‘Aile Şirketleri’ Üzerine [Derleme]*

 

  1. Aile Şirketleri: Ne Olduğu ve Önemli Olmasının Nedeni

Bir aile şirketini [family firm] tanımlamanın neden önemli olduğunu göstermek için iki ikonik şirketi ele alalım: Hermès ve Suzuki. Hermès, köklü bir aile mülkiyetine ve nesiller boyunca devam eden bir halefiyete sahip lüks bir markadır. Suzuki ise, asgari düzeyde sahiplik oranına rağmen uzun süredir kurucu aile tarafından kontrol edilmektedir. Her ikisi de bazı tanımlara göre aile şirketidir, ancak bazılarına göre değildir. Buna karşılık, Bill Gates yönetimindeki Microsoft’un güçlü bir kurucu kontrolü vardır, ancak halefiyet niyeti veya aile katılımına dair herhangi bir kanıt yoktur. Microsoft bir aile şirketi olarak sınıflandırılmalı mıdır?

Bu vakalar, aile şirketi araştırmalarını etkileyen tanımsal belirsizliği vurgulamaktadır. Amaç bu tabloyu netleştirmek ve uygulanabilir bir tanım sunmaktır. Aile şirketini, en az iki neslin yakından dâhil olduğu ve hem şirketin yönünü hem de aile hedeflerini etkilediği bir şirket olarak tanımlayan Donnelley’den (1964) ilham alınmıştır. Bu kuşaklar arası etkileşim, bir şirketi gerçek anlamda “aile” yapan şeyin ne olduğunu belirlemede çok önemlidir.

Ailenin işletmedeki mekânsal ve zamansal yerleşikliği, aile işletmeleri olarak adlandırılan firma sınıfındaki ortak özellikleri belirlemekle kalmayıp aynı zamanda bu firma sınıfını aile dışı firmalardan ayıran merkezi bir temadır. Örneğin, zamansal yerleşiklik aile firmalarındaki halefiyet uygulamalarının ortak bir özelliğidir, ancak aile dışı firmalarda açıkça böyle değildir. Mekânsal yerleşiklik, işletmede birden fazla aile üyesinin katılımı olarak düşünülebilir. Williamson’ın (1979, 1983) tabiriyle, aile ve işletme, her iki tarafın da diğerine özel yatırımlar yaptığı ve her birinin değerinin diğerinin yokluğunda azaldığı ikili bir tekeli temsil eder.

Tanımlar deneye dayalı sonuçları şekillendirir. Kullanılan ölçütlere bağlı olarak, bir veri setindeki aile şirketlerinin sayısı önemli ölçüde değişebilir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yüzde 5’lik bir sahiplik eşiği kullanıldığında, Fortune 500 şirketlerinin yüzde 37’si aile şirketi olarak nitelendirilmektedir. Halefiyet ve mekânsal yerleşiklik de eklendiğinde ise, bu sayı yüzde 7’ye düşmektedir.

Bu farklılık şunları etkiler:

  • Yaygınlık [prevalence]: Microsoft gibi kurucu tarafından yönetilen firmaların sayılması, aile şirketlerinin ekonomik ayak izini şişirmektedir.
  • Performans [performance]: Villalonga ve Amit (2006), aile şirketlerinin yalnızca en geniş tanım altında daha iyi performans gösterdiğini, ancak halefiyet ve yerleşiklik eklendiğinde bu sonucun tersine döndüğünü göstermektedir.
  • Yenilik [innovation]: Ar-Ge yatırımı ve verimliliği konusunda da tanımlama farklılıklarıyla birlikte karışık bulgular ortaya çıkmaktadır.

Kısacası, tanımsal tercihler politika önerilerinden teorik sonuçlara kadar her şeyi etkiler. Aile şirketlerini tanımlayan ve genellikle karmaşık yollarla etkileşime giren beş temel boyut belirlenmiştir:

  • Sahiplik [ownership]: En yaygın ölçüt, yüzde 5 ile yüzde 50 arasında eşik değerleriyledir. Bazıları nakit akışı ile oy hakları arasında ayrım yapar.
  • Kontrol [control]: Genellikle yönetim kurulu varlığı veya oy hakları ile sağlanır; örneğin Suzuki ailesi, asgari düzeyde öz sermayeye rağmen kontrol uygular.
  • Yönetim [management]: Aile üyelerinden biri CEO (en üst düzey yönetici) mu yoksa üst düzey yönetimde mi yer almaktadır? Bu boyut, aktif aile katılımını pasif sahiplikten ayırır.
  • Yerleşiklik [embeddedness]: Paylaşılan değerler ve çok üyeli katılım; uzun vadeli bağlılığın ve insan sermayesi yatırımının bir göstergesidir.
  • Halefiyet [succession]: Hanedanlık firmaları için anahtar olup; kuşaksal bir amacı olmayan kurucu liderliğindeki girişimlerden farklıdır.

Bir çalışmada, 1964 yılından 2022 yılına kadar 122 deneysel makale incelenmiş olup 149 benzersiz tanım belirlenmiştir. Sonuçlar şunları göstermektedir:

  • Tanımların yüzde 80’inden fazlasında mülkiyet, çoğunlukla tek ölçüt olarak kullanılmaktadır.
  • Yönetim yaklaşık yüzde 20’de görünmektedir.
  • Yerleşiklik ve halefiyet sırasıyla sadece yüzde 14 ve yüzde 8 oranında ortaya çıkmaktadır.

Tanımların yaklaşık yüzde 44’ü tek bir ölçüte dayanmaktadır. Bu durum, aile şirketlerinin karmaşıklığını aşırı basitleştirmekte ve çalışmalar arası karşılaştırmaları zorlaştırmaktadır.

Aile şirketleri üzerine yapılan ilk araştırmalar, bir aile işletmesini neyin oluşturduğuna dair son derece net ve kavramsal açıdan zengin bir tanım sunmuştur. Donnelley, 1964 tarihli çığır açıcı makalesinde, bir aile işletmesinin temel bir kimlik özelliği olarak yerleşiklik fikrini öne sürmüştür. Yerleşiklik özelliğinin, şirket politikaları ve aile hedefleri belirlenirken aile ve işletme arasında karşılıklı bir güven duygusu sağladığını belirtmektedir.

Bu tanım, aile şirketlerini diğer organizasyon biçimlerinden ayıran iki temel boyutu -halefiyet ve mekânsal yerleşiklik- vurgulamıştır. Ancak, bu erken dönem çalışmalarının netliğine ve derinliğine rağmen, alan o zamandan beri tutarlı bir tanımda birleşmekte zorlanmıştır. On yıllar boyunca, deneysel çalışmalar giderek daha dar, veri odaklı ölçütlere (çoğunlukla mülkiyet eşikleri) dayanırken, Donnelley’nin temel olarak kabul ettiği kuşaklar arası ve ilişkisel yönleri sıklıkla göz ardı etmiştir. Sonuç olarak, tanım manzarası parçalı kalmış ve aile şirketlerini nasıl saydığımız, karşılaştırdığımız ve anladığımız konusunda önemli sonuçlar doğurmuştur.

  • Elde edilen bulgular şunları göstermektedir:
  • Geniş tanımlar Microsoft gibi şirketleri yanlış sınıflandırarak verileri çarpıtabilir.
  • Dar tanımlar Suzuki gibi hanedanlık firmalarını kapsam dışı bırakabilir.
  • Özellikle halefiyet ve yerleşikliği de içeren çok boyutlu bir yaklaşım, gerçek bir ‘aile’ firmasını tanımlayan özünü yakalar.

Araştırmacılar bulgularının istikrarını kontrol etmek için alternatif tanımları test etmelidirler.

Alan, kolaylık temelli tanımların ötesine, kavramsal olarak temellendirilmiş, deneysel olarak uygulanabilir çerçevelere doğru ilerlemelidir. Tek bir tanım önerilmese de, Donnelley’nin (1964) halefiyet ve yerleşiklik temellerini benimseme şiddetle savunulmaktadır. Bu boyutlar, bir aile şirketini farklı kılan unsurları en iyi şekilde yansıtır.

  1. Aile Şirketlerinin Dışarıdan Değil İçeriden Yeniden İnşa Edilmesi

Cezalarla karşı karşıya kalan aile şirketleri finansman ve yatırım stratejilerinde daha az değişiklik yaparken, üst düzey yönetim pozisyonlarında önemli ayarlamalar yapmaktadır.

Firmalar, finansal rakamları şişirmek, kârlarını artırmak veya rakiplerine karşı haksız avantaj elde etmek için sıklıkla yasa dışı eylemlerde bulunurlar. Bu tür eylemlere örnek olarak muhasebe hileleri, çevre ihlalleri, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve rekabet yasalarının ihlalleri verilebilir. Aynı zamanda, firmalar düzenleyici otoritelerin, medyanın ve şirketlerin usulsüzlüklerini ifşa eden ve davranışlarını iyileştirmeleri için baskı yapan diğer tarafların sürekli dış incelemesine maruz kalırlar.

Akademik araştırmalarda, yönetsel teşvikler, performans beklentileri ve yetersiz kurumsal kültür de dâhil olmak üzere kurumsal suiistimalin çeşitli belirleyicileri incelenmiştir. Dahası, mevcut araştırmalarda, şirketlerin bir suiistimalin ortaya çıkmasının ardından itibarlarını geri kazanmak için attıkları adımlar (yönetici ve müdürlerin işten çıkarılması, kurumsal bağışlar ve sosyal sorumluluk harcamaları gibi) incelenmiştir. Bu eylemler ayrı ayrı incelendiğinden, farklı şirketlerin neden belirli yaklaşımları diğerlerine tercih ettiği hakkında fazla bir bilgimiz yoktur. Ayrıca, şirketlerin itibar sorunlarına çok farklı tepkiler verdiğini, ancak bu farklılıkların nedenleri hakkında çok az şey biliyoruz.

Riccardo Marzano ve Danny Miller ile yakın zamanda yapılan bir çalışmada[1], dünya çapında en yaygın mülkiyet yapılarından biri olan aile mülkiyetine, şirketlerin antitröst ihlallerine yönelik yaptırımlara nasıl tepki vereceğini etkileyebilecek bir faktör olarak odaklanılmıştır. Aile şirketlerinin suiistimale karşı farklı bir eğilimi olsa da, bir usulsüzlük tespit edildiğinde bu şirketlerin hangi düzeltici önlemleri alacağı belirsizdir.

Rekabet hukuku yaptırımları, firmalara iki tür maliyet yükler. İlki tamamen ekonomiktir[2] ve rekabet hukuku otoritesinin uygulayacağı para cezalarından ve rekabeti kısıtlayıcı uygulama ortadan kaldırıldıktan sonra firmaların karşılaşacağı artan rekabetten kaynaklanır. İkincisi ise itibar maliyetidir[3] [reputational costs]; bu maliyet yalnızca işletmeye değil, aynı zamanda sahiplerinin yerel toplumdaki statüsüne ve kimliğine de zarar verebilir ve müşterileri ve diğer paydaşları yabancılaştırabilir.

Antitröst uygulama eylemlerinin aile şirketlerinin aile dışı şirketlerden farklı tepki vermesine neden olacağı savunulmaktadır. Başlangıç olarak, aile şirketlerinin itibar krizleriyle başa çıkmak için finansal araçları aile dışı şirketlere göre daha az kullanma olasılığının olacağı beklenmektedir. Şirketler genel olarak antitröst uygulamalarından kaynaklanan artan rekabetle yatırım ve dış finansmanı artırarak başa çıkarken, aile sahiplerinin yeni sermaye artırma konusunda isteksiz olmaları beklenir çünkü bu, hisse senetlerini sulandıracak ve aile kontrolünü tehdit edecektir. Ayrıca, aile sahipleri işletmenin ödeme gücünü tehlikeye atabilecek ve her hâlükârda artan rekabetle karşı karşıya kalmada daha az uygun bir finansman kaynağı olan borçlanmaya karşı koyacaklardır. Sonuç olarak, aile şirketlerinin antitröst uygulama eyleminin ardından ortaya çıkan yeni rekabet senaryosuyla başa çıkmak için yeni operasyonlara veya fiziksel altyapıya yatırım yapmak için daha az sermayesi olacaktır. Ancak, aile şirketlerinin antitröst uygulamasının yol açtığı itibar ve kurumsal kimlik hasarlarından kurtulmak için yönetim cephesinde tepki vermeleri beklenir. Özellikle, bu firmaların aile üyelerini üst düzey yönetici ekibine taşımaları ve şirketteki kişisel paylarını kullanarak paydaşlara etik standartları yeniden tesis etme taahhüdünü göstermeleri beklenmektedir. Nitekim söz konusu aile üyeleri bunu etkili bir şekilde yapabilecek statü ve kapasiteye sahip olmadıkça, firmanın ve ailenin itibarı ve piyasa performansının kurtarılması pek olası değildir; bu da bu niteliklere dayalı bir seçim için güçlü bir dürtüdür. Üst düzey yönetici pozisyonlarında aile üyelerinin daha fazla temsil edilmesi, simgesel ve önemli etkiler nedeniyle aile şirketine fayda sağlayacaktır.

Bu varsayımlar, İtalya’daki yedi bin aile ve aile dışı firmadan oluşan bir örneklem üzerinde yapılan deneye dayalı analizle büyük ölçüde doğrulanmış olup; bu firmalardan yaklaşık 300’ü, ulusal antitröst otoritesi tarafından rekabet hukuku ihlalleri (öncelikle karteller ve daha az sayıda durumda hâkim durum suiistimalleri) konusunda yürütülen soruşturmalara dâhildi.

Özetle, mezkûr araştırma aile şirketlerinin antitröst yaptırımlarını diğer şirketlere kıyasla nasıl ele aldıkları konusunda önemli farklılıklar ortaya koymaktadır. Aile şirketleri, cezalarla karşılaştıklarında, finansman ve yatırım stratejilerinde daha az değişiklik, ancak üst düzey yönetim pozisyonlarında önemli ayarlamalar yapmaktadırlar. Bu strateji, itibarın tartışmasız en önemli olduğu yerel topluluklarda iyi bilinen aile şirketleri için özellikle belirgindir. Bu şirketler için aile adı ve itibar, aksiliklerden kurtulmalarına yardımcı olan değerli rekabet avantajları haline gelir ki; aile dışı şirketlerin taklit edemeyeceği bir şeydir. Bu yaklaşım işe yarıyor gibi görünüyor: yaptırımlardan sonra daha fazla aile üyesini liderlik rollerine yerleştiren aile şirketleri pazar payı kazanma eğilimindedir.

  1. Sermayeden Fazlası: Aile Şirket Grupları Yönetici Yeteneklerini Nasıl Harekete Geçirir?

Aile kontrolündeki işletme grupları, uzun zamandır küresel sermaye piyasasında güçlü ancak potansiyel olarak sorunlu oyuncular olarak görülür. Tek bir ailenin kontrolü altındaki halka açık şirketlerden oluşan bu gruplar, genellikle hanedanlıklar kurmak, kaynakları istiflemek ve rekabeti dışlamakla eleştirilir. Ancak, devlet öncülüğünde birçok reform turu da dâhil olmak üzere zaman testinden başarıyla geçmiş olmaları, bu algılanan maliyetlerin yanı sıra, varlıklarının beraberinde getirdiği bazı önemli faydaları da olduğunu gösterir.

İş grupları, yalnızca büyük miktarda sermayenin akışını kontrol edebildikleri için değil, aynı zamanda insanları ve kurumsal pozisyonları verimli bir şekilde nasıl eşleştireceklerini bildikleri için de gelişebilirler. Özellikle, yetenekli çalışanları bağlı şirketlerinde hızlı ve etkili bir şekilde görevlendirebilme becerisi. Yeni bir makalede[4], aile şirketi gruplarının, sermayelerini yönettikleri gibi yöneticileri için de stratejik olarak dâhili işgücü piyasaları [internal labor markets] işlettiği bulunmuştur. Üst düzey yöneticiler yalnızca işe alınmakla kalmıyor, grubun değişen ihtiyaçlarını karşılamak için grup içindeki şirketler arasında yeniden görevlendiriliyor ve rotasyona tabi tutuluyorlar. Bu, kendi başına kontrol sağlamaktan ziyade koordineli uyum sağlamakla ilgilidir. Ve bu, aile şirketi gruplarının birçok ekonomide baskın kalmasının temel nedenlerinden biri olabilir.

Sermaye, iş gruplarında en görünür kaynak olabilir, ancak yönetici yeteneği genellikle en önemli kaynaktır. Bu kişiler stratejiyi şekillendirir, şirketleri krizlerden geçirir ve inovasyon ve risk alma ruhunu belirler. Bağımsız şirketlerde, yöneticiler genellikle açık piyasadan işe alınır. Aile gruplarında ise durum oldukça farklıdır. Rotasyona uğrarlar. Yeniden görevlendirilirler. Eğitim alırlar.

Rakiplerine kıyasla yeterince hızlı büyümekte zorlanan, yüksek büyüme potansiyeline sahip bir iştirak düşünün. Dışarıdan birini işe almak yerine, grup en iyi performans gösteren firmalarından birinden deneyimli bir yöneticiyi işe alır. İnsan sermayesinin bu şekilde güvenilir bir şekilde yeniden dağıtılması, çoğu bağımsız firmanın sahip olmadığı bir lükstür.

Söz konusu çalışmanın temel katkılarından biri, dâhili işgücü piyasalarının bir grup içindeki yönetici hareketliliğini ne kadar etkilediğini ölçmektir. İki temel soru sorulmuştur:

  • Dâhili işgücü piyasaları var olduğunda, yani iş grupları içerisinde, daha genel bir yönetici hareketi söz konusu olur mu?
  • Peki, bu hareketlerin ne kadarı grup içinden, ne kadarı grup dışından gelmektedir?
  • Bu önemli soruları cevaplamak için üç tür firma karşılaştırılmıştır:
  • Dâhili işgücü piyasalarından yararlanabilen aile işletme grubu firmaları [family business group firms, which can tap into internal labor markets];
  • Yalnızca harici işgücü piyasalarına dayanan bağımsız firmalar [standalone firms, which rely exclusively on external labor markets],
  • Ve “sahte grup firmaları”: gerçek iş gruplarına benzeyen ancak merkezi koordinasyondan yoksun, eşleştirilmiş bağımsız firmalar [pseudo-group firms: matched standalone firms that resemble actual business groups but lack centralized coordination].

Bulgular açıktır:

  • Aile işletme grubu firmaları, karşılaştırılabilir bağımsız firmalara göre genel olarak yüzde 17 daha fazla yönetici istihdam etmektedir.
  • Ancak dışarıdan yüzde 10-14 daha az işe alım yaparlar, bu da işe alımların daha büyük bir kısmının grup içinden geldiği anlamına gelir ki, bu da dâhili işgücü piyasası faaliyetinin güçlü bir kanıtıdır.
  • Bu iç hareketler, grup firmalarının düşük performans göstermesi durumunda artış gösterir.
  • Daha da anlamlı olanı, gruplarla yapılan karşılaştırmadır. Bu sentetik gruplar boyut, sektör ve ülke açısından benzerdir, ancak dâhili işgücü piyasaları yoktur. Buna rağmen, gerçek işletme grupları neredeyse iki kat daha fazla iç yönetim hareketi gösterir. Bu yapıyla ilgili değil, stratejiyle ilgilidir.

Kısacası, dâhili işgücü piyasaları sadece yöneticilerin hareketliliğini artırmakla kalmaz, aynı zamanda yeteneğin kurumsal ekosistemde nasıl aktığını da yeniden şekillendirir.

Bu iç hamleler yalnızca sadakat veya rahatlıkla ilgili değildir. Bunlar, geçmiş performansa ve gelecekteki potansiyele yönelik hedefli tepkilerdir.

Şirket içi yönetici transferlerinin daha genç, düşük performans gösteren ve mülkiyet piramidinin en altında yer alan bağlı şirketlere yönelik olduğu görülmektedir. Aynı şirketler genellikle şirket içi sermaye yatırımları alır ve bu da kritik öneme sahip genç şirketleri ve grubun daha zayıf kısımlarını desteklemek ve büyütmek için koordineli bir strateji önerir.

Ve işe yarıyor. Şirket içi yönetici transferlerinden sonra, kısa vadeli kârlılık düşüşlerine rağmen sermaye harcamalarında ve satışlarda artışlar gözlemleniyor. Bu, aile gruplarının kısa vadeli getirileri uzun vadeli kazançlarla takas etmeye istekli olduklarını ve sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için liderlik ve sermayeyi uyumlu hale getirdiklerini gösterir.

Dikkat edilmesi gereken bir nokta şudur: Bu model, aile dışı şirket gruplarında büyük ölçüde yoktur. Kontrol sahibi bir ailenin ortak mülkiyeti, stratejik teşvikleri ve vizyonu olmadan, bu diğer iş gruplarında iç yönetici hareketliliğine dair çok az kanıt vardır. Bağlı kuruluşlar, kardeşten ziyade komşu gibi davranırlar.

Bu ayrım önemlidir. Aile kontrolünün nadir görülen bir tür işgücü çevikliğini mümkün kıldığını ve aile gruplarının yetenek havuzlarının daha az ve dışarıdan işe alımın daha riskli olduğu gelişmekte olan pazarlarda daha iyi performans göstermesinin nedenlerinden biri olabileceğini göstermektedir.

İş grupları etrafındaki politika ve akademik tartışmaların çoğu, onları genel hatlarıyla şöyle tanımlıyor: Ya yerleşik dinozorlar ya da gelişmekte olan pazarlardaki kurumsal geçici çözümler.

Elde edilen bulgular daha dinamik bir tablo ortaya koymaktadır. Evet, aile grupları kaynakları kontrol etmektedir. Ancak aynı zamanda, yetenekleri uyum yeteneğini artıracak, şokları emecek ve en çok ihtiyaç duyulan yerlerde büyümeyi destekleyecek şekilde hareket ettirerek, dikkatlice kalibre edilmiş sistemler gibi de hareket ederler.

Bu sadece kimin neye sahip olduğuyla ilgili değil, kontrolün nasıl uygulandığı ve bunun yerleşmek için mi yoksa evrimleşip yenilik yapmak için mi kullanıldığıyla ilgilidir.

Aile şirketlerinin neden ayakta kaldığı anlamak isteniyorsa, sadece parayı takip etmeyin. İnsanları takip edin. Çünkü her sermaye transferinin, her grup büyümesinin ve her dönüşüm başarısının arkasında genellikle stratejik yönetici hamleleri ve çoğu yabancının asla fark etmediği uzun vadeli bir oyun oynayan kontrolcü bir aile vardır.

  1. Avrupa’daki Halka Kapalı Şirketlerdeki Mülkiyet Değişikliklerinin İzlenmesi

Ailelere veya devlete ait şirketlerde kontrol değişikliği olasılığı belirgin olarak daha düşüktür. Halka kapalı şirketler [privately owned companies] ne sıklıkla el değiştirir? İlk bakışta bu basit bir soru gibi görünür. Ancak şaşırtıcı bir şekilde, bu sorunun net bir cevabı yoktur. Bu netlik eksikliği, özellikle halka kapalı şirketlerin ekonomide giderek daha önemli bir rol oynadığı ve halka açık şirket sayısının azalmaya devam ettiği bir dönemde dikkat çekicidir.

Halka açık şirketler [public companies], daha fazla veri şeffaflığı ve düzenleyici açıklamalardan yararlanarak yapılan akademik araştırmalarda[5] rutin olarak incelense de, halka kapalı şirketler nispeten göz ardı edilmeye devam etmektedir. “Halka Açık ve Halka Kapalı Şirketler için Kurumsal Sahiplik ve Kontrol Değişikliklerinin Haritalanması”[6] [Mapping Corporate Ownership and Control Changes for Public and Private Companies] başlıklı yeni bir makalede, bu kritik boşluğu kapatmaya yardımcı olacak yeni kanıtlar sunulmaktadır.

Mülkiyet değişikliklerini izlemek için yalnızca birleşme ve devralma veritabanlarına güvenmek yerine, geçmiş şirket düzeyindeki mülkiyet verilerinden yararlanan yeni bir metodoloji benimseniyor. Bu yaklaşım, nihai sahiplerin kimliklerindeki değişiklikleri zaman içinde izlemeyi sağlayarak kontrol dinamiklerine dair daha kapsamlı bir bakış açısı sunmaktadır.

Kontrol değişikliklerini tespit etmenin gerekli ilk adımı, sahiplerin kim olduğunu belirlemektir. Özellikle yüz binlerce şirkette, kontrol sahibi hissedarları belirlemek [pinpointing controlling shareholders] karmaşık bir iştir. Sahiplik yapıları, farklı yargı bölgelerinde şeffaf olmayan, çok kademeli ve oldukça değişken olabilir. Dahası, veri tutarsızlıkları ve sınırlı kamuya açıklama [data inconsistencies and limited disclosure], kontrol sahibi olanların sistematik olarak tespit edilip sınıflandırılması çabalarını daha da zorlaştırır.

Halka kapalı şirketlere ait mülkiyet yapısı verileri küresel düzeyde kıt olsa da, Avrupa Birliği değerli bir istisna sunmaktadır. Avrupa Birliği üye ülkelerindeki halka kapalı şirketlerin hem hisse senedi sahipliği hem de finansal bilgilerini yerel işletme kayıtlarına bildirmeleri zorunludur. Bu düzenleyici koşul, Moody’s DataHub aracılığıyla erişilebilen geçmiş veritabanlarından yararlanılarak, Avrupa genelindeki borsada işlem gören ve işlem görmeyen finansal olmayan şirketler hakkında ayrıntılı verilere erişilmesini sağlar. Bu konudaki yerleşik literatürle[7] uyumlu olarak, nihai mülkiyet bir şirketin oy haklarının en az yüzde 25’inin kontrolü olarak tanımlanır.

Veri setinin ölçeği oldukça geniştir ve 2015-2022 döneminde hem halka açık hem de halka açık olmayan 375 bin 634 Avrupalı finansal olmayan firmayı kapsamaktadır. Bu, firma başına iki milyondan fazla gözlem anlamına gelir. Bu popülasyonda, nihai kontrolde 166 bin 343 değişiklik tespit edilmiştir ki; bu da örneklemin yaklaşık yüzde 8,2’sine denk gelir. Bu rakamlar, bildirilen sahiplik isimlerindeki tutarsızlıkları azaltmayı ve kontrol değişikliklerinin gerçek sıklığını çarpıtabilecek kısa vadeli dalgalanmaları veya grup içi işlemleri hariç tutmayı amaçlayan titiz bir veri temizleme sürecinin ardından elde edilmiştir.

Elde edilen bulgular, aktif ve kalıcı bir kurumsal kontrol pazarı olduğunu ortaya koymaktadır. Ortalama olarak, halka açık şirketlerin yaklaşık yüzde 9,5’i her yıl mülkiyet değiştirmektedir. Örneklemin büyük çoğunluğunu oluşturan halka açık olmayan şirketler, genel örneklemle (yüzde 8,2) benzer bir oranda mülkiyet değişimleri yaşamaktadır. Analiz, şirket gruplarının halka açık olmayan iştiraklerini kapsam dışı bırakarak daraltıldığında, kontrol değişikliklerinin sıklığı yüzde 5,4’e düşmektedir.

Mülkiyet türü, kontrol istikrarının temel belirleyicilerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Nihai sahipleri dört geniş kategoriye ayırılır: aileler, finans kurumları, sanayi şirketleri ve devlet. Her mülkiyet türü, kontrol değişikliklerinin sıklığında farklı örüntüler sergilemektedir. Örneklemin yüzde 43’ünü oluşturan aile şirketleri, her yıl yalnızca yüzde 5,7’sinde kontrol değişikliği yaşanmasıyla dikkate değer bir şekilde istikrarlıdır. Bu durum, aile sahipleri arasında kontrolü elinde tutma yönünde güçlü bir eğilimin varlığını gösterir. Devlete ait işletmeler ise daha da istikrarlıdır ve yıllık ciro oranı yalnızca yüzde 3,5’tir. Bunun tam tersine, özel sermaye fonları ve bankalar da dâhil olmak üzere finans kuruluşları tarafından kontrol edilen şirketler, yıllık yüzde 14 ile en yüksek kontrol ciro oranını göstermektedir.

Regresyon analizi, ailelere veya devlete ait şirketlerde kontrol değişikliği olasılığının belirgin şekilde daha düşük olduğunu doğrulamaktadır. Ayrıca, kontrol değişikliklerinin genellikle mülkiyet türünde bir değişimi de içerdiği tespit edilmiştir. Aile sahiplerinin, diğer ailelere satış yapma konusunda sistematik bir tercihi yok gibi görünse de, finans kuruluşlarına ait şirketlerin önemli bir kısmı diğer finans kuruluşlarına devredilmektedir; bu durum, muhtemelen piyasanın bu segmentinde ikincil satın almaların yaygınlığını yansıtır.

Şirket düzeyindeki özellikler, kontrol dinamiklerini önemli ölçüde etkiler. Sahiplik değişiklikleri, daha büyük ve halka açık şirketlerin yanı sıra, daha düşük likiditeye veya daha yüksek kaldıraca sahip şirketlerde daha yaygındır; bu da finansal sıkıntının önemli bir etken olduğunu gösterir. Daha genç ve daha kârlı şirketlerin de daha fazla satın alma ilgisi çektiği görülmektedir.

Covid-19 salgını, 2020 yılındaki kontrol faaliyetlerini aksatsa da genel olarak sahiplik davranışlarını değiştirmemiştir. Bununla birlikte, aile sahiplerinin uzun vadeli taahhütlerine uygun olarak, finansal baskı altında satış yapma olasılıkları daha da azalmıştır. Özellikle, borsa kotasyonu, özellikle büyük şirketler olmak üzere aile şirketleri için satış olasılığını artırmaktadır.

Sınır ötesi işlemler, Avrupa’nın kurumsal kontrol ortamında önemli bir rol oynamakta ve mülkiyet değişikliklerinin yaklaşık yüzde 3,5’i yabancı bir alıcıyı içermektedir. Aileler ve devlet sahipleri, yabancı alıcılara satış yapma konusunda özellikle isteksiz davranmakta; bu da ulusal veya stratejik kaygıların uluslararası kontrol transferlerini etkilemeye devam ettiğini göstermektedir.

Bu çalışma birçok önemli katkı sunmaktadır. İlk olarak, hem halka açık hem de halka kapalı şirketleri kapsayan, Avrupa genelindeki kurumsal kontrol değişikliklerinin en kapsamlı deneye dayalı haritalarından birini sunmaktadır. İkinci olarak, anlamlı mülkiyet geçişlerini doğru bir şekilde belirleme metodolojisini geliştirmektedir. Üçüncü olarak, mülkiyet türlerinin (çoğunlukla aile ve devlet kontrolü) bu değişikliklerin sıklığını ve niteliğini nasıl etkilediğine ışık tutmaktadır.

Daha geniş bir bakış açısı açıktır: Kurumsal kontrol pazarı, borsaların ve büyük birleşmelerin ilgi odağının çok ötesine uzanır. Genellikle göz ardı edilen halka kapalı şirketler, bu pazarda aktif bir rol oynar. Bu nedenle, bu şirketlerin sahiplik dinamiklerini anlamak, yalnızca akademik bilgiyi ilerletmek için değil, aynı zamanda günümüzün karmaşık kurumsal ortamında ekonomik yönetişim ve dayanıklılıkla ilgilenen politika yapıcıları, yatırımcıları ve tüm paydaşları bilgilendirmek için de hayati önem taşır.

* Bu derleme çalışmasının kaynakları şunlardır:

Morten Bennedsen, Yi-Chun Lu, Vikas Mehrotra, What Is a Family Firm and Why Does It Matter? European Corporate Governance Institute, 11 Jul 2025,< https://www.ecgi.global/publications/blog/what-is-a-family-firm-and-why-does-it-matter>erişim tarihi 12 Temmuz 2025.

Mario Daniele Amore, Family Firms Rebuild from the Inside Not the Outside, European Corporate Governance Institute, 11 Jul 2025, < https://www.ecgi.global/publications/blog/family-firms-rebuild-from-the-inside-not-the-outside > erişim tarihi 12 Temmuz 2025.

Jinzhao Du, Peter Pham, Jason Zein, Ronald Masulis, More Than Capital: How Family Business Groups Mobilize Executive Talent, European Corporate Governance Institute, 11 Jul 2025,< https://www.ecgi.global/publications/blog/more-than-capital-how-family-business-groups-mobilize-executive-talent > erişim tarihi 12 Temmuz 2025.

Ettore Croci, Federica Cupelli, Andrea Viola, Tracing Ownership Changes in Europe’s Private Firms, European Corporate Governance Institute, 11 Jul 2025,< https://www.ecgi.global/publications/blog/tracing-ownership-changes-in-europes-private-firms> erişim tarihi 12 Temmuz 2025.

Bu derlemede yer alan görüşler Makale yazarlarına ait olup derleyenin çalıştığı kurumu bağlamaz, derleyenin çalıştığı kurum veya göreviyle ilişki kurulmak suretiyle kullanılamaz. Derlemedeki tüm hatalar, kusurlar, noksanlıklar ve eksiklikler derleyene aittir.

[1] < https://www.journals.uchicago.edu/doi/abs/10.1086/717642 >.

[2] < https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/joie.12016 >.

[3]<https://academic.oup.com/jcle/article-abstract/8/2/231/857054?redirectedFrom=fulltext >.

[4]<https://acfr.aut.ac.nz/__data/assets/pdf_file/0011/926552/Executive-Talent-Allocation-across-Family-Business-Group-Affiliates.pdf >.

[5]<https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0022199623000405 >.

[6]<https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=5329682 >.

[7]<https://academic.oup.com/rfs/article-abstract/26/10/2583/1573119?redirectedFrom=fulltext >.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.