki erkeğin geri kalan ömrü TRH 2010 tablosunda 44.45 yıl, TRHA 2010’da 48.91 yıl TRSH’de 46.71 yıl ve SGK 2008’de 45.57 yıldır. Aynı şekilde TRH 2010’da 30 yaşındaki kadının geri kalan ömür süresi 49.00 yıl olduğu halde, TRHA’da 54.91 yıl, TRSH’de 52.56 yıl ve SGK 2008’de 52.53 yıldır.
Dikkat çeken diğer husus ise, TRSH 2010 tablosundaki ömür süreleri ile SGK 2008 tablosundaki sürelerin birbirlerine çok yakın oluşlarıdır. Örneğin, 32 yaşındaki erkeğin geri kalan ömrü TRSH’de 44.79 yıl, SGK 2008’de 43.64 yıl, aynı yaştaki kadının geri kalan ömrü TRSH’de 50.59 yıl, SGK 2008’de 50.26 yıldır. Aralarında sadece ay farkı vardır.
TRH 2010 dışındaki tablolarda geri kalan ömür süresi, 0 yaş ile 110 yaş arası için tespit edilmiştir. Ancak, TRH 2010 tablosunda 99 yaştan sonrası için tespit yapılmamıştır. Yani bu tabloya göre 99 yaşını dolduran herkes, 100’üncü yaş gününü kutlayamadan ölecek demektir. Oysa örneğin 104 yaşındaki bir erkek TRHA tablosuna göre 1.61 yıl, kadın 1.76 yıl, TRSH tablosuna göre erkek 1.32 yıl ve kadın 1.30 yıl, SGK 2008’e göre ise erkek 1.05 yıl, kadın 1.30 yıl daha yaşayacaktır.
IV-TRH 2010 Tablosunun Kullanılma Gerekçesi Doyurucu Değildir
Buraya kadar anlatıldığı gibi, TRH 2010 tablosunun kullanılması önce Yargıtay 10 HD tarafından kabul edilmiş ve bu görüşünü düzenli şekilde devam ettirmiştir.[3] Gerekçe olarak sadece, “ülkemize özgü ve güncel verileri içermesi” ifadesi kullanılmıştır. Yargıtay 4HD’de aynı ifade ile “Bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içermesi ve yargı mercileri arasında tazminat hesabında birliğin sağlanması açısından TRH 2010 Yaşam Tablosunun kullanılmasının uygun olacağına”[4] karar vermiştir. Daha yeni kararlarında da aynı tablonun kullanılması gerektiğini kabul etmiştir.[5]
Yargıtay Daireleri arasındaki bu birlik daha doğrusu içtihat değişikliği, Yargıtay İçtihatları Birleştirme ya da Hukuk Genel Kurulu kararı ile değil, kendiliğinden sağlanmıştır. Kısacası bu tablonun kullanılma nedeni hakkında doyurucu bir bilgiye rastlanmamıştır. Sadece, “ülkemize özgü ve güncel verileri içermesi” gerekçe gösterilmiş, diğer tablolarla arasında ne gibi farklılıklar olduğu konusunda açıklama yapılmamıştır.
V-TRH 2010 Tablosunun Kullanılması Önemli Bir Yenilik Getirmedi
Yukarıda anlatıldığı gibi TRH 2010 Tablosunda tespit edilen geri kalan ömür süreleri PMF Tablosundaki sürelere göre daha uzundur. Fakat, Yargıtay kararlarında fiili çalışma süresinin yine PMF döneminde olduğu gibi 60 yaş ve bundan sonrasının ise emekli (pasif) dönem olarak kabul edilmesi, tazminat hesaplamalarında fazla bir değişiklik yapmamıştır. Sadece emekli devresi zarar süresi uzamıştır.[6] İnsan ömrünün uzaması sonucu fiili çalışma süresinin de uzamasını gerektireceği ve gerçeğin de böyle olduğu bilindiği halde, bu kabulün nedeni anlaşılamamıştır. Bilindiği gibi, kademeli de olsa 5510 s.lı Kanun’da emeklilik yaş sınırı kadın ve erkek için 65 yaş olarak kabul edilmiştir. Buna rağmen Yargıtay 10HD:
“Sigortalının 60 yaşına kadar aktif dönemde günlük net geliri üzerinden, 60 yaşından sonra kalan ömrü kadar pasif dönemde asgari ücret üzerinden hesaplama yapılacağı Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir.”[7] hükmünü vermiştir.
Buna göre, PMF tablosu ya da TRH 2010 tablosu da kullanılsa, kazaya uğrayan 30 yaşındaki bir erkek sigortalının fiil çalışma süresi 60 yaşına kadar 30 yıldır. Bu kişinin geri kalan ömrü PMF’ye göre 38 yıl olduğundan emekli devresi süresi 8 yıl, TRH 2010’a göre 44 yıl olduğundan emekli devresi süresi 14 yıldır.[8] Görüldüğü gibi TRH 2010’a göre sadece emekli devresi zarar süresi 6 yıl fazla hesaplanacaktır.
Oysa, yaşlılık sigortası ülkemizde ilk olarak yani 75 yıl önce 01.04.1950 ve 5417 sayılı Kanun ile kabul edilerek, kadın ve erkek için 60 yaş sınırı getirilmiştir. Daha sonra 1964 yılında yürürlüğe giren 506 saylı SSK ile yaş sınırı kadınlar için 55’e indirilmiş, 1969 yılında çıkarılan 1186 sayılı Kanun ile de yaş sınırı kadınlar için 50 erkekler için 55 yaş kabul edilmiştir. Daha sonra da 3774 sayılı Kanunla yaş sınırı kaldırılmıştır. Yaş sınırının artırılacağı yerde sık sık indirilmesi, genelde politik ve ekonomik nedenlerden kaynaklanmaktadır.
Özellikle Yargıtay 10HD, SGK rücu alacaklarında, meslekte kazanma gücü kayıp derecesinin %60’ın altında kaldığı durumlarda emekli (pasif) devre zararının:
“Meslekte kazanma gücü kaybı oranının (sürekli iş göremezlik derecesinin) %60’ın altında kaldığı durumlarda, emsallerine göre daha fazla efor harcamak suretiyle de olsa çalışmasını sürdürüp yaşlılık aylığına hak kazanması olası bulunduğundan, 60 yaş sonrası yönünden zarar hesabı yapılmamalıdır.”[9]
gerekçesi ile tazminat hesabına dahil edilmeyeceğini kabul ettiğinden, dolayısıyla bu durumda sadece fiili devre zarar hesabı yapılacağından tablo kullanmaya da gerek yoktur. Bu tür davalarda, örneğin 30 yaşında ve işgücü kaybı %59 olan sigortalının sadece 60 yaşına kadar 30 yıllık zararının hesaplanması yeterlidir.
Bu bakımdan, çalışma yaşamındaki ve sosyal güvenlikteki son gelişmelere uygun olarak, faal çalışma süresinin 65 yaşa kadar olduğu ve bu yaştan sonrasının pasif dönem olarak kabul edilmesi, gerçeklere daha uygun olacaktır.
VI-DEĞERLENDİRME
Haksız fiiller, iş kazaları ve meslek hastalıklarından kaynaklanan tazminat tutarının hesaplanmasında, PMF Tablosu yerine daha güncel olan TRH 2010 Tablosunun kullanılmasının kabulü olumlu bir gelişmedir. Ancak, aktif devre denilen fiili çalışma süresinin 60 yaş sonu olarak kabulü, bu tablonun kabulü için gösterilen “ülkemize özgü ve güncel verileri içeren” gerekçesi ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, gerçekten güncel verilerin ve hatta bazı mesleklerde emeklilik yaşının 67 yaş olduğu da dikkate alınarak, aktif devre yani fiili çalışma devresinin 65 yaş sonu olarak kabul edilmesi gerçeklere daha uygun olacaktır. Şunu da belirtelim ki, aktif devre süresinin tespitinde, çalışılan iş ve işyerine göre, 5510 sayılı Kanun’da düzenlenen fiili hizmet süresi zammı ve diğer erken emeklilik koşulları da dikkate alınarak gerçeğe daha yakın hesaplamalar yapılmalıdır. Nitekim Yargıtay 4HD:
“Özel yasalarında çalışma süreleri ayrık olarak belirtilmemiş (asker, polis vb.gibi) kişiler yönünden 60 yaşın aktif çalışma devresini oluşturacağı” [10]
hükmünü vererek, bu konuya dikkat çekmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 17 HD’de:
“Ölenin sıfatına göre sosyal güvenlik yönünden hangi yasalara tabi olacağı son olarak çalıştığı kurumdan sorularak, desteğin aktif çalışma süresi sonunun 65 yaş olup olmadığı, 65 yaşın aktif yaşam süresi sınırı olduğunun kabulü halinde buna göre”[11]
karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Son olarak tekrarlayalım ki, gerek çalışma yaşamı ve gerekse sosyal güvenlikteki gelişmeler dikkate alınarak, maddi tazminat hesaplamalarında aktif devre yani fiili çalışma süresinin 65 yaş sonu olarak kabul edilmesi, günümüz gerçeklerine daha uygun olacaktır.
[1]– Y 10 HD, 23.02.2021 t, E:2020/9717-K:2021/2003, Legal İSGHD, Sayı 70, s.874. Y 10 HD, 16.11.2021 t, E:2020/9484-K:2021/14294, Legal İSGHD, Sayı 73, s.424.
[2] -Y 4 HD, 24.03.2025 t, E:2023/7050-K.2025/4805, Legalbank.net.tr, ET:15.07.2025.
[3] – Bkz. Dip Not 1.
[4] – Y 4 HD, 08.05.2024 t, E:2022/7085-K:2024/4433, karararama.yargıtay.gov.tr, ET:15.07.2025.
[5]– Y 4 HD, 24.03.2025 t, E:2023/7050-K:2025/4805. 25.02.2025 t, E:2023/4211-K:2025/3193, legalbank.net.tr, ET:15.07.2025.
[6]– Y 4 HD, 28.09.2022 t, E:2021/15371-K:2022/10965, karararama.yargıtay.gov.tr, ET:15.07.2025. Özel yasalarında çalışma süreleri ayrık olarak belirtilmemiş kişiler yönünden, 60 yaşın aktif çalışma devresi, kalan sürenin pasif dönemi oluşturacağına, hükmetmiştir.
[7] – Y 10 HD, 18.06.2019 t, E:2019/2631-K:2019/5093, Legal İSGHD, C.17, Sayı 65, s.357.
[8] – Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin “Peşin sermaye değerinde yaş hesabı” başlıklı 47. Maddesinde “Sigortalı veya hak sahiplerinin gelire girme veya aylık başlangıç tarihlerindeki yaşları esas alınır. Yaş hesabında altı aydan küçük yıl kesirleri dikkate alınmaz. Altı ay ve fazla yıl kesirleri tam yıl sayılır.” denilmiştir. Resmi Gazete tarihi: 12.05.2010, sayı:27579.
[9] – Bkz. Dip Not 5.
[10] – Bkz. Dip Not, 6.
[11] – Y 17HD, 02.04.2019 t, E:2016/8050-K:2019/3986, legalbank.net.tr, ET:14.07.2025.
Bursa’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimlerimi Bursa’da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Serbest avukat olarak İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik alanında çalışmaktayım. Bu konulardaki makalelerim dışında, “Açıklamalı İçtihatlı 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu” ve Prof. Dr. H. Yunus Taş ile birlikte yazdığımız “İş Mahkemelerinin Görevi ve Yargılama Usulü” isimli kitaplarım yayınlanmıştır.
