Kurumsal Davaların Etkisine, Kamuya Açıklanmasına ve Risklerine İlişkin Bilgiler [Amerika Birleşik Devletleri Bağlamında Yapılan Bir Analiz]

Halka açık şirketler (public companies) çok çeşitli yasal iddialarla karşı karşıyadır; ancak Finansal Muhasebe Standartları Kurulu ile Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (Financial Accounting Standards Board and Securities and Exchange Commission-SEC), halka açık şirketlerin yatırımcıları bu iddialardan kaynaklanabilecek potansiyel kayıplar konusunda uyarmak için yeterli açıklama sağlayıp sağlamadığını sorguladılar. Daha genel anlamda, bir davanın en önemli etkisi mahkemeler tarafından değerlendirilen doğrudan maliyetlerden değil, davanın sonucunun bir firmanın operasyonlarını ve beklentilerini nasıl etkilediğinden kaynaklanabileceğinden, riskin kamuya açıklanması ile ilgili tartışmaları yasal maruz kalma faktörleri oluşturur.

Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, (1) firmaların yasalara maruz kalmanın kapsamı ve dinamik yapısı, (2) mevcut kamuyu aydınlatma (disclosure) uygulamalarının itici güçleri ve (3) firmaların stratejik yörüngelerine yönelik hukuki tehditlere karşı bütünsel bir bakış açısına sahip olmanın değeri hakkında fikir verilmektedir. Bunu yapmak için, 2006 yılından 2021 yılına kadar federal bölge mahkemesinde 222 bin 913 adet davalıya (5 bin 533 adet benzersiz halka açık şirketi temsil eden) karşı açılan 178 bin 334 adet davanın birer örneği toplanmıştır. Bu davaların %0,6’sından (yüzde 0,6) azı menkul kıymetler toplu dava taleplerinden kaynaklanmaktadır. En sık görülen iddialar arasında sivil haklara yönelik ayrımcılık, sözleşme ihlali, fikri mülkiyet hırsızlığı, iş yasası ihlalleri ve şantaj/para koparma (civil rights discrimination, breach of contract, theft of intellectual property, labor law violations, and racketeering) iddiaları yer almaktadır[1].

Kurumsal davalar zamana, sektöre, firmaya ve dava türüne göre önemli ölçüde değişiklik gösterir. Örneğin, genel dava başvuruları 2017-2018 döneminde opiyat[2] ile ilgili şantaj iddiaları (opioid-related racketeering claims) nedeniyle artış eğilimi gösterirken, 2020’de Kovid salgınıyla ilgili gecikmeler nedeniyle düşüş eğilimi göstermiştir. Zaman serileri ve kesitsel farklılıklar aynı zamanda değişen sosyal, politik, ekonomik ve düzenleyici iklimleri de yansıtır. Örneğin, antitröst davalarının sayısı 2007’de Yüksek Mahkeme’nin “Bell Atlantic-Twombley” davasındaki kararından sonra düşmüş, Obama yönetiminin sonraki yıllarında artmış ve Trump yönetimi sırasında azalmıştır. 2010 yılında “Deepwater Horizon” petrol sızıntısına tepki olarak çevresel koruyucu önlemler artmış ancak felaketi takip eden on yılda istikrarlı bir şekilde azalmıştır. Sivil haklar iddiaları kapsamında, son yıllarda Engelli Amerikalılar Yasası (Americans with Disabilities Act) kapsamındaki web sitesi erişilebilirliğine ilişkin davalarda keskin bir artış tespit edilmektedir. Fikri mülkiyet iddiaları kapsamında, 2011 yılında Amerika İcatlar Yasası’nın (America Invents Act) yürürlüğe girmesi ile ilgili patent davalarında bir zirve, sonrasında ise bir düşüş gözlemlenmektedir.

Yapılan bu çalışmada, dava sanıklarının %2,7’sinin, yasal süreç sırasında veya sonrasında herhangi bir noktada SEC dosyalarında menkul kıymet dışı davaları açıkladıkları tespit edilmiştir. Buna karşılık, menkul kıymetler toplu davalarıyla karşı karşıya kalan sanıkların %90’ından fazlası davayı kamuya açıklamaktadır. Ayrıca örneklem döneminde menkul kıymet dışı davalara ilişkin kamuyu aydınlatma oranının düştüğü de gözlemlenmiştir. Firmanın kaybettiği vakalar için, kamuyu aydınlatma oranındaki gerileme 2010 yılındaki %11’lik zirveden 2020’de %4,4’e düşüş biçimindedir. Kamuyu aydınlatmadaki bu düşüş, SEC incelemesindeki düşüşle aynı zamana denk gelmiştir. Özellikle, yasal risk ve beklenmedik olaylarla ilgili SEC yorum mektuplarının sıklığı, Finansal Muhasebe Standartları Kurulu’nun gelişmiş kamuyu aydınlatma yükümlülüklerini dikkate aldığı 2010 yılında zirveye ulaşmış ve ardından Finansal Muhasebe Standartları Kurulu’nun projeyi terk etmesiyle önemli ölçüde azalma kaydetmiştir.

Davanın kamuya ifşa edilmesinin belirleyicileri incelendiğinde ise, önemliliğin, halka açık ve halka kapalı uygulamaların (public and private enforcement), firmaların paydaşlarına sunulan bilgilerin niteliği ve miktarının (davayı çevreleyen anlatıyı kontrol etme isteği dâhil) ve firma özelliklerinin, yöneticilerin bu iddiaları kamuya açıklama kararlarını etkilediği görülmektedir. Toplu olarak, elde edilen kanıtlar, yöneticilerin, bir davanın kamuya açıklanıp açıklanmayacağına karar verirken, koşullu yükümlülüklerin açıklanmasına ilişkin yetkili kılavuzda dikkate alınanların ötesinde çok sayıda faktörü göz önünde bulundurduklarını göstermektedir.

Daha önce de belirtildiği üzere, davanın etkisi mahkeme tarafından değerlendirilen doğrudan maliyetlerin çok ötesine geçerek bir firmanın faaliyetlerini ve stratejik gidişatını (‘Jet Blue’ya karşı ‘American Airlines’ ile olan ittifakını sona erdiren ve ‘Spirit Airlines’ ile birleşmesini sona erdiren son antitröst davalarını düşünelim) etkileyebilir. Üstelik bazıları, davanın gerçek maliyetinin, sonuç ne olursa olsun, dava açmayla ilgili yasal, itibar ve zaman maliyetlerinden kaynaklandığını ileri sürmektedirler. Bireysel talepler nitelik ve ciddiyet bakımından farklılık gösterse de, harcanan kaynak, yönetimin dikkatinin dağılması ve üstlenilen taktiksel hamleler açısından bunların birikimli etkisi, yatırımcı ve yönetimde belirsizlik yaratabilir.

Bu kavramlarla tutarlı olarak, bu son analiz, toplam yasal risk ile hisse senedi getiri oynaklığı arasındaki bağlantıya dair önemli bir kanıt sağlamaktadır. Dikkat çekici bir şekilde, yatırımcılara açıklanmayan menkul kıymet dışı davalara odaklanıldığında bile, bekleyen davalar ile oynaklık arasındaki bağlantı önemli olmaya devam etmektedir. Olası zarar durumlarının raporlanmasına ilişkin mevcut kılavuz, bireysel davaların (veya aynı olgusal konuları paylaşan davaların bir araya getirilmesinin) önemliliğine, aranan çok özel çözüme ve doğrudan maliyetlerin tahminine odaklanmaktadır. Ancak elde edilen bulgular, davanın firmanın stratejik gidişatını şekillendirmede ve dolayısıyla firma riskini değerlendirirken oynadığı rol dikkate alındığında bütünsel bir bakış açısına sahip olmanın değerli olduğunu göstermektedir.

Toplu olarak, federal bölge mahkemelerinde açılan davaların sıklığı, davanın kamuya ifşasını şekillendiren faktörler ve bunun hem bireysel dava düzeyinde hem de toplu düzeyde finansal tablo kullanıcıları ile ilgisi hakkında yeni kanıtlar sağlamaktadır. Bu yapılmak suretiyle, birçok mevcut bağlamda kurumsal çıkar amaçlı olduğu iddia edilen uygunsuz davranışlara ışık tutulmuştur. Bu, iklim değişikliği, sivil haklara yönelik ayrımcılık, siber güvenlik, adil ücret uygulamaları, büyük teknoloji temelli tekel gücü ve fikri mülkiyetin korunması [climate change, civil rights discrimination, cybersecurity, fair pay practices, big tech monopoly power, and intellectual property protection] da dâhil olmak üzere bir dizi güncel soruna ilişkin gelecekteki araştırmaların yolunu açmaktadır. Bu tür bir araştırma, kayda alınanların (tescil ettirenlerin) risk açıklamalarının uygunluğu ve kullanışlılığı hakkında daha geniş bir tartışmanın yanı sıra, yeterince araştırılmamış birçok bağlamda firmaların karşılaştıkları dava ortamının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabilir.

[1] Bu, sayıları en fazla olan ancak belirli sektör ve firmalarda yoğunlaşan kişisel yaralanma vakalarını kapsamamaktadır. Örneklem dönemimizde 300 binden fazla davanın yaklaşık üçte ikisi sağlık sektöründeki firmalara karşı açıldı ve tüm kişisel yaralanma davalarının %75’inden fazlası yalnızca sekiz şirkete karşı açılmıştır. Birçok nedenden dolayı bu iddialar mezkûr çalışmada ayrı ayrı analiz edilmiştir.

[2] Çevirenin Notu: Opiyat’lar (opioids), haşhaş bitkisinde bulunan doğal maddelerden türetilen veya onları taklit eden bir ilaç sınıfıdır. Opiyat’lar, ağrı kesici de dâhil olmak üzere çeşitli etkiler üretmek için beyinde çalışır. Bir madde sınıfı olarak, morfin benzeri etkiler üretmek için opiyat reseptörleri üzerinde etki gösterirler. […]

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bin 500’e yakın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.