
Kurucu intifa senetleri ve bu senetlerin sahiplerine dağıtılacak kâr payı konusundaki uyuşmazlıkların en çok bankacılık sisteminde yaşanmış olduğunu ve halen de yaşanmakta olduğunu söyleyebiliriz Aşağıda değineceğimiz gibi önce Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen ve daha sonra da kamu sermayeli bir banka ile birleştirilmiş olan bir banka (Pamukbank) ve diğer ikisi ise halen faaliyette olan özel sermayeli bankalar (T. İş Bankası, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası) olmak üzere üç bankanın ihraç etmiş olduğu kurucu intifa senetleri konusundaki uyuşmazlıklar günümüzde süregitmektedir. Diğer yandan bu iki özel bankadan birisinde kurucu senetleri daha baştan beri menkul kıymetler borsasında kote olduğu gibi kurucu senetlerin kâr payına ilişkin olarak yaşanan uyuşmazlıklar Kemal Atatürk’ün vasiyetnamesi ile de ilişkilendirilerek değişik bir başka boyut kazanmıştır. Bu nedenle bankacılık kesimini, kurucu intifa senetleri uygulama ve uyuşmazlıklarının bir tür “laboratuvarı” olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Bu yazı, bir dizi biçiminde ele alacağımız olan konunun ilk yazısı olup “Kaynakça” son yazımız ile verilecektir.
İzleyen yazılarımızda kurucu senetler ve bunlara kâr pay dağıtımı konusu Kanun (Türk Ticaret Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu, Bankacılık Kanunu) hükümleri, doktrin ve yargı içtihatları açısından ele alınacak ve diğer yandan mevcut uyuşmazlıkların çözümünde yerleşik yargı içtihatlarınca benimsenen yaklaşım değerlendirilecektir.
Aslında taşıdığı kendine özgü özellikleriyle her uyuşmazlığın yeni bir örnek olay olarak mahkemelere hüküm tesis etme ve Yüksek Yargıya da konuyu başka bir bakış açısıyla değerlendirerek yerleşik içtihatlarını gözden geçirmesi için yeni bir pencere açtığını söylemek yanlış olmaz. Bazen yargı dış dünyadaki olgulara yeni bir bakış açısıyla bakarken bazen de çeşitli nedenlerle açılan bu pencereden yeni bir bakış açısıyla değerlendirme yapma yolunu tercih etmeyebilir.
Konuyu işleyişimizin bu yazıdaki genel planı şu şekildedir:
I – KURUCU MENFAATLERİ VE KURUCU İNTİFA SENETLERİ – KISA BİR KAVRAMSAL GİRİŞ
II – BAZI BANKALARIN KURUCU İNTİFA SENETLERİ UYGULAMASI
A) GİRİŞ
B) BANKA UYGULAMALARI
1) AKHİSAR TÜTÜNCÜLER BANKASI – TÜTÜNBANK-YAŞARBANK
2) KOCAELİ HALK BANKASI – KOCAELİ BANKASI – TÜRKİYE EKONOMİ BANKASI
3) İZMİR ESNAF VE AHALİ BANKASI – EGEBANK
4) TÜRKİYE GARANTİ BANKASI – GARANTİ
5) AKBANK
6) TÜRKİYE SINAİ KALKINMA BANKASI
7) PAMUKBANK
8) TURKISH BANK
9) TÜRKİYE İŞ BANKASI
a) Giriş ve Özet
b) Kurucu İntifa Senedi ya da Kurucu Hisse İhracı
c) Banka Kurucu Hisselerine Sağlanan Menfaatler
d) Bankanın Sermaye Yapısı ve Sermaye Artırımlarının Kurucu Hisselerle Olan İlişkisi
I- KURUCU MENFAATLERİ VE KURUCU İNTİFA SENETLERİ -KISA BİR KAVRAMSAL GİRİŞ
Şirketler hukukumuzda şirketin kuruluşu sırasındaki hizmet ve emekleri nedeniyle kuruculara bazı menfaatlerin sağlanacağı genel olarak kabul edilmiştir.
Genel kurul tarafından esas sözleşmeye konulmak kaydıyla kuruculara sağlanan haklar için kurucular lehine intifa senedi ihdas edilmesi mümkündür.
İntifa senetleri “sahiplerine “pay sahipliği hakkı” vermeyen ancak sözleşmesel alacak hakkı niteliğinde “mali haklar” veren menkul kıymetlerdir. Kuşkusuz initifa senetlerinin fiziken ya da matbuu olarak basılarak hak sahibine teslimi halinde “kıymetli evrak” niteliği de taşıyacaktır.[1]
İntifa senetleri, 6102 sayılı TTK’nın “Menkul Kıymetler” başlığını taşıyan “Yedinci Bölüm”ünde (m. 484-506) düzenlenmiştir. Kanunun bu bölümde menkul kıymetler, “pay senetleri” (m. 484-501), “intifa senetleri” (m. 502-503) ve “borçlanma senetleriyle alma ve değiştirme hakkını içeren menkul kıymetler” (m. 504-506) olmak üzere üç ana kategoride düzenlemiştir.
Hukukumuzda intifa senetlerini (1) kurucu, (2) adi, (3) katılma intifa senetleri olarak kabaca üç ana gruba ayırmak mümkündür.[2] Kâr payı dağıtımı açısından bunlardan birincisi ile üçüncüsü uygulamada daha önemlidirler. Uygulamadaki yaygınlığı açısından daha çok karşılaşılan, doktrinde daha fazla tartışmaya konu olan ve çıkan uyuşmazlıklar dolayısıyla yargı önüne gelme bakımından baktığımızda kurucu intifa senetleri öne çıkmaktadırlar.
Bazı düzenlemelerde kurucu intifa senedi çıkarılmayacağı kuralına açıkça yer verilmiştir. Bunlardan birisi 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (m. 34) ile getirilen menkul kıymet yatırım ortaklıklarının kurucu senedi ihraç edemeyeceklerine ilişkin kuraldı. Bu yasak 2499 sayılı Kanunu değiştiren ve 1992 yılında çıkarılan 3794 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır.[3] Bir diğeri ise, 3984 sayılı Kanun (RG 202/4/1994-21911) anonim şirket olarak kurulma zorunluğu getirdiği radyo ve yayın kuruluşlarının herhangi bir kişi lehine intifa senedi çıkaramayacaklarını öngörmüştür (m. 29/1/c). 6112 sayılı Kanun m. 19/1/c ile bu yasak halen sürdürülmektedir. [4] 7405 sayılı Kanun, “bir spor kulübü ile bağlantılı olan spor anonim şirketlerinde şirket kârından kuruculara, yönetim kurulu üyelerine ve diğer kimselere herhangi bir menfaat sağlanamaz” kuralını getirmiştir (m.15/4). Menfaat kavramı kâr payı dışında sağlanacak yararları da ifade ettiğinden geniş bir yasak söz konusudur. Kuruculara herhangi bir menfaat sağlanmaz kuralı nedeniyle spor şirketlerinde “kurucu intifa senedi” çıkarılmasının mümkün olmadığı kanısındayız.[5]
Paylarının tümünün nama yazılı olması öngörülen, pay sahiplerinde özel nitelikler aranan, sermayesinin nakit olarak getirilmesi öngörülen, sermaye yapısı ve bilançosu kamusal gözetim altında tutulan sektörel özel denetim ve düzenlemeye tabi olan şirketlerde (bankalar gibi) genel hükümlere dayanılarak kurucu intifa senetleri çıkarılmasının sektörel düzenlemelerin özü ile uyuşup uyuşmadığı tartışılabilir.
Kurucu senetleri hukukumuzda tarihsel olarak Ticaret Kanunları ile ve anonim şirketler hukukunun bir konusu olarak düzenlenmiştir. Buna karşılık katılma intifa senetlerinin ihracı ise sermaye piyasası hukukunun konusu olarak görülmüştür.[6]
Gerçekten de anonim şirketlerde kuruculara sağlanacak menfaatler konusu önemli bir tartışma konusudur. Kurucu hisselerinin başlangıçta bir anonim şirketin kuruluşunda yapılan bazı hizmet ve yardımları ödüllendirmek amacı ile ihdas edilmişlerdir. Kurucu (müesssis) hisselerin bu amaçla ilk kez 1858 yılında Ferdinand de Lesseps’in öncülüğünde kurulan Süveyş Kanalı şirketinin (Compagnie Universelle du Canal Maritime de Suez) kuruluşu sırasında çıkarıldığı kabul edilmektedir. Söz konusu şirketin kuruluşu sırasında mali, teknik ve manevi yardımı dokunmuş olan bazı kimseler bu hizmetleri nedeniyle ödüllendirilmek istenmiş ve onlara yıllık kârın %10’u tahsis edilmiş, bunu sağlamak için de “kurucu hisseleri” adıyla yeni senetler çıkarılmıştır.[7] Söz konusu bu ilk uygulamada senetler için öngörülmüş olan kâr payına %10 oranında katılma hakkının daha sonraki yıllarda gerçekleştirilen uygulamalar ve hatta yapılan yasal düzenlemeler için bir örnek teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
Ülkemizde de Cumhuriyet döneminde özellikle de 1920’ler, 1930’lar ve 1940’larda kurulan şirketlerde (ve bankalarda) esas sözleşmeye kurucu hisseleri ihracı konusunda hüküm koymak yaygın bir uygulama olmuştur. Örneğin, Cumhuriyet döneminde kurulan T. İş Bankası (1924), Akhisar Tütüncüler Bankası (1924, daha sonra Tütünbak, Yaşarbank), Kocaeli Bankası (1927 daha sonra TEB), İzmir Esnaf ve Ahali Bankası (1928, daha sonra Egebank ), T. Garanti Bankası (1946), Akbank (1948), Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (1950), Pamukbank (1955) esas sözleşmelerine hüküm konularak kurucu hisseleri ya da kurucu intifa senetleri ihdas edilmiştir. Hatta bu uygulamanın 1990 lara kadar kurulan bazı banklarda sürdürüldüğü örnekler (Turkish Bank, 1991) vardır.
Cumhuriyetin ilk temel ticaret hukuku düzenlemesi olan ve 1926 yılında çıkarılan 865 sayılı Ticaret-i Berriyye Kanunu (RG 28/6/1926-406) öncesinde şirketler hukuku “1850 tarihli Kanunname-i Ticaret” ve bunda yapılmış olan eklemeler ve değişiklikler ile düzenlenmekte idi.[8] 1850 tarihli Kanunname-i Ticaret bu konuda özel bir hüküm içermemekte olup düzenlemenin konuyu şirketlerin esas sözleşmelerine bırakmış olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle söz konusu dönemde kurulan şirketler ve bu arada 1924 yılında kurulmuş T. İş Bankası, Akhisar Tütüncüler Bankası gibi bankalarımızda esas sözleşme ile konu serbestçe ve kurucuların tercih ve seçimleri uyarınca ve o dönemde geçerli olan anlayış çerçevesinde tanzim edilmiş bulunmaktadır.
Kurucu menfaatleri ve intifa senetleri önce 1926 yılında yayımlanan 865 sayılı Ticaret-i Berriyye Kanunu[9], daha sonra ise 1956 yılında yayımlanan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu[10] ile düzenlenmiştir. Bu iki Kanunun düzenlemeleri arasında temelde önemli bir fark bulunmadığını söyleyebiliriz. Nitekim konuya ilişkin uyuşmazlıkların büyük ölçüde ortaya çıkması, doktrinde tartışılması ve yargı içtihatlarının oluşması ise 6762 sayılı TTK’nın yürürlükte olduğu döneme rastlamaktadır.
Konu halen 2011 yılında yayımlanan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu tarafından (m. 339, 348, 452, 454, 502, 503) düzenlenmektedir.[11] Ancak hemen belirtelim ki önemli birkaç ayrık kural dışında (örneğin m. 348/2 ve 348/3 gibi) 6762 sayılı Kanun ile 6102 sayılı Kanunun konuyu düzenlemeleri arasında önemli bir fark olmadığını söyleyebiliriz.
6102 sayılı Kanundan sonra yürürlüğe giren ve sektörel bir düzenleme olan 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu halka açık ortaklıklar açısından kâr payının dağıtımıyla ilgili olarak konuya ilişkin önemli bir özel kural ihtiva etmektedir.[12]
Bankaları düzenleyen özel bir yasa olan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu (ve ondan önce sektörü düzenleyen 2243, 2999, 7129, 3812 ve 4389 sayılı Bankalar Kanunları) ise kurucu menfaatleri ve kurucu senetleri konusunda önceki bankacılık düzenlemelerinin yaklaşımını koruyan bir düzenleme olarak özel bir kural öngörmemiş ve konuyu genel hükümlere bırakmıştır.[13] Bunun özellikle bankalarının kurulma koşullarını daha ayrıntılı düzenlemeye başlayan 2999 sayılı Kanun ve sonrası düzenlemeler bakımından önemli bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Bankalarda kurucu intifa senetlerinin ihdasının sermayenin nakit olarak getirilmesi, sermayenin korunması ve sermaye yeterlilik kuralları bakımından ihdas ve ihracının uygun olmayacağını düşünüyorum. Ancak bankalarda kurucu intifa senedi ihdası Kanunlar tarafından engellenmediğine göre ve uygulamada bankalar tarafından kurucu intifa senetleri çıkarılmış olması gerçeği karşısında konuyu kurucu intifa senetlerini düzenleyen kurallar ve içtihatlar çerçevesinde değerlendirme gereği bulunmaktadır.
865, 6762 ve 6102 sayılı Kanunlar konuyu düzenlemiş olsalar da kurucu intifa senetlleri konusunda belirleyici olan ilgili şirketin esas sözleşmesidir. Şirketlerin kurucuları ve pay sahipleri şirketi kurarken kanunların emredici hükümlerini dikkate alarak kurucu menfaatlerine ilişkin olan konuları ve uygulanacak kuralları serbestçe belirleyebilme hak ve yetkisine sahip olarak konuyu esas sözleşmelerini tanzim ederken ve imzalarken düzenleyebileceklerdir. Eğer kuruculara menfaat (ler) sağlanacak ise onlara verilecek olan ücret, ödenek ve ödülün miktarıyla şirket kârından sağlanacak menfaatlerin kuruluş sırasında şirketin esas sözleşmesinde gösterilmesi gereklidir (865 s. Kn. m. 279/4 ve 5; 6762 s. Kn. m. 298/4 ve 5; 6102 s. Kn m. 339/1/e ve f). Kuruculara sağlanacak hususi menfaatlerin mahiyet ve değerleri kuruluşta tescil ve ilan edilecek hususlar arasında ayrıca sayılmıştı (6762 s. Kn. m. 300/6).
Kuruculara geçici veya bir defalık yahut sürekli bir menfaat sağlamak zorunluğu yoktur. Bu nedenle de şirket esas sözleşmesine kurucu menfaatlerine esas sözleşmelerinde hiç yer vermeyebilirler de. Bu durumda kurucular şirketten herhangi biçimde ve şekilde kurucu menfaati sağlayamazlar ve talep edemezler.
Diğer yandan kurucu menfaatlerinin bir senede bağlanması mümkündür 865 s. Kanun . m. 298; 6762 s. Kanun. m. 298, 402,403; 6102 s. Kanun n m. 348, 502, 503). Ancak hemen belirtmeli ki kuruluşta kuruculara sağlanacak olan kurucu menfaatleri (6762 s. Kn. m. 298; 6102 s. Kn. m. 348) konusu ile Kanunlardaki intifa senetleri (6762 s. Kn. m. 402,403; 6102 s. Kn. m. 502,503) konusunu birbirinden ayırmalıyız. Kurucu intifa senetleri, kurucu menfaati ile aynı anlama gelmeyip, kavram olarak daha dardır ve onun altında yer alır.[14] Bu iki konuyu birbirine bağlayanın ise sadece kuruculara sağlanan kâr payı ve tasfiye payı gibi sağlanan hakların intifa senedine bağlanabileceği olduğunu söylemeliyiz.
Eğer şirketler kuruculara menfaat sağlamak ve bunu kurucu intifa senedine bağlamak isterlerse konuyu kuruluşta tanzim edilen şirket esas sözleşmesi ile emredici kuralları dikkate alarak serbestçe düzenleyebilirler. Nitekim 865 ve 6762 sayılı Kanunlar kuruculara kârdan pay vermek amacıyla verilecek olan senetlerin nama-isme yazılı olması şartını getirmiştir (865 s. Kn. m. 298; 6762 s. Kan. M. 298). Buna karşılık 6102 sayılı Kanun kurucular için çıkarılanlar da dahil olmak üzere intifa senetlerinin emre ve hamiline yazılı olabileceğini öngörmüştür (6102 s. Kn. m. 503).
İlk esas sözleşme kurucu menfatlerini bir senede bağlarken bu senetlerin tedavülüne izin verebileceği gibi kurucu hisselerinin tedavülünü kısıtlayabilir. İlk esas sözleşme ihdas ettiği bu menfaatlerin ve senetlerin mevcudiyetini belirli bir süre ile de sınırlayabilir. Kuruculara kurucu intifa senedi verilen ilk esas sözleşmede bu hakkı ilk sermaye ile sınırlayabileceği ve artırılacak sermayelere tekabül edecek kısımdan kâr payı alınamayacağı hükmünü de koyabilir. Ya da kurucu intifa senetlerinin kârdan pay alma hakkını belirli bir süre ile kısıtlayabilir. Buna karşılık açık bir biçimde, sermaye artırımları yapılsa bile kâr payı hakkının kâr dağıtım tarihindeki sermayeye ve dağıtlacak olan kârın miktarına göre yapılacağı da açık biçimde sözleşmeye konulabilir. Diğer yandan esas sözleşme ile şirketin kâr payı dağıtımında pay sahiplerine yüzde beş kâr payı dağıtılmasından sonra kalanın en çok yüzde onun intifa senetleri bağlamında kuruculara verilebileceği yönündeki kural çerçevesinde kuruculara verilebilecek kâr payı oranı kanunda öngörülen yüzde on oranın üzerinde olamayacağı gibi esas sözleşme ile bundan daha düşük bir oranın (örneğin % 4, %6 gibi) belirlenmesi mümkündür.[15] Diğer yandan esas sözleşme ile düzenlenmemiş olan hususlarda ise Kanunun hükümleri ile uyuşmazlık halinde mahkeme kararları ile yargı içtihatlarının uygulanacağını söyleyebiliriz.
Hemen belirtelim ki Kanunda öngörülen ve kurucu hisselerin kâr payından önce pay sahiplerine ayrılması gereken %5 oranındaki birinci ya da ilk temettü oranı da en az orandır. İlk kuruluş esas sözleşmesi ile bu oran daha yüksek belirlenebilir. Oğuzman, %5 oranının “asgari had olduğunu, bundan aşağı olmayacağını fakat yukarısının şart edilebileceğini ve uygulamanın da bu yönde olduğunu söyleyerek iki şirketin esas sözleşmelerini (Halk Sigorta %7, Aslan ve Eskihisar %6) örnek vermektedir. [16] Nitekim aşağıda bankalar ile ilgili açıklamalarımızda belirtildiği gibi kuruluştaki ilk esas sözleşmeleriyle birinci kâr payı oranı Akhisar Tütüncüler Bankası’nda %7 (daha sonra %30); T. İş Bankası ile İzmir Esnaf ve Ahali Bankası’nda %6 olarak belirlenmişlerdir.
Yasal bir zorunluluğa dayanmadan esas sözleşme değişikliği yapılarak “birinci temettü ya da kâr payı” oranının aşırı ölçüde yükseltilmesi kurucu hisselerin kazanılmış haklarını ihlal sonucunu doğurabilir. Bu durumda sonradan yapılan ve kanuna dayanmayan esas sözleşme değişikliğiyle “birinci kâr payı” oranının artırılması halinde kurucu hisselere düşen kâr payı hesaplanırken birinci kâr payı oranı bu esas sözleşme değişikliği yapılmasından önceki oran olarak dikkate alınmalı ve buna göre kurucu hisselere tahsis edilecek kâr payı belirlenmelidir.
Diğer yandan birinci kâr payı veya temettü oranı halka açık şirketlerde olduğu gibi SPKn tarafından öngörülen ve Sermaye Piyasası Kurulu tarafından belirlenen oran olarak esas sözleşmeye konulabilir. Bu durumda uygulamada “birinci kâr payı veya temettü” oranının yasal en az oran olarak dikkate alındığı görülmektedir. Nitekim Yargıtay” 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun getirdiği yeni yasal düzenlemeler sonucu ana sözleşmelerde değişiklik yapılması gerektiğine; bu yasal değişikliğe karşı müktesep hakların ileri sürülemeyeceğine; yasal değişikliklerin göz önüne alınması halinde, özellikle kâr payının sırasının tespitinde, yasal düzenlemenin hemen arkasındaki sıranın kurucu haklara müktesep hak olarak tanınması” gerektiğine karar vermiştir.[17]
Bankalarda ise TTK’da belirtilen %5 Umumi Yedek Akçe ve %5 birinci kâr payı yanı sıra bankalar kanunlarında yer alan ve yıl kârından umumi yedek akçeye ilaveten ayrılması öngörülen %5 ilerde vukuu muhtemel zarar karşılığı da kurucu hisselere ayrılacak kâr payının belirlenmesinden önce safi yıl kârından indirilmektedir.
Bir şirket kapalı olsa bile payların satılabilir olması ya da paylarının borsaya kote edilerek dolanımda olması nedeniyle pay sahipliği değişebilir. Bu da zaman içinde işletmenin hem hakim pay sahibinin değişmesi hem de sermaye yapısının değişmesi anlamına gelebilir. Bu durumda şirketi kuranlara sağlanan kurucu menfaatleri nedeniyle kurucular ile ve/veya bu menfaatleri temsilen kurucu (intifa) senetleri çıkarılmış ise bu senetlerin sahipleri ile şirketin mevcut pay sahipleri arasında farklılaşma, ayrışma ortaya çıkar. Zaman içerisinde ekonomik ve/veya hukuksal nedenlerle de (özellikle bankalar gibi en az sermaye ve sermaye yeterliliği yükümlülüğüne ve düzenlemelerine tabi olan) bir şirketin nakit sermaye artırımı gereksinimi ortaya çıkabilir. Bu durumda yeni nakdi sermaye getirenlerce konulan fonlarla kazanılacak olan kârın esas sözleşme hükümleri çerçevesinde mevcut pay sahipleriyle kurucular, kurucu intifa senetleri sahipleri ve kârdan pay alma hakkına sahip diğer kişilerle paylaşılması olgusu pay sahipleri ve kazançtan pay alan diğer kişiler arasında doğal olarak bir çıkar çatışması yaratabilir.
Gerçekten de bir işletme büyüdükçe ve yeni sermaye gereksinimi arttıkça sermaye sahiplerinden başka kişilere kârdan pay verilmesi ve bunun kârın önemli bir kısmını oluşturması bir çıkar çatışması yaratarak işletmenin yeni ortaklar bulmasını ve /veya ortakların işletmeye yeni sermaye getirmesini caydırabilir. Bu da esas sözleşmesinde yer alan hükümler nedeniyle sermaye koyanlar ya da pay sahipleri dışındaki kişilere kâr payı veren işletmeler için sermaye bulma, büyüme ve daha çok kazanma açısından engel oluşturabilir. Şirketin var olması açısından bu çatışmanın hem hukuksal hem de ekonomik (yani hem sözleşmesel haklar ve kazanılmış haklar hem de hakkaniyet ve ekonomik etkinlik) bakımdan çözülmesi gereken önemli bir ikilem ve sorun olduğu ise açıktır.[18]
Bir banka anonim şirketi sadece TTK ve kendi esas sözleşmesinde yer alan kurallara tabi olan bir işletme değildir. Aynı zamanda banka olması nedeniyle bankacılığa düzenleyen sektörel kurallara, kanun ve düzenlemelere de tabidir. Eğer bir banka ayrıca sermaye piyasası araçlarını halka arz etmiş, halka açık banka statüsünü kazanmış ve payları menkul kıymet borsasında işlem görüyor ise sermaye piyasalarını düzenleyen kurallara da tabi olacaktır. Bu iki sektörü düzenleyen özel kurallar ise oldukça kapsamlı ve ayrıntılı nitelikte oldukları gibi aynı zamanda müdahaleci, emredici ve zorlayıcı karaktere sahiptirler. Bu özel nitelikli kurallar ile genel nitelikli kuralların her konu bazında ayrı değerlendirme gereği bulunmaktadır.
II- BAZI BANKALARIN KURUCU İNTİFA SENETLERİ UYGULAMASI
A) GİRİŞ
Yukarıda belirttiğimiz gibi ülkemizde 1920’ler, 1930’lar ve 1940’larda kurulan şirketlerde, özellikle de bankalarda esas sözleşmeye kurucu hisseleri ihracı konusunda hüküm koymak yaygın bir uygulama olmuştur. Örneğin Cumhuriyet döneminde kurulan T. İş Bankası (1924), Akhisar Tütüncüler Bankası (1924, daha sonra Tütünbnak, Yaşarbank), Kocaeli Bankası (1927 daha sonra TEB), İzmir Esnaf ve Ahali Bankası (1928 daha sonra Egebank), T. Garanti Bankası (1946), Akbank (1948), Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (1950), Pamukbank (1955), Turkish Bank (1991) ve bir çoğu halen faaliyette olmayan çok sayıda bankanın esas sözleşmelerine hüküm konularak kurucu intifa senetleri ihraç edilmiştir.
Hem kuruluş günlerindeki şirket kurma sırasındaki geçerli yaygın anlayış nedeniyle hem de yerel banka nitelikli olarak kurulsalar bile çok ortaklı olmalarından kaynaklanan nedenle bankanının kuruluşu sırasında kuruculara sağlanmış olan cömert kârdan pay alma hakkı şeklindeki kurucu menfaati ve bu amaçla çıkarılmış olan kurucu senetleri 1980’lere geldiğinde ortaya çıkan bazı gelişmeler dolayısıyla artık bankalar (ve kontrol eden pay sahipleri ) için sorun kaynağı olmaya başlamıştır.
1980’lerde bütün dünyada finansal piyasalarda ve kurumlarda “deregulation-kuralszılaştırma” denilen yasal düzenlemelerin gevşetildiği bir döneme girilmişti. Yine dönemde kambiyo kontrol düzenlemeleri büyük ölçüde ya gevşetilmiş ya da kaldırılmaya başlanmıştır. Böylece finansal kurumlar yeni, değişken ve risklerin arttığı bir dünyada faaliyetlerini sürdürmeye başlamışlardı. Bu da bankaların genelde aktif-pasif yönetiminin ve sermaye yönetimlerinin önemini artırmaya başlamıştır. Bu çerçevede bankaların sermaye sahipliği yapısındaki katılıklar, imtiyazlı paylar ve ikili-pay (dual-class share) yapısı, kurucu senetleri gibi sermaye yapısına ilişkin özellikler ve konular bankaların sermaye yönetimini zorlaştırıcı birer etken olarak ortaya çıkmışlardır.
Bir başka neden ise bankaların kurulmasından sonra 40, 50 hatta 60 yıl gibi uzun süreler geçmesi nedeniyle bankaların ortaklık yapıları ve pay sahiplerinin önemli ölçüde değişime uğramış olması ve kuruluştaki “pay sahipleri-kurucu hisse sahipleri ayniyeti” nin çeşitli nedenlerle ve biçimlerle bazı bankalarda kısmen bazılarında ise hemen tümüyle ortadan kalkmış olmasıdır. Bu ayniyetin ortadan kalkmasının nedenlerinden birisi ölüm nedeniyle hisselerin mirasçılara geçmesidir. Ancak asıl önemli neden çeşitli nedenlerle banka pay sahipleriyle pay sahiplik yapısında ortaya çıkan değişim olmuştur. Bu değişimin sonucunda çok ortaklı olarak kurulan bir çok bankanın, hatta neredeyse yerel bankaların tümünde pay sahipliği yapısında yoğunlaşma olmuş ve bankalar bir ya da bir kaç hakim (çoğu yeni pay sahibi) ortağın kontrolü altına geçmiştir. Hatta süreç içerisinde bir çok bankanın hakim ortaklığında payların el değiştirmesi nedeniyle banka sahipliklerinde birden fazla kez (örneğin Yapı ve Kredi, Garanti Bankası gibi) değişim olmuştur. Bu ayniyetin ortadan kalkması nedeniyle başlangıçta kuruculara verilen cömert kâr payı nedeniyle hem yeni pay sahibi bulma ve bankaya sermaye konulması sorunları ortaya çıkmaya başlamış hem de kurucu hisse sahipleri ile pay sahipleri arasındaki çıkar çatışması belirgin hale gelmiştir.
Bu dönemde, özellikle 1970’lerin ikinci yarısında ortaya çıkan ve 1980’li yıllar ile 1990’lı yıllarda yaşanan yüksek enflasyon bankaların özkaynak ihtiyacını en az enflasyon oranında artırmış ve bu da hemen her yıl bankaların sermaye artırımı gereksinimi ve/veya zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Bankacılıkta düşen kârlılık ve kârların çoğu kez reel olmayıp muhasebe kârları şeklinde olması bankaların bir çoğunun sermaye bulma, sermaye gereksiniminin önemli bir kısmını iç kaynaklardan yaratma olanaklarını da zayıflatmıştır.
Sermaye artırımı gereksinimi sadece enflasyonun doğurduğu parasal değerlerdeki aşınma ve bankaların kendilerinin iş yapma zorunluluklarından kaynaklanmamıştır. Dönemde düzenleyici / denetleyici otorite de bankaları sermaye artırımına zorlayıcı politikalar izlemiştir. Özellikle 1988 de Basel I olarak nitelenen uluslararası düzenleme nedeniyle ulusal otoriteler iç hukuklarında bankaların sermaye yeterliliğine ilişkin düzenlemeler yapma zorunluğu ile karşılaşmışlardır.[19] Bu çerçevede 1989 yılında düzenleyici otoroite bu konuda ilk düzenlemeyi yapmış ve bu ise bankalarda önemli ölçüde sermaye gereksinimleri ortaya çıkarmıştır. Hatta düzenlemede geleneksel tanımlama bir yana bırakılıp özsermayenin Tier 1 ve Tier 2 olarak ayırmı özkaynakların ödenmiş yasal sermeye ile yedek akçeler arasındaki dağılımını kurala bağlaması bazı bankalarda özkaynaklarda yer alan yedeklerin tescil edilmiş sermeyeye nakledilmesini gerektirmiştir.[20]
Diğer yandan, dönem bazı bankaların sermaye yapılarını güçlendirmek amacı ile stratejik yabancı ortak arayışlarının da hızlandığı ve yaygınlaştığı bir dönem olmuştur. Bu arayışlarda da bazı bankaların karşılaştıkları iki önemli sorundan birisinin bankaların kendi personeli için kurdukları emekli sandığı vakıflarının aktüerya hesapları diğeri ise kurucu paylara ödenen kâr payının yeni sermaye koyacaklar için hem karar vermelerini zorlaştırıcı hem de sermaye maliyetini yükseltici etkenler ve/veya engeller olarak ortaya çıkmasıdır.
Bankaların (ve diğer şirketlerin) sermaye bulma gereksinimleri için paylarını halk arz ederek sermaye piyasalarından kaynak sağlamalarının önünde de imtiyazlı paylar ve kurucu hisseler engelleyici bir etken olarak ortaya çıkmıştır. 6102 sayılı TTK kaleme alınış biçimi tartışmalı olsa da en azından yeni kurulacak şirketler için bu sorunu ileriye doğru çözmek amacı ile m. 348/2’yi getirmiştir.
Sermayeye ve sermaye yapısına ilişkin olarak yukarıda belirttiğimiz nedenler 1980’lerle birlikte sermaye yönetiminde kurucu hisselerin bankacılıkta bir sorun ve uyuşmazlık kaynağı olarak gün yüzüne çıkmasına neden olmuştur.
Kurucu hisseleri konusunda söz konusu dokuz bankayla ilgili olarak kısa ve özet bilgileri aşağıda paylaşacağız.
Bu dokuz bankadan üçü (Tütünbank, Egebank ve Pamukbank) bankacılık düzenlemeleri çerçevesinde paylarının mülkiyeti TMSF’ye devredilmiş ve başka bankalar ile birleştirilmişlerdir. Diğer altı banka (Akbank, Türkiye Ekonomi Bankası, Türkiye Garanti Bankası, Türkiye Sınai Kalkına Bankası, Turkish Bank, T. İş Bankası) ise özel bankalar olarak faaliyetlerine devam etmektedirler. Bunlardan ikisi (Akbank ve T. Garanti Bankası) ise 2000 Krizi sonrası dönemde kurucu hisselerini satın alarak kurucu hisselerini itfa etmişler ve esas sözleşmelerini değiştirerek kurucu hisseleri esas sözleşmelerinden çıkarmışlardır. Üç bankada (Türkiye Ekonomi Bankası, Türkiye Sınai Kalkına Bankası, T. İş Bankası) ise kurucu senet sahipleriyle olan ve halen süregiden yargısal uyuşmazlıklar bulunmaktadır. Turkish Bank ile ilgili olarak açıklanmış ya da medyaya yansımış bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Ancak söz konusu bankaların kurucu senetlere ilişkin uygulamalarının gelişimi konusunda bazı kaba hatlar tespiti mümkündür.
(a) Kurucu senetleri ihracı bir çok bankanın kuruluşu sırasında esas sözleşmelerine konulmuş ve kurucu senetleri sahiplerine banka safi kârından pay alma hakkı verilmiş ve 1980’lere kadar geçen uzun süre içerisinde bankalar ile kurucu senedi sahipleri arasında kaydadeğer bir sorun yaşanmadan da gelinmiştir.
(b) Kurucu senetlerinde sorunun ortaya çıkması genelde bankayı kontrol eden pay sahibindeki değişmeler sonrasında ve yeni ortağın büyük oranlı tutar ve miktarda sermaye artırması ya da artırma gereğinin olması durumunda ortaya çıkmış ve bir çok bankanın esas sözleşmelerinde değişiklik yapılarak kurucu senetlerin kâr payı alma hakkı kısıtlanmıştır. Örneğin kontrolün Çolakoğlu Grubuna geçmesiyle TEB’de 1982’de; Bayraktar Grubuna geçmesiyle Egebank’ta 1987’de; Doğuş Gurubuna geçmesiyle T. Garanti Bankası’nda 1987’de ve Yaşar Grubuna geçmesiyle Tütünbank’ta 1989’da kurucu hisse ya da kurucu senetlerin kâr payları kısıtlanmaya teşebbüs edilmiştir. T. Garanti Bankası’ndaki kısıtlama ise önce Genel Kurul kararı ile kâr dağıtımında fiili durum olarak, daha sonra da esas sözleşme değişikliği yapılarak gerçekleştirilmiştir. T. İş Bankasında ise 1982-1991 arasında esas sözleşme değişiklikleri yapılması ve pay sahipliği yapsınında önemli bir değişim olduğu dönemde ortaya çıkmıştır. TSKB ise, esas sözleşme değişikliği konusunda hakim ortağı olan T. İş Bankası’nı izlemiştir.
(c) Esas sözleşmeler değiştirilerek gerçekleştirilen kısıtlamalar ilk kuruluş sermayesine olan oranlama ve/veya en son sermayeye oranla biçiminde yapılmıştır. Örneğin Tütünbank’da 1989’da ilk kuruluş sermayesi ile; Egebank’ta 1987’de, TEB’de 1982’de, T. İş Bankası’nda 1991’de, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nda 1992’de önceki en son artırılmış sermayeye oranla; T. Garanti Bankası’nda 1988’de ilk kuruluş sermayesi ve 1995’de önceki sermayeye oranlama ile kısıtlama getirilmiştir.
(e) Turkish Bank ve Pamukbank kurucu intifa senetlerinin kâr payları haklarını sonradan esas sözleşme değişikliğiyle kısıtlamamışlardır. Turksih bank esas sözlşmesinde diğer banka esas sözlşemelerinden farklı olarak esas sözlşmede “ihdas edildikleri tarihteki sermaye tutarı nazara alınmaksızın istifade ederler” denilerek kurucu hisse kâr paylarının dağıtım sırasındaki esas sermeyeye göre dağıtım ilkesi açıkça benimsenmiştir.
(e) Ayrık bir uygulama, yani kısıtlama yerine mevcut kısıtlamayı kaldırma yönündeki bir uygulama, T. Garanti Bankası’nda yapılmıştır. Daha önce kurucu senetlere verilen kâr payını önce ilk kuruluş sermayesi ve daha sonra ise değişiklik öncesi sermaye miktarlarına göre sınırlayan esas sözleşme değişiklikleri yapılmış iken 1999 yılında en son sermayeye düşen kâra göre belirlenme ilkesi yeniden benimsenmiş ve başa ya da kısıtlama öncesine dönülmüştür. Bunun gerisinde yatan iki etkenden birisi yargı kararları ise daha da önemli olan ikincisi ise kurucu hisselerin büyük kısmına artık sermayeyi kontrol eden grup tarafından sahip olunması gösterilebilir.
(f) Esas sözleşmede yer alan kurucu senetlerin haklarını etkileyebilecek bir değişikliğin kurucu senet sahiplerinin genel kurul olarak toplanması ve bu değişikliği onaylaması yönünde karar almalarına bağlı olduğu yönünde bir hüküm sadece Pamukbank esas sözleşmesinde yer almıştır.
(g) Dokuz örnek banka içerisinde ayrık olarak Pamukbank ve Turkish Bank kurucu senetlerin kâr payı haklarını kısıtlamak amacıyla esas sözleşmesini değiştirmeyen bankalardır. Akbank uygulaması, kurucu senetlerin kâr payı alma hakkını yeni intifa senedi çıkararak sulandırmanın tek örneğidir. Örnekte yer alan diğer altı bankada kurucu senetlerin kâr payı alma hakkı esas sözleşme değişikliği ile kısıtlanmıştır.
(h) Kurucu senetleri ihraç edilmiş iken sermaye artırımı sırasında sermaye artırımına katılanlara belirli ölçütler çerçevesinde yeni intifa senedi ihracı uygulaması 1988 yılında Akbank esas sözleşmesi değiştirilerek gerçekleştirilmiştir. Esas sözleşme değişikliği ile 564 adet kurucu senedine ilave olarak artırılan sermaye nedeniyle bedelsiz ve nama yazılı 2000 adet intifa sendi çıkarılması öngörülmüştür.
(ı) 2005 yılında T. Garanti Bankası ve 2008 yılında da Akbank kurucu senetlerini satın alarak itfa etmişlerdir. O sırada zaten T. Garanti Bankası’nda kurucu senetlerin hemen tamamı, Akbank’da ise çoğunluğu bankayı kontrol eden büyük pay sahiplerine aitti. Bu nedenle işlemler bir ilişkili taraf işlemi niteliğindedir. Satın alma işleminin ayrık bir başka özelliği satış ve satış fiyatı konusunda kurucu senetleri ve intifa senetleri sahiplerinin Genel Kurul olarak toplanıp çoğunlukla karar almış ve onay vermiş olmalarıdır.
(i) Örnek kütlede yer alan ve kurucu senedi ihraç etmiş olan üç banka, bankacılık düzenlemeleri çerçevesinde önce TMSF’ye devredilmişler daha sonra da bu bankalar başka bankalar ile birleştirilmişlerdir. Gerek TMSF’ye devir sonrasında gerekse bu birleşmeler sırasında kurucu senetleri ve kurucu hakları konusunun bir faktör olarak dikkate alınmamış ve kurucu senetler ve bunlara bağlı haklar yok edilmişlerdir.
(j) Kurucu senetleri ihdas etmiş olan aşağıda ele alacağımız bankalara ilişkin bir başka özellik bunların ikisi dışındakilerin bir biçimde sermaye piyasası hukuku kapsamına girmeleri ve/veya halka açık ortaklık statüsünde olmalarıdır. Ancak bu bankaların kurucu senetler konusunda karşılaştıkları ve taraf oldukları ve çoğunlukla hem uzun süren hem de sayıca çok olan uyuşmazlıklar konusunda kamuya yeterince bilgi açıklamamaları nedeniyle örnek olay bazında konuya ilişkin ayrıntılı değerlendirme yapma zorlukları bulunmaktadır.
(k) T. İş Bankası’nın uyuşmazlıklara konu olan kurucu hisselerinin kâr payı haklarına sınırlama getirilmesi 1991 yılında yapılan genel kurul toplantısında esas sözleşme değiştirilerek gerçekleştirilmiştir. Esas sözleşmede kurucu senetlerinin alacakları kâr payı oranı korunmakla birlikte bu kârın hesaplanmasının esas alınacağı baz kavramı değiştirilerek alınacak kâr payı miktarının tutarını azaltacak bir esas sözleme değişikliği yapılmıştır. Kısıtlama en son 1987 yılında yapılan sermaye artırımı ile belirlenmiş olan sermaye miktarına oranlanarak bulunacak safi kârdan kurucu hissesine verilecek kâr payının belirlenmesi biçiminde yapılmıştır.1991 yılında yapılan bu Esas sözleşme değişikliği öncesinde (1982 ve 1987) ve aynı yılda (1991) yapılan sermaye artırımlarında Kemal Atatürk vasiyetnamesi kapsamında kalan banka hisselerinin rüçhan haklarının Hazine tarafından kullanıldığını; Kemal Atatürk vasiyeti hisselerin sermaye içindeki payının azalışı dışında bankanın sermaye yapısında başkaca önemli bir değişiklik yaşanmadığını belirtmeliyiz.
Esas sözleşmeleriyle kurucu intifa senedi ihdas edilmiş olan bazı bankalarla ilgili olarak özet bilgilere aşağıda yer verilmiştir:
B) BANKA UYGULAMALARI
1) AKHİSAR TÜTÜNCÜLER BANKASI – TÜTÜNBANK-YAŞARBANK
Akhisar Tütüncüler Bankası 1924 yılında (7/9/1340 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile) yerel bir banka olarak kurulmuştur.[21] Bankanın Resmi Gazete’de yayımlanan kuruluş esas sözleşmesinden bankaya ilişkin bilgiler ediniyoruz.[22] Bankanın sermayesi 500.000 lira olup herbiri 20 lira olan 25.000 hisseye ayrılmıştır. Anonim şirket şeklinde kurulan Bankanın herbiri 50 hisse alan 179 kurucusu bulunmaktadır (m.1). Şirket 250 adet “müessis hisse senedi” ihdas edecektir. Bu senetlerin 179 tanesi eas sözlşemeyi kurucu olarak imzalayan kuruculara, geri kalanı ise şirketin kuruluşundan itibaren iki ay içinde 50 hisse alanlara verilecektir. 250 ye ulaşılamaz ise elde kalan kurucu hisseler yönetim kurulunun kararıyla şirketin kuruluşundaki hizmet etmiş olan kişilere verilecektir.[23] Kurucu senetlerinde nominal bir değer yazmayacak olup sadece kâr payından yararlanma hakkı vermektedir. Şirketin kuruluşundan itibaren 5 yıl boyunca nama yazılı olacak ve devredilemeyecektir. Bu sürenin bitmesinden itibaren de başkalarına devir edilebilecektir (m.5).
Şirketin kâr dağıtımın düzenleyen hükmüne göre (m.35) şirketin yıllık net safi kazancından (temettüat-ı safiye-i seneviyesinden) önce pay sahiplerine birinci kâr payı (birinci hisse-i temettü) olarak ödenmiş sermaye üzerinden %7 kâr payı ve yıllık safi kazancın %10’u kadar da ihtiyat akçesi ayrıldıktan sonra kalanın %15’inin kurucu hisselere verilmesi öngörülmüştür. Esas sözleşmede Bakanlar Kurulunun 4/1457 sayılı Kararıyla yapılan değişiklikle 1. Kâr payı oranı %5 olarak belirlenirken kurucu hisselere verilen kâr payı oranı %15 olarak korunmuştur.[24]
1984 yılında bankanın paylarının %40’ı ABD kökenli Irving Trust Company’e devredilmiştir.[25] 1989 yılında yine İzmir’in önemli sermaye gruplarından Yaşar Grubu tarafından çoğunluk payları alınmıştır.
Bankanın 10 Ekim 1989 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında alınan kararlar ile bankanın esas sözleşmesi değiştirilmiştir.[26] Daha önce kuruluşa ilişkin hükümlerde (m.5) yer alan kurucu senetler bu kez esas sözleşmenin “intifa senetleri” başlığını taşıyan hükmüne (m. 12) nakledilmiştir. Buna göre, “Banka kurucuları için nama yazılı 250 (ikiyüzelli) adet intifa senedi ihdas edilmiştir. Bu intifa senetlerinin bi güna itibari kıymeti olmayıp bunlar yalnız bu ana sözleşmenin hükmü uyarınca safi kazançtan istifade hakkını temin eder.” Daha önce esas sözleşme (m.35) “bankanın safi kârından %5 umumi yedek akçe, %5 muhtemel zararlar karşılığı, kurumlar vergisi ayrıldıktan sonra kalandan ödenmiş sermayenin %30’u oranında ortaklara 1. Temettü olarak dağıtılıcağını; kalan safi kârın %10’u kurucu hisselere ayrılabileceğimi” öngörmekte idi.
Kârın dağıtımını değiştiren esas sözleşme hükmü uyarınca (m.52/1/e) bankanın safi kârından %5 umumi yedek akçe, %5 muhtemel zararlar karşılığı, kurumlar vergisi ayrıldıktan sonra kalanın %5’i ortaklara 1. Temettü olarak dağıtılır; kalan safi kârın bankanın ilk kuruluş sermayesi olan 50.000 lirasına isabet eden %10’u kurucu intifa senedi sahiplerine intifa senetleriyle orantılı olarak dağıtılır.
Kurucu hisselerin kâr payı haklarına ilişkin olarak yapılan bu değişikliğin temelinde daha önce banka sermayesinden pay alan yabancı ortağın bankadaki pay sahipliğini azaltması ve bu defa 15 milyar liradan 50 milyara çıkarılan sermayenin artan 35 milyar lira sermaye artışının yerli ortaklarca taahhüt edilmiş olmasının yattığını söylemeliyiz.
Banka 2001 yılında TMSF’ye devredilmiştir.[27]
2) KOCAELEİ HALK BANKASI – KOCAELİ BANKASI – TÜRKİYE EKONOMİ BANKASI
Kuruluşta esas sözleşme ile kurucu intifa senedi ihdas edilmiş olan bir başka banka Türkiye Ekonomi Bankası’dır.[28] Banka 1927 yılında İzmit merkezli olarak kurulmuştur. Uzun süre T. Garanti Bankasının iştiraki olarak ve yerel banka olarak faaliyette bulunan bankayı 1982 yılında Çolakoğlu Grubu satın almış ve bankanın ismini Türkiye Ekonomi Bankası (TEB) olarak değiştirmiştir. TEB’in ana ortağı olan TEB Mali Yatırımlar A.Ş.’nin (TEB Holding A.Ş.) hisselerinin yüzde 50’si, 10 Şubat 2005’te dünyanın ve Avrupa Birliği’nin önde gelen bankalarından BNP Paribas’ya devredilmiştir. Bu devir neticesinde BNP Paribas, TEB’de yüzde 42.125 oranında dolaylı pay sahibi olmuştur.
Banka yönetimi 27 Mart 1981 tarihinde Ortaklar Olağanüstü Genel Kurul toplantısı için çağrı yapmış ancak olağanüstü toplantı yapılmadığından 22 Mayıs 1981 günü toplantı yapmak üzere yeni bir çağrı ilanı yapılmıştır.[29] Genel Kurulun gündeminde esas sözleşmenin (m.5) değiştirilerek sermayenin 30 milyon liradan 600 milyon liraya çıkarılmasına karar alınması da yer almaktadır. Değiştirilmesi istenen esas sözleşmenin hükmünde (m.5) son paragraf olarak yer alan hüküm aynen ise korunmaktadır: “İşbu esas sözleşmeyi imzalarını koymuş bulunan kuruculara Türk Ticaret Kanununun 298 inci maddesinde bahsi geçen kuruculuk intifa payı %7 olarak tahsis edilmiş ve bunun için bedelsiz ve kurucu nama yazılı 125 adet kurucu intifa ihraç edilir. Bir kurucu ne kadar hisseye sahip olursa olsun en çok beş adet kurucu intifa senedine sahip olabilirler”
Ancak 22 Mayıs 1981 tarihli genel kurul toplantısında o sırada yürürlükte olan TTK hükmü uyarınca aranan nitelikli oy oranı karşılanamamış ve çoğunluğun artırım yönünde oy kullanmasına karşı Garanti Bankası’na ait payların karşı oylarıyla sermaye artırımı kararı alınamamıştır.[30]
Yönetim Kurulu sermaye artırımı hakkında karar almak ve esas sözleşmenin bazı maddelerinin (3,5,9,21,22, ilave 52) değiştirilmesi için 13 Mayıs 1982 günü Ortaklar Olağanüstü Genel Kurulunu toplantıya davet etmiştir.[31] Şirketin sermayesinin 30 milyon liradan 4 milyar TL’ye çıkarılmasına (m.5) ve söz konusu maddenin kurucu intifa senetleri fıkrasının aşağıdaki şekilde olmasına karar verilmiştir;
“Şirketin kuruluşunda kurucu olarak işbu Esas mukavelenameyi imza edenler ile ilk sermayeyi taahhüt ve tediye edenlere Türk Ticaret Kanununun 298 inci maddesinde bahsi geçen kuruculuk intifa payı %7 olarak tahsis edilmiş ve bunun için bedelsiz ve kurucu nama yazılı 125 adet intifa senedi verilmiştir. Bu miktardan başka kurucu intifa senedi çıkartılamaz.
Bir kurucu ne kadar hisseye sahip olursa olsun en çok beş adet kurucu intifa senedine sahip olabilir.
Kurucu intifa senetleri, Esas mukavelenamedeki temettü payından faydalanmak ve tasfiye halinde ise tasfiyeyi tasdik eden Umumi Heyetçe takdir olunacak bir tasfiye hissesine tesahüp hakkı verir.”
Yine esas sözleşmenin “Kârın ilave taksimi” başlıklı hükmüne (m.52) göre de safi kârdan önce %5 kanuni yedekçe, %5 ilerde vukuu muhtemel zarar karşılığı ayrılmasına; kalandan ödenmiş sermayenin %’5’i oranında temettü hissesi ve %5 birinci tertip fevkalade yedek akçe ayrıldıktan sonra kalan safi kârın %7’sinin kurucu intifa senetlerine tevzii edileceği öngörülmüştür. Ancak bu kâr payı hakkının hesaplanma şekli değiştirilmiştir. Bu yeni biçime göre; “Şirketin son sermaye artırımından önceki 30.000.000.- (Otuz milyon) liralık 60.000 hisseye isabet eden bölümün %7’si (yüzde yedisi) kurucu intifa senedi sahiplerine…..tevzii edilir”
Diğer yandan 13 Mayıs 1982 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında bankanın ünvanı “Türk Ekonomi Bankası” olarak değiştirilmiştir. [32]
Güncel Esas sözleşmeye göre (m.9), bankanın kuruluşunda (Kocaeli Halk Bankası olarak), “ ..kurucu olarak İşbu esas sözleşmeyi imza edenler ile ilk sermayeyi taahhüt ve tediye edenlere kuruculuk intifa payı %7 olarak tahsis edilmiş ve bunun için bedelsiz ve nama yazılı 125 adet kurucu intifa senedi verilmiştir. Bu miktardan başka kurucu intifa senedi çıkartılamaz. Kurucu intifa senetleri, Esas Sözleşme’deki temettü payından faydalanmak ve tasfiye halinde ise tasfiyeyi tasdik eden Genel Kurulca takdir olunacak bir tasfiye payına sahip olmak hakkı verir.”
Kurucu intifa senetleri, bankanın kar payı dağıtımında (m.34) çıkarılmış sermayenin % 5’i kadar genel yedek akçe ayrıldıktan ve % 5 kar payı dağııtıldıktan sonra kalan kısımdan “1982 yılında yapılan ana sözleşme değişikliği ile Şirketin son sermaye artırımından önceki 1980 yılındaki sermayesi olan 30.000.000.- (otuzmilyon) liralık 60.000 (altmışbin) hisseye isabet eden bölümünün %7’si (yüzde yedisi) kurucu intifa senedi sahiplerine,” kar payı olarak dağıtılabilir. Esas sözleşmeye göre, dağıtılabilecek kâr mevcut ise şirket kârın dağıtılmamasını kararlaştırmış olsa bile kurucu intifa sahipleri Esas Sözleşme’de öngörülen kâr paylarını alırlar. Söz konusu hüküm 1982 yılında yapılan genel kurul toplantısı ile benimsenmiş olduğunu hatırlatmalıyız.[33]
3) İZMİR ESNAF VE AHALİ BANKASI – EGEBANK
İzmir Esnaf ve Ahali Bankası (sonraki adıyla Egebank) 1928 yılında kurulmuştur. Bankanın kuruluş esas sözleşmesi ile 5150 adet kurucu hissesi senedi ihdas edilerek kuruculara verilmiştir. Safi kazançtan önce %10 ihtiyat akçesi ile pay sahiplerine ödenmiş sermayenin %6’sı oranında birinci kâr payı ayrıldıktan sonra kalanın %10’unun kurucu hisselere verilmesi öngörülmüştür (m. 83). Bu esas sözleşmede 2999 sayılı Bankalar Kanunu çerçevesinde yapılan değişiklikler ile safi kazancın %10’unun ihtiyat akçesi, %5’inin muhtemel zararlar karşılığı ile %6 oranında birinci kâr payı ayrıldıktan sonra kalan kısmın %10’unun kurucu hisselere verilmesi benimsenmiştir.[34]
Egebank 1970’lerde dönemde bölgedeki birçok sanayi kuruluşunun (BMC gibi) sahibi olan İzmir’in büyük iş gruplarından biri olan Özakat ailesinin kontrolü altına geçmiştir. Özakat grubunun bankayı kontrol eden payları 1980’lerin ortalarında Bayraktar Grubu’na satılmıştır.
Bankanın 30 Kasım 1987 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında bankanın esas sözleşmesinde değişiklikler yapılması karara bağlanmıştır.[35] Bankanın sermayesinin 2,4 milyar TL’den 10 milyar TL’ye çıkarılması kararlaştırılmıştır (m.7/A). Yine esas sözleşmede yapılan değişiklik (m. 7/C) ile de kurucu hisseler konusunda şöyle bir kural öngörülmüştür: ”Bankada daha önce çıkarılmış olan toplam 5.150 adet kurucu senedi vardır. Kurucu senetleri maliklerine bu ana sözleşmenin 83/Ç maddesinde öngörülen kâr payı alma hakkını verir. Ancak kurucu senedi sahiplerinin kar payı alma hakkı, banka esas sermayesinin 2.400.000.000,-TL lik bölümü ile orantılı olarak sınırlandırılmış olup kurucu senedi sahipleri esas sermayenin 2.400.00.000,- TL dan sonraki artırımlarından yararlanamaz.”
Ancak kurucu hisselerin kâr payına ilişkin olarak esas sözleşmesinin sermaye maddesinde m. 7/C’de yapılan bu değişiklik nedeniyle bankanın eski hakim ortaklarının esas sermaye artırımının tescilin yapılmaması yönünde mahkemeye yaptıkları başvuru mahkeme tarafından 7/C maddesinin sermaye artırımı ile ilgili olmadığı ve bu fıkranın sermaye artırımını öngören m. 7/A, B ve D fıkralarında yapılan değişiklikle birlikte tasdikinin mahkemenin görev alanı dışında olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.[36]
Bankanın kontrolü 1998’de Demirel Grubuna geçmiştir. Banka 21 Aralık 199’da TMSF’ye devrolunmuştur. Bankanın mevduat kabul ve bankacılık yapma yetkisi kaldırılmış ve TMSF bünyesindeki Sümerbank ile birleştirilmiştir. Birleşik Sümerbank ise 10 Ağutos 2001’de Oyakbank’a satılmıştır. Banka ile ilgili tarihsel verilere detaylı biçimde artık ulaşabilmenin güçlüğü nedeniyle bankayı ve uygulamasını sadece hatırlatmakla yetiniyoruz. [37]
4) TÜRKİYE GARANTİ BANKASI – GARANTİ BBVA
T. Garanti Bankası 3/4010 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 1946 yılında kurulmuştur.[38] Bankanın kuruluş sermayesi 2,5 milyon TL olup her biri 100 TL olan 25.000 hisseye (paya) bölünmüştür (m.7). Bankanın ilk esas sözleşmesinde bankanın 12 gerçek kişi kurucusunun ismi yer almaktadır (m. 2).
Kuruluşta çıkarılacak hisse senetlerinden en az yüz hisse alan ortaklara, alacakları her yüz hisse için bir tane kuruculuk hissesi verilir. Bu hak iki buçuk milyon lira sermayeye kadar tanınmış olup, sermayenin bundan başka artırılması halinde kuruculuk hissesi verilmez. Ana Sözleşmede yazılı kuruculara, ayrıca onar tane kurucu hissesi verilir (m. 24). Kuruculuk hisseleri, ada yazılı olup, devir ve ferağ edilebilecektir. Banka dilerse bu hisseleri, bedelini ödeyerek satın alabilir (m.25) Kuruculuk hisseleri, Ana Sözleşmedeki temettü payından faydalanmak ve tasfiye halinde ise tasfiyeyi tasdik eden Genel Kurulca takdir olunacak belli bir tasfiye hissesine sahip olma(tesahup) hakkı verir (m.26). Kuruculuk hisseleri kâr payı dağıtımından ne ölçüde yararlanacağı esas sözleşmenin kâr dağıtımını düzenleyen hükmünde yer almıştır (m. 81). Buna göre safi kârdan önce %5 oranında yedek akçe, % 5 oranında ileride vukuu muhtemel zarar karşılığı, % 5 oranında birinci tertip olağanüstü yedek akçesi ayrıldıktan sonra ödenmiş sermayenin %5’i oranında “birinci temettü payı” ayrılır. Bunların ayrılmasından sonra kalan safi kârın %10’u kuruculuk hisselerine verilir.
T. Garanti Bankası’nın ihraç ettiği 370 adet kurucu senedi var idi ve bu senetlerin sahiplerine bankanın dağıtılabilir kârının %10’u kâr payı olarak ödeniyor idi.
T. Garanti Bankası 1976 yılı ve sonrasında Koç ve Sabancı Gruplarının kontrolüne geçmiştir. Ancak banka paylarını birbirlerine karşı bir yarış içerisinde toplayan her iki grubun da bu sırada kurucu hisseler ile pek ilgilenmemiş oldukları ve pay aldıkları kişilerden aynı zamanda kurucu hisseleri alma politikasını da (bilerek ya da bu hisselerin farkında olmamaları nedeniyle) izlemedikleri söylenebilir. Böylece bankanın kontrol eden pay sahipliğindeki değişime paralel olarak kurucu hisselerin sahipliğinde bir değişim yaratmamıştır. 1984 yılında her iki grup da sahip oldukları paylarını Doğuş Grubuna satmıştır.
Kurucu hisseler konusunda tartışma ve uyuşmazlıklar bankanın 20 Mart 1987 tarihinde yapılan Ortaklar Olağan Genel Kurul toplantısında alınan bir kararla başlamaktadır.[39] Toplantıda “Bankanın Mali bünyesini güçlendirmek ve kanuni özkaynak zorunluluğuna ulaşmak amacıyla geçmiş yıl zararının mahsubu ve gerekli kanuni karşılıkların ayrılmasından sonra kalan 14.055.070.484 lira karın fevkalade ihtiyatlara aktarılmasına oybirliği ile karar verildi.”
Bankanın 11 Eylül 1987 tarihinde yapılan Ortaklar Olağanüstü Genel kurul Toplantısında alınan kararla da şirketin sermayesinin 50 milyar liradan 100 milyar liraya çıkarılması ve bu amaçla esas sözleşmenin sermayeye ilişkin 9. Maddesinin değiştirilmesi kararlaştırılmıştır.[40] Sermayenin artırılan 50 milyar lirasının 3.688.858.416 TL’sı iktisadi kıymetlerin yeniden değerlendirilmesi sonucu doğan değer artış fonundan; 331.141.584 TL’sı iştirak payları ve gayrimenkul satışından doğan kazançtan; kalan 46 milyar TL’sı da artırıma iştirak edenlerin taahhütleri ile karşılanmış ve bunun dörtte biri nakden ödenmiş bakiyenin 11.500.000.000 TL’sı ise yedek akçelerden karşılanmıştır. Yedek akçelerden karşılanan kısım ile iştirak payları ve gayrimenkul satış kazancının sermayeye eklenmesi karşılığında çıkarılacak pay senetleri tüm paydaşlara payları oranında ücretsiz verilmesi kuralı esas sözleşmeye konulmuştur.
Bu gelişme üzerine bankada aynı zamanda pay sahibi olan bazı kurucu hisse sahibi olan kişiler bankaya karşı hukuk yollarına başvurmuşlar ve böylece banka ile kurucu hisse sahipleri arasında uzun süren ve 1990’lı yıllar boyunca konunun güncelleşmesin sağlayan, meseleyi diğer şirketler ve bankalarda da gün yüzüne çıkaran, doktrinin yakın ilgisini çeken ve konuya ilişkin yargı içtihatlarının oluşmasına katkıda bulunan bir süreç başlamıştır.
11 Eylül 1987 tarihli genel kurul kararı ile sermaye artırımı sonrasında konuyu yargıya taşıyan kurucu hisse sahiplerinin temel gerekçesini ise “ Mart 1987 tarihli Toplantıda 1986 yılının kârının tamamının yedek akçeye eklenmesi kararı verildiği; ancak daha sonra Eylül 1987’de toplanan genel kurulda ise evvelce yedek akçe olarak ayrılan kârın bir kısmının sermayeye eklenmesi suretiyle sermaye artırımın kararlaştırıldığı; böylece temettü/kâr payı dağıtmamak suretiyle kurucu senetleri sahiplerinin kâr paylarının pay sahipleri yararına ortadan kaldırıldığı” savı oluşturmuştur. [41]
Kurucu hisse sahipleri ile bu uyuşmazlık birinci derece mahkemelerinde sürerken 18 Şubat 1988 tarihinde yapılan Ortaklar Olağanüstü Genel Kurul toplantısında bankanın esas sözleşmesinde kurucu hisseleri da ilgilendiren kapsamlı bir değişim gerçekleştirilmiştir:[42]
“Madde 15- Bankanın kuruluşunda Ana sözleşmeyi kurucu olarak imza edenlerle ilk sermayeyi taahhüt ederek ödeyenlere 370 adet kurucu pay senedi verilmiştir. Kurucu payları satışa çıkartıldığı takdirde banka dilerse bu payları imha etmek gayesi ile satın alabilir.”
Madde 16- Kurucu payları, Ana sözleşmedeki temettü payından faydalanmak ve tasfiye halinde tasfiyeyi onayan Genel Kurulca takdir edilecek belirli bir tasfiye payını almak hakkı verir.”
Esas sözleşmede yeniden kaleme alınan bu iki maddenin hükümleri ilk esas sözleşmedeki m.24-26 hükümlerinden farklı değildirler. Buna karşılık “Kârın Taksimi-Madde 45 ” hükmünde ise önemli değişiklik yapılarak kuruculara ödenecek kâr payını kuruluş sermayesi ile sınırlı olduğu açıkça esas sözleşmeye yazılmıştır. Esas sözleşmenin bu hükmünün yeni biçimi şöyledir: “ … net kâr aşağıda yazıldığı şekilde ve sıraya uyularak işlem görür:
A) %5 Kanuni yedek akçeye, B) %5 ileride doğabilecek zarar karşılığı ayrılır.
C) Kalan kısmından ödenmiş sermayeye %5 oranında ilk kâr payı olarak pay sahiplerine dağıtılır.
D) Kalan kısmın %5’i olağanüstü yedek akçeye ayrılır.
E) Yukarıdaki A-D fıkralarında tahsis ve tevzilerden sonra kalanın;
%5’ine kadar Yönetim Kurulu Üyelerine,
%%’i Banka Müdür ve Memurlarına
Kuruluş sermayesinin bugünkü sermayeye oranı nisbetinde bulunacak kısmının %10’u kurucu hisselerine
paylaştırılır. ….”
Genel kurulda esas sözleşmenin 15, 16 ve 45. maddelerindeki değişiklikler 492 red oyuna karşılık 199.599.780 kabul oyuyla kabul edilmiştir. Oylamalarda ret oyu kullanan iki pay sahibinin (aynı zamanda kurucu hisse sahibi de olan Gülden Harunoğlu ve Türk Eğitim Vakfı) temsilcileri ret oyu kullanmalarının nedeni ile muhalefetlerinin tutanağa geçirilmesini istemişler ve bu istekleri tutanağa geçirilmiştir. Kurucu hisse sahipleri aynı zamanda pay sahibi olduklarından pay sahibi sıfatıyla Genel Kurul kararının iptali için dava açmışlardır.[43] Genel Kurulun iptali istemini içeren davada “banka pay sahipleri genel kurulu kararıyla kurucu senetlerinin kâr paylarının esas sözleşmenin kâr dağıtımına ilişkin maddesi değiştirilmek suretiyle ilk kuruluş sermayesine oranlama yazılması koşuluna bağlanarak azaltıldığını ve bunun da müktesep haklarının ihlal etmesi nedeniyle kararın iptal edilmesi gerektiği; Genel Kurul kararının kurucu hisse sahipleri kurulunca da onanmadığından infaz kabiliyetinin bulunmadığının tespiti” istenilmiştir.
Diğer yandan Bankanın 16 Mart 1990 tarihli Ortaklar Olağan Genel Kurul Toplantısında kurucu hisselere düşecek kâr payının hesaplanması konusunda açıklayıcı ilave yapılmış ve esas sözleşmenin 45 maddesindeki kural biraz daha ayrıntılı hale getirilerek yeniden düzenlenmiştir.[44] Bu değişiklikle kâr dağıtımı kuralına eklenen yeni fıkra şöyledir: “Kuruluş sermayesi 2.500.000 lira olduğundan dağıtılacak kârdan 2.500.000 lira sermayeye düşecek kısım hesaplanarak, bunun %10’u kurucu hisselerine eşit olarak paylaştırılacaktır.” [45] Böylece kurucu hisselere kâr payı dağıtımında kuruluştaki sermayeye göre hesaplanmasını öngören esas sözleşmede benimsenen ilke korunmuştur.
Bankanın 31 Mart 1995 tarihinde toplanan Olağanüstü Genel Kurulu toplantısında alınan karar ile bankanın kâr payı dağıtımına ilişkin esas sözleşme hükmü (m.45) yeniden değiştirilmiştir. Buna göre net kârdan %5 kanuni yedek akçe ve ödenmiş sermayenin %5’i oranında ilk kâr payı olarak pay sahiplerine verilmesinden sonra %5 olağanüstü yedek akçe ayrılır. Bu tahsis ve tevzilerden sonra kalanın “%10’u kurucu (intifa) senetlerine dağıtılması ilkesi kabul edilmiş ancak esas alınacak kârın hesaplanması yöntemi değiştirilmiştir.[46]
Bu çerçevede ilgili esas sözleşme hükmünün (m.45) ilgili paragrafı şöyle olmuştur: “Kuruluş sermayesi 2.500.000 lira olmasına ve kurucu senetleri bu sermaye miktarına iştirak edenlere verilmesine rağmen yapılan sermaye artırımlarından sonra 160.000.000 TL sermayeye kadar toplam kârdan yukarıda belirtilen kesintilerden sonra kalan kârın %10’unun kurucu pay senetlerine dağıtılmış olması sebebiyle teşekkül eden zımni anlaşma ve bu konuda kesinleşen mahkeme kararları gereğince; 160.000.000 lirasına düşecek kâr hesaplanarak bunun %10’u kurucu pay senetlerine eşit olarak dağıtılır”[47]
Hemen belirtelim ki pay sahiplerinin 31 Mart 1995 tarihinde (saat 11’de) yaptığı bu toplantıdan hemen sonra (saat 12.00) banka yönetim kurulunun yaptığı çağrı üzerine 370 adet kurucu hisseden 344’ünün katıldığı ve 26 kurucu hisse sahibin ise katılmadığı “Türkiye Garanti Bankası Kurucu Pay Sahipleri Toplantısı” yapılmıştır. [48] Toplantının gündemini aynı gün genel kurulda karar alınan ve esas sözleşmenin kurucu senedi sahiplerinin kâr payı haklarının verilmesinde yapılan değişikliği görüşmek ve karar almak oluşturuyor idi. Yapılan görüşmeler sonunda 344 kurucu hisse sahibinin 210 tanesi değişikliğe onay verme yönünde oy kullanırken 134 kurucu hisse sahibi de değişikliğe karşı oy kullanmışlardır. Böylece toplantıya pay sahiplerinin çoğunluğu (370’e 344) katıldığı gibi hem toplantıya katılanların çoğunluğu (344’e 210) hem de tüm kurucu hisselerin çoğunluğu (370’e 210) esas sözleşmede yapılan değişikliğe onay vermiştir. Buna karşılık toplantıya katılan kurucu hisse sahiplerinin bir kısmının (Türk Eğitm Vakfı, Gülsevil Nalbantoğlu, Sütude Aras, Edil Mahruki, Cem Mahruki, Oya Karamızrak, Sevinç Eken, Meliha Selek varisleri, Gülden Harunoğlu) vekilleri tarafından değişikliğe karşı muhalefet şerhi yazılmıştır.
Bankanın 5 Ekim 1999 tarihinde yapılan Genel Kurul Toplantısında hem sermayesi artırılmış hem de esas sözleşme değişiklikleri gerçekleştirilmiştir.[49] Esas sözleşmenin kâr dağıtımını düzenleyen 45. Maddesinde düzenlenen kurucu hisselere verilecek kâr payını hesaplama yöntemi yeniden değiştirilmiştir: Değişiklikle net kârdan %5 kanuni yedek akçe ve ödenmiş sermayenin %5’i oranında ilk kâr payı olarak pay sahiplerine verilmesinden sonra %5 olağanüstü yedek akçe ayrılır. Bu tahsis ve tevzilerden sonra kalanın “%10’u kurucu (intifa) senetlerine dağıtılır. Bu kâr payı en son sermayeye düşen safi kâra göre belirlenir” ilkesi benimsenmiştir.
Böylece genel kurul kararı ile fiilen ya da esas sözleşme hükmüyle kurucu hisselere dağıtılacak kâr payının tespitinde yıl kârının kuruluş ya da geçmişteki bir tarihteki sermaye rakamına oranlanmasıyla bulunacak bir rakama göre dağıtımdan pay verme uygulamasına son verilmiştir. Esas sözleşme ilke olarak kâr payı dağıtımı halinde kuruculara o yıl kârının tümünden kâr payı tahsis edilerek dağıtılmasını öngörmüştür.
4 Ekim 2007 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul toplantısı ile esas sözleşme değiştirilmekle birlikte “Bu kâr payı en son sermayeye düşen safi kâra göre belirlenir” ilkesi korunmuştur. [50]
13 Haziran 2008 tarihinde (saat 10.30) yapılan “Kurucu Pay Senedi Sahipleri Genel Kurul Toplantısı” yapılmıştır.[51] Toplantıya 370 hisseden 364’ü katılmıştır. Bu sırada zaten artık kurucu hisselerin neredeyse tamamına yakınının Doğuş Grubu (184 adet) ile GE’ye (182 adet) ait olduğunu söylemeliyiz. Toplantıda bankanın kurucu hisselerinin değerini tesbit amacıyla hazırlanan değer tesbit raporları görüşülmüştür. Bu raporların bulguları aşağıdaki gibidir:

Kurucu Pay Senedi Sahipleri Genel Kurulunda bu üç değer tespiti arasından İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin tayin ettiği Bilirkişi Heyeti Raporunda belirlenen değerlerin kabul edilmesine oy birliği ile karar verilmiştir.
Bu toplantı ile aynı gün bankanın esas sözleşme değişikliklerini ve kurucu hisselerin banka tarafından satın alınmasını görüşmek ve karar almak üzere 13 Haziran 2008’de ama farklı saatte (saat 14.00) bankanın Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı yapılmıştır.[52] Toplantıya 210 milyar adet hisseden 127.113.911.521 adet hisse katılmıştır.
Pay Sahipleri Genel Kurulu tarafından yukarıda belirtilen üç değer tespitinden İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin Tayin Ettiği Bilirkişi Heyeti Raporunda belirlenen değerlerin kabul edilmesine ve bu değer üzerinden kurucu hisselerin satın alınmasına ve bu işlemlerin gerçekleştirilmesi için de Genel Müdürlüğe yetki verilmesine oy çokluğu ile karar verilmiştir.
Esas sözleşme değişiklikleri çerçevesinde esas sözleşmenin 15. Maddesi ile 16. Maddesinin esas sözleşmeden çıkarılmasına karar verilmiştir.[53] Böylece bankanın kurucu hisse senetlerinin itfa amacıyla banka tarafından satın alınması ve bunun genel genel kurul tarafından onanmasıyla artık söz konusu hükümler gereksiz hale gelmektedir.
Bankanın kurucu hisselerin itfa amacıyla satın alınması nedeniyle kâr dağıtımını düzenleyen hükmünde yer alan ve kurucu hisselere kâr payı verilmesi ile bu kâr payının hesaplanmasını belirleyen kısmının da esas sözleşmeden çıkarılması (amacıyla kar dağıtım maddesinin (m. 45) değiştirilmesi oy çokluğu ile kabul edilmiştir. Bu değişiklik ile kâr dağıtımın düzenleyen hükümde (m. 45/D) yer alan ve “%10’u kurucu (intifa) senetlerine dağıtılır. Bu kâr payları en son sermayeye düşen safi kâra göre belirlenir” hükmü de esas sözleşmeden çıkarılmıştır.
2005 yılında bankanın bir kısım hissesi ABD merkezli GE-CF’ye satılırken bankanın ana hissedarı Doğuş Grubu 370 adet kurucu hissenin 320 tanesini elinde bulunduruyor idi. 2005 yılında GE-GF bu senetlerden 182’sini de Doğuş Grubundan satın almış ve 250 milyon Dolar ödemiştir. 2008 yılında ise T. Garanti Bankası, kurucu senetlerinin tamamını her bir senede 3 milyon 876 bin TL ödeyerek toplam 1 milyar 434 milyon TL’ye ( güncel kurla 1,1 milyar USD) satın almış ve ödeme bankanın fevkalade yedek akçeler hesabından karşılanmıştır.[54] Ancak hemen belirtmeliyiz ki söz konusu fiyatlarla işlem kurucu hisselerin gerçekte pazar değerini yani pazarda alınıp satılan finansal değerini yansıtmayıp sadece “ilişkili taraf işlemi-related part transaction” ve “kendi yararına işlem- veya kendisiyle işlem-self dealing” dediğimiz türden işlemler için belirlenen içsel fiyatlardır. Satın alma işleminde üç ayrı değerleme raporunu kullanımı ve satın alımın mahkemece tayin edilen bilirkişi heyeti tarafından tespit edilen değerden alınması bu gerçeği değiştirmez. Sadece işlemlerin hukuksal sürece ve kabul edilen usullere uygun bir biçimde yürütülmüş olduğunu göstermektedir.
Bütün kurucu hisselere sahip olan Banka da daha sonra kurucu hisseleri dolanımdan çekerek iptal etmiş ve bankanın esas sözleşmesi değiştirilerek kurucu senetlere kâr payı ödemesi hükmü de kaldırılmıştır.[55] Böylece bankanın artık ihraç edilmiş kurucu hissesi kalmadığı gibi buna bağlı tartışmalar da sona ermiştir. Bir başka deyişle de kurucu senetleri “itfa” edilmişlerdir.[56] Doğuş Gurubu da 2015/2016 yıllarında bankanın kontrol eden paylarını kademeli olarak İspanya merkezli BBVA’ya devretmiştir.
5) AKBANK
Kuruluşu sırasında esas sözleşmesine hüküm koyarak kurucu intifa senetleri çıkarmış bankalardan birisi olan Akbank 3/6710 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuştur. Kuruluş sermayesi 5.700.000 lira olan banka çok ortaklı bir banka olarak kurulmuştur (RG 27/12/1947-6791). Bankanın kuruluştaki esas sözleşesi çerçevesinde kurucularla banka kuruluşunda hizmeti geçenlere dağıtılmak ve bir defaya mahsus olmak üzere nama yazılı 600 “kuruculuk hisse senedi” çıkarılmasına ve bunların idare meclisi kararı ile dağıtılmasına karar verilmiştir. Bu çerçevede bankanın ilk idare meclisi kararı ile 564 kuruculuk hissesi dağıtımı yapılmıştır (m.9). Bu hisseler esas sözleşme hükümleri doğrultusunda kârdan yararlanacaklar ve tasfiye halinde muayyen bir tasfiye hissesine sahip olacaklardır. Bu hisseler başkalarına devir edilebilirler; ancak devir ve ferağda ada yazılı hisseler hakkındaki hükümler uygulanacaktır (m.9). Esas sözleşmeye göre de (m. 86) bankanın safi kârının %8’i kurucu hisselere dağıtılır.
Bankanın esas sözleşmesi 6762 sayılı TTK ve 7129 sayılı Bankalar Kanunu’na uyum amacıyla 27 Eylül 1958 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararla yeniden tanzim edilmiştir.[57] Değişiklikle kurucu hisselere ilişkin 9. madde hükmündeki esaslar korunurken kâr dağıtımına ilişkin 86. Madde hükmü değiştirilmiştir. Bu yeni değişiklik sonrasında safi kârdan önce %5 kanuni yedek akçe, %5 ilerde vukuu muhtemel zararlar karşılığı ve ödenmiş sermayeye göre %5 birinci kâr payı ayrılacaktır. Bunların ayrılmasından sonra kalanın %10’u kuruculuk hisselerine verilecektir.
27 Eylül 1958 tarihinde yapılan genel kurul ile yapılan toplantıda esas sözleşmede yer alan intifa senetleri konusundaki hükümde (m. 20) önemli bir değişiklik yapılmıştır. Önceki eski maddede yer alan hükme göre genel kurul kararı ile safi kârdan veya olağanüstü yedeklerden ayrılacak bir meblağ ile hisse senetlerinin tedricen itfa edilebileceği; itfa edilen bu hisseler karşılığında ise hissedarlara “intifa senedi” verilebileceği; bu senetlerin ise birinci kâr payına değil ama ikinci kâr payına iştirak edebilecekleri öngörülmüştü. Değişiklik sonrasında ise bu hüküm “Umumi heyet, bedeli itfa olunan payların sahipleri, alacaklılar ve Banka ile ilgili diğer kimseler lehine intifa senetleri ihdasına karar verebilir. Türk Ticaret Kanununun 402, 403 üncü maddeleri hükümleri mahfuzdur” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Bankanın 20/12/1988 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısı ile bankanın sermayesin 250 milyar TL’den 500 milyar TL’ye çıkarılması amacıyla esas sözleşme değiştirilirken aynı zamanda sermaye artırımı yeni bir kuruluş işlemi gibi kabul edilerek yeni intifa senetlerinin ihracı da gerçekleştirilmiştir.[58] Esas sözleşmenin 9. Maddesinde ile yapılan bu değişiklik ile daha önce çıkarılmış olan 564 adet kurucu senedine ilave olarak artırılan sermaye nedeniyle bedelsiz ve nama yazılı 2000 adet intifa sendi çıkarılması öngörülmüştür. Yeni çıkarılacak intifa senetleri, nakden artırılan sermayeye iştirakleri oranında ve %25’i ödenmiş her 50.000.000 liralık taahhüt edilmiş hisse için bir adet verilmek suretiyle dağıtılacak ve küsurat dikkate alınmayacaktır. Esas sözleşme hükmü (m.86/C/a) uyarınca kuruculara ödenecek olan kâr payından (%10 oranındaki) daha önce çıkarılmış olan 564 adet kurucu senetleri ile bu defa ihraç edilecek olan 2.000 adet intifa senedi tamamıyla eşit surette istifade ederler. Bu senetlerin tasfiyeye iştiraki ile devir ve ferağları konusundaki kurallar yinelenmiştir.
Aslında yeni kurucu senetleri çıkarılması ve aynı oran içinde dağıtılacak kâr payının 564 hisse yerine 2.564 hisse ile paylaşılmasını anlamı “hukuk ve finans” disiplinlerinde “pay sulandırması-diluiton” denilen işlemden başkası değildir. Bu da 1947’de kuruluştaki çok sayıda ve banka sermayesinde birbirleriyle dengeli pay sahibi yapısının[59] zaman içinde değişmesi ve bankanın çoğunluk hissesinin kurucularda yer alan bir ailenin/aile grubunun kontrolüne geçmesi ve yeni sermaye artırımlarının da bu grup tarafından gerçekleştirilmesi[60] nedeniyle yeni kurucu intifa senetlerinin de yüksekçe miktarda sermaye artırımına katılma rakamına verilecek olması bu sonucu doğurmaktadır. Böylece 564 senetten oluşan ilk grupta yer alan her bir hissenin alacağı kâr payı kurucu hisselere düşen kâr payının “1/564” ü yerine “1/2564”ü olacaktır.
Bankanın internet sitesinden erişilebilir en eski faaliyet raporu 2000 yılına aittir.[61] Kâr dağıtım tablosunun verilmediği bu yıla ilişkin rapordaki açıklamalardan yıl kârının 343.605.936.859.139 TL, olduğu kurucu hisse ve intifa senetlerine dağıtılabilir kârın %10’u olarak 30.142.564.614.000 TL ayrıldığı (yıl kârının %8,77’i) ve her bir kurucu hisse ve intifa senedine ise 11.876.503.000 TL düştüğü anlaşılmaktadır.[62] Faaliyet raporlarından edinilen bilgiye göre de banka 2001 yılında zarar etmiş, 2002, 2003 ve 2004 yıllarında da kurucu hisse ve intifa senetlerine kâr dağıtımından pay vermemiştir.
“Herhangi bir oy hakk› bulunmaksızın Banka’nın dağıtılabilir kârından %10 oranında kâr payı alma hakkı bulunan 2.538 adet kurucu ve intifa senetlerinin mevcudiyetinin çağdaş kurumsal yönetişim ilkeleri ile örtüşmemesi ve Banka’nın hisse senedi değerine baskı oluşturması nedeniyle; Yönetim Kurulu’nun önerisiyle” Bankanın 23 Haziran 2005 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında kurucu hisseler ile ilgili önemli kararlar alınmış ve bankanın esas sözleşmesinde (m. 9, 18, 82/C, 83) değişiklikler yapılmıştır. [63] Bankanın kurucu intifa senetlerinin herbirini 403.248 YTL (eski değerle 403.248.000.000) banka tarafından bedelleri nakden ödenerek satın alınması kararlaştırılmış ve bu konuda Banka yönetim kuruluna yetki verilmiştir. Hisse değerleri ise İstanbul Asliye 2. Ticaret Mahkemesi (Dosya 2005/458) kararı ile seçilen bilirkişi raporu ile tespit edildiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan genel kurul toplantısında esas sözleşmenin 9. Maddesi değiştirilerek kurucu senetleri ihracının yer aldığı paragraflar; kurucu hisselere kâr payı dağıtımında hak veren m. 82/C/a bendi esas sözleşmeden çıkarılmıştır. Diğer yandan genel kurula intifa senedi çıkarma yetkisi veren 18. Madde (eski 20. Madde) sözleşmeden kaldırılmıştır. Böylece banka kurucu hisseleri alarak iptal etmiş ve esas sözleşmesinden de konuya ilişkin hükümler kaldırılmıştır. Genel kurul bankanın 150 milyon pay ya da hissesinin çoğunluğunun (83.443.030.000 asaleten, 13.810.580.900 vekaleten) katılımı ile toplanmış ve kararlarını çoğunlukla almış (97.240.633.900’e karşı 12.977.000 çekimser) ve hayır oyu vererek muhalefetini tutanağa geçiren pay sahibi olmamıştır.
2.538 adet olan kurucu hisseler ve intifa senetlerinin alımının toplam bedeli olan 1.023 milyon YTL’nin (eski TL rakamlarıyla 1.023.443.424)’nin yedek akçelerden karşılandığı; söz konusu senetlerin 1.018.201.000 YTL tutarındaki kısmının bankaya satıldığı ve bakiye 5.242.000 YTL’lik kısmının ise talep karşılığında ödenmek üzere pasif hesaplarda bekletildiği 2005 faaliyet raporunda ifade edilmektedir.[64] Bu hisselere yakın yapılan kâr dağtımı 2000 yılı karından yapılan 11.876 YTL (11.876.503.000 TL) olmuştur. Kurucu hisseleri ve intifa hisselerinin 2005 yılındaki satın alma bedeli ise 403.248 YTL’dir. Bir kıyaslama yapabilmek için kuşkusuz 2000-2005 arasındaki enflasyonun kümülatif etkisi dikkate alınmalı ya da 2005 kârından pay alsalar idi ne olurdu sorusunun cevabı aranmalıdır. 2005 yılı kârı 1.438.294.000 YTL olduğu dikkate alınırsa bu hisselere (%10’u) toplam 143.829.4000 YTL; kurucu ve intifa senetlerinin toplam sayısı 2.538 olduğundan hisse başına ise 56.670 TL kâr payı düşecekti. Finansal sistemde çokça kullanılan “Fiyat/Kazanç” oranı ise 2005 yılı verilerine göre 7,11 olacaktı (yani 403.248/56.670).
Alınan 2.538 hissenin 1.092 adedinin Sabancı Holding, Aksigorta ve Akçansa’nın aktifinde olduğunu, 150 tanesinin Kadir Has’a ait olduğunu yapılan açıklamalardan öğreniyoruz. Daha ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.
Genel kurul tutanaklarından kurucu intifa senetleri sahiplerinin her birinin yazılı onayının alındığına ya da pay sahibi olarak genel kurula katılıp olumlu oy kullanıp kullanmadığına ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak Bankanın 2005 yılı faaliyet raporunda yer alan bağımsız denetim raporunda 23 Haziran 2005 tarihinde “Kurucu ve İntifa Senetleri Sahipleri Kurulu” toplantısı yapıldığı ve senetlerin 403.248 YTL bedelle bankaya satılması kararı alındığı belirtilmekle birlikte (s. 126) toplantının nisabı ve kararın alınışa ilişkin oylama konusunda herhengi bir bilgi bulunmamaktadır.
Diğer yandan bankanın kurucu senetlerini satın alması konusu medyada önemli yer işgal etmiştir.[65]
6) TÜRKİYE SINAİ KALKINMA BANKASI
12/5/1950 tarih ve 3/11203 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kuruluşuna izin verilen Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) özel mülkiyette olan bir kalkınma bankası olarak kurulmuştur. Kuruluşu sırasında Hazine’nin bankanın kurucularına belirli bir süre ile kanunla kâr garantisi verdiği tek örnektir.[66]
Bankanın güncel esas sözleşmesinde sermayeyi düzenleyen hükmünde (m. 5) “Ayrıca Bankada pay sahibi olan kuruculara dağıtılmak üzere, 100 adet nama yazılı intifa senedi çıkarılmış ve kuruluş sermayesindeki iştirak payları oranında kuruculara dağıtılmıştır.” denilmektedir.
Diğer yandan yine bankanın güncel esas sözleşmesindeki kâr dağıtımını düzenleyen hükmünde (m. 47) ise önce yıllık net kârın %5’i kadar genel yedek akçe ayrıldıktan sonra kalan kârdan sermaye piyasası mevzuatı çerçevesinde belirlenen oranda birinci temettü dağıtılması ve eğer banka kendi kalanın % 5’inin kurucu hisselerine ödenmiş sermayenin 200 bin Türk Liralık bölümü ile (paradan altı sıfır atılmadan önce 200 milyar) sınırlı olarak ayrılması öngörülmüştür. [67]
Bankanın sermayesinin 100 milyar liradan 200 milyar liraya artırılması 22 Mart 1991 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında kabul edilen esas sözleşme değişikliği ile kararlaştırılmıştır. Diğer yandan bu toplantıda bankanın kâr dağıtımında kurucu hisselere yapılan kâr payı verilmesinde de en son ödenmiş sermaye ilkesi esas alınmıştır.[68]
27 Mart 1992 tarihinde yapılan genel kurul toplantısı ile sermayenin 200 milyar liradan 300 milyar liraya çıkarılması ve kâr payının dağıtımını düzenleyen 58. Maddesinin değiştirilmesi kararı alınmıştır. Böylece esas sözleşmenin hükmünün “yedek akçeler ile birinci temettünün ayrılmasından sonra kalan kârın % 5’inin kurucu hisselerine ödenmiş sermayenin 200 milyar Türk Liralık bölümü ile sınırlı olarak “ayrılması şeklinde değiştirilmesi kararı alınmış ve 1991 yıl karının dağıtımında son kez kurucu hisselere o sıradaki ödenmiş sermaye miktarı esas alınarak kâr dağıtımı yapılmıştır.[69]
Bankanın 16 Ocak 1998 tarihinde yapılan genel kurul toplantısı ile bankanın esas sözleşmesi tümden yenilenmiştir. Bu sırada daha önce esas sözleşmenin 58. Maddesinde yer alan ve “yedek akçeler ile birinci temettünün ayrılmasından sonra kalan kârın % 5’inin kurucu hisselerine ödenmiş sermayenin 200 milyar Türk Liralık bölümü ile sınırlı olarak ayrılmasını” öngören kâr dağıtımını düzenleyen hükmü 55. maddeye [70] ve 26 Mart 2013 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında gerçekleştirilen esas sözleşme değişikliği sırasında da 47. Maddeye alınmıştır.[71]
Bankanın kurucu hisselere kâr payı dağıtımında 200 milyar liralık sermaye miktarı ile sınırlama yapılmasını öngören esas sözleşme değişikliğini hemen izleyen ve kurucu hisselere kâr payını sınırlı bir biçimde dağıtılma kararının alındığı 29 Mart 1993 tarihinde ve 29 Mart 1994 tarihlerinde yapılan Genel Kurul Toplantılarında kurucu hisselere kâr payının dağıtımının yeni şekli konusunda herhangi bir muhalefet şerhinin tutanağa geçirilmemiş olduğu tespit edilmiştir.[72] Ancak izleyen yıllarda bu konuda farklı yaklaşımlar benimsendiği ve kurucu hisselere kâr payı dağıtımının hukuksal uyuşmazlık konusu olduğu ve günümüzde de sürdüğü anlaşılmaktadır. [73]
7) PAMUKBANK
Pamukbank 22 Nisan 1955 tarihinde 555 ortak tarafından kurulmuştur.[74] Kuruluş Bakanlar Kurulunun 5/3/1955 tarih ve 4/4573 sayılı Karar ile onaylanmıştır.[75] 1970’lerin ortasında Çukurova Grubu hakim ortak konumuna geçmiştir. 1970’lerin sonunda da bankanın tamamına yakınının kontrolü bu gruba ait olmuştur.
29 Mayıs 1980 tarihli genel kurul toplantısı için yapılan çağrıda bankanın sermayesinin 800 milyon liradan 1,2 milyar liraya artırılması ve esas sözleşmenin 9. Maddesinin değiştirilmesi kabul edilmiştir.
Bankanın Esas Sözleşmesinin “sermaye” maddesinde (m. 9.7); “Bankanın kurucularına dağıtılmak üzere ada yazılı Binyediyüz adet kurucu hissesi çıkarılmış ve birinci tertip hisse senetlerini almış bulunan kuruculara, beher Onbin Türk Liralık hisse senedi için bir kurucu hisse verilmiştir. Kurucu hisseler 70. maddede belirtildiği üzere bankanın kâr payı dağıtımından faydalanacakları gibi tasfiyeye karar verildiği takdirde sahip bulundukları hisse senetlerinin bedelleri hissedarlara ödendikten sonra tasfiye bilançosunda tahakkuk edecek safi kârdan da, keza 70. Maddedeki esas ve nispetler dairesinde hisselerini alacaklardır.” [76]
Esas Sözleşmenin “safi kârın tevzii” maddesinde (m. 70): “Safi kârdan %5 adi ihtiyat akçası, %5 ilerde vukuu muhtemel zararlar karşılığı, %5 1. Tertip fevkalade ihtiyat ayrıldıktan sonra ödenmiş sermayenin %5’i oranında 1. Temettü payı dağıtılır. Kalan safi kârın %10’u ise müesssis hisselere ayrılıp dağıtılacağı” öngörülmektedir.
Bankanın 30 Mart 1981 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı ile esas sözleşme değiştirilmiştir.[77]
Esas sözleşme değişikliği ile kurucu hakları, esas sözleşmede özel bir maddede olarak düzenlenmiş ancak eski sözleşmedeki hükümler korunmuştur. Dört paragraftan oluşan bu yeni madde (m. 9) ise “Kurucu İntifa Hakları (Senetleri)” başlığını taşımaktadır: “9.1. Bankanın kurucularına dağıtılmak üzere ada yazılı (Binyediyüz) adet Kurucu intifa hakkı (senedi) çıkarılmış ve 1. tertip hisse senetlerini almış bulunan kuruculara (Onbin) liralık her bir Banka hisse senedi için bir Kurucu intifa hakkı (Senedi) verilmiştir. 9.2 Kurucu intifa hakları (Senetleri) 66. maddede belirtildiği üzere bankanın kâr payı dağıtımından faydalanacakları gibi tasfiyeye karar verildiği takdirde sahip bulundukları hisse senetlerinin bedelleri hissedarlara ödendikten sonra tasfiye bilançosunda tahakkuku edecek safi kârdan da, keza 66. Maddedeki esas ve nispetler dairesinde hisse alırlar.9.3. Kurucu intifa haklarının (Senetlerinin) kuruculardan başkasına devri İdare Meclisinin kararına bağlıdır. 9.4. Banka dilerse satışa arzedilen Kurucu intifa haklarını (Senetlerini) imha etmek üzere satın alabilir.
Diğer yandan Bankanın esas sözleşmesinin değiştirilmesinde “İntifa Senetleri ve İmtiyazlı Hisse Senetleri” başlığını taşıyan ayrı bir madde(m.15) tanzim edilmiştir. Bu madde ile de kurucu intifa senetleri yanı sıra başka intifa senetleri ihracı da düzenlenmiştir. Bu yeni esas sözleşme hükmünde “Genel Kurulun esas sözleşmeyi değiştirerek bedeli itfa olunan hisselerin sahipleri, alacaklılar veya bunlara benzer bir sebeple Banka ile ilgili olanlar lehine intifa senetleri ihdasına karar verilebileceği” hükmü öngörülmüştür (m. 15/1). İntifa hakkı (senetleri) sahiplerinin 6762 s. TTK m. 429-432 uyarınca kararlarını çoğunlukla alan bir heyet teşkil edecekleri öngörülmüştür (m. 15/2). İntifa senedi sahiplerine azalık hakkı verilemez. Ancak safi kazanca veya tasfiye sonucuna iştirak ya da yeni çıkarılacak Hisse Senetlerini alma hakları tanınabilir (m. 15/3).
Banka esas sözleşmesinin “İmtiyazlı Hisse Senedi ve Kurucu ve Diğer İntifa Hakkı Genel Kurulca esas Senedi Sahiplerinin Yapacakları Özel Toplantı” başlığını taşıyan hükmü (m.61) ile de paylar ile kurucu ve intifa haklarına sahip olanların haklarını koruyucu bir kurala yer verilmiştir. Buna göre; “Genel Kurulca esas sözleşmenin değiştirilmesine dair verilecek karar imtiyazlı hisse senedi veya kurucu ve diğer intifa hakkı Senedi sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikte ise bu karar adı geçen hisse senedi veya hisse sahiplerinin yapacakları bir toplantıda verecekleri diğer bir kararla tasdik olunmadıkça infaz edilemez. (m.61/1).”
Esas Sözleşmenin “Safi Kârın Tevzi ve Tahsisi” başlıklı hükmü (m. 66) kâr dağıtımı konusunda önceki esas sözleşmenin hükmünü ilke olarak korumuştur “Safi kârdan %5 kanuni yedek akçe, %5 ilerde vukuu muhtemel zararlar karşılığı, %5 1. Tertip olağanüstü yedek akçe ayrıldıktan sonra kalan safi kardan ödenmiş sermayenin %5’i oranında 1. Temettü payı dağıtılır. Kalan safi kârın %10’u ise kurucu intifa hakkı (senedi) sahiplerine ayrılıp dağıtılacağı” öngörülmektedir (m.66).
Pamukbank’ın esas sözleşmesi değişiklikleri ile ileriye dönük olarak kurucu hisselerinin kâr paylarında azalma doğuracak değişiklikler yapılmamıştır.
Pamukbank BDDK Kararı ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi TMSF’ye devredilmiştir. [78]Pamukbank tüm aktif ve pasifleri ile bilanço dışı yükümlülüklerinin Halk Bankası’na devrini öngören 5230 Sayılı Kanun TBMM tarafından kabul edilmiş ve 31 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bankanın Halk Bankası’na fiili devri ise 12 Kasım 2004 tarihinde gerçekleştirilmiştir.[79]
Ancak Pamukbank’ın T. Halk Bankası’na devrinde kurucu senetlerle ilgili olarak herhangi bir düzenleme yapılmadığı gibi T. Halk Bankası esas sözleşmesine de Pamukbank kurucu hisseleriyle ilgili bir kural yansıtılmamıştır. Bu nedenle Pamukbak’ın 1.700 adet kurucu hissesinden 65 tanesine sahip olan bir kişi konuyu yargıya taşımış ve konu ilk derece mahkemesi kararı ardından uyuşmazlık Yargıtay’a taşınmıştır.[80] İlk derece mahkemesi, “Pamukbank’ın hisselerinin tamamının mülkiyetinin TMSF’ye geçmiş olduğu, davacının ortaklık hakkının kalmadığı, davalı T. Halk Bankası’na kanunla devredilen Pamukbank’ın kurucu intifa senedinden doğan davacının ortaklık hakkı sona erdiğinden aktif husumet ehliyeti bulunmadığı” gerekçesiyle, davanın reddine karar vermiştir.
Yargıtay kararında ise “ …..intifa senedinin içerdiği hak senedin ilk sahibi ile sirket arasındaki sözleşmeye dayanır ve bu bakımdan ilişki ortaksal değil sözleşmesel bir ilişkidir. Hak sahibi sirket karşısında üçüncü kişi belirli şartların gerçekleşmesi halinde alacaklı konumundadır. Dairemizin istikrar kazanmış kararlarında da belirtildiği üzere, Pamukbank. T.A.Ş.’nin temettü hariç ortaklik hakları ile yönetim ve denetiminin TMSF’ye devredilmesinin, bankaya karşı üçüncü kişi konumunda olan davacının kurucu intifa senetlerinden doğan kar payı alacağını istemesine engel teşkil etmez. Bu itibarla, mahkemece somut uyuşmazlık yönünden davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğu kabul edilerek, işin esasına girilip, inceleme yapılarak, sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, anılan hususlar nazara alınmaksızın, yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir “ denilerek ilk derece mahkem kararı bozulmuştur.
Yargılamanın ve uyuşmazlığın daha sonrak aşamaları konusunda halka açık bir şirket konumundaki T. Halk Bankası tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformu’na bir açıklama yapılmamış olması nedeniyle kamuya açıklanmış bir bilgi bulunmamaktadır.
Ancak Yargıtay 2020 yılında verdiği bir kararla Pamukbank kurucu senet sahiplerinin herhangi bir talep haklarının bulunmadığına karar vermiştir. Yargıtay Kararında;
“5230 sayılı Yasadaki düzenlemeler sonucunda, her iki bankanın 31.07.2004 tarihi itibariyle hazırlanmış devre esas bilançoları, Denetim Serbest Mali Müşavir A.Ş. tarafından tasdik edilmiş ve yönetmelik hükümleri uyarınca, bankaların genel kurulları tarafından onaylanmış olup, tespit edilen rapora göre, Pamukbank’ın net aktif değeri eksi 2.216.274 milyar TL, Halkbank’ın net aktif değeri ise 2.806.071 milyar TL olarak tespit edilerek, taraflar Pamukbank’ın (0) değer üzerinden Halkbank’a devri konusunda mutabık kalmışlar ve devir sonucunda Halkbank’ın ödenmiş sermayesinde bir artış olmayacağı için Pamukbank ve Halkbank hissedarlarına hisse senedi verilmeyeceğini kararlaştırmışlardır. Bu itibarla TMSF’nin 19.06.2002 tarih 403 sayılı kararından sonra tüm hisse senetlerinin mülkiyetinin TMSF’ye geçmesi, Pamukbank T.A.Ş.’nin (0) değer zerinden davalı bankaya devrinin gerçekleşmesi ve aralarında yapılan protokol dikkate alındığında Pamukbank T.A.Ş.’nin Türkiye Halkbankası A.Ş.’ye devri sonrasında Pamukbank T.A.Ş.’nin kurucu ya da diğer hisse senedi sahiplerinin hisse senetlerinden kaynaklı bir alacak talep etme haklarının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değil ise de netice olarak davanın reddine karar verilmesi doğru olduğundan kararın değişik bu gerekçeyle düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.”
denilmektedir. [81]
8) TURKISH BANK
Turkish Bank A.Ş. 14/09/1991 tarih ve 91-2256 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı (RG 21/10/1991-21009) ile kurulmuştur. Halen faaliyette olan Turkish Bank’ın (1991) esas sözleşme hükümleri ile yönetim Kurulu kararıyla ve kararda öngörülecek esaslar uyarınca, kuruluşta emeği geçenlere tahsis edilmek üzere 50 adet kurucu intifa senedi ihdas edilmiştir Kurucu intifa senedi senetlerinin devri mümkündür (m. 10). Kurucu senetlere yıllık safi kârdan % 5 oranında genel kanuni yedek akçe, ve pay sahipleri için ödenmiş sermaye üzerinden % 5 oranında birinci kar payı ayrıldıktan sonra bakiyenin % 10’u kurucu intifa senetlerine tahsis olunur. Bu senetler kardan ihdas edildikleri tarihteki sermaye tutarı nazara alınmaksızın istifade ederler (m.33). Esas sözleşmenin bu hükmü nedeniyle de kurucu senetlere dağıtlacak kâr payı dağıtımında dağıtım tarihindeki sermaye esas alınarak kâr pay dağıtılacaktır. [82]
Güncel verilere göre bankanın sermayesinin %58,92’si Özyol Holding’e %34,29’u ise National Bank of Kuwait, %5,63’ü ise Tanju Özyol’a aittir.[83] Bankanın kurucu senetlerine kimlerin sahip olduğu konusunda açıklanmış bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak bankanın 2023 ve 2024 yılı Faaliyet Raporunda yer alan Kar Dağıtım Tablosuna bakıldığında dağıtılabilir kârın tamamının olağanüstü yedeklere ayrıldığı ve kurucu intifa senedi sahiplerine kâr payı dağıtılmadığı görülmektedir.
9) TÜRKİYE İŞ BANKASI
T. İş Bankası’nın kurucu intifa senedi uygulamasına güncel uyuşmazlıkların yoğun olarak merkezinde yer alması nedeniyle biraz daha ayrıntılı değinmek istiyoruz.
a) Giriş ve Özet
Bankanın kurucu intifa senetleri uygulamasının geri planında yatan tarihçesi ile ilgili olarak şu özet bilgi verilebilir:
(i) T. İş Bankası’nın 1924 yılında 1 milyon lira sermaye ile kurulmuş ve sermaye her biri 10 liralık 100.000 hisseye ayrılmıştır. Kuruluş sırasında tanzim edilen ilk esas sözleşme ile “şirket hisselerinden en az 100 hisse alanlar şirketin kurucusu kabul edilmiş ve kendilerine her bir 100 hisse için bir müessis hissesi verilmesi” öngörülmüştür.
(ii) T. İş Bankası 1927 yılında İtibar-ı Milli Bankası ile aktif ve pasiflerinin devralınması yöntemi ile birleşmiş, bir başka deyişle de söz konusu banka aktif ve pasifleriyle İş Bankasına devredilmiştir. Birleşme öncesinde İtibar-ı milli Bankası’nın sermayesi 4 milyon lira olup bunun yarısı yani 2 milyon liralık kısmı ödenmişti. Bu devralma yoluyla birleşme öncesi İş Bankasının sermayesi 2 milyon liradan 4 milyon liraya çıkarılmış ve artırılan sermayeyi temsil eden 2 milyon liralık kısmın pay senetleri, yarısı ödenmiş olan İtibar-ı Milli Bankası pay sahiplerinin paylarına karşılık onlara verilmiştir. Değişim, yarısı ödenmiş olan 2 adet İtibarı Milli Bankası pay senedi olana bedeli tamamen ödenmiş 1 adet İş Bankası pay senedi verilerek nominal bakımdan başabaş değerden birleşme şeklinde gerçekleştirilmiştir. Böylece İş Bankası’nın bu birleşmesiyle birlikte ödenmiş sermayesi 4 milyon lira olmuştur.
(iii) Bu birleşme sonrasında tümü ödenmiş olmak koşuluyla bankanın her bir 200 hissesine sahip olanlara da bir adet İş Bankası müessis intifa senedi verilmiştir. Bu birleşme sonrası tanzim edilen ve halen yürürlükte olan esas sözleşme hükmüne göre müessis-kurucu hisse çıkarılması hakkı 4 milyon lira sermayeye kadar mevcut olup sermayenin bundan fazla artırılması halinde kurucu intifa senedi ihdas edilemez. Bu nedenle 1929 yılında artırılan sermaye nedeniyle ihraç edilen dördüncü tertip pay senetlerine ve daha sonraki sermaye artırımlarında ihraç edilen paylara ise artık kuruculuk hissesi verilmemiştir.
(iv) Birleşme sonrasında İtibarı-ı Milli Bankasının pay senetlerinin değiştirilmesi sonuçlanana kadar İş Bankası müessis-kurucu pay senedi sayısı 2.921 olarak belirlenmiş ve 1935 yılında dönüştürme işlemlerinin sonuçlanması ile de İş Bankası kurucu paylarının sayısı 2.482 olarak kesinleşmiş olmakla birlikte bankanın çıkarılmış olan kurucu intifa senedi sayısı 2.458 adettir. Bunlardan halen 604 tanesinin sahipliği Kemal Atatürk’ün vasiyetnamesi nedeniyle CHP’ne ait bulunmaktadır.
(v) Bankanın ilk esas sözleşmesine konulan hüküm ile kurucu menfaati olarak kurucu hisse sahiplerine dağıtılacak yıl kârından kanuni yedek akçe ile pay sahiplerine yüzde 6 oranında birinci temettü-kâr payı ayrıldıktan sonra kalanın onda biri ya da %10’unun kurucu hisselere verilmesi öngörülmüştür. Bankanın sermaye artırımlarına ve kâr dağıtımı ile ilgili hükmünde çeşitli değişiklikler yapılmasına karşın hem bu ilke hem de kâr payının hesaplanması biçimi 1991 yılında yapılan esas sözleşme değişikliğine kadar korunmuştur.
(vi) T. İş Bankasının sermayesi 1929 yılında 5 milyon liraya, 1956 yılında 10 milyon liraya, 1964 yılında 20 milyon liraya, 1967 yılında 40 milyon liraya, 1982 yılında 30 milyar liraya, 1987 yılında 250 milyar liraya ve 1991 yılında 2,5 trilyon liraya çıkarılmıştır.
(vii) T. İş Bankası’nın 31 Mayıs 1991 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında bankanın hem sermayesi artırılmış hem de esas sözleşmesinin “Temettünün Dağıtılması” (m. 58) başlığını taşıyan hükmü yeniden tanzim edilmiş ve dağıtılan şirket kârından kurucu hisselerine yapılan dağıtıma ilişkin kural önemli ölçüde değiştirilmiştir. Bu değişiklik ile kurucu hisselerin alacağı kâr payının 1987 yılında artırılmış olan ve en son 1990 mali yılının kârının dağıtılması sırasında mevcut olan ve kâr dağıtımı için esas alınan sermaye rakamını ifade eden “ödenmiş sermayenin 250 milyarlık bölümü ile sınırlı olarak hesaplanması ve ödenmesi” kuralı getirilmiştir. Böylece 1924-1990 mali yıllarında bankanın dağıtılan kârın tamamı üzerinden kâr payı alan kurucu hisselerin kâr payı 1991 mali yılı kârının dağıtılacağı 1992 yılından itibaren (1991-2024 mali yıllarında) şirket karının 250 bin (2005 yılında TL’den altı sıfır atılması öncesinde 250 milyar lira) sermayeye tekabül eden kısmı ile sınırlanmış olmaktadır. Böylece ilerideki yıllarda kurucu hisselere verilen kâr payının yılın dağıtılabilir kârı içindeki oranı her sermaye artışının ardından giderek daha da azalmış ve sembolik değerlere düşmüştür.
viii) T. İş Bankası kurucu intifa senetlerinin dönemin menkul kıymet borsası olan ve 1447 sayılı Kanuna dayanılarak kurulan “İstanbul Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsası”nda kote edildiği ve işlem gördüğünü biliyoruz.[84]Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsası’nın Borsa Bülteninde’ki açıklamalara bakıldığında T. İş Bankası’nın “müesssis hissesi” olarak “şirket hisse senetleri pazarı”nda işlem gördüğü ve bültende de bilgilerinin bu grup altında yer aldığı görülmektedir.[85] Diğer yandan T. İş Bankası Kurucu hisseleri 91 sayılı KHK ile kurulan ve Aralık 1985 sonunda faaliyete geçen İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda da işlem görmeye devam etmiştir.[86] Günümüzde T. İş Bankası Kurucu Hisseseleri, sermaye piyasası aracının pazar derinliğinin olmaması ve işlem hacminin düşüklüğü nedeniyle BİST Pay Piyasasında “Alt Pazarda” “ISKUR” kodu ile işlem görmekte ve Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından da “kayden” izlenmektedir. [87]
b) Kurucu İntifa Senedi ya da Kurucu Hisse İhracı
Türkiye İş Bankası 1924 yılında kurulurken henüz 865 sayılı ticaret kanununu yürürlüğe girmediği gibi bankaları düzenleyen özel bir yasa da bulunmuyordu. Bankanın kuruluşunun 1850 tarihli Kanunname-i Ticaret hükümleri çerçevesinde gerçekleştirildiğini, anonim şirket statüsü nedeniyle de Bakanlar Kurulu kararı ile kurulduğunu ve esas sözleşmesinin de Bakanlar Kurulu tarafından onaylandığını söylemeliyiz. Ancak Bankanın hem kuruluş kararnamesi hem de esas sözleşmesi o tarihlerdeki olağan uygulamanın dışına çıkılarak Resmî Gazetede yayımlanmamıştır.[88]
Bankanın kurucu ortakları tarafından kabul edilen ilk esas sözleşmesine göre şirketten en az 100 hisse alanlar kurucu olarak kabul edilmiş ve kendilerine (her bir yüz hisse için) bir kurucu (müessis) intifa senedi verilmesi öngörülmüştür.[89] Madde başlıkları taşımayan Banka’nın ilk esas sözleşmesinin (m.63) hükmü şöyledir:
“Madde 63- Şirketin hisse senedatından lâakal yüz hisse alanlar şirketin müessisi addolunur. Ve kendilerine bir müessis hissesi verilir”
İş Bankası 1927 yılında İtibar-ı Milli Bankası ile aktif ve pasiflerinin devralınması yöntemi ile birleşmiş bir başka deyişle de söz konusu banka aktif ve pasifleriyle İş Bankasına devredilmiştir. Birleşme öncesinde İtibar-ı milli Bankası’nın sermayesi 4 milyon lira olup bunun yarısı yani 2 milyon liralık kısmı ödenmişti. Bu devralma yoluyla birleşme öncesi İş Bankasının sermayesi 2 milyon liradan 4 milyon liraya çıkarılmış ve artırılan sermayeyi temsil eden 2 milyon lira pay senedi pay senetleri bedelinin yarısı ödenmiş olan İtibar-ı Milli Bankası pay sahiplerine verilmiştir. Değişim, yarısı ödenmiş olan 2 adet İtibarı Milli Bankası pay senedi olana bedeli tamamen ödenmiş 1 adet İş Bankası pay senedi verilerek başabaş değerden birleşme gerçekleştirilmiştir. Böylece İş Bankası’nın bu birleşmesiyle birlikte ödenmiş sermayesi 4 milyon lira olmuştur. Bu birleşme sonucunda tümü ödenmiş olmak koşuluyla bankanın 200 hissesine sahip olanlara da bir adet İş Bankası müessis intifa senedi verilmiştir.[90]
1929 yılında artırılan sermaye nedeniyle ihraç edilen dördüncü tertip pay senetlerine ve daha sonraki sermaye artırımlarında ihraç edilen paylara ise artık kuruculuk hissesi verilmemiştir. İtibarı-ı Milli Bankasının pay senetlerinin değiştirilmesi sonuçlanana kadar İş Bankası müessis-kurucu pay senedi sayısı 2.921 olarak belirlenmiş ve 1935 yılında dönüştürme işlemlerinin sonuçlanması ile de İş Bankası kurucu paylarının sayısı 2.482 olarak kesinleşmiş olduğu ifade edilmektedir.[91] Ancak banka tarafından yapılan açıklamalara göre bankanın çıkarılmış olan kurucu intifa senedi sayısı halen 2.458 adettir.[92]
Halen 2.458 adet olan kurucu intifa senetlerinin elimizdeki kamuya açıklanmış en eski (1956 yılı) verilerine göre dağılımına bakıldığında Atatürk Vasiyeti KİS sayısı 604, İş Bankası Sandığı KİS sayısı 17, Diğer Kişilerdeki KİS sayısı ise 1572 adettir.[93] Kemal Atatürk 1938 yılında vefat ettiğinde terekesinde T. İş Bankası’nın 569 adet kurucu intifa senedi olduğunu biliyoruz. [94]
1936 yılında çıkarılan 2999 sayılı Bankalar Kanunu (RG 9/6/1936-3325) hükümlerine uyum amacıyla 1937 yılında bankanın esas sözleşmesi tümüyle yenilenmiştir.[95] 29 Mart 1937 tarihinde yapılan pay sahipleri genel kurul toplantısı ile kabul edilmiş olan bu yeni esas sözleşme 18/8/1937 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır. [96] Metin dilinin güncelleştirilmesi ve yapılan çok sayıda değişiklikler ile bugün hala yürürlükte olan bu esas sözleşmede günümüze değin korunan ve güncel esas sözleşmede de bulunan bu kural yani kurucu intifa senedi ihdası bankanın 1927 yılındaki birleşme sonrası ulaşılan ilk 4 milyon liralık sermayesi ile sınırlanmıştır. 1937 yılında tümüyle yenilenerek kabul edilen T. İş Bankası esas sözleşmesinin kurucu intifa senetleri çıkarılmasını öngören ve “müessis hisse senetleri” başlığını taşıyan hükmü şöyledir.
“Madde 22 – Çıkarılacak hisse senetlerinden defaten en az yüz hisse alanlar (müessis) telakki olunur ve kendilerine beher yüz hisse için (müessis hissesi) verilir.
Şu kadar ki bu hak dörtmilyon sermayeye kadar mevcut olup sermayenin bundan fazla artırılması halinde müessis hissesi verilmez. “
Söz konusu esas sözleşme hükmü halen yürürlükte olan banka esas sözleşmesinde aynen muhafaza edilmektedir. Bu nedenle artık İş Bankası’nda yeni kurucu hissesi ihraç edilemez.
c) Banka Kurucu Hisselerine Sağlanan Menfaatler
Kurucu hisselere sağlanacak kâr payı ve diğer menfaatlerin şirket esas sözleşmesinde gösterilmesi gerekir. Türkiye İş Bankası’nın ilk kuruluş esas sözleşmesinde ihdas edilen kurucu hisselere ya da kurucu intifa senetlerine sadece belirli bir oranda kâr payı verilmesi biçiminde kurucu menfaati sağlanması öngörülmüştür. Ancak kurucu senetlerine verilecek olan kâr payı konusunda bankanın kuruluşundan günümüze değin geçen zaman içinde önemli değişimler olmuştur.
Kurucu intifa senedi çıkarılması bankanın 1927 yılındaki 4 milyon liralık tescil edilmiş olan sermeyesi ile sınırlanmış ve bankanın ilk sözleşmesinden itibaren kurucu hisselere bankanın safi kârından kanuni yedek akçeler ayrılması ile pay sahiplerine ödenmiş sermayenin %6’sı oranında birinci temettü ayrıldıktan sonra kalan bakiyenin %10’unun kurucu hisselerine ayrılarak verilmesi öngörülmüştür.
Bankanın Kuruluş esas sözleşmesi ile 1937 yılında yeniden tanzim edilmiş olan esas sözleşmesinin kâr payı dağıtımına ilişkin hükümleri aşağıda tabloda gösterilmişlerdir.
Türkiye İş Bankası Kuruluş ve 1937 Yılında Kabul Edilen Esas Sözleşmelerinin Kâr Payı Dağıtılmasına İlişkin Hükümleri


Kaynak: Kuruluş esas sözleşmesi için Özer, 2010; 1937 esas sözleşmesi için RG 5/10/1937-3726;
Bankanın ilk esas sözleşmesinde ihtiyat akçesi ve 1. Kâr payı dağıtıldıktan sonra kalan dağıtılabilir kârın %10’unun kuruculara dağıtılması öngörülmekte idi (m. 60-62).[97] Bankanın kuruluşundaki ilk esas sözleşmesinde kâr dağıtımı ile ilgili hükümler üç ayrı maddeye (m.60, 61, 62) dağılmış olup kurucu hisselere ilişkin Kural ise m.62 de yer almaktadır. Diğer yandan belirttiğimiz gibi 2999 sayılı Bankalar Kanununa uyum amacıyla 1937 yılında yeniden baştan düzenlenen banka esas sözleşmesi ile bankanın kâr payı dağıtımını düzenleyen kurallar tek bir maddede (m.58) toplanmış ve kurucu senetlerine verilecek olan kâr payı için ilk kuruluş sermayesi ile getirilmiş ola esas (m.58/C) ise korunmuştur.
Ancak 1937 yılında hem 865 sayılı Kanunun hem de bankaları düzenleyen 2999 sayılı Kanunun çıkarılmış olması ve bu düzenlemelerin kârdan öncellikle ayrılması gereken kanuni ihtiyat akçelerini belirlemiş olması nedeniyle önce bu ihiyat akçelerinin ayrılması öngörülmüştür.[98] Esas sözleşmede öngörülen ve kurucu hisselerin kâr paylarınının miktarı üzerinde azaltıcı etki yapan bir değişiklik ise kanuni ihtiyatların ardından kalanın %10’unun “fevkalade ihtiyat akçesi” olarak ayrılmasının öngörülmüş olmasıdır. 1937 esas sözleşmesi pay sahiplerine 1. Temettü oranını %6 olarak bırakmıştır. TTK’ya ve Bankacılık mevzuatına göre ayrılacak kanuni ihtiyatlar, fevakalde ihityatlar ve 1. Temettü ayrılmasından sonra kalanin %10’u da kurucu senet sahiplerine dağıtılacaktır.
1937 yılında kabul edilen esas sözleşmenin kâr dağıtımını belirleyen 58. maddesinde daha sonra 1941, 1946, 1949, 1954, 1961, 1964, 1973, 1976, 1982, 1984,1986 ve 1987 yıllarında [99]yapılan esas sözleşme tadilleri sırasında bazı değişiklikler yapılmış olsa da 1937 yılındaki esas sözleşme ile belirlenmiş olan ve kurucu hisselerin kâr payının belirlenmesinde esas alınan bu prensip 1991 yılına kadar değiştirilmeden korunmuştur. Bir başka deyişle yıl kârından önce %5 kanuni ihtiyat akçesi ve %5 ilerde vukuu muhtemel zararlar karşılığı ve %10 fevkalade ihtiyat ayrılmış; kalandan %6 oranında 1. Kâr payı ayrıldıktan sonra kalan miktarın %10’u da kuruculara verilmiştir. Bu nedenle kuruluş esas sözleşmesi ile getirilen ilke çerçevesinde kurucu senetlerine kâr payı dağıtımı oranı %10 olarak korunmuş ve sermayeye göre ya da başka herhangi bir biçimde şirket kararıyla “kurucu senet sahiplerine karşı pay sahipleri yararına” ayırımcı olarak nitelenecek bir sınırlamaya tabi tutulmamıştır.
Ancak 1991 yılında hem sermayeyi 2,5 trilyon liraya çıkaran hem de kâr payı dağıtımı kuralını değiştiren esas sözleşme değişikleri banka genel kurulunda kabul edilmiştir.[100]
1991 yılında yapılan esas sözleşme değişikliği ile kurucu senetlere kâr payı hakkının hesaplanma biçimi esas sözleşmede değişiklik yapma yöntemiyle şirket kararıyla değiştirilmiş ve 1987 yılı sermaye artırımı ile ulaşılan ve 1991 yılındaki sermaye artırımı öncesi bankanın tescilli edilmiş ve ödenmiş sermayesi olan 250 milyar liralık (paradan 6 sıfır atılması sonrası 250 bin lira) sermaye ile sınırlanmıştır. Bu değişiklik esas sözleşmede kâr payını düzenleyen ve kurucu hisselerin kâr payını belirleyen cümleye parantez içinde “ödenmiş sermayenin 250 milyarlık bölümü ile sınırlı olarak” ibaresinin eklenmesi ile sağlanmıştır. 1987 sermayesi 250 milyar iken 1991 yılında bankanın sermayesi 10 kat artırılarak sermaye 2,5 trilyon (2 trilyon 500 milyar) liraya çıkarılmıştır.[101]
Halen güncel esas sözleşmeye göre de (m.58/1/c) safi kârdan yedek akçeler ile birinci temettü payının ayrılmasından sonraki bakiyenin, %10’u kurucu paylarına ödenir. Ancak bu ödeme 1991 yılında yapılan esas sözleşme değişikliği nedeniyle artık ödenmiş sermayenin 250.000 liralık bölümü ile sınırlı olarak hesaplanacaktır.[102]
1987 yılında bankanın sermayesi 30 milyar liradan 250 milyar liraya çıkarılmıştır. 1987 yılında yapılan 220 milyar liranın sermaye artırımın 195,5 milyarı nakit 24,5 milyarı ise iç kaynaklardan karşılanmıştır. Bankanın güncel esas sözleşmesinde kurucu hisselerin kâr payının hesaplanmasında ölçüt ve sınır olarak kabul edilmesi öngörülen söz konusu sermaye rakamı 1987 yılında yapılan bu sermaye artırımından sonra ulaşılan sermayenin (250 milyar) paradan 6 sıfır atılması sonucu olan değerini göstermektedir.[103]
Güncel esas sözleşme hükümleri çerçevesinde kurucu paylara dağıtılan kâr payı zaman içinde sermayenin de artışına bağlı olarak giderek azalmış ve sembolik düzeylere inmiştir.[104]
Bankanın kâr payı dağıtımını düzenleyen esas sözleşme m.58’in 1991 değişikliği öncesi ve sonrasındaki biçimi aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Türkiye İş Bankası Esas Sözleşmelerinin Kâr Payı Dağıtılmasına İlişkin Hükümleri (1991 Öncesi ve 1991 değişikliği sonrası)



Kaynak: Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi, 11 Temmuz 1991, Sayı 2814, s. 110-111.
T. İş Bankasının esas sözleşmelerinin bir başka özelliği de pay sahiplerinin alacağı kâr paylarına bir üst sınır koymayı benimsemiş olmasıdır. Bunun amacı bankanın kârlarının dağıtılmayarak güçlü bir ihtiyat sermayesi oluşturmaktır. Nitekim aşağıda değineceğimiz gibi bankanın tarihi boyunca sermaye artırımlarının esas itibariyle iç kaynaklardan yapılabilmesi de bu yaklaşıma ve politikaya dayanmaktadır.
T. İş Bankası’nın kuruluştaki ilk esas sözleşmesinin kâr dağıtımı konusundaki hükümlerinde (m.60,61,62) pay sahiplerinin alacağı temettü yada kâr payı konusunda öngörülmüş bir üst sınırlama yoktur. Ancak 1937 yılı esas sözleşmesinde m.58’in son cümlesinde pay sahiplerine dağıtılacak olan birinci ve ikinci temettü paylarının ödenmiş sermayenin %15’inden fazla olamayacağını; ikinci temettünün bunu aşan kısmının “fevkalâde ihtiyat akçesine” ekleneceğini öngörmektedir.
T.İş Bankası 50. Yıl Kitabı’nda 1944’de bu kâr dağıtım üst sınırı oranının %15’den %30’a, 1960 yılında %45’e, 1973 yılında ise %60’a yükseltildiği ifade edilmekle [105] birlikte verilen bu tarihlerde tutarsızlıklar söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Bankanın 1941, 1943, 1946 ve 1949 yılında yapılan esas sözleşme değişikliklerinde söz konusu %15 kâr payı dağıtım üst sınır oranı korunmuştur. [106]
1953 yılında esas sözleşmenin bu sınıra ilişkin değişikliği için banka genel kurulu 12/12/1953 tarihinde olağan üstü toplantıya çağrılmış ancak bu değişiklik gerçekleştirilememiştir.[107] Söz konusu sınır 1954 yılında yapılmış olan esas sözleşme değişikliği ile %30’a yükseltilmiştir.[108] 1961 yılında bu oranı %45’e yükselten esas sözleşme değişikliği yapılmıştır.[109] 1973 yılında ise üst oran %60’a çıkarılmıştır.[110]
Genel olarak pay sahipleri için öngörülen bu tekli üst sınır oranını değiştirecek bir esas sözleşme değişikliği yapmak amacıyla banka genel kurulunun 25 Ekim 1979 tarihinde toplanması için çağrı yapılmıştır.[111] Ancak bu dönemdeki politik çekişmeler nedeniyle sermaye artırımı ve kâr payı dağıtımı hükmündeki değişiklikler gerçekleştirilememiştir.[112] Esas sözleşme değişikliği ile hem sermaye 40 milyondan 1 milyara çıkarılması hem de payların A, B ve C şeklinde üç gruba ayrılması; her pay gurubu için de birinci ve ikinci temettü oranı toplamı için ayrı sınırlar öngörülen (A için %60, B ve C grubu için %20), kârdan ayrılan bütün ayrımlar yapıldıktan sonra da kalanın %20 si A grubuna ve %20 si de B ce C grubu paylara dağıtılması planlanmış ancak bu plan hayata geçirilememiştir.
Söz konusu plan 1981 yılı sonunda yapılan genel kurul toplantısı ile gerçekleştirilmiş ve esas sözleşme değişiklikleri 1982 yılında tescil ve ilan edilmiştir. 29/12/1981 tarihinde toplanan banka olağanüstü genel kurulu ile hem banka sermayesi 40 milyon liradan 30 milyara çıkarılmış, paylar A, B ve C olarak gruplanmış ve kâr payı dağıtımına ilişkin esas sözleşme hükmü önemli ölçüde değiştirilmiştir.[113] Değiştirilen bu kâr dağıtım hükmü bazı değişikliklerle genel yapısını günümüze kadar korumuş bulunmaktadır. 30 Mart 1987 tarihinde yapılan genel kurul toplantısından bankanın sermayesi 30 milyar liradan 250 milyar liraya çıkarılmış ve kâr dağıtım maddesinde de bazı değişiklikler yapılmıştır.[114]
Tarihsel olarak bakıldığında bankanın özellikle 1960’lardan sonra başlayan hem kâr payı sınırını yükseltme çabalarının hem de sermaye artırımlarının gerisinde yatan önemli nedenlerden birisinin de bankanın en büyük pay sahibi konumunda olan banka munzam sandığının kâr payı yoluyla gelirlerinin ve nakdi olanaklarının artırılmasının olduğu söylenebilir.[115] Özellikle dağıtılabilecek kâr payı oranının üst sınır sabitse ödenmiş sermaye rakamı arttıkça pay sahiplerine ödenebilir kâr payı miktarı artacaktır. Aslında kâr payını dağıtımını sınırlama ve yedek akçe ayırma yoluyla özkaynakları büyütme amacı, yedek akçelerin sermayeye eklenmesiyle bir ölçüde gevşetilmektedir.
d) Bankanın Sermaye Yapısı ve Sermaye Artırımlarının Kurucu Hisselerle Olan İlişkisi
Yukarıda belirttiğimiz gibi 1982, 1987 ve 1991 yılında gerçekleştirilmiş olan esas sözleşme değişiklikleri ve yapılan sermaye artırımları kanalıyla bankanın paylarının gruplandırılması ile sermaye yapısı önemli ölçüde değiştirilmiştir.
T. İş Bankası’nın sermaye yapısı ve sermaye artırımlarını tarihsel bir süreç içinde ele alınarak değerlendirilebilir. [116]
(1) T. İş Bankasının tarihsel süreç içerisinden üç büyük pay sahibi olmuştur. Bunlardan ikisi günümüzde hala en büyük iki pay sahibi konumundadır.[117]
(i) Bankanın kuruluşunun önderi olan Kemal Atatürk bankanın 1 milyon lira sermaye ile kuruluşu aşmasında kuruluş için gerekli olan 250 bin lirayı sağlamış ve vefatına kadar da bankanın en büyük sahibi olmuştur. Vefatı ettiği tarihte bankanın nominal sermayesinin %23,8’ini temsil eden paylar ile bankanın 2.482 adet kurucu hissesinin 569 adedinin mülkiyetine sahipti. Kemal Atatürk vasiyetnamesi ile bunların mülkiyetini CHP’ye bırakmıştır. Kemal Atatürk, bıraktığı mal varlığının gelirlerini yaşadıkları sürece bazı gerçek kişilere aylık belirli bir gelir olarak verilmesini ve kalanı da Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna eşit olarak ödenmesini vasiyet etmiştir. Böylece bankanın sermayesinin önemli bir kısmı oluşturan pay senetleri ile kurucu hisselerin bir kısmının sahipliği ile gelirleri hukuken ayrışmamış olmakla birlikte vasiyet hükümlerinin uygulanması bakımından payların yönetimsel hakları payların mülkiyetine sahip kişi tarafından kullanılırken payların gelirleri vasiyetname ile bırakılan mal varlığının nemasının belirli kişilere ödenmesi vasiyet edildiğinden pay sahibi olmayan kişilere verilmektedir.[118] CHP’sinin T. İş Bankası pay senetlerine ve kurucu hisselere sahipliği iki kez kesintiye uğramıştır. 1953 yılında söz konusu paylar ve kurucu hisseler 6195 sayılı Kanun ile müsadere edilmiş ve Hazineye devredilmiştir.[119] Söz konusu yasa 1963 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet ve örgütlenme hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle iptal edilmiş ve söz konusu kıymetler CHP’ye geri verilmiştir.[120] İkinci kez 2533 sayılı yasa ile siyasi partiler kapatılmış ve mal varlıkları Hazineye devredilmiştir. Bu yasa 3821 yasa ile kaldırılmış ve söz konusu kıymetler yeniden kurulan CHP’ye iade edilmiştir. Böylece CHP günümüzde Kemal Atatürk vasiyetnamesi ile T. İş Bankası paylarının %28,09’una kurucu senetlerin ise 604 adedine sahiptir.[121]
(ii) Türkiye Cumhuriyet Maliye Bakanlığı ya da Hazinesi bankanın ilk kuruluşu sırasında bankanın sermayesine 100.000 lira tutarındaki 10.000 adet payı alarak katılmıştır.[122] Ancak kurucular arasında Maliye Bakanlığı görülmemektedir. Diğer yandan Hazine İtibarı Milli Bankasında da pay sahibi idi. Bu bankayla 1927 yılındaki birleşme sonrasında Hazinenin bankadaki payı %16’ya kadar çıkmıştır. Hazine Atatürk’ün sağlığında bankanın ikinci büyük pay sahibi olmayı sürdürmüş ve 1938’de ise bu pay %11,6’ya inmiştir. Diğer yandan yukarıda belirttiğimiz gibi CHP’nin mal varlığına el konulması ve kapatılması sırasında CHP’ye ait Atatürk vasiyeti paylar geçici sürelerle Hazinenin bankada pay sahipliği oranını yükseltmiştir. Bankada Hazinenin pay sahipliği 1998 yılında sahip olduğu bu payların özelleştirilmesine kadar sürmüştür.[123] 1997 yılında Hazine’nin sahip olduğu ve bankanın sermayesinin %12,3’ünü oluşturan payların Özelleştirme İdaresi tarafından yapılan bir arz ile halka satılmasına karar verilmiştir.[124] Böylece, kökeni bankanın kuruluş yıllarına kadar giden Hazine’nin pay sahipliği sona ermiştir.
(iii) Bankanın günümüzdeki en büyük pay sahibi Bankanın Munzam Sandığı’dır. [125]
(2) Bankanın kuruluşundan günümüze yaptığı sermaye artırımlarını ve esas sözleşme değişikliklerini ise üç ana döneme ayırmak mümkündür.
Birinci dönem bankanın ilk sermaye artırımından başlayıp 1982 yılına kadar uzanmakta ve yarım asra yakın bir süreyi kapsamaktadır. Bankanın 1924’de 1 milyon lira sermaye kuruluşundan sonra ve sermayenin 250 milyar liraya çıkarıldığı 1982 yılına kadar olan 58 yıllık uzun süre içinde 1926, 1927, 1929, 1956, 1964 ve 1967 yıllarında olmak üzere 6 kez sermaye artırımı gerçekleştirilmiştir.
Bankanın ilk sermaye artırımı olan 1926 yılındaki sermaye artırımı (1 milyon TL’den 2 milyon TL’ye) gerçekleştirilmesinde zorluklarla karşılaşılmış olan bir artırımdır ve görünüşte “%75’inin iç kaynak-%25’inin ortak katkısı-nakit” olduğu görülmekle birlikte gerçekte tamamı iç kaynaklardan finanse edilmiştir. 1927 yılında yapılan artırım ise İtibar-ı Milli Bankası ile birleşme nedeniyle bu bankanın pay sahiplerine İş Bankası payı verilmesi amacıyla ihraç edilmiştir. Nitekim bankanın kurucu senetleri bu birleşme sebebiyle artırılan sermaye ile sınırlanmıştır.
1929 yılındaki bankanın sermayesinin 4 milyon liradan 5 milyon liraya çıkarılması yeni pay alma haklarının kullanımına ortakların pek ilgi göstermemesi nedeniyle zorlukla tamamlandığı bilinmektedir. Bankanın kurucusu Kemal Atatürk vefat ettiğinde bankanın sermayesi de 1929 yılında artırılan bu sermayedir.
1929’daki sermaye artırımından tam 27 yıl geçtikten sonra 1956 yılında sermaye artırımı yapılmıştır. 1956 yılında 5 milyondan 10 milyona; 1964 yılında 10 milyondan 20 milyon; 1967 yılında 20 milyondan 40 milyon liraya yapılan artırımlar iç kaynakların sermayeye eklenmesi ile gerçekleştirilmiştir. Bunda bir duraksama yoktur.
1970’li yıllar ülke politikasının belirleyici özelliği koalisyon hükümetleri dönemi olmasıdır. 1979 yılının ikinci yarısında CHP Genel Başkanı’nın Bülent Ecevit’in Başbakan olduğu bir sırada banka yönetimi nakit olarak bankanın sermayesini artırmak istemiştir. Kemal Atatürk vasiyet ettiği paylar temsil eden banka paylarına ilişkin sermaye taahhüdünün kim tarafından ve nasıl yapılacağı engelini çözmek amacıyla da banka yönetimince bir plan geliştirmiştir. Buna göre Kemal Atatürk vasiyetnamesi olan banka paylarının ön alım hakkını CHP kendisi için kullanacak, sermaye artışı taahhüdünü CHP yapacak ve yeni paylar hem sahiplik hem de gelir bakımından CHP’nin kendi mülkiyetinde ve vasiyetname kapsamı dışında olacak, sermaye taahhüdünü karşılayacak ödemeler ise yıllara yayılacak ve CHP’ye yeni taahhüt ettiği paylara düşecek temettülerden karşılanacaktı.
Ancak bu plan CHP’yi, yani bir siyasal partiyi hem payların mülkiyeti hem de geliri kendisine ait olan paylarla ülkenin en büyük özel bankasının büyük iki ortağından birisi haline getiriyordu. Bu ise kaçınılmaz olarak siyasette önemli bir tartışma yarattı. Tartışmalı olan bu plan üzerine sermaye artırımı yapmak amacıyla banka tarafından tam da ara seçimlere denk gelen tarihlerde genel kurul toplantısı çağrısı yapılmıştır.[126] Ancak ara seçim sonuçları üzerine Ekim ayında koalisyon hükümeti istifa etmiş ve AP Genel Başbakanı Süleyman Demirel’in Başbakanlığında yeni bir hükümet kurulmuştur. Banka, genel kurul toplantısı çağrısını yaptığı sermaye artırım ve esas sözleşme değişikliği onayını Maliye Bakanlığından alamayınca sermaye artırım projesini gerçekleştirememiştir.[127] Banka benzeri bir sermaye artırımı girişimini 12 Eylül darbesinin hemen arkasından ve siyasi partilerin faaliyetlerinin durdurulduğu (ancak henüz kapatılmadıkları) bir sırada yinelemiş ve 31 Mart 1981 tarihli genel kurul toplantısında da sermaye artırımı yapmak istemiş ancak yine Maliye Bakanlığından izin alamaması nedeniyle sermaye artışını amaçlayan esas sözleşme değişikliğini gerçekleştirememiştir.
İkinci dönem 1980’li ve 1990’lı yılları kapsamaktadır. Bu dönemde 9 kez sermaye artırılmıştır.1982 yılında başlayan sermaye artırımı ile onu izleyen 1987, 1991, 1995, 1997, 1998, 1999, 2001 yıllarında kısmen nakden kısmen iç kaynaklardan sermaye artırımları (iç kaynak oranı%3,2 ile en düşük 1982 de ve %90 ile en yüksek 1997’de olmak üzere) gerçekleştirmiştir. Dönemin büyük bir kısmında Atatürk’ün vasiyeti nedeniyle CHP mülkiyetindeki banka paylarının sahipliği Hazine’ye devredilmiş bulunmaktadır. Bu payların yeni pay alma hakları Hazine tarafından kullanılmış ve pay bedelleri de şeklen Hazine tarafından karşılanmıştır. Bu ödemelerin kâr payı dağıtımlarının eşleştirilmesi ile karşılanmış olduklarını bilinmektedir. Özellikle 1982, 1987 ve 1991 sermaye artırımları büyük ölçüde nakit karşılığı gerçekleştirilmiş gibi dizayn edilerek iç kaynaklara daha düşük oranda (sırasıyla artırımların %3,2, %11,1 ve %18,5’i) başvurulmuş ve bu da bankanın pay sahibi ya da sermaye yapısında önemli bir değişime neden olmuştur. Ancak, artırım işlemleri ve süreçleri incelendiğinde “nakit sermaye artırımlarının görünüşte olduğu ve gerçekte sermaye artırımları kâr payı dağıtımı ile eşleştirilerek Kemal Atatürk’ün vasiyeti kapsamında olan payların sermaye içindeki payını düşürmek amacıyla organize edilmiş olan artırımlardır. [128]
Diğer yandan daha sonraki yıllarda gerçekleştirilen sermaye artırımlarında iç kaynakların oranı 1995 yılında %49,8; 1997 yılında %90; 1998 yılında %75; 1999 yılında %66,7; 2000 yılında %74; 2001 yılında ise %65,6 olarak görünmekle birlikte bu (1997-2001 yıllarındaki) sermaye artırımlarında sermayenin nakit artırılan ve CHP tarafından ödenen kısmı bankanın kâr payı dağıtımı ile eşleştirilerek TDK ve TTK’na vasiyetname uyarınca ödenmesi gereken nemalardan karşılanarak tahsil edilmişlerdir.[129]
Üçüncü dönem ise 2001 sonrasını kapsayan dönemdir. Bu dönemde 7 kez (2003, 2004, 2005, 2006, 20009, 2010, 2022) sermaye artırımı gerçekleştirilmiştir. Sermaye artırımlarının tümü bu dönemde iç kaynaklardan karşılanarak artırılmıştır.
1982-1987-1991 sermaye artırımlarının ve esas sözleşme değişikliklerinin yapılış biçiminin ve amacının birlikte düşünülmesi gerekli olup bu sermaye artırımlarının belirli bir amaca yönelik olduğu söylenebilir. Karacan (2023) tarafından ileriye sürülen bu düşünce ve iddiayı aşağıdaki gibi özetleyerek aktarabiliriz:
“12 Eylül askeri darbesi sonrasında siyasi partilerin kapatılması ve kapatılan partilerden birisine Kemal Atatürk’ün vasiyeti ile bırakılmış olan İş Bankası paylarının mülkiyeti Hazineye geçmiş bu payların yönetimi de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine tevdi edilmiştir. Bu olağanüstü dönem ve hemen onun ardından 1982-1987-1991 yıllarında yapılan sermaye artırımları sermaye yapısında önemli bir değişim sağlayacak biçimde ve Kemal Atatürk vasiyeti kapsamında olan payların sermaye içindeki oranının düşürülmesini sağlayacak şekilde ve bu amaçla organize edilmiştir.[130]
Kemal Atatürk payları 1982 yılında sermayenin 40 milyon liradan 30 milyar liraya çıkarılması ile sermaye yönünden %1,45’e gelir yönünden %11,58’e; 1987 yılında ise sermayenin 250 milyar liraya çıkarılması ile sermaye yönünden %1,31’e ve gelir yönünden %6,14’e; 1991 yılında sermayenin 2,5 trilyon liraya çıkarılması ile de sermaye yönünden %1,15’e ve gelir yönünden %1,92’ye düşürülmüştür.[131] Bu nedenle 1991 yılında kâr payı dağıtımında kurucu senetlerin kâr payı haklarındaki değişim ya da kısıtlamanın da bu sürecin bir parçası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.”[132] Bir başka deyişle de bankanın kurucusunun bıraktığı payların sermaye içindeki oranının küçük düzeylere indirilmesi nedeniyle onun aynı zamanda sahip olduğu kurucu hisselerin kâr payı almasının da sınırlanmasının bununla tutarlı olacağı düşünülmüş olabilir.
Kurucu hisselerin kâr payının hesaplanmasında yıl sermayesine göre oranlanma için ölçüt kabul edilen 1987 yılındaki sermaye artırımı ile erişilen 250 milyar (paradan altı sıfır atılması ile 250.000) liranın payının her sermaye artırımı ile gerilediğini söylemeliyiz. Örneğin 1991 artırımı ile belirlenen 2,5 trilyon lira 1987 sermayesinin (250 milyar liranın) 10 katı iken (ya da tersi durumda %10’u iken) 2022’deki paradan altı sıfır atılmış olan 10 milyar liralık sermaye 1987 (250 bin lira) sermayesinin 40.000 katıdır (ya da tersinden % 0,0025’i). Bu da sabit tutulan bir sermaye rakamına geçen zaman içinde ve bu zaman süresi uzadıkça enflasyonist bir ortam ve başka nedenlerle hızla büyütülen bir sermaye rakamının oranlanmasının ne kadar anlamlı olduğu tartışılabilir.
Kemal Atatürk’ün vasiyetnamesi ile bıraktığı T. İş Bankası paylarını ve kurucu hisselerini hedef alan 1982-1987-1991 esas sözleşme değişiklikleri ve sermaye artırımları ile organize edilen yapılandırmayı daha sonra derinden etkileyen ve kısmen (pay sahipliği ve pay oranı bakımından) geriye çeviren iki olgu ya da gelişme meydana gelmiştir.
Bu olgulardan birincisi, 2533 sayılı Kanun ile diğer partiler ile kapatılan siyasal partilerin açılması ve malvarlıklarının partilere geri iadesine ilişkin olan 3821 sayılı Kanunun çıkarılmasıdır.[133] Söz konusu yasa ile mülkiyeti Hazine’ye geçmiş olan T. İş Bankasının pay senetleri ile kurucu senetlerinin CHP’ye iadesi ise uyuşmazlıklarla dolu bir süreç sonunda yapılabilmiştir. Bu süreç sırasında hangi payların iade edileceği bir sorun olarak ortaya çıkmış ve Hazine nakden ödendiği savıyla sermaye artırımları ile ihraç edilmiş olan payları iade etmek istememiştir. 1997 yılında Yargıtay İş Bankası paylarının %28,09’unun Hazineden alınıp CHP’ye verilmesine karar vermiştir. Ayrıca yüksek mahkeme, aradan geçen süre içerisinde bankada yapılan sermaye artırımları nedeniyle parasal olarak artmış olan sermaye miktarı ve değişen sermaye yapısını da dikkate almış ve ilke olarak el atmadan önceki sermaye oranını korunması gerektiğine karar vererek iade sırasında Atatürk hisselerinin oranının %28,09 olarak dikkate alınması gerektiğine ve iadenin buna göre yapılmasına karar vermiştir.[134] Böylece Yargıtay danışıklı işlemlerle gerçekleştirilmiş olan pay sulandırması işlemlerini geriye çevirmiştir. Aslında Yargıtay bu kararı ile mülkiyet hakkına müdahale süreci içinde yapılan bir başka biçimdeki (belki de gizli ya da dolaylı diyebileceğimiz) mülkiyete müdahaleyi de mülkiyet hakkına müdahale olarak görmüş ve değerlendirmiştir.[135] Böylece sermaye artırışlarının organizasyonu ile planmış olan Kemal Atatürk vasiyetindeki payların banka sermayesi içindeki payını azaltma işlemleri yani işlemin birinci ayağı önce yasal düzenleme ve daha sonra da yargı kararıyla düzeltilmiştir. Bunun temelinde yatan da payların mülkiyetinin kamuya nakli ya da müsaderesi kamu gücü kullanılarak gerçekleştirilmiş olup mülkiyet hukuku ya da kamu hukuku alanında kalan bir konu olmasıdır. Böylece, mülkiyet hukuku ihlal edilerek kamuya nakledilmiş banka payları Anayasa (hem 1961 hem de 1982 Anayasasının) hükümleri, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mülkiyet hukukuna ilişkin kararları doğrultusunda bankanın sermayesi içindeki pay oranı korunarak asıl sahibi olan CHP’ye devredilmiştir.
Organizasyonun ve bu amaçla gerçekleştirilen işlemlerin ikinci ayağı olan kurucu hisseleri kâr payının sınırlanmasına ilişkin esas sözleşme değişikliği ise niteliği bakımından bir özel hukuk konusu olup şirketle hak sahipleri (pay sahipleri ve kurucu intifa senetleri sahipleri gibi diğer hak sahipleri) arasındaki bir konudur. Halka açık bir banka anonim şirketi ilgili kanunlarda (Ticaret Kanunu, Bankalar Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu) ve kendi esas sözleşmesinde öngörülen hükümler ile süreçleri izleyerek ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarını dikkate alarak esas sözleşmesini değiştirebilir. Bu konuda yani 1991 esas sözleşme değişikliklerinin geriye çevrilmesi ya da hükümsüz hale getirilmesi konusunda kurucu senet sahiplerinin (değişiklikten uzun yıllar sonra) yaptıkları girişimler Yargıtay’ın yerleşik içtihatları karşısında onların istemlerini karşılayacak biçimde sonuca ulaşamamıştır. Adlî yargı doğal olarak önüne gelen uyuşmazlıkları hem talep sahiplerinin iddiaları çerçevesinde ele almakta hem de olağan bir esas sözleşme değişikliği konusu hakkında hüküm tesis etme meselesi olarak görmektedir. Halbuki mesele 1982-1987-1991 yıllarındaki esas sözleşme değişikliklerinin olağanüstü bir askeri darbe döneminde ve dönemin muktedirlerinin ikna edilmesi ile gerçekleştirilen ve dönemin muktedirlerinin gücünden yararlanmaya dayalı, mülkiyet hakkında değişikliği hedefleyen planlı bir biçimde organize edilen ve başlatılan işlemler dizisinin ilerideki yıllarda da sürdürülmesi olduğu dikkate alınarak değerlendirilmelidir (söz konusu tarihte yani 1991’de Kemal Atatürk vasiyeti payların mülkiyetinin Hazine’de olduğu ve CHP’nin kapalı olduğunu hatırlatmalıyız). Bu ise ilk derece mahkemelerinden ziyade Yargıtay dairesinin konuyu bir başka perspektiften değerlendirerek yerleşik içtihadını gözden geçirmesi ve olaya özgü biçimde değerlendirme yapması ile mümkün görünmektedir. Ancak hemen belirtelim ki süreçlere uygun biçimde yapılan esas sözleşme değişikliği ile gerçekleştirilmiş olsa bile “bir finansal aracın” alacağı kâr payı hakkının değiştirilmesi ekonomik bakımdan bu sermaye piyasası aracının ya da finansal aracın hem pazar değerini hem de gelir akımlarını etkileyip değiştirmektedir. Bu iki unsur (yani finansal aracın değeri ve gelir miktarı değişmesi) ise söz konusu finansal aracın sahibin ekonomik varlığını bir başka deyişle de mülkiyet hakkını etkilemektedir. Konuyu özel hukuk, sözleşme hukuku açısından ele alan Adlî Yargı ile konuyu mülkiyet hukuku açısından ele Anayasal Yargının bir olayı ya da işlemleri ele alma ve değerlendirme yaklaşımları ise doğal olarak birbirlerinden farklılaşabilmektedir.
Gerçekte bankanın sermaye artırımlarının neredeyse tümüyle iç kaynaklardan gerçekleştirilmesi bankanın sermaye yapısı ile yakından ilgilidir.[136] Bankanın üç büyük ortağı 1982 yılına kadar Kemal Atatürk (ölümünden sonra da vasiyeti nedeniyle CHP) ve Banka çalışanlarının sandığı ile Hazine olmuş; 1982-1997 arasında ise CHP’nin kapatılması ve Kemal Atatürk vasiyeti paylarının mülkiyet Hazineye yönetimi Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine devredilmiş ve bu dönemde iki ana ortak Hazine-Banka Sandığı olmuş; 1997 de Kemal Atatürk payları yargı kararlarıyla CHP’ye devredilmiş ve 1998’de da Hazine kendisine ait payları özelleştirmiştir. Böylece yeniden iki ana ortak CHP-Banka Sandığı olmuştur. Bu iki büyük ortağın sermaye artırımları için kaynak bakımından bankanın kâr dağıtımından gelecek banka kaynaklarına olan bağımlılığı nedeniyle sermaye artırımlarının doğrudan iç kaynaklardan yapılması veya karşılanması yöntemi adeta bir finansal zorunluk haline gelmiş olağan bir olgu olmuştur. Tarihsel açıdan baktığımızda banka kendi sermayesi ve özkaynaklarını kendisi yaratmıştır.
Diğer yandan bu sermaye artırımları, bankanın esas sözleşmesinde yer alan ve kâr dağıtımına sınır getiren hükmün ya da kısıtlamanın aşılmasını daha doğrusu kâr dağıtım sınırlarının rakamsal olarak genişletilmesini sağlayarak pay sahiplerine dağıtılacak kâr payı miktarını artırdığından bankanın en büyük pay sahibi olan (ve bilançosunda yer alan varlıklarının nerdeyse tümü bankanın paylarından oluşan) banka munzam sadığının gelir ve nakit olanaklarını genişletmekte olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.
[1] İntifa senetleri doktrinde çokça işlenmiş bir konudur. Genel olarak intifa senetleri ve özel de bunun bir alt türü olan kurucu intifa senetleri konusu anonim şirketler hukukuna ilişkin kitaplar (örneğin Akdağ Güney, 2014; Arslanlı, 1960; Domaniç, 1988; İmregün, 1989; Kırca-Şehirali Çelik-Manavgat, 2013; Poroy-Tekinalp-Çamoğlu, 2023, 2014, 2010; Tekinalp; Üçışık-Aydın, 2013) ve şerhler (Doğanay, 1990; Eriş, 2017, 2014) gibi genel nitelikli çalışmalar içerisinde bir bölüm/kısım olarak işlendiği gibi konuya ilişkin özel çalışmalarda (Hazıroğlu, 2018; Sampaz, 2009; Sırakaya, 2025; Teoman, 1976) ve makalelerde de (örneğin Ali Haydar 1931; Bartu, 1944; Birsel,1966; İmregün, 1978, 1981; Kaya, 2021; Kendigelen, 2000,2000a, 2003, 2008, 2009, 2009a; Moroğlu, 2010; Oğuzman, 1950; Paker, 1967; Şahin, 2021; Tekinalp, 1971, 1979; Teoman, 1990, 2011; Ülgen, 1984, 1991) ele alınmıştır. Diğer yandan, kurucu senetlerin kâr payı alma hakkı nedeniyle de anonim ortaklıklarda kâr dağıtımına ilişkin olarak yapılan çalışmalarda (örneğin Badak, 2018; Çelikboya, 2021; Canözü, 2015; Gürbüz Usluel, 2016; Karacan-Erişir Karacan, 2015; Üçışık-Çelik, 2018) kurucu senetler ve bu senetlerin kâr payı meselesinin ele alındığını veya değinildiğini görüyoruz.
[2] Poroy et.al., bu üç tür intifa senedinin yanında bir dördüncü tür intifa senedi olarak “intifa pay senedi- action de jouissance) ya da “pay sahipliği sağlayan intifa senedi” sayılmaktadır. Bk. Poroy et.al., 2023, s. 182 vd. Ayrıca bkz. Sırakaya, 2025, s. 30 vd.
[3] 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (Kabul Tarihi: 28//1981, RG 30/7/1981-17416)
3794 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına, Bankalar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine ve 35 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun (Kabul Tarihi: 29/4/1992, RG 13/5/1992-21227)
[4] 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun (Kabul tarihi: 13/4/1994, RG 202/4/1994-21911)
6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun (Kabul Tarihi: 15/2/2011, RG 3/3/2011-27863)
[5] 7405 sayılı Spor Klüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu, Kabul Tarihi: 22/4/2022, RG 26/4/2022-31821
[6] SPKr.; Seri:III, No:1 Katılma İntifa Senetleri İhracına İlişkin Esaslar (RG 13/11/1983 – 18220)
SPKr.; Seri:III, No:10 Katılma İntifa Senetleri İhracına İlişkin Esaslar Tebliği (RG 14/7/1992 – 21284 Mükerrer)
SPKr.; VII-128.1 Pay Tebliği (RG 22/6/2013 – 28685), m. 36-43.
[7] Bkz. Ali Haydar, 1931; Birsel, 1966; İmregün,1981; Oğuzman, 1950.
Oğuzman, müessis hisselerine Fransızca’da “parts de fondateur”, İtalyanca’da “azioni di fondatione” Almanca’da “Genuscheine”, İngilizce’de “founders’ shares” denildiğini söylemektedir.
[8] 1850 tarihli Kanunname-i Ticaret” ve buna yapılan ek ve değişiklikler için bkz. Gürzumar-Gürzumar- Berki, 1962.
[9] 865 sayılı Ticaret-i Berriyye Kanunu (RG 28/6/1926-406): m. 279/5, 298, 385, 387, 418 (yürürlüğe giriş tarihi 4 Teşrinievvel (Ekim) 1926).
865 sayılı Kanun döneminde ders kitapları dışında konuyu ele alan üç makale tespit edilebilmiştir. Bunlar; Ali Haydar (1931), Bartu (1944), Oğuzman (1950).
[10] 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (Kabul Tarihi: 29/6/1956, RG 9/7/1956-9353): m. 279/5, 298,385, 402, 403 (yürürlüğe giriş 1/1/1957).
[11] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (Kabul Tarihi:13/1/2011, RG 14/2/2011-27846): m. 339, 348, 452, 454, 502, 503.(yürürlüğe giriş genel olarak 1/7/2012)
[12] 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (Kabul Tarihi: 6/12/2012, RG 30/12/2012-28513), m. 19/2.
[13] 5411 sayılı Bankacılık Kanunu (Kabul Tarihi: 19/10/2005, RG 1/11/2005-25983 Mük.).
[14] Akdağ Güney, 2014, s. 166.
[15] 865 sayılı Kn. m. 298’de “…bakinin onda birini kendilerine tahsis edebilirler. “; 6762 sayılı Kanunu m.. 298’de “…kalanın onda birini kendilerine tahsis edebilirler.” denilmesi nedeniyle “onda biri” teriminin emredici bir kuralmış gibi düşünülmesi nedeniyle çoğunlukla şirket esas sözleşmelerinde kuruculara verilecek olan kârdan pay oranı yedek akçeler ve yüzde beş oranında ilk kâr payı ayrılmasından sonra kalanın %10’u olması gerektiği biçimde düzenlenmiştir. Doktrin ise bu oranı genelde bir üst oran olarak kabul etmiştir. Bu nedene 6102 sayılı Kanun m. 348/1’de “en çok onda biri intifa senetleri bağlamında kuruculara ödenir” diyerek oranın bir azami oran olduğunu, bu oranı aşmamak üzere şirket esas sözleşmesi ile belirleneceğini açıkça ifade etmiştir.
[16] Bkz. Oğuzman, 1950, s. 723-724.
[17] 11 HD. E. 94/4870, K. 94/898, Tar. 10/2/1994). Bkz. Eriş, 2017, s. 1872-1873. Konunun tartışılması için bkz. Moroğlu,2010, s. 354.
[18] Bu da “hukuk ve ekonomi” düşünce akımının karşılaştığı “etkinlik (efficiency) ve hakkaniyet (equity) arasında seçim yapma” ikileminin bir türü gibi görünmektedir.
Nitekim 6102 sayılı TTK m. 348, bu olguyu dikkate alarak (özellikle hukuksal olarak ve mülkiyet hakkının korunması açısından tartışmalı olsa da) kanun “ …yürürlüğe girmesinden sonra kurulan anonim şirketlerin pay senetlerini halka arz etmeden önce kurucu intifa senetlerini, herhangi bir bedel ödemeden iptal etmelerini; aksi halde intifa senetlerinin kendiliğinden geçersiz sayılacakları” hükmünü öngörmüştür. Kanun iki tartışmalı konuyu ise çözümlemeden bırakmıştır. Birisi, yeni kurulan kapalı bir şirkette zaman içinde sermaye yapısının değişmesi nedeniyle doğabilecek olan çatışma olasılığıdır. Diğeri ise 6102 sayılı Kanun öncesinde kurulmuş olan şirketlerdeki mevcut olan yaşanmakta olan uyuşmazlıklar veya potansiyel olası uyuşmazlıklardır.
[19] BCBS (1988). “International Convergence of Capital Measurement and Capital Standards”, July, https://www.bis.org/publ/bcbs04a.pdf
[20] 3182 sayılı Bankalar Kanunu’na İlişkin Tebliğ No: 6 – Sermaye Tabanı/Risk Ağırlıklı Varlıklar, Gayrinakdi Krediler ve Yükümlülükler” standart rasyosu, RG 26.10.1989-20324.
[21] Bankanın kurulduğu tarihte şirketlerin kuruluşu konusunu 1850 sayılı Kanunname-i Ticaret düzenlemektedir. Bankacılığı düzenleyen özel bir yasa ise bulunmamaktadır.
[22] Bu esas sözleşme (esas nizamname) 29/12/1925-257; 2/1/1926-260; 3/1/1926-261; 4/1/1926-2612 tarih-sayılı Resmi Gazete’lerde yayımlanmıştır. Bankanın ünvanı 1954 yılında Türkiye Tütüncüler Bankası olarak değiştirilmiştir. Bkz. 4/2810 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı (RG 19/6/1954-8733).
[23] 250 kurucuya ilişkin liste için bkz. esas sözleşme m. 1. Ticaret Sicili Gazetesi, 27 Ekim 1989-2388, s. 17-18.
[24] 4/1457 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı – RG 18/11/1953-8560.
Kurucu hisselere kâr payı oranı daha sonra azaltılarak %10’a indirilmiştir. Ancak bunun hangi tarihte yapılan genel kurul toplantısı ile yapıldığını tespit edemediğimiz söylemeliyiz. 1950’li yılların ortasında ya da ikinci yarısında bu oranın indirilmiş olduğunu Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanan ve esas sözleşme değişikliği öngören genel kurul çağrısından anlıyoruz. Ticaret Sicilli Gazetesi, 14 Ocak 1959-563, s. 6.
[25] Bkz. 84/8920 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı – 84/8920 sayılı Irving Trust Company’nin Tütüncüler Bankası Sermayesine Katılma Kararı (RG 28/12/1984-18619). Söz konusu Kararname ile sermayenin %40’na tekabül eden kısmının satış koşulları belirlenmekte ve yabancı şirketin sermayedeki payının %49’a kadar çıkarılabileceği öngörülmektedir.
[26] Bkz. Ticaret Sicili Gazetesi, 27 Ekim 1989-2388, s. 17.
[27] Banka hakkında bilgi için bkz. TMSF Raf Temizliği, Yaşarbank, Ekim 2009, https://raftemizligi.tmsf.org.tr/E-Kitaplar/Detail/17
[28] TEB’in güncel esas sözleşmesi için bkz. https://www.teb.com.tr/UPLOAD/PDF/2024/Sozlesme/ana-sozlesme.pdf
[29] Bkz Ticaret Sicili Gazetesi, 16 Şubat 1981-187, s. 23; Ticaret Sicili Gazetesi, 14 Nisan 1981-228, s. 48; 30 Ticaret Sicili gazetesi, Nisan 1981-240, s. 71.
27 Mart 1981 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul Toplantısı tutanağı için bkz. Ticaret Sicili Gazetesi, 1 Mayıs 1981-241, s. 40
[30] Genel kurul tutanağı için bkz. Ticaret Sicili Gazetesi, 30 Haziran 1981-282, s. 25.
[31] Ticaret Sicili gazetesi 23 Nisan 1982-490, s. 29. Düzeltme için 13 Mayıs 1982-504, s.18.
[32] Ticaret Sicili Gazetesi-16 Haziran 1982-527, s. 23;
Ticaret Sicili Gazetesi 27 Temmuz 1982-554, s. 28 vd.
[33] Bkz. Ticaret Sicili Gazetesi 27 Temmuz 1982-554, s. 28 vd. Bu esas sözleşme değişikliği konusundaki uyuşmazlıklar ile ilgili olarak bkz.
11 HD E. 2010/1979, K 2010/10333, Tar. 15/10/2010 (karararama.gov.tr)
11 HD. E. 2008/4682, K. 2010/4590, Tar. 27/4/2010 (karararama.gov.tr
[34] Bkz. 2/7257 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı (RG 28/10/1937-3746).
[35] Ticaret Sicili Gazetesi 12 Kasım 1987-1890, s. 8; Ticaret Sicili Gazetesi 31 Aralık 1987-1925, s.130.
[36] İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkeme’sinin E. 1987/1143, K. 1987/1032 sayılı ve 28/12/1987 tarihli Kararı için bkz. Ticaret Sicili Gazetesi 31 Aralık 1987-1925, s.130.
[37] Banka hakkında bilgi; TMSF Raf Temizliği Egebank, Ekim 2009, https://raftemizligi.tmsf.org.tr/E-Kitaplar/Detail/2
[38] 3/4010 sayılı Bakanlar Kurullu Kararı ile Bankanın kuruluşundaki ilk esas sözleşme metni için bkz. RG 25/4/1946-6291.
[39] Bankanın bu genel kurul toplantısının tutanakları için bkz. İstanbul Ticaret Gazetesi, 31 Mart 1987-1735, s. 129.
[40] Bunun için bkz. İstanbul Ticaret Gazetesi, 5/10/1987-1863, s. 39
[41] Bu davalarla ilgili olarak birinci derece hukuk mahkemesinin kararları hakkında verilen Yargıtay 11. Daire kararları için: 11. HD E. 1989/8160, K. 1991/3371, Tar. 21/5/199; 11 HD E. 1991/6370, K. 1991/5637, Tar. 25/10/1991; 11.HD E.90/7788, K. 92/7569 Tar. 10/6/1992; 11 HD E. 1992/6641, K. 1992/10918, Tar. 26/11/1992; 11. HD, E. 1992/6781, K. 1993/792, Tar. 9/2/1993; 11. HD, E. 1993/3979, K. 1993/5589. Tar. 17/9/1993; 11. HD.E. 1997/6139, K. 1997/8198, Tar. 17/11/1997.
Ayrıca Yargıtay Genel Kurulu Kararı: YHGK E.1996/11-1044, K. 1996/159, Tar. 13/3/1996.
[42] 18 Şubat 1988 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısının toplantı tutanağı ve esas sözleşmede yapılan değişikliklerin metni için bkz. Ticaret Sicili Gazetesi, 25 Şubat 1988-1964.
[43] Bu genel Kurul toplantısı ile ilgili olarak kurucu hisse sahipleri tarafından açılan davalara ilişkin Yargıtay Daire Kararları için bkz. 11. HD, E.1993/4159, K. 1993/6297, Tar. 8/10/1993; 11. HD, E. 1994/4615, K. 1994/8376, Tar. 10/11/1994.
[44] Bkz. Ticaret Sicili Gazetesi, 18 Nisan 1990-2510, s. 191.
[45] Söz konu genel kurul kararı nedeniyle açılan davaya ilişkin olarak Yargıtay Daire Kararı için: 11. HD, E. 1995/3033, K. 1995/5368, Tar. 26/6/1995.
[46] Ticaret Sicili Gazetesi 25 Temmuz 1995-3835, s. 205. Genel kurul tarafından esas sözleşme değişikliği yapan oy çokluğu ile alınan karara karşı aynı zamanda kurucu hisse sahibi olan bazı pay sahiplerini (Türk Eğitim Vakfı, Gülden Harunoğlu, Cem Mahruki) temsilen vekilleri tarafından muhalefet şerhi yazılmıştır. Bkz. s. 207.
[47] Bankanın sermayesi 80 milyon liradan 160 milyon liraya 24 Mart 1972 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında alınan kararla çıkarılmıştır. Bkz. Ticaret Sicili Gazetesi, 28 Haziran 1972-4584, s. 11 vd.
Sermaye 160 milyondan 300 milyon liraya ise 19 Kasım 1976 da toplanan Genel Kurul toplantısında alınan karar ile çıkarılmıştır. Bkz. Ticaret Sicili gazetesi, 12 Ekim 1976-72, s. 8; Ticaret Sicili gazetesi, 23 Kasım 1976-101, s. 13; Ticaret Sicili Gazetesi 4 Mart 1977-172, s. 23 vd.
[48] Ticaret Sicili Gazetesi, 13 Nisan 1995, s. 3776, s. 379. “Toplantıya katılan 344 kurucu hissenin 118 adedinin her birisine 5 milyon TL ödenerek (paradan altı sıfır atılmadan) banka tarafından satın alınmış olduğu; bu hisseler ise toplantıda Türkiye Garanti Bankası Memur ve Müstahdemleri Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı adına temsil edilmiş olduğu” ifade edilmektedir.
[49] Bkz. Ticaret Sicili Gazetesi, 18 Ekim 1999-4900, s. 315
[50] Bkz. Ticaret Sicili Gazetesi, 17 Ekim 2007-6917, s. 597.
[51] Bkz. Ticaret Sicili Gazetesi, 23 Haziran 2008-7089, s. 252.
[52] Bkz. Ticaret Sicili Gazetesi, 23 Haziran 2008-7089, s. 411.
[53] Esas sözleşmeden çıkarılan 15. Madde hükmü şöyledir: Madde 15- Bankanın kuruluşunda Ana sözleşmeyi kurucu olarak imza edenlerle, ilk sermayeyi taahhüt ederek ödeyenlere 370 adet kurucu pay senedi verilmiştir. Kurucu payları satışa çıkartıldığı takdirde banka dilerse bu payları imha etmek gayesi ile satın alabilir.”
Esas sözleşmeden çıkarılan 16. Madde hükmü şöyledir: “Madde 16– Kurucu payları, Ana sözleşmedeki temettü payından faydalanmak ve tasfiye halinde tasfiyeyi onayan Genel Kurulca takdir edilecek belirli bir tasfiye payını almak hakkı verir.”
[54] Bkz. T. Garanti Bankasının Özel Durum Açıklama Formu, 13.06.2008, https://www.garantibbvainvestorrelations.com/tr/images/pdf/2008_06_13_kurucu_pay_senetlerinin_geri_alim_tarihi.pdf
T. Garanti Bankasının Özel Durum Açıklama Formu, 23.06.2008, https://www.garantibbvainvestorrelations.com/tr/images/pdf/Bankamiz-Kurucu-Pay-Hisseleri-Hakkinda-23062016.pdf
[55] T. Garanti Bankasının kurucu hisseleri medyada da kendine yer bulmuştur. Örneğin;
Tevfik Güngör, Garanti Bankası kurucu hisselerini topluyor sermayesini artırıyor, Dünya Gazetesi, 25 Nisan 2008, https://www.dunya.com/kose-yazisi/garanti-bankasi-kurucu-hisselerini-topluyor-sermayesini-artiriyor/1530
Habertürk, Garanti’de kurucu hisseyi imha operasyonu, 25 Nisan 2008: “Yabancı ortak General Electric’in (GE) ’Siz de Akbank gibi yapın’ tavsiyesi üzerine Garanti Bankası, kurucu hisseleri satın alacak. 370 adet kurucu hisse için yaklaşık 1.1 milyar dolar ayıran Garanti Bankası, ortaklarının elindeki ’ayrıcalıklı’ hisseleri imha edecek. Hurriyet Gazetesi’nin haberine göre, GARANTİ Bankası, yüzde 49’u halka açık olan piyasa değerini olumsuz etkilediği için 370 adet kurucu hissesini 1 milyar 434 milyon YTL (yaklaşık 1.1 milyar dolar) bedelle satın alarak ortadan kaldıracak. Garanti Bankası’ndan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’na (İMKB) yapılan açıklamaya göre, bankanın dağıtılabilir kárından öncelikli yüzde 10 payı alma hakkı bulunan söz konusu kurucu hisseler, bankanın hisselerinin piyasa değeri üzerinde olumsuz baskı yarattığı gerekçesiyle, ortaklardan satın alınarak imha edilecek.
HİSSELER DOĞUŞ VE GE’DE: Garanti Bankası’nın alacağı hisselerin büyük bir bölümü ana hissedarları olan Doğuş Grubu ve GE’nin elinde. Geri çağrılacak 370 adet kurucu hisseden 184’ü Doğuş Grubu’nda, 182 adeti de General Electric de bulunuyor. Garanti bu hisselerin karşılığında Doğuş Grubu’na yaklaşık 547 milyon dolar, GE’ye de 540 milyon dolar ödeme yapacak.”
https://www.haberturk.com/ekonomi/makro-ekonomi/haber/69992-garantide-kurucu-hisseyi-imha-operasyonu
[56] “İtfa” terimi belirli bir bedel karşılığında intifa senedinin satın alınması, böylece intifa hakkının sona erdirilmesidir. Bu konuda bkz. Kendigelen, 2009a; Teoman,1976, s. 299 vd. T. Garanti Bankası’nın kurucu senetlerini itfa konusundaki iki hukuki mütalâa için Kendigelen 2008; Kendigelen, 2009.
[57] 27 Eylül 1958 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısı ile değiştirilen esas sözleşmenin eski ve yeni metinleri için bkz. Ticaret Sicili Gazetesi 26 Aralık 1958-548
[58] Bu genel kurul toplantısında yapılan değişiklik için bkz. Ticaret Sicili Gazetesi 24 Mart 1989-2238
[59] Akbank’ın kurucu ortakları ve hisseleri şöyleydi: Nuri Has (%15), Hacı Ömer Sabancı (%15), Nuh Naci Yazgan (%15), Mustafa Özgür (%15), Ahmet ve Bekir Sapmaz (%15), Seyit Tekin (%5). Kurucu ortaklardan geriye kalan %20’lik hissenin Adanalı ve İstanbullu itibarlı iş adamlarına satılması için kota konuldu. %10 hisse Adanalı iş adamlarına, %10 hisse ise İstanbullu iş adamlarına ayrıldı. Bu hisselerin de satılması ile 83 iş insanı bankanın kurucu ortaklar heyetinde yer aldı
[60] Faaliyet raporunda yer alan bilgiye göre 2005 sonunda H.Ö. Sabancı Holding ve İştirakleri % 43,06, Sabacı Ailesi 23,29 olmak üzere sermayenin toplam %66,35 ‘i Sabancı ailesinin şirket ve fertlerine aittir. Halka açık kısım ise %33,65’dır.
[61] Bankanın faaliyet raporları için bkz. https://www.akbankinvestorrelations.com/tr/yayinlar/yil-liste/Faaliyet-raporlari/317/0/0
[62] Akbank 2000 Yılı Faaliyet Raporu, https://www.akbankinvestorrelations.com/tr/images/pdf/faaliyet-raporlari/2000_akbank_faaliyet_raporu.pdf
[63] 23 Haziran 2005 tarihli toplantı tutanağı ve esas sözleşme değişiklikleri için bkz. Ticaret Sicili Gazetesi 7 Temmuz 2005-6341
https://www.akbankinvestorrelations.com/tr/images/pdf/genel_kurul/akbank_gk_tutanak_2005-06.pdf
Akbank’ın güncel esas sözleşmesinin metni için bkz. https://www.akbankinvestorrelations.com/tr/images/pdf/AKBANK_ANA_SOZLESME.pdf
[64] Akbank 2005 Yılı Faaliyet Raporu, s. 17 ve 126, https://www.akbankinvestorrelations.com/tr/images/pdf/faaliyet-raporlari/2005_akbank_faaliyet_raporu.pdf
[65] Hürriyet, Akbank’ta 1,5 milyar dolarlık “kurucu hisse” operasyonu, 3 Mayıs 2005, https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/akbank-ta-1-5-milyar-dolarlik-kurucu-hisse-operasyonu-38724599
Ekotrent, Has, Akbank hisselerini satıyor, 4 Mayıs 2005, https://ekonomi.haber7.com/ekonomi/haber/89940-has-akbank-hisselerini-satiyor
Milliyet Akbank kurucu hisse alacak, 26 Haziran 2005, https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/akbank-kurucu-hisse-alacak-121599
[66] 5660 sayılı Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın Dağıtacağı Kârın Hazine’ce İkmali Hakkında Kanun, (Kabul Tarihi: 24/3/1950, RG 1/4/1950-7472).
TSKB kurucularının listesi için esas sözleşmesi m. 1, https://www.tskb.com.tr/uploads/file/5e69a269667e2055f93193e4e38a6c67-1681195982083.pdf
Güncel olarak bankanın paylarının %47,68’i T. İş Bankası’na aittir. Grupta yer alan diğer şirketlerle birlikte T. İş Bankası grubunun toplam payı %51,37’dir. https://www.tskb.com.tr/yatirimci-iliskileri/ortaklik-yapisi (erişim 10 Ocak 2025)
[67] Paradan altı sıfır atılması ile ilgili esas sözleşme değişikliği bankanın 16 Mart 2005 tarihli genel kurul toplantısında yapılan esas sözleşme değişiklikleri ile gerçekleştirilmiştir. Ticaret Sicili Gazetesi 24 Mart 2005-6267, s. 522 vd.
[68] Ticaret Sicili Gazetesi, 8 Şubat 1991-2712, s. 174 ve 3 Haziran 1991-2789, s. 182 vd.
[69] Ticaret Sicili Gazetesi 27 Mayıs 1992-3037, s. 137 vd.
[70] Ticaret Sicili Gazetesi 26 Ocak 1998-4469, s. 257 vd.
[71] Ticaret Sicili Gazetesi 12 Nisan 2013-8299, s. 833 vd.; Ticaret Sicili Gazetesi 1 Mart 2013-8269 s. 105 vd.
[72] Ticaret Sicili Gazetesi 27 Mayıs 1993-3289, s. 115; Ticaret Sicili Gazetesi 20 Mayıs 1994-3536, s. 133.
[73] Ticaret Siciline yapılan ve açıklanan bir kayıtta “26/3/2013’de yapılan Genel Kurul Toplantısında alınan kâr pay dağıtım kararının kurucu hisselere ilişkin kısmının iptali için 44. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açılmış (Dosya E. 2013/121) olduğu” açıklanmıştır. Ticaret Sicili Gazetesi, 23 Temmuz 2013-8369, s. 368.
Bankanın 24 Mart 2016 tarihindeki Genel Kurul Toplantısında gündemin kâr dağıtımı maddesi ile ilgili olarak “kurucu senetlerin haklarının önceki yıllarda kanuna aykırı olarak kısıtlanmış olduğu ve kârın dağıtımıyla ilgili olarak kurucular açısından yasaya aykırılık” bulunduğu muhalefet şerhi tutanağa geçirilmiştir. Diğer yandan Toplantı başkanı Başkanının kâr dağıtımı ile ilgili süreçler olduğunu ve banka lehine kesinleşen davalar olduğunu söylemiştir. https://www.tskb.com.tr/uploads/file/genel-kurul-toplanti-tutanagi-2015.pdf
28 Mart 2024 tarihli Genel Kurul Toplantısında yine kurucu paylarla ilgili olduğu anlaşılan bir uyuşmazlık nedeniyle muhalefet şerhi olarak “İş Bankası grubu olarak, yargıdaki uzantılarınızla birlikte insanların haklarına uzanan elleriniz kırılsın. TAMAM. İlgilenen İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ’NİN 2020/16 esas sayılı DAVA dosyasına bakabilir” şeklinde bir açıklama yazılmıştır. https://www.tskb.com.tr/uploads/file/genel-kurul-toplanti-tutanaklari-2023.pdf
[74] Pamukbank hakkında bilgi için bkz. TMSF Raf Temizliği, Pamukbank, Ekim 2009, https://raftemizligi.tmsf.org.tr/E-Kitaplar/Detail/13
[75] Kuruluş esas sözleşmesi için Ticaret Sicili Gazetesi 22 Nisan 1955-8511
[76] Ticaret Sicili Gazetesi- 11 Ocak 1980-311, s. 85.
[77] Ticaret Sicili Gazetesi- 2 Mart 1981-197, s. 17
Ticaret Sicili Gazetesi 20 Nisan 1981-232, s. 49
[78] BDDK Karar No: 742, Karar Tarihi: 18/6/2002, RG 19/6/2002-24790 Mük.
[79] 5230 sayılı Pamukbank Türk Anonim Şirketinin Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketine Devri ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, Kabul Tarihi: 17/6/2004, RG 31/7/2004-25539.
BDDK, T. Halk Bankası A.Ş. ve Pamukbank TAŞ Genel Kurullarının Devre Dair Kararlarına İlişkin Karar Karar No: 1415, Karar Tarihi: 9/1/2004, RG 10/11/2004-25639
[80] Yargıtay 11 HD. E. 2015/14641, K. 2916/6636 sayı ve Karar Tarihi: 15/6/2016. Yargıtay’ın bu kararı için bkz. Üçışık-Çelik, 2018, s. 327-328 ve karararama.gov.tr
[81] Yargıtay 11 HD E. 2019/4425, K 2020/3046, Tar. 22/6/2020.
[82] Esas sözleşme metni için bkz. https://www.turkishbank.com/tbtuploads/2016/10/esas-sozlesme.pdf
[83] Ortaklık pay dağılımı için bkz. https://www.turkishbank.com/hakkimizda/kurumsal-yonetim/ortaklik-yapisi/ (erişim 21 Nisan 2025)
[84] 1447 Sayılı Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsaları Kanunu (RG 30/5/1929 – 1203)
T. İş Bankası’nın hisse senetleri ile kurucu hisseleri 1447 sayılı Kanun ile kurulan borsadan önce faaliyette bulunan “İstanbul Esham ve Tahvilat-Kambiyo ve Nukut Borsası” nda da işlem görmekte idi. Bu iki borsaile borsada işlem gören şirketler konusunda Al-Akar, 2014; Yılmaz, 2015.
[85] Borsa bültenlerinin 2/7/1934-27/12/1941 tarihleri arasındaki nüshalarının arşivi İstanbul Üniversitesi tarafından yayımlanmıştır. https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/GAZETE/
2 Temmuz 1934 Tarihli Bülten İçin bkz.
https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/GAZETE/borsa/borsa_1934/borsa_1934_temmuz_/borsa_1934_temmuz_2_.pdf
27 Aralık 1941 tarihli bülten için bkz.
https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/GAZETE/borsa/borsa_1941/borsa_1941_kanunuevvel_/borsa_1941_kanunuevvel_27_.pdf
[86] 91 Sayılı KHK: Menkul Kıymet Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (RG 6/10/1983 – 18183 Mükerrer).
SPKr. tarafından yayımlanan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Yönetmeliği (RG 18/12/1985 – 18962) konulan bir kurala (geçici madde 5) göre “Bu yönetmeliğe göre Borsa kurulup faaliyete geçmeden önce İstanbul Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsası’nca kota alınmış menkul kıymetler Borsaya kote edilmiş sayılırlar. Bu menkul kıymetlerden kota alma ücreti alınmaz” denilerek önceki borsaya kote edilmiş şirketler ve menkul kıymetleri yeni kurulan borsaya da otomatik olarak kote edilmiş ve orada işlem görmeye devam etmiştir.
[87] BIST 30’da işlem gören şirketler içinde T. İş Bankası yanısıra Enka Holding ve Koç Holding’in de kurucu intifa senetleri bulunmakla birlikte bunlar borsanın pazarlarında işlem görmemektedir. Bu şirketlerin kurucu intifa senetleri ve kâr payı hakları için Bkz. Karacan-Erişir Karacan, 2016, s. 238.
[88] Bir bankanın kuruluşuna izin verilmesi ile faaliyete geçmesine izin verilmesi günümüzde BDDK kararı ile olduğundan banka kuruluşuna izin bürokratik ve teknik bir karardır. Ancak gerek 2243 sayılı Kanun öncesinde gerekse 2243, 2999, 7129, 3182, 4389 sayılı Kanunlar döneminde banka kuruluşuna izin Bakanlar Kurulu kararına dayandığından banka kuruluşu izni politik bir karardır.
T. İş Bankası’nın kurulduğu sırada anonim şirket şeklindeki bir bankanın kuruluş süreci Bakanlar Kurulu Kararına dayandığından anonim şirket şeklindeki banka kuruluşu kararı politik bir karardır. Kurucusunun kişiliği yanısıra hem hukuksal açıdan kuruluş işlemleri ve biçimi bakımından hem de kuruluşundaki amaç bakımından T. İş Bankası’nın kuruluşu politik bir süreçtir. Bankanın kuruluşu ile bu konudaki kaynaklar için bkz. Karacan, 2023, s. 324 vd.
Bankanın tarihi konusunda banka tarafından hazırlatılan kitaplar için bkz. Türkiye İş Bankası, 1934, 1964, 1974, 2001. Ayrıca yine banka tarafından hazırlatılmış olan: Çetinkaya, 2024; Kocabaşoğlu ve diğerleri, 2001.
[89] İş Bankasının Kuruluş esas sözleşmesi için bkz. Özer, 2010, EK 3/a.
Kemal Atatürk bankanın kurulma fikrinin sahibi ve kuruluşun gerçekleşmesine öncülük eden ve sağlayan kişi olmasına karşın bankanın esas sözleşmesini kurucu olarak imzalamamış ve esas sözleşmede sayılan kurucu isimler arasında yer almamıştır. Kemal Atatürk’ün yasal kuruluşun gerçekleşmesi için verdiği sermayenin dörtte birini temsil eden 250 bin liraya tekabül eden hisseyi hukuken kuruluşu izleyen süreçte edinmiştir.
[90] Resmî Gazetede yayımlanan (RG 6/6/1927-603) genel kurul çağrısında toplantı gündeminde bankanın sermayesinin 4 milyon liraya çıkarılması ile “müessis hisselerin iştirası” yer almış ve esas sözleşmeyi tadil tasarısında ise değiştirilecek maddeleri arasında yer alan kurucu hisse ihracını düzenleyen hükme ilişkin olarak da “63. Madde: Mülgadır” denilmiştir.
Bu konuda hem bankaca hazırlatılmış ve yayımlanmış olan banka tarihçelerinden ve hem de banka esas sözleşme değişikliklerinin olağan uygulama dışında yayımlanmamış olması nedeniyle Resmî Gazetelerden hukuksal açıdan yeterince bilgiye erişmek mümkün değildir. Bir olasılık olarak birleşme öncesinde kurucu hisselerin “iştira” edildiği yani satın alındığı ve birleşme ile de yeniden kurucu senedi ihraç edilmiş olduğu düşüncesine ulaşmak mümkündür. Bir başka olasılık ise genel kurulda 63. Maddenin mülga edilmesi kabul edilmemiş, sermaye artırımı ve birleşme yeni kuruluş kabul edilerek birleşme sonrasında İtibar-ı milli bankası pay senetleri banka paylarıyla değiştirilirken bu payların sahiplerine de yeni kurucu senetleri verilmiştir.
[91] Bkz. Kocabaşoğlu ve diğ., 2001, s. 55-56.
Bankanın 24 Mart 1935 tarihinde toplanan genel kuruluna sunulan 11. Mali Yıl raporunda ise “Müessis Hisseleri” başlığı altında şöyle denilmektedir:
“1927 yılında müessesemize ilhak edilen İtibarı Milli Bankasının %50 si ödenmiş beher 200 hissesine mukabil bir müessislik hissesi verilmesi kararlaşmış ve bu banka hisselerinin değişmesinin sonucu alınıncaya kadar müessis hisselerimiz 2.921 adet derpiş edilmişti.
Değiştirme işinin sonunu almak üzere bulunmuş ve geriye kalan hissedarlarımızın hakları da belirmiş bulunduğundan bankamızın müessislik hisseleri 2.482 adet olarak tesbit edilmiştir.”
[92] Bu konudaki veri için ve aynı zamanda banka pay sahibi olan ve banka genel kurul toplantısına katılan kişilerin muhalefet şerhleri, bankanın mahkemelere yazdığı yazılar için bkz.
TÜRKİYE İŞ BANKASI A.Ş. 31MART 2021 TARİHİNDE YAPILAN OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTISI BİLGİLENDİRME DÖKÜMANI, www.kap.org.tr
TÜRKİYE İŞ BANKASI A.Ş. 27.03.2025 TARİHLİ OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTISI BİLGİLENDİRME DOKÜMANI https://www.isbank.com.tr/bankamizi-taniyin/Documents/yatirimci-iliskileri/genel-kurul-bilgilendirme-dokumani.pdf
TÜRKİYE İŞ BANKASI A.Ş. 31MART 2020 TARİHİNDE YAPILAN OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTI TUTANAĞI, https://www.isbank.com.tr/contentmanagement/IsbankMeetingReports/pdf/Tutanak2020.pdf
TÜRKİYE İŞ BANKASI A.Ş. 31MART 2021 TARİHİNDE YAPILAN OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTI TUTANAĞI, https://www.isbank.com.tr/contentmanagement/IsbankMeetingReports/pdf/Tutanak2021.pdf
TÜRKİYE İŞ BANKASI A.Ş. 25 MART 2022 TARİHİNDE YAPILAN OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTI TUTANAĞI, https://www.isbank.com.tr/contentmanagement/IsbankMeetingReports/pdf/Tutanak2022.pdf
TÜRKİYE İŞ BANKASI A.Ş. 30 MART 2023 TARİHİNDE YAPILAN OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTI TUTANAĞI https://www.isbank.com.tr/contentmanagement/IsbankMeetingReports/pdf/Tutanak2023.pdf
TÜRKİYE İŞ BANKASI A.Ş. 29 MART 2024 TARİHİNDE YAPILAN OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTI TUTANAĞI
https://www.isbank.com.tr/contentmanagement/IsbankMeetingReports/pdf/TutanakKVKK2024.pdf
TÜRKİYE İŞ BANKASI A.Ş. 27 MART 2025 TARİHİNDE YAPILAN OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTI TUTANAĞI https://www.isbank.com.tr/contentmanagement/IsbankMeetingReports/pdf/TutanakKVKK2025.pdf
[93] Karacan, 2023, s. 428 Tablo:5
[94] Karacan, 2023, s. 53.
[95] Söz konusu tarihte emredici kurallar taşıyan 2999 sayılı Bankalar Kanunu yanı sıra 865 sayılı Ticaret-i Berriyye Kanunu da yürürlükte bulunmaktadır.
[96] Banka tarafından kamuoyuna yapılan açıklamada sadece 29 Mart 1937 günü yapılacak genel kurula sunulacak olan tadil tasarı yer almış ve değiştirilecek olan mevcut esas sözleşmenin en son haline ve hükümlerine yer verilmemiştir. Bkz. RG 6/3/1937-3547.
18/8/1937 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısında onaylanan banka esas sözleşmesinin metni Resmî Gazetede Ankara Ticaret ve Sanayi Odası tarafından yayımlanmıştır. Bkz. RG 5/10/1937-3726.
[97] Kurucu hisselere hisse başına 1926 yılı kârından 60 lira; 1927 ve 1928 yılı kârlarından 25’er lira; 1929 yılı kârından 20 lira; 1930 ve 1931 yılı kârlarından 15’er lira; 1932, 1933, 1934 ve 1935 yılı kârlarından 10’ar lira; 1936, 1937 ve 1938 yılı kârlarından 9’ar lira kâr payı verilmiştir. Bkz. Bankanın ilgili yıllara ilişkin faaliyet raporları.
[98] 865 sayılı Kanun, kâr payı dağıtımında bunun yirmide birinin (%5) şirketin muhtemel zararlarına karşılık ihtiyat sermayesi olarak ayrılmasını (m. 461/1) ve bu miktar ayrılmadıkça da kâr payı dağıtılamayacağını (m.462) öngörmüştür (865 sayılı Ticaret-i Berriyye Kanunu (RG 28/6/1926-406).
2999 sayılı Kanun ise “Ticaret Kanununun 462 nci maddesinin ve esas mukavelelerinin mecburî kıldığı ihtiyatlardan başka senelik safî kârlarından % 5 ini ileride vukuu muhtemel zarar karşılığı olarak ayırmak zorunda” oldukları (m.31) hükmünü getirmiştir (2999 sayılı Bankalar Kanunu, Kabul Tarihi: 1/6/1936, RG 9/6/1936-3325).
Bu Kanunlar ile getirilmiş olan ihtiyat ayırma ilkelerinin sonraki düzenlemeler ile günümüz düzenlemelerinde de korunduğunu söylemeliyiz.
[99] Bkz. 1941 yılı için: RG 7/5/1941-4802; 1946 yılı için: RG 18/11/1946-6457; 1949 yılı için: RG 14/6/1949-7232; 1954 yılı için: 15/6/1954-8729; , 1961 yılı için: 1 Haziran 1961-1273; 1964 yılı için: Ticaret Sicili Gazetesi 15 Haziran 1964-2184; 1973 yılı için: Ticaret Sicili Gazetesi 15 Mayıs 1973-4838; 1976 yılı için: Ticaret Sicili Gazetesi, 22 Nisan 1976-368; 1982 yılı için: Ticaret Sicili Gazetesi, 26 Mayıs 1982-512; 1984 yılı için: Ticaret Sicili Gazetesi, 8 Mayıs 1984-1005; 1986 yılı için: Ticaret Sicili Gazetesi, 9 Mayıs 1986- 1511; 1987 yılı için: Ticaret Sicili Gazetesi, 2 Temmuz 1987-1799.
[100] Ticaret Sicili Gazetesi 11 Temmuz 1991-2814, s. 110 vd.
[101] Bankanın ilk kuruluş sermayesinin getirilmesi, İtibarı-ı Milli Bankası ile birleşmesi ve kuruluştan bu yana günümüze değin yapılan sermaye artırımlarının detayı konusunda bkz. Karacan, 2023, s. 380 vd.
[102] Güncel esas sözleşme metni için bkz. https://www.isbank.com.tr/bankamizi-taniyin/Documents/yatirimci-iliskileri/ana-sözlesme%20-2024.pdf
[103] 2005 yılında 5083 sayılı Kanun ile para biriminden altı sıfır atılarak para birimi önce YTL-Yeni Türk Lirası olarak belirlenmiş ve daha sonra da 2009 yılı başında para biriminin başındaki Yeni kelimesi kaldırılarak para birimi yeniden TL-Türk Lirası olarak isimlendirilmiştir. Diğer yandan para birimindeki bu değişime uyum için de 5274 sayılı Kanun ile 6762 sayılı TTK değiştirilmiştir. Böylece şirketlerin sermayeleri, pay değerleri, pay senedi değerleri, esas sözleşmede yer alan diğer parasal değerler de yeni para birimine uyumlaştırılmıştır. Bu düzenlemeler için bkz.
5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun, Kabul Tarihi 28/1/2004, RG 31/1/2004-25363).
2007/11963 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı- Yeni Türk Lirası ve Yeni Kuruşta Yer Alan Yeni İbare- lerinin Kaldırılmasına ve Uygulama Esaslarına İlişkin Karar” (RG 5/5/2007-26513)
5274 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Kabul Tarihi: 9/12/2004 (RG 5/12/2004-25671)
[104] Örneğin 2020 yılın dağıtılan kârından kurucu hisselere “İntifa Senedi Sahiplerine Dağıtılan Kâr Payı” olarak 3.731,22 TL verilmiştir. Bir fikir vermesi amacıyla kurucu hisselere ödenen toplam kâr payı 1925 yılı kârından 29.000 lira; 1940 yılı kârından 52.590 lira; 1948 yılı kârından 232.972 lira kâr payı ödemesi yapılmıştır. Bkz. İlgili yıl banka faaliyet raporları.
31 Mayıs 1991 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında bankanın esas sözleşmesinin değiştirilerek kurucu paylarına verilecek kâr payında sermaye ile ilişkili olarak sınırlama yapılmasına konusundaki değişiklik nedeniyle bir pay sahibinin banka genel kurul kararlarında koyduğu muhalefet şerhi ve bu konudaki iddia ve açılmış olan davaya ilişkin bilgi için olağan genel kurul toplantısı tutanaklarına bakılabilir:
31 Mart 2021 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısı için bkz. https://www.isbank.com.tr/contentmanagement/IsbankMeetingReports/pdf/Tutanak2021.pdf
25 Mart 2022 tarihli genel kurul kararlarına konulan muhalefet şerhi için bkz.
https://www.isbank.com.tr/contentmanagement/IsbankMeetingReports/pdf/Tutanak2022.pdf
[105] T.İş Bankası (1974), 50. Yıl Kitabı, 1924-1974, s. 84.
[106] Bu esas sözleşme değişiklikleri için bkz.: 2/15590 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı- RG 7/5/1941-4802); 2/19856 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı- RG 26/5/1943-5413); 4/4717 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı- RG 18/11/1946-6457); 3/9234 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı-RG 14/6/1949- 7232).
[107] RG 21/11/1953-8563
[108] Bkz. 4/2822 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı- RG 15/6/1954-8729)
[109] Ticaret Sicili Gazetesi 1/6/1961-1273, s. 3; Ayrıca Ticaret Sicili Gazetesi 15 Haziran 1964-2184, s. 2;
[110] Ticaret Sicili Gazetesi 9 Mart 1973-4791, s. 4. ve 5 Mayıs 1973-4838, s. 5.; Ayrıca Ticaret Sicili Gazetesi 16 Mart 1976-341, s. 37, 22 Nisan 1976-368, s. 46.
[111] Ticaret Sicili Gazetesi 10 Ekim 1979-250, s. 93 vd.
[112] Bu konuda bkz. Karacan, 2023, s. 405 vd.
[113] Ticaret Sicili Gazetesi, 26 Mayıs 1982-512, s. 33 vd. Ayrıca bundaki değişiklik için Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi 8 Mayıs 1984,-1005, s. 14 ve 14/6/1984-1032, s. 56; Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi 9 Mayıs 1986-1511, s. 30.
[114] Ticaret Sicili Gazetesi, 2 Temmuz 1987-1799, s. 49 vd.
[115] Bkz. Karacan, 2023, s. 415.
[116] Karacan, 2023, s. 380-435.
[117] Banknın internet sitesinde yer alan ve MKK verilerine göre olduğu belirtilen 31 Aralık 2024 tarihi itibariyle yapılan açıklamaya göre bankanın ortaklık yapısının dağılımı şöyledir: İş Bankası Munzam Sandık Vakfı %38,59; Atatürk Hisseleri %28,09; Halka Açık Pay %33,32. Bkz. https://www.isbank.com.tr/bankamizi-taniyin/ortaklik-yapisi
Ancak Munzam Vakfın iştiraklari ile birlkte bankada sahip olduğu pay oranı %39,19’dur. https://www.tibasvakfi.org.tr/TR/Sayfalar/istiraklerimiz.aspx
Ancak bankanın sitesinde ya da faaliyet raporlarında kurucu senetlerin sahipliğinin dağılımı konusunda bir açıklama yer almadığından bu konuda güncel bir bilgiye erişim olası değildir. Kemal Atatürk vasiyetnamesi kapsamında CHP tarafından sahip olunan kurucu senet sayısını biliyoruz. Ancak bankanın sandığı, bankanın kendisi ve iştirakleri ile diğer büyük kurucu senet sahiplerinin sahip olduğu senet sayısı konusunda bir bilgiye sahip değiliz.
[118] Bu ayrışmanın bir başka kurumun, banka sandığının da bankanın en büyük pay sahibi olması olgusu ile birleşmesinin gelecekte bankanın gerektiğinde dış kaynaklardan sermaye artırımı yapabilmesinin önündeki zorlaştırıcı etkenlerden birisi haline geldiği ve bankanın sermaye yapısını katılaştırıcı bir etki yaptığı söylenebilir.
[119] 6195 Sayılı Cumhuriyet Halk Partisinin Haksız İktisaplarının İadesi Hakkında Kanun, Kabul Tarihi, 14/12/1953, (RG 16/12/1953-8584).
[120] Anayasa Mahkemesi’nin 11/10/1963 Tarih ve E.1963/124, K.1963/243 sayılı Kararı (RG 4/12/1963-11572)
[121] Bankanın internet sitesinde yer alan “Bu hisseler, Atatürk’e ait hisseler olup, Atatürk’ün vasiyeti gereğince Cumhuriyet Halk Partisi tarafından temsil edilmektedir” şeklindeki banka açıklaması hukuksal olarak yanlış ve yanıltıcı bir açıklamadır. Açıklamadaki “aittir” ibaresi mülkiyet sahipliğini ifade etmektedir. Gerçek bir kişi ölünce mal varlığı üzerindeki sahiplik hakları hukuken medeni hukuka göre kanuni mirasçılarına ve/veya vasiyetname ile belirlenen miras bıraktığı kişilere intikal eder. Bu nedenle hukusal bakımdan bir şey, bir varlık ölmüş, yaşamayan bir gerçek kişi olan Atatürk’e ait olmaz. Söz konu hisselerin halen Atatürk’e aitmiş izlenimi yaratan bu açıklama hukuksal açıdan yanlış ve yanıltıcıdır. CHP “tarafından temsil edilmektedir” ibaresi de vasiyetname uyarınca gerek Medeni Kanun hükümleri gerekse Yargıtay içithatları karşısında CHP’nin söz konusu payların mülkiyetine sahip olması nedeniyle hukuksal açıdan yanlış ve yanıltıcıdır. Doğru ifade “Bu hisseler Kemal Atatürk’ün vasiyetnamesi ile bıraktığı hisseler olup sahipliği CHP’ye aittir ve temettü hariç pay sahibi hakları CHP tarafından kullanılmaktadır.” olmalıdır.
https://www.isbank.com.tr/bankamizi-taniyin/ortaklik-yapisi
[122] Bu paylar istendiğinde bedeli verildiğinde geri almak koşuluyla Maliye Bakanlığına satılmıştır. Nitekim Hazinenin bu paylarının 2.000 tanesi 1927 yılında banka yönetim kurulu kararıyla Başbakan İsmet İnönü’ye devir (ferağ) edilmiştir. Bkz. Kocabaşoğlu, 2001, s. 56-57. Hazine’nin pay sahipliği konusunda Karacan, 2023, s. 339-341.
[123] Bankada Hazinenin pay sahibi olması ile Maliye Bakanlığının bankaların düzenleme ve denetim işlevinin birleşmesi nedeniyle Hazine, Bankanın yönetim kurulunda temsil edilmiş ve yönetimde etkin olmuştur. Bankanın yönetiminin oluşturulması ve paylaşımının tarihsel çizgisi için bkz. Karacan, 2023, s. 362-380.
[124] Bkz. Özelleşirme Yüksek Kurulu Kararı, Karar No: 97/48, Tarih 21/10/1997, RG 22/10/1997-23148
[125] Munzam sandığın bankadaki pay sahipliği ve tarihsel gelişimi konusunda bkz. Karacan, 2023, s. 630- 639.
Daha 1945 yılında bankayla ilgili olan kuruluşların banka sermayesindeki pay oranı %24,32’dir. Karşılıklı iştirak yasağının olmadığı bu dönemde banka yönetimi kendi sermayesinin %24,32’sini dolaylı biçimde iştirakleri kanalı yönetmeye başlamış ve pay sahipleri genel kurulunda ağırlığa sahip olmuştur. 1958 yılında 7129 sayılı Bankalar Kanunu’nun karşılıklı iştiraki kısıtlaması nedeniyle bu kuruluşlar paylarını büyük ölçüde bankanın sandığına devretmişlerdir. 1967 yılına geldiğinde bankanın sermayesinin %32,85’i banka emekli sandığına ait olmuştur. 1991 sermaye artırımından sonra bu oran %42,17’ye kadar çıkmıştır. Bu oran %44’e kadar yükselmiş olduğu dönemler vardır.
[126] Esas sözleşmenin 5, 9, 39, 49, 58. maddelerinin değiştirilmesi ve 7 tane geçici madde eklemeyi öngören gündemle 25 Ekim 1979 tarihinde yapılacak olağanüstü genel kurul toplantısı çağrısı için bkz. Ticaret Sicili Gazetesi, 10 Ekim 1979-250, s. 93 vd.
[127] Olayların hikayesi için bkz. Karacan, 2023, s. 405-413. Genel kurul toplantısında sadece bankanın kredi açma yetkilerine ilişkin esas sözleşmenin 39. Madde hükmü değiştirilmiştir. Ticaret Sicili Gazetesi 19 Kasım 1979-273, s. 90.
[128] 1993 yılında CHP Genel Başkanlığı tarafından Uluç Gürkan imzasıyla gönderilen yazıyla yasal girişimleri için istenen bilgi talebine T. İş Bankası Genel Müdürlüğü tarafından (Genel Müüdür Ünal Korukçu ve Genel Müdür Yardımcısı Sezai Akın tarafından imzalanarak) gönderilmiş ve mahkeme dosyalara girmiş olan 11 sayfalık cevabî yazı 1982, 1987 ve 1991 yılı sermaye artırımlarına ilişkin ayrıntılı bilgiler içermektedir.
[129] Bu konuda Karacan, 2023 de yapılan değerlendirmeler. 1997 yılında bankanın nakdi sermaye artırımlarının kendilerine dağıtılacak olan kar paylarından karşılanması yönünde CHP ile TDK ve TTK arasında bir protokol yapılmış olduğu davalarda taraflarca yapılan iddia ve savunmalarda ileriye sürüldüğü mahkeme kararlarına yansımış bulunmaktadır. Ancak eğer varsa sermaye piyasası hukuku açısından kamuya açıklanmış olması gereken bu protokol kamuya açıklanmadığından içeriği konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz.
Örneğin bu konuda 2001 yılında yapılmış olan ve en son nakdi taahhüde dayalı olarak gerçekleştirilen sermaye artırımıyla ilgili olarak Banka Genel Müdürlüğünün Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesine Esas 2004/79 sayılı Dava Dosyası için gönderdiği 17 Eylül 2004 tarihli yazıda
“Bankamızın 2000 yılı kar dağıtımından Cumburiyet Halk Partisi tarafindan temsil edilen Atatürk hisselerine 25.013.650.824.736 TL isabet etmis olup, Cumhuriyet Halk Partisinden alınan talimat uyarınca bu tutarın 24.346.019.632.000 TL’lik bölümü 2001 yılında gerçeklestirilen %15,5 oranındaki bedelli sermaye artışında kullanılmıştır. Bakiye 667.631.192.735 TL’in ise 14.400.000.000 TL’sı yine CHP’ain talimatı gereğince Atatürk’ün mirasçılarından Sn. Ülkü Adatepe’ye yapılacak aylık ödemelere mahsuben ayrılmıştır. Kalan 653.231.192.735 TL ise eşit olarak Türk Dil Kurma ve Türk Tarih Kurumu’na isabet etmektedir. Söz konusu bakiye 2000 yıl kar dağıtımının yapıldığı 5.6.2001 tarihinden bu yana nemalandırılarak Bankamız nezdinde muhafaza edilmektedir. “
denilmektedir.
[130] “Söz konusu sermaye artırımları Hazine ve banka yönetiminin işbirliğinde görünüşte nakit karşılığı şeklinde gerçekleştirilmiş olmalarına karşın bu artışlar, danışıklı bir işlemle ve kâr payı dağıtımı ile eşleştirilerek fonlanmışlardır.” denilmektedir. Bkz. Karacan, 2023, s. 213
Diğer yandan 1982 sermaye artırımı konusunda dönemin darbeci generalleriyle yaptığı toplantılar hakkında bankanın o sıradaki genel müdürü Cahit Kocaömer’in yayımlanan anılarındaki anlatımlarının aktarımı için bkz. Karacan, 2023, s. 414-416.
[131] Payların oy ve gelir yönünden oransal olarak ayrışmasının gerisinde yatan neden bu ayrışmanın özellikle 1982 ve 1987’de Kemal Atatürk’ün kurucu hisselerine bankanın 1991 değişikliği öncesindeki esas sözleşmesine göre kâr payı hesaplanması ve verilmesidir. Sermaye artırımları ile payların oy hakkı içindeki oranı düşerken kurucu hisselerin kâr payının hesaplanma biçiminin korunması nedeniyle gelir yönünden payı aynı hızda düşmemiştir. 1991 esas sözleşme değişikliği ile kurucu hisselerin kâr paylarının da 1987 sermayesine göre sınırlaması nedeniyle oy ve gelir yönünden ayrışma büyük ölçüde azalmıştır.
[132] Bankanın 1982, 1987 ve 1991 sermaye artırımlarının ayrıntısı ve organizasyon biçimi konusunda detaylı bilgi için bkz. Karacan, 2023, s. 405-419 ve s. 429-433 Tablo: 7-14.
[133] 3821 sayılı “6.10.1981 Tarih ve 2533 Sayılı Siyasî Partilerin Feshine Dair Kanunun Yürürlükten Kaldırılmasına ve 2820 Sayılı Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”, Kanun Tarihi:19/6/1992, RG 3/7/1992-21273.
[134] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.1997/201 ve K. 1997/815 sayılı ve 18/2/1997 tarihli Kararı.
[135] Bkz. Karacan, 2023, s. 214.
[136] 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na göre “Sermaye artırımlarının, her türlü muvazaadan âri olarak, ilgili mevzuatla ilâve edilmesine izin verilen kaynaklar hariç, iç kaynaklara başvurulmadan nakden ödenmesi şarttır.” denilmektedir (m. 17/2). Burada sorulması gereken iki soru bulunmaktadır: Birincisi “İlgili mevzuatla ilâve edilmesine izin verilen iç kaynaklar” olsa da bir bankanın sermayesini sürekli olarak (2003, 2004, 2005, 2006, 20009, 2010, 2022 yıllarında) sadece iç kaynaklarından artırması ve nakdi sermaye artırımı yapmaması Kanunun bu hükmünün özüne uygun mudur? İkincisi BDDK bankanın iç kaynaklarını sermaye artırımında kullanabilmesi, varsayalım ki (BDDK tarafından) aynı miktarda nakdi sermaye artırımı şartına bağlansın. Bu şartı daha önceki (1987, 1991, 1995, 1997, 1998, 1999, 2001 yıllarındaki) sermaye artırımlarındaki uygulama gibi ortaklara yapılacak kâr payı dağıtımı ile eşleştirerek (yani önce kâr payı dağıtmak sonra da sermaye apel ödeme çağrısı yapmak) karşılamak (ve ortaklardan birisinin de (CHP) vasiyetname uyarınca başkasına (TDK ve TTK) vereceği banka kâr payından karşılaması) yöntemiyle ortakların gerçekte kendi fonlarıyla finanse etmeyip banka kaynaklarıyla finanse ederek nakit sermaye artışı yapmaları Kanunun bu hükmünün özüne uygun mudur?
Ali İhsan Karacan 1951 yılında Ceyhan/Adana’da doğdu. 1973 yılında A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden, 1984 yılında İ.Ü. Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1978 yılında İÜ İktisat Fakültesinde doktorasını tamamlamış; 1988 yılında doçent ve 2018 yılında profesör olmuştur. İstanbul Üniversitesi (1985-1999) ve İstanbul Ticaret Üniversitesi (2018-2021)’nde öğretim üyesi olarak görev yapmış; Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü’nde yüksek lisans-doktora dersleri vermiştir.
Maliye Bakanlığı’nda (1973-1981) Bankalar Yeminli Murakıbı; Yapı ve Kredi Bankası’nda (1981-1986) ve T. Garanti Bankasında (1986-1989) genel müdür yardımcılığı; T. Garanti Bankası ile Doğuş Grubu’nda (1989-1994) yer alan bir çok şirketin yönetim kurulunda yönetim kurulu başkanı, görevli üye ve üye olarak görev yapmıştır. 1994-1997 yıllarında Sermaye Piyasası Kurulu’nda Başkanlık görevinde bulunmuştur. 1998-2005 yıllarında Çukurova Holding ve Yapı Kredi Bankası ile bağlı çok sayıda şirketin yönetim kurulunda yönetim kurulu başkanlığı, görevli üyelik ve üyelik görevlerinde bulunmuştur. 2006-2013 yıllarında Doğan Holding ve grup şirketlerinde; 2015-2018’de Fenerbahçe Futbol A.Ş.’de yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulunmuştur.
Dünya, Akşam ve Vatan gazeteleri ile Gazeteport sitesinde köşe yazıları yazmıştır. Ekonomi, Finans, Bankacılık ve Sermaye Piyasaları üzerine yirminin üzerinde telif ve tercüme kitabı ile çok sayıda akademik makalesi yayımlanmıştır
Maliye Bakanlığı’nda (1973-1981) Bankalar Yeminli Murakıbı; Yapı ve Kredi Bankası’nda (1981-1986) ve T. Garanti Bankasında (1986-1989) genel müdür yardımcılığı; T. Garanti Bankası ile Doğuş Grubu’nda (1989-1994) yer alan bir çok şirketin yönetim kurulunda yönetim kurulu başkanı, görevli üye ve üye olarak görev yapmıştır. 1994-1997 yıllarında Sermaye Piyasası Kurulu’nda Başkanlık görevinde bulunmuştur. 1998-2005 yıllarında Çukurova Holding ve Yapı Kredi Bankası ile bağlı çok sayıda şirketin yönetim kurulunda yönetim kurulu başkanlığı, görevli üyelik ve üyelik görevlerinde bulunmuştur. 2006-2013 yıllarında Doğan Holding ve grup şirketlerinde; 2015-2018’de Fenerbahçe Futbol A.ş.’de yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulunmuştur.
Dünya, Akşam ve Vatan gazeteleri ile Gazeteport sitesinde köşe yazıları yazmıştır. Ekonomi, Finans, Bankacılık ve Sermaye Piyasaları üzerine yirminin üzerinde telif ve tercüme kitabı ile çok sayıda akademik makalesi yayımlanmıştır.
