Giriş
Kurumsal sürdürülebilirlik iddialarının (corporate sustainability claims) reklam panolarını, ürün etiketlerini ve yatırımcı sunumlarını doldurduğu bir dönemde, “yeşil” vaadi (promise of green) hem bir pazarlama unsuru hem de hukuki bir zorluk haline gelmiştir. Biyolojik olarak parçalanabilir plastiklerden karbon nötr teslimata kadar, çevreci pazarlama ve yeşil ürünlere dönük iddia her yerdedir, ancak bunların ne kadarı gerçekten doğrudur? Küresel ticaret çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim[1] (environmental, social, and governance-ESG) standartlarına doğru ilerlerken, hukuk camiası şu soruyu sormaktadır: “Yeşil” sadece bir aldatmaca olduğunda ne olur? Bu tür asılsız iddialar için sözleşmesel cezalar olmalı mı?
Yeşil aklama (greenwashing) olgusunun giderek yaygınlaşması çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır[2]. Bu, tüketicileri bir şirketin çevresel uygulamaları veya ürün ya da hizmetlerinin çevre dostu olup olmadığı konusunda yanıltmak olarak tanımlanabilir[3]. Ancak yeşil aklama uygulamaları tüketicileri yanıltmaktan daha fazlasına yol açar; aynı zamanda uluslararası ticaret ve tedarik zincirlerine olan güveni zedeleyebilir, adil rekabeti bozabilir ve dürüst, sürdürülebilirlik odaklı işletmelere zarar verebilir. Düzenleyici otoriteler ve mahkemeler bu duruma tepki vermeye başlamıştır, ancak temel uluslararası satış hukuku olan Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatı[4] (United Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods) çevresel beyanlar konusunda açık kurallardan yoksundur ve bu konuyu özel hukuk perspektifinden ele almak için yetersiz görünmektedir. Bu yazıda, bu boşluk incelenmekte ve uluslararası sözleşme hukukunu yeşil aklamanın zorluklarıyla başa çıkmak için uyarlamanın yolları önerilmektedir.
- Yeşil Aklamanın Görünmeyen Sonuçları
Yeşil aklama, hem bir halkla ilişkiler sorunu hem de özel taraflar arasında bir ticaret sorunudur. Şirketlerin gerçek sürdürülebilirlik taahhütlerinde bulunmadan pazar payı kazanmalarına, çevre bilincine sahip tüketicilere ulaşmalarına ve hatta yatırımcılardan olumlu muamele görmelerine olanak tanır. Bu manipülatif uygulama, sürdürülebilir süreçlere büyük yatırım yapan işletmeleri dezavantajlı duruma düşürerek, dibe doğru bir yarış yaratır.
Daha da endişe verici olanı, tedarik zincirleri arasında güveni zedelemesi ve tüketicilerin, çevre dostu olsalar bile, bu tür ürünlere karşı önyargı geliştirmesine neden olmasıdır. Alıcılar sürdürülebilirlik taahhütlerinin doğruluğuna güvenemiyorsa, sınır ötesi işlemlere nasıl güvenle katılabilirler? Bir sevkiyat, geri dönüştürülemez ambalajlar içerebilir; “karbon nötr” bir ürün[5], anlamlı olmaktan çok simgesel olan dengeleme programlarına dayanabilir[6]. Bu beyanlar kontrol altına alınmadığında, itibar zedelenmesi (bazen) habersiz ithalatçılara, yatırımcılara ve ağa yakalanan perakendecilere de yayılır[7].
- Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatının Yeşil Aklama İddialarıyla Mücadelesi
Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatı, çoğu uluslararası satış sözleşmesini kapsar. Sözleşme oluşturma, çözümler ve yükümlülükler için güçlü ve tutarlı bir çerçeve sunarak, sınır ötesi anlaşmalardaki belirsizliği azaltmaya yardımcı olur. Ancak, ESG hareketinden önce oluşturulmuştur. Çevresel iddialar veya sürdürülebilirlik beyanları konusunda belirli kurallardan yoksundur.
Yine de, Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatının 35[8], 40 ve 49’uncu maddeleri bazı yeşil aklama vakalarını ele almak için yorumlanabileceği iddia edilebilir. Örneğin, bir satıcı mallarının “Yüzde 100 geri dönüştürülmüş malzemelerden” üretildiğini iddia ediyorsa, ancak öyle değilse, Madde 35 uygunsuzluk nedeniyle kullanılabilir. Veya satıcı iddianın/beyanın asılsız olduğunu biliyorsa, Madde 40 başvuru yolu sağlayabilir. Bir satıcı sözleşmeyi temelden ihlal ederse, alıcı Madde 49 uyarınca sözleşmeyi feshedebilir. Ancak bu hükümler ESG sorunları göz önünde bulundurularak tasarlanmamıştır.
Çevresel iddialar genellikle belirsiz, teknik veya semboliktir. Satıcının “çevre dostu” etiketi bağlayıcı bir vaat miydi? Alıcı bu etikete mi güveniyordu, yoksa sadece bir abartma mıydı? Bu tür soruların Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatının mevcut çerçevesi içinde çözülmesi zordur. Ayrıca, mevcut çözümler, özellikle kötü yürütülen bir işlemin ardından itibar kaybı, düzenleyici riskler veya tüketici tepkisi ortaya çıktığında, zararı gidermek için yetersiz kalabilir.
Bazı akademisyenler, Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatı ile birlikte “Sürdürülebilirlik Sözleşme Maddelerinden” (Sustainability Contract Clauses) de bahsetmektedir. Sharma ve Choudhury, blok zinciri ve akıllı sözleşmelerin kullanımının Sürdürülebilirlik Sözleşme Maddelerinin uygulanabilirliğini izlemeye ve sürdürülebilirliği ve güvenilirliğini artırmaya yardımcı olabileceğini belirtmektedir[9].
- Bu Hukuki Kör Nokta [Legal Blind Spot] Neden Önemlidir?
Daha büyük bir soru söz konusudur: ESG yanlış beyanlarını görmezden gelen bir sözleşme hukuku sistemi, sürdürülebilirliğe odaklanmış bir ekonomide geçerliliğini koruyabilir mi?
Dünya genelindeki hükümetler, çevresel açıklamalara ilişkin düzenlemeleri sıkılaştırıyor[10]. Tüketiciler şeffaflık talep ediyor. Yatırımcılar ESG portföylerine yöneliyor. Ancak, bir ülkedeki alıcı, başka bir ülkedeki satıcıyı asılsız yeşil iddialar nedeniyle dava ettiğinde, genellikle Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatının çok az yardımcı olduğunu görüyor. Yasal araçlar ile piyasa gerçekleri arasındaki bu uçurum, belirsizlik ve risk yaratıyor. Bu belirsizlik, ticaretin düşmanıdır.
Yasal netlik, uluslararası faaliyet gösteren işletmeler, özellikle de küçük ve orta ölçekli işletmeler için olmazsa olmazdır; bu bir lüks değildir. Çevresel yanlış beyanlara ilişkin uygulanabilir kurallar olmadan, sürdürülebilir iş yapmanın maliyetleri artar.
- Daha Yeşil Bir Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatına Doğru
Uluslararası sözleşme hukukunun yeşil aklamayla nasıl başa çıktığını yeniden değerlendirmenin zamanı geldi. Sıfırdan başlamak yerine, Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatını mevcut ihtiyaçları karşılayacak şekilde değiştirerek başlayabiliriz. Birkaç stratejik güncelleme büyük bir etki yaratabilir.
İlk olarak, çevresel iddialar, işletmeler arası ortamlarda önemli sözleşme şartları olarak açıkça tanınmalıdır. Bir satıcı bir ürünü “kompostlanabilir”[11] olarak tanıtıyorsa, bu iddiaya yasal önem verilmeli ve gelişigüzel bir pazarlama olarak değerlendirilmemelidir.
İkinci olarak, güven varsayımları oluşturulmalıdır. Çevresel özelliklerin tedarik ve yatırım kararlarını etkilediği bir dünyada, alıcıların yeşil bir iddiaya güvendiklerini kanıtlamaları gerekmemelidir; aksi kanıtlanmadıkça yasalar bunu varsaymalıdır.
Üçüncüsü, geliştirilmiş çözümler ve caydırıcı özel hukuk yaptırımları hayati önem taşıyor. Yeşil aklama, yalnızca tutulmayan sözlerle ilgili değil; aynı zamanda tüm güven ve adalet sistemlerini aşındırmakla da ilgilidir. Çözümler, değiştirme veya para iadesinin ötesine geçmelidir. Ayrıca itibar kaybını da dikkate almalı ve kötü niyetli eylemleri caydırmalıdır.
Son olarak, önemli çevresel yanıltma durumlarında, ihlal başka türlü temel olarak kabul edilmese bile, sözleşmeden kaçınma hakkı genişletilmelidir. Sürdürülebilirlik artık sadece “olması güzel” olan bir şey değildir. Birçok işletme için, değerlerinin ve kimliklerinin önemli bir parçasıdır.
- Hibrit Bir Gelecek: Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatı, ESG ile Buluşuyor
Elbette, Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatı bu yükü tek başına kaldıramaz. Hükümleri, ortaya çıkan ESG düzenlemeleriyle uyumlu olmalı ve birlikte çalışmalıdır. İhtiyaç duyulan şey, Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatının işlemsel kesinliğini çevresel yönetişimin normatif gücüyle birleştiren hibrit bir modeldir.
Bu ütopik bir hayal değildir. Yasal ve ekonomik bir zorunluluktur. Sınır ötesi işlemler giderek daha fazla sürdürülebilirlik referanslarına dayandığından, uluslararası sözleşme hukuku gelişmeli, aksi takdirde güncelliğini yitirme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Sonuç: Amaca Uygun mu?
Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatı, kırk yılı aşkın süredir küresel ticarete iyi hizmet vermiştir. Ancak, çevre bilincine sahip 21. yüzyılda “amaca uygun” kalabilmek için, sözleşmelere yeşil taahhütler sağlamak üzere belirli, açık ve doğrudan maddeler ekleyerek yeşil açığı ele almalıdır. Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatını, çevresel yanlış beyanı uygunsuzluğun bir temeli olarak kabul edecek şekilde güncellemek, güven varsayımında bulunmak, çözümleri genişletmek ve ESG düzenlemeleriyle uyumlu hale getirmek, uluslararası ticarete olan güveni yeniden tesis edecektir.
Yeşil aklama geçici bir trend değildir; adil ticaret, tüketici güveni ve çevresel ilerleme için yapısal bir tehdittir. Uluslararası sözleşme hukukunun artık net bir şekilde konuşma zamanı: yeşil aklama küresel ticaretin dışında tutulabilir ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatı bu konuda önemli bir rol oynamaktadır.
[1]<https://en.wikipedia.org/wiki/Environmental,_social,_and_governance >.
[2]<https://link.springer.com/article/10.1186/s12302-020-0300-3 >.
[3]<https://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1525/cmr.2011.54.1.64 >.
[4]Birleşmiş Milletler Uluslararası Mal Satış Sözleşmeleri Külliyatı için bkz. < https://uncitral.un.org/sites/uncitral.un.org/files/media-documents/uncitral/en/19-09951_e_ebook.pdf >.
[5]<https://globallitigationnews.bakermckenzie.com/2024/07/31/united-states-navigating-the-new-rise-of-greenwashing-litigation/ >.
[6]<https://earth.org/is-carbon-offset-a-form-of-greenwashing/ >.
[7] < https://corpgov.law.harvard.edu/2023/07/24/greenwashing-navigating-the-risk/ >.
[8]<https://cisg-online.org/files/commentFiles/Sharma_Choudhury_BSHR_Issue4_Nature_1.pdf >.
[9]Bkz. dipnot “8”.
[10]<https://corpgov.law.harvard.edu/2025/04/12/regulatory-shifts-in-esg-what-comes-next-for-companies/ >, < < https://eur-lex.europa.eu/eli/dir/2024/1760/oj/eng >.
[11]Çevirenin Notu: Kompostlanabilir (gübrelenebilir), toksik olmayan, doğal elementlere parçalanabilen bir ürünü tanımlamak için kullanılır. Ayrıca, benzer organik maddelerle tutarlı bir hızda parçalanır. Kompostlanabilir ürünler, bitmiş bir kompost ürünü (CO2, su, inorganik bileşikler ve biyokütle) elde etmek için mikroorganizmalara, neme ve ısıya ihtiyaç duyar.
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.


