Pandemi Anlaşması: Küresel Sağlıkta Bir Dönüm Noktası Ama İşe Yarayacak mı?

Giriş

Covid-19 salgını, pandemiler için küresel yasal çerçevedeki önemli zayıflıkları ortaya çıkarmıştır[1]. Buna yanıt olarak, 2021 yılında Dünya Sağlık Örgütü üye devletleri, pandemi sonucu ortaya çıkarılan boşlukları ele almayı amaçlayan yeni bir pandemi anlaşması geliştirmek için müzakerelere[2] başlamıştır. Üç yıl süren müzakerelerin ardından, 20 Mayıs 2025 tarihinde 78. Dünya Sağlık Asamblesi [World Health Assembly], Dünya Sağlık Örgütü [World Health Organization] tüzüğünün 19. maddesi uyarınca istihsal edilen bir karar[3] marifetiyle Dünya Sağlık Örgütü Pandemi Anlaşması’nı [Pandemic Agreement] kabul etmiştir. Bu, Dünya Sağlık Örgütü’nün 1948 yılındaki kuruluşundan bu yana Dünya Sağlık Asamblesi’nin uluslararası bir anlaşma kabul ettiği yalnızca ikinci seferdir ki; ilki Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’dir [Framework Convention on Tobacco Control]. Bu, pandemi önleme ve müdahalesinin ön saflarına eşitlik ve dayanışmayı koyarak yaklaşımda büyük bir değişimi yansıtan önemli bir kurumsal ve yasal dönüm noktasını işaret etmektedir. Yine de, anlaşmanın gerçek etkisi, aşağıdaki yazıda inceleyeceğimiz bir dizi kısa ve uzun vadeli faktöre bağlı olacaktır.

  1. Değerlerdeki Değişim

Uluslararası halk sağlığı acil durumları ve pandemiler, Uluslararası Sağlık Tüzüğü[4] [International Health Regulations; bu tüzük esasen 1969 yılında kabul edilmiş ve en son 2024 yılında değiştirilmiştir] ve yeni Pandemi Anlaşması[5] marifetiyle düzenlenir. Uluslararası Sağlık Tüzüğü işlevsel bir araç olup; hastalığın uluslararası yayılmasını önlemeyi hedeflerken, pandemi anlaşması bir değişimi işaret etmekte ve ülkeler arasındaki eşitliği ve dayanışmayı ön plana çıkarmaktadır. Covid-19 pandemisi, özellikle aşılara, ilaçlara ve teşhislere erişimde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki önemli farklılıkları [significant discrepancies] ortaya çıkarmıştır[6]. Bu nedenle, anlaşma eşitlik ve dayanışma ilkelerini (Madde 3) pandemi önleme, hazırlık ve müdahalede ülke eşitsizliklerini ortadan kaldırmak için somut, uygulanabilir hükümlere yerleştirmektedir.

  1. Kapsam

Bu amaçla, anlaşma, birçoğu daha önce uluslararası hukuk tarafından düzenlenmeyen konuları düzenleyen 35 madde içermektedir. Temel hükümler arasında;

Tek sağlık yaklaşımı (Madde 5);

Düzenleyici sistemlerin güçlendirilmesi (Madde 8);

Araştırma ve geliştirme konusunda uluslararası işbirliği (Madde 9);

Gelişmekte olan ülkelerde yerel üretim kapasitesinin güçlendirilmesi (Madde 10);

Teknoloji transferi (Madde 11);

Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı (Madde 12) ve

Pandemiyle ilgili mal tedarik zincirlerinin güvence altına alınması (Madde 13)

yer almaktadır.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki farklı öncelikler, müzakerelerde önemli bir fay hattı[7] [major fault line in the negotiations] idi. Gelişmekte olan ülkeler aşılara ve diğer pandemi ile ilgili sağlık ürünlerine eşit erişimi garanti altına almak için taahhütlerde bulunurken, daha zengin devletler salgınları önleyecek önlemlere odaklanmıştır. Bu nedenle, gelişmekte olan ülkeler bağlayıcı teknoloji transferi yükümlülükleri, güçlü bir Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı mekanizması ve araştırma-geliştirme ve üretim öz yeterliliklerini güçlendirecek diğer hükümler istemiştir. Gelişmiş ülkeler, insan, hayvan ve çevre sağlığının birbirine bağlılığını kabul eden ve zoonotik taşmaları önlemeyi amaçlayan Tek Sağlık yaklaşımını[8] [One Health approach] kurumsallaştırmak için çabalamıştır.

Sonunda, anlaşma önemli ölçüde sulandırılmış ve dil konusunda taviz verilmiştir: teknoloji transferi “karşılıklı olarak kararlaştırıldığı gibi” olacaktı -etkili bir şekilde, gönüllü. Taraflar, tartışma çok çekişmeli olduğu için ‘Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı’nı [Pathogen Access and Benefit Sharing] ayrı ayrı müzakere etmeye karar vermişlerdir (aşağıya bakın). Ve nihai metin, Tek Sağlık yaklaşımını resmen tanıyan ilk uluslararası yasal anlaşma olsa da, koşulları sınırlıdır.

  1. Yasal Güç ve Uygulama

Anlaşmanın iddialı bir kapsamı vardır, ancak yasal gücü sınırlıdır. Hükümlerinin çoğu ulusal koşullara uyuyor ve taahhütler “ulusal kapasiteye dayalı”, “mevcut kaynaklara tabi” veya “ilgili Tarafın imkânları dâhilinde” [based on national capacities, subject to available resources, or within the means of the Party concerned] gibi ifadelerle sınırlandırılmaktadır. Bu kavramlar etkili bir şekilde boşluklar yaratmakta ve devletlerin anlaşmayı teknik olarak ihlal etmeden uygulamadan çekilmelerine olanak tanımaktadır. Çok taraflı bir anlaşma elde etmek için üye devletler bu “yumuşak hukuk” stratejisini [soft law strategy] kullanmak zorundaydı.

Ayrıca, anlaşma uyum veya uygulama önlemlerini içermemektedir. Devlet bildirim/raporlama yükümlülükleri (Madde 21), bir Sekreterlik (Madde 22) ve bir Taraflar Konferansı (Madde 19) (aşağıya bakınız) gibi “yumuşak” izleme mekanizmaları getirmektedir, ancak bu kurumlar açıkça düşmanca ve cezalandırıcı değildir. Dünya Sağlık Örgütü ve diğer devletlerin yasal uygulama veya müdahale yetkisi yoktur, ulusal egemenlikleri korumaktadırlar. Bu yaklaşım, devletler arasında uluslararası müdahaleye iç işlerine izin verme konusunda daha geniş bir isteksizliği yansıtmaktadır. Devletlerin egemenliklerini ne kadar koruduğunun altını çizmektedir.

Gelişmekte olan ülkelerin kapasite zorluklarını kabul eden Madde 18, devletlerin sürdürülebilir ve öngörülebilir finansmanı güçlendirmesini gerektirir ve Madde 18(3) bir Koordinasyon Finansal Mekanizması oluşturur. Ancak, sabit katkılar sağlama zorunluluğu yoktur. Bunun yerine, anlaşma dilinde “harekete geçirmek”, “teşvik etmek” ve “tanıtmak” [mobilize, encourage, and promote] gibi yumuşak taahhütler kullanılmaktadır. Bu nedenle, finansal destek bu noktada öngörülemez ve takdir yetkisine bağlıdır. Mekanizmanın referans şartları ve yöntemleri Hükümetlerarası Çalışma Grubu [Intergovernmental Working Group] tarafından önerilecek ve anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içinde Taraflar Konferansı [Conference of the Parties] tarafından kabul edilecektir.

  1. Yönetişim

Bu anlaşma, küresel sağlık bağlamında dikkate değer bir kurumsal yenilik olan uygulamayı izlemek için bir Taraflar Konferansı (Madde 19) kurar. Taraflar Konferansı, pandemiye hazırlık ve müdahaleyi küresel gündemde tutacak bir platform sağlar. Potansiyeli, iklim değişikliği konusunda siyasi ivmeyi sürdüren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi [United Nations Framework Convention on Climate Change] Taraflar Konferansı’nın[9] potansiyeliyle örtüşmektedir. Hükümetlerarası Çalışma Grubu, Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı eki üzerindeki anlaşmanın ardından Taraflar Konferansı’nın ayrıntılarını daha da belirleyecek ve ilk Taraflar Konferansı oturumu, anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içinde toplanacaktır (aşağıya bakınız).

  1. ABD’nin Taraf Olmamasının Etkisi

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Dünya Sağlık Örgütü’nden ve dolayısıyla pandemi anlaşmasından çekilme kararı[10], anlaşmanın meşruiyeti ve etkinliği açısından sonuçları konusunda endişelere yol açmıştır. Siyasi ve ekonomik gücü göz önüne alındığında, ABD çok taraflı anlaşmalar için olmazsa olmaz kabul edilmektedir[11].

Bununla birlikte, bu benzeri görülmemiş bir durum değildir. ABD, çok taraflı anlaşmaları onaylamayı veya tasdik etmeyi sıklıkla reddetmiştir. Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi veya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Tüzüğü’ne hiçbir zaman katılmamıştır. Ayrıca Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin dışında kalmış, Paris İklim Anlaşması’ndan da çekilmiştir. Bu yokluklara rağmen, bu tür anlaşmalar küresel katılım ve uygulama ile devam etmiştir. Gerçekten de, 20 Mayıs 2025 tarihinde (Komite A’da 124 üye devletin onayının ardından) Dünya Sağlık Örgütü tarafından kabul edilmiştir[12].

ABD’nin yokluğu diğer ülkelerin dâhili onay süreçlerini etkileyebilecek olsa da, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için 60 ülkenin onaylaması gerekir ki, anlaşmanın birçok faydasının gelişmekte olan ülkeler lehine olması nedeniyle bu engelin aşılması muhtemeldir.

Ancak yasal güç, etkiden farklıdır. Ve ABD’nin yokluğunun gerçek zorluklar yarattığı yer de burasıdır. ABD, dünyanın en büyük ilaç şirketlerinin ve araştırma kuruluşlarının çoğuna sahiptir. Dolayısıyla, ABD’nin katılımı olmadan, bu kurumlar işbirliği yapmaya veya katılmaya zorlanmaz, teşvik edilmez veya cesaretlendirilmez. Örneğin:

  1. Madde, kamu tarafından finanse edilen araştırma ve geliştirme sözleşmelerine eşit erişim koşullarının dâhil edilmesini gerektirir. Küresel sağlık araştırmalarının merkezinde yer alan ABD tarafından finanse edilen kurumların uyması gerekmez.
  2. Madde, ülkelerin gelişmekte olan ülkelerdeki üretim tesislerinin coğrafi olarak çeşitlendirilmesini amaçlayan kamu veya özel sektör yatırımlarını teşvik etmesini veya desteklemesini gerektirmektedir ama bu çabalar ABD desteğini içermemektedir.
  3. Madde, gelişmekte olan ülkelere teknoloji transferini teşvik ediyor. ABD firmalarının katılımı teşvik edilmeyecektir.
  4. Madde, kamu alımları politikalarına eşit erişim hükümlerinin dâhil edilmesini, özellikle gelişmekte olan ülkelere fayda sağlamasını talep etmektedir; ancak bunlar ABD için geçerli olmayacaktır.

Bir diğer önemli konu da finansmandır. Yukarıda belirtildiği gibi, anlaşma finansal kaynakları harekete geçirmek için 18. Maddeyi içeriyor, ancak ABD katkıları olmadan finansal temeli daha zayıf olacaktır.

Önemli bir ince ayrım Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı’dır (aşağıya bakın). Kabul edilirse, ABD merkezli şirketlerin patojen örneklerine erişmek istiyorlarsa Dünya Sağlık Örgütü ile sözleşmeler yapmaları gerekecektir [Madde 12(6-a)]. ABD şirketlerinin Nagoya Protokolü kapsamında Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin [Convention on Biological Diversity] erişim ve fayda paylaşımı koşullarını nasıl yönlendirdiklerine çok benzerdir[13]. Ancak, patojen verilerine erişme arzuları nedeniyle katılımları piyasa odaklı olacaktır.

  1. Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı ve Yürürlüğe Girme

Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı sistemi[14], pandemi potansiyeli olan patojenleri veya genetik dizi verilerini paylaşan ülkelerin bunlardan elde edilen faydaların adil bir payını almasını sağlamayı amaçlamaktadır. Ancak, müzakereler sırasında Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı en bölücü konulardan biri olarak ortaya çıkmıştır.

Anlaşmanın rayından çıkmasını önlemek için müzakereciler, Madde 12’ye sadece yol gösterici ilkeleri dâhil ederek, ayrıntıları daha sonra oluşturulacak ve anlaşmaya eklenecek ayrı bir Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı belgesine erteleyerek uzlaşmışlardır [Madde 12(2)]. Üye devletler, Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı müzakerelerine devam etmek üzere 15 Temmuz 2025 tarihine kadar toplanacak bir Hükümetlerarası Çalışma Grubu kurmaya karar vermişlerdir.

Ancak, çözülmemiş Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı enstrümanı tüm anlaşmayı durdurma veya hatta engelleme potansiyeline sahiptir. Bunun nedeni, üye devletlerin [Madde 31(2)] Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı eki kabul edilene kadar anlaşmanın imzaya açık olmayacağı konusunda anlaşmış olmalarıdır. Üye devletler bunu yaparken bir risk almışlardır. Hükümetlerarası Çalışma Grubu, Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı müzakerelerinin sonucunu 2026 yılındaki 79. Dünya Sağlık Asamblesi’nde sunmak zorunda olsa da, bir enstrüman müzakere etmek muhtemelen daha uzun sürecektir. Karmaşık ve tartışmalı sorular arasında ne kadar faydanın paylaşılacağı, patojenlerin nasıl izleneceği ve Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı mekanizmasının Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamındaki yeni Cali Fonu[15] ile nasıl etkileşime gireceği yer almaktadır. Ayrıca, Madde 33’de, anlaşmanın en az 60 ülke onayladıktan sonra yürürlüğe girebileceği belirtilmektedir. Birçok durumda, bu uzun yerel onay süreçlerini içerecek ve yürürlüğe girmeyi ve uygulamayı daha da yavaşlatacaktır.

Bu, stratejik bir soruyu gündeme getiriyor: Ülkelerin imzanın siyasi açıdan yüklü Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı sorununu çözmeye bağlı olmasını şart koşması akıllıca mıydı? Gelişmekte olan ülkeler, nihai bir Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı sistemi olmasa bile anlaşmadaki diğer birçok hükümden faydalanabilir. Tüm anlaşmanın kaderini Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı müzakerelerinin belirsiz sonucuna bağlayarak, müzakereciler daha geniş kapsamlı pandemi hazırlığı ve müdahalesi konusundaki ilerlemeyi tehlikeye atmış olabilirler.

Sonuç

Hem yasal hem de politik bakış açılarından, pandemi anlaşmasının birincil katkısı bağlayıcı, uygulanabilir yasal kurallarda değil, küresel bir normatif çerçeve oluşturmadadır. Pandemiye hazırlık ve müdahaleyi küresel bir öncelik olarak belirlemeye yardımcı olur. Özellikle, temel ilkeleri (bilhassa eşitlik ve dayanışma) işler hale getirir ve daha önce düzenlenmemiş bir dizi konuyu uluslararası hukuka tabi tutar. Ayrıca Taraflar Konferansı gibi kurumsal temeller oluşturur. Zamanla, bu platform daha derin bir işbirliğini destekleyebilir ve potansiyel olarak daha sağlam yasal ve kurumsal düzenlemelerin önünü açabilir.

Ancak, daha önce belirtildiği gibi, anlaşmanın imzasını çözülmemiş Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı müzakerelerine bağlamak önemli gecikmelere yol açmaktadır. İlaç ve biyoteknoloji sektörlerindeki önemli oyuncular olan ABD şirketlerinin ABD hükümeti tarafından belirli eylemlerde bulunmaya zorlanmayacağı gerçeği, anlaşmanın potansiyel kapsamını ve etkinliğini zayıflatmaktadır. Bunlar küçük engeller değildir; anlaşmanın gerçek dünyadaki etkisini tanımlayabilecek yapısal zorluklardır.

Yine de bu anlaşma, çok taraflılığın mevcut durumu hakkında daha geniş bir gerçeği ortaya koymakta; bugün mümkün olan şeyler genellikle zayıf yasal dil, sınırlı uygulama ve üçüncü taraf denetimi olmadan gelmektedir. Bu, bazılarını hayal kırıklığına uğratabilir ve kesinlikle bağlayıcı uluslararası hukuk idealinin gerisinde kalırken, ülkelerin temel konularda anlaşabilmiş ve ortak bir platform oluşturabilmiş olması yine de önemlidir. Bu başarı göz ardı edilmemelidir.

Gerçekten de, üye devletlerin çok taraflılığın uygulanabilirliğini gösterme ihtiyacı hissettikleri anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, gelecekteki gelişim için birkaç kritik unsuru bırakmayı seçtiler: yalnızca Patojen Erişimi ve Fayda Paylaşımı sistemi değil, aynı zamanda Mali Koordinasyon Mekanizması, Taraflar Konferansı için referans şartları ve diğer bileşenler (kararın 9. Maddesi[16]).

Bununla birlikte, bu anlaşmanın değerinin gerçek testi siyasi iradeye ve sürdürülebilir finansmana dayanacaktır. Dolayısıyla, anlaşma siyasi zihniyette bir değişimi yansıtırken (eşitlik ve dayanışmayı pandemiye yanıtın merkezine yerleştirirken), bu çerçevenin gelecekteki krizlerde ölçülebilir şekilde daha eşitlikçi bir küresel yanıta yol açıp açmayacağı henüz belli değildir.

[1] < https://scholarship.law.georgetown.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=3282&context=facpub >.

[2] < https://inb.who.int/ >.

[3] < https://apps.who.int/gb/ebwha/pdf_files/WHA78/A78_42-en.pdf >.

[4] < https://cil.nus.edu.sg/publication/cil-global-health-law-notes/ >.

[5] “Pandemi Anlaşması” için bkz. < https://apps.who.int/gb/ebwha/pdf_files/WHA78/A78_10-en.pdf >.

[6] < https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC10247888/ >.

[7]<https://www.ejiltalk.org/the-who-pandemic-agreement-equity-for-developing-states-or-business-as-usual/ >.

[8] < https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/one-health >.

[9] < https://unfccc.int/process/bodies/supreme-bodies/conference-of-the-parties-cop >.

[10]<https://www.ejiltalk.org/dont-leave-me-this-way-the-controversial-right-to-withdraw-from-the-who/ >.

[11]<https://ora.ox.ac.uk/objects/uuid:75cff495-d471-4508-95c4-37977d02d9d4/files/mdaf15b4072eb41c7fb6bf2fe105f09cb >.

[12]<https://www.who.int/news/item/20-05-2025-world-health-assembly-adopts-historic-pandemic-agreement-to-make-the-world-more-equitable-and-safer-from-future-pandemics#:~:text=Governments%20adopted%20the%20WHO%20Pandemic,Committee%20by%20Member%20State%20delegations. >.

[13]<https://www.globalpolicywatch.com/2024/10/the-nagoya-protocol-at-its-10th-anniversary-lessons-learned-and-new-challenges-from-access-and-benefit-sharing/ >.

[14] < https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC10209987/ >.

[15] < https://bmjpublichealth.bmj.com/content/3/1/e002830 >.

[16] < https://apps.who.int/gb/ebwha/pdf_files/WHA78/A78_42-en.pdf >.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.