Türk Borçlar Kanunu’nun 55’ inci Maddesine Eklenen Fıkraların Değerlendirilmesi

  GİRİŞ

  7589 sayılı Kanun ile,[1] TBK 55’inci maddeye 3’üncü ve 4’üncü fıkra olmak üzere iki fıkra eklenmiştir. 3’üncü fıkra şöyledir:

  “Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya  destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinmediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir.”

  4’üncü fıkra ise şöyledir:

  “Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.”

  Aşağıda bu fıkraların kısa bir değerlendirilmesi yapılacaktır.

  I-HAKSIZ FİİLLERDE FAİZ BAŞLANGIÇ TARİHİ

  Faiz başlangıcı konusunda genel kural, borçlunun temerrüde düşmesi olup faiz başlangıcı da temerrüt tarihi, temerrüt yoksa dava tarihidir. TBK madde 117/1’de: “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer” denilmiştir. Yani bir borca faiz işletilmesi için borcun muaccel olması yeterli olmayıp aynı zamanda borcun ödenmesi için alacaklı tarafından ihtar yapılması gerekmektedir. Maddenin ikinci fıkrasında ise, bazı hallerde ihtara gerek olmadan borçlunun temerrüde düşeceği belirtilmiştir. Fıkra şöyledir:

  “Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle, haksız fiilde işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşmenin iyiniyetli olduğu hallerde temerrüt için bildirim şarttır.”

  Maddede çok açık şekilde, haksız fiil borçlusunun hasız fiilin işlendiği tarihte temerrüde düşeceği belirtildiğinden, haksız fillerden kaynaklanan tazminat alacaklarında faiz başlangıç tarihi ihtara gerek olmaksızın haksız fiilin işlendiği tarihtir. Öğretide de Andreas Von Tuhr’un belirttiği gibi “Borçlunun haksız fiilin işlenmesinden itibaren zararın faizinden sorumlu olacağı”[2] görüşü benimsenmiş ve Yargıtay kararları da aynı görüşü benimseyerek uygulama bu yönde gelişmiştir.  Zaten TBK 117/2 maddesi tartışmayı gerektirmeyecek derecede çok açıktır. Gerekçe olarak gösterilen “bu maddenin yeniden değerlendirilmesinin gerektiğinin” hukuki bir dayanağı yoktur.

  II-BU KONU 1990’lı YILLARDA TARTIŞILDI VE KARARA BAĞLANDI

  Haksız fiillerde faiz başlangıcı konusunda, 1990’lı yıllarda özellikle o yıllarda iş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarının inceleme makamı olan Yargıtay 9 HD’si kararlarında 55’inci maddedeki değişiklikte olduğu gibi ikili bir  uygulama yapılması üzerine tartışmalar yaşandı ve sonuçta Yargıtay HGK kararları ile faizin olay tarihinden başlayacağı kabul edilerek bu tartışmalara son verildi. Daha sonra bu tür davaların incelenmesi görevi Yargıtay (Kapatılan) 21HD’ye verilerek faiz uygulamasına bu şekilde devam edildi. Bu konuda birkaç örnek verirsek konu daha iyi açıklanmış olacaktır. Bir iş kazasında ilk derece mahkemesinin faizin olay tarihinden başlayacağına dair kararı Y9HD’nin 04.10.1994 t, 94/5640-13570 sayılı kararı ile; işlemiş dönem tazminatına olay tarihi ile hüküm tarihi arasındaki ortalama tarihten itibaren yasal faiz uygulanmalı, hüküm veya rapor tarihinden sonraki döneme ilişkin tazminata, hüküm tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmalıdır gerekçesiyle bozulmuş, mahkemenin ilk kararında direnmesi üzerine Yargıtay HGK tarafından:

  “Olayın haksız fiilden kaynaklandığı gözetilerek, olay tarihinden itibaren faiz uygulanması icabeder. Mahkemenin bu kabule uygun bulunan faiz başlangıcı ile ilgili direnmesi doğrudur.”[3]

  hükmü verilmiştir.

  Yargıtay HGK bir başka kararında:

  “Tazminat borçlarında borcun muaccel olduğu an, genellikle zarar verici olayın meydana geldiği andır. Dolayısıyla tazminat borçlarında temerrüt faizi en erken zarar verici olayın meydana geldiği veya zararın doğacağının tahmin edildiği andan itibaren işlemeye başlar. Haksız eylemlerde temerrüt olay anında oluştuğundan, temerrüdün oluşması için ayıca ihtara gerek yoktur. Hal böyle olunca hesaplanan tüm giderlere olay tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği yönündeki mahkeme kararı doğru olup onanması gerekir.”[4]

  Hükmünü vermiştir.

  Ancak, fatura karşılığı yapılan ödemelerde faiz başlangıç tarihi ödemenin yapıldığı tarihtir.

Bilindiği gibi, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde, hesaplanan tazminat miktarından hakim tarafından takdiri indirim yapılabilmekteydi. TBK 55’inci maddenin 1’inci fıkrasının son cümlesinde, hesaplanan tazminat miktarının hakkaniyet düşüncesiyle artırılamayacağı ve azaltılamayacağı öngörülmüştür. Bilinmeyen dönem faizinin tazminat yükünü artırdığı gerekçesiyle karar tarihinden başlatılması, maddenin bu hükmüyle de ters düşmektedir. Ülkemizde sık sık enflasyon olgusu ile karşılaşılması, ister istemez faiz oranlarının da yükselmesine neden olmaktadır. Aşağıdaki tabloda enflasyonun yükseliş ve azalmasına göre yasal faiz oranlarındaki değişiklik gösterilmiştir.

Zaman aralığı

    Yıllık faiz oranı
31.12.1997 t.ne kadar %30
01.01.1998-31.12.1999 %50
01.01.2000-30.06.2002 %60
01.07.2002-30.06.2003 %55
01.07.2003-31.12.2003 %50
01.01.2004-30.06.2004 %43
01.07.2004-30.04.2005 %38
01.05.2005-31.12.2005 %12
01.01.2006-31.05.2024 %9
01.06.2024’ten itibaren %24

  Bu nedenlerle, özellikle TBK’nın 117’inci maddesinin 2’inci fıkrasının tartışmaya yer vermeyecek şekilde açık olan hükmü karşısında, böyle bir düzenleme yapılması, bu hükmün örtülü biçimde yürürlükten kaldırılması anlamındadır.

  III-ÖDEMELERİN MAHSUBU

  TBK 55’inci maddeye eklenen 4’üncü fıkrada; Çalışma gücünün azalmasından, yitirilmesinden ya da ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin uğradıkları zarar karşılığı ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemelerin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarı ile ödemenin oransal olarak karşılaştırılması sonucu mahsup yapılacağı öngörülmüştür. Belirtelim ki, bu şekildeki mahsup işlemi hakkaniyete daha uygundur. Bu mahsup şekli Y21HD tarafından 2004 yılından beri uygulanmaktaydı. Dairenin 2004 yılındaki kararında:

Uyuşmazlık kazadan sonra yapılan ödemenin, davada en son hesaplanan tazminattan hangi kıstaslar nazara alınarak indirileceği konusunda toplanmaktadır. Yerel Mahkeme ödeme tarihinden itibaren ödenen miktara yasal faiz işletilerek güncelleştirilmesine ilişkin uygulamada bulunmuş ise de varılan bu sonuç isabetli değildir. Yapılacak iş; ödemenin zararı hangi oranda karşıladığını belirlemek, son verilere göre sigortalının tazminatını hesaplatıp yasal indirimler yapılmak suretiyle gerçek zararını tespit etmek ve tespit edilen gerçek zarardan, davalı tarafın kısmi ödeme tarihindeki zararı karşılama oranında indirim yapılarak sonucuna göre karar verilmekten ibarettir.[5]

gerekçesiyle bozmuştur.

Daha sonra Y10HD’de  aynı görüşü benimsemiştir. Nitekim 2021 tarihli bir kararında:

Ödemenin yapıldığı tarihteki veriler esas alınarak davacının gerçek zararını saptamak, böylece tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda ödemeleri “kısmi ifayı içeren makbuz” niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin, davacının ödeme tarihindeki gerçek zararını hangi oranda karşıladığını saptamak, (…) davacının zarar miktarından davalı tarafın ödeme tarihi itibariyle karşıladığı zarar oranında indirim yapmak,[6]

gerektiğine hükmetmiştir.

Fakat, Y4HD, Y17HD ve bazı YHGK kararları ile, ödenen miktara ödeme tarihine göre faiz uygulanarak mahsup yapılacağı kabul edildiğinden, uygulamada çelişkiler ve tartışmalar ortaya çıkmıştır.[7]

Ancak aşağıda da değinileceği gibi, yeni düzenlemede mahsup işleminin oransal olarak yapılmasını hakkaniyete uygun buluyorsak da, mahsup işleminin önce bilinen dönem zararına uygulanmasını da aynı derecede hakkaniyete aykırı buluyoruz.

Yeni düzenlemeye göre mahsup işlemi şöyle yapılacaktır:

  01.06.2022 tarihinde meydana gelen haksız fiili sonucu bedensel zarara uğrayan kişiye 01.10.2022 tarihinde zarar karşılığı olarak 450.000.00 TL ödeme yapıldığını varsayalım. Daha sonra açılan davada bu miktarın mahsup edilebilmesi için, ödeme tarihi olan 01.10.2022 tarihindeki verilere göre, yani davacının bu tarihteki yaşı, iş gücü kayıp derecesi, ücreti, kusuru gibi unsurlar esas alınarak ve gerekli indirimler de yapılarak gerçek tazminat miktarı hesaplanacak, yapılan ödeme ile hesaplanan tazminat miktarının karşılaştırılması sonucu ödemenin tazminatı ne oranda karşıladığı bulunacak, bundan sonra mahkeme kararına en yakın tarihte ya da bilirkişi raporunun düzenlendiği  tarihte hesaplanacak tazminat miktarından aynı oranda indirim yapılacaktır. Örnek:

  Ödeme tarihinde hesaplanan tazminat miktarı: 600.000.00 TL

  Bu tarihte davalı tarafından ödenen miktar….: 450.000.00 TL

  Ödenen miktarın tazminata oranı: 450.000.00/600.000.00 = %75 tir.

  Yani bu tarihte davacının zararının %75’i karşılanmıştır.

  Bu durumda davacının karşılanmayan zararı %25 tir.

  Dava devam ederken diyelim ki 01.06.2026 tarihinde düzenlenen raporda:

  Hesaplanan toplam tazminat miktarı……….: 1.500.000.00 TL olsun.

  Davacının karşılanmayan tazminat miktarı   : 1.500.000.00 x %25 = 375.000.00 TL dir.

  Ancak, yukarıda da belirtildiği gibi, mahsup edilecek miktarın öncelikle bilinen dönem için hesaplanan miktardan düşülmesi adalet ve hakkaniyete aykırıdır. Zira, oranlamanın ödeme tarihindeki tazminat miktarının tamamına göre yapılması, fakat indirimin ikiye ayrılarak ilk önce bilinen dönem tazminat miktarından düşülmesi Borçlar Hukuku’nun temel ilkelerine de aykırıdır. Örnek:

Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi davacının karşılanmayan zararı yani kendisine son olarak ödenecek tazminat tutarı 375.000.00 TL dir. Son yapılan hesaplamada bulunan 1.500.00.00 TL’nin 300.000.00 TL’sinin bilinen dönem ve geri kalan 1.200.000.00 TL’nin de bilinmeyen dönem zararı olduğunu varsayalım. Bu durumda:

Ödenecek tazminat miktarı : 375.000.00 TL

Bilinen dönem zararı ……..: 300.000.00 TL

Kalan miktar ………………:   75.000.00 TL dir.

Görüldüğü gibi, davacıya ödenmesine karar verilecek olan toplam 375.000.00 TL’nin 300.000.00 TL’si bilinen dönem zararı olarak olay tarihinden itibaren, geri kalan 75.000.00 TL’ye ise bilinmeyen dönem zararı olarak karar tarihinden itibaren faiz uygulanacaktır.

Yukarıda mahsup işleminin oranlama olarak yapılmasını hakkaniyete uygun bulduğumuzu belirtmiştik. Fakat, hem mahsup ve hem de faiz uygulamasının ikili şekilde yapılması yine belirsizlikler ortaya çıkaracak ve tartışmalara neden olacaktır. Eğer böyle bir ikili düzenleme yapılmasaydı, davacının karşılanmayan zararı olan 375.000.00 TL’ye haksız fiil tarihinden itibaren faiz uygulanacaktı. Ayrıca bu şekilde yapılacak mahsup işleminin, tahkikat başlamadan önceki ödemelere değil,  dava açılmadan önceki ödemelere uygulanması kabul edilseydi daha uygun olurdu.

IV-TBK’ya GÖRE MAHSUP İŞLEMİ

TBK’nın 100, 101 ve 102’nci maddelerinde borçlu tarafından yapılan ödemelerin nasıl mahsup edileceği düzenlenmiştir. Kısmen ödemelerde, ödemenin ana paradan mahsup edilebilmesi için borçlunun önce faiz ve giderleri ödemede gecikmemiş olması koşulu aranmıştır. Buna aykırı anlaşmaların geçersiz olduğu da belirtilmiştir. TBK madde 55’te bu konuda yapılan düzenlemede bu maddelerin de dikkate alınması gerekirdi.

V-HESAPLAMA YÖNTEMİ DEĞİŞEBİLİR

Haksız fiilden kaynaklanan tazminat hesaplarında, hesaplama yöntemi değişen ekonomik ve sosyal koşullara göre değişiklik gösterebilir. Nitekim Ülkemizde 1993,1994 yıllarına kadar, iskontolama işlemi olay tarihine göre yapılmaktaydı. Bu yıllardan itibaren bilinen dönem ve bilinmeyen dönem ayırımı yapılmaya başlanmıştır. Bu hesaplama yönetminde, haksız fiil tarihi ile dava devam ederken düzenlenen bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar davacı ya da ölen kişinin elde ettiği gelirleri belli olduğundan, bu döneme  bilinen dönem, bu tarihten sonra ise elde edilecek gelirler bilinmediğinden bu döneme de bilinmeyen dönem denilmektedir. Bilinen dönem için iskontolama işlemi yapılmamakta, bilinmeyen dönem için ise, rapor tarihine göre iskontolama işlemi yapılmaktadır.

İleride yeni bir hesaplama yöntemi kabul edilip uygulanmaya başlandığında, 55’inci maddeye eklenen 3 ve 4’üncü fıkralar işlevsiz hale gelecektir.

VI-SONUÇ

1-Faiz Başlangıcı

Bu güne kadar olan uygulamada, haksız fiillerden kaynaklanan tazminat alacaklarında faiz başlangıcı konusunda hiçbir uyuşmazlık olmadığı halde, TBK m.55’e eklenen 3’üncü  fıkra ile, bu tür tazminat alacaklarına bilinen ve bilinmeyen dönem ayırımı yapılarak ikili bir faiz başlangıcı uygulanması, her şeyden önce Borçlar Hukuku’nun temel ilkelerine ve tazminat hukuku kurallarına aykırı olup, ayrıca uygulamada tartışmalar ortaya çıkabilecektir.

2-Ödemelerin Mahsubu

Maddeye eklenen 4’üncü fıkra ile borçlu tarafından yapılan ödemenin oransal olarak mahsup edilmesi hakkaniyete uygundur. Ancak mahsup işleminin, faizde olduğu gibi ikiye ayrılarak önce bilinen dönem zararından indirilmesi ise adalet ve hakkaniyete aykırıdır. Bunun dışında, oranlamanın tahkikat başlayıncaya kadar değil, dava açılmadan önce yapılan ödemelere ve taksitli ödemelerde oranlama işleminin tahkikat başlamadan önce ödenen son taksit tarihine göre yapılması da dikkate alınarak düzenleme yapılsaydı, fıkranın amacına çok daha uygun olacaktı.

********

[1] – Bu makale yayına gönderilinceye kadar 7589 sayılı Kanun Resmi Gazetede yayınlanmamıştı.

[2] – Andreas Von TUHR, Borçlar Hukuku, Cevat Edege çevirisi, Yargıtay yayınları, Ankara 1983, s.611.

[3] – YHGK, 01.11.1995 t, E:1995/9-679-K:1995/898, www.legalbank.net, ET: 08.07.2026

[4] – YHGK, 30.11.2005 t, E:2005/643-K:2005/675, www.legalbank.net, ET:08.07.2026. Aynı doğrultuda YHGK 28.06.1995 t, E:1994/9-777-K:1995/688, YHGK, 17.05.2000 t, E:2000/9-899-K:2000/904, www.legalbank.net, ET:08.07.2026.

[5] – Y (Kapatılan) 21 HD, 13.04.2004 t, E:2004/1580-K:2004/3956, İstanbul Barosu Dergisi, C.78, Sayı 2004/4, s.1866.

[6] – Y10HD, 16.02.2021 t, E:2020/6057-K:2021/1676, LEGAL İSGHD, C.18, Sayı 70, Yıl 2021, s.888.

[7] – Y4HD, 06.11.2024 t, E:2022/10812-K:2024/10562. Y17HD, 01.02.2021 t, E:2020/9216-K:2021/435. YHGK, 21.05.2014 t, E:2014/634-K:2014/687. YHGK, 04.02.2020 t, E:2018/24-K:2020/78, www.legalbank.net, ET:22.03.2025.

Bursa’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimlerimi Bursa’da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Serbest avukat olarak İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik alanında çalışmaktayım. Bu konulardaki makalelerim dışında, “Açıklamalı İçtihatlı 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu” ve Prof. Dr. H. Yunus Taş ile birlikte yazdığımız “İş Mahkemelerinin Görevi ve Yargılama Usulü” isimli kitaplarım yayınlanmıştır.