Etik Yorgunluğu: Kuruluşları Tehlikeye Sokan Tükenmişlik Sendromu

Eğer bir şirketin değerlerini beşinci kez birine hatırlattıktan sonra “Neden uğraşayım ki (Why bother)?” diye düşündüğünüz olduysa, yalnız değilsiniz. Etik yorgunluğu gerçektir ve eğer insan kaynakları, yasal uyum veya liderlik alanındaysanız, büyük ihtimalle bunu zaten hissediyorsunuzdur.

İşler ters gittiğinde insanlar sana başvuruyor. Standartları koruman, düzenlemeleri yorumlaman, başkaları yapmadığında çizgide yürümen bekleniyor. Ama sanki hiç kimse senin kadar umursamıyormuş gibi hissettiğinde nasıl ortaya çıkmaya devam ediyorsun?

Yalnız değilsiniz; 2023 yılında yapılan bir ankete göre çalışanların yüzde 58’i performans hedeflerine ulaşmak için kurumsal standartlardan ödün verme baskısı hissettiğini söyledi[1].

Bu sıradan bir tükenmişlik (burnout) değildir. Bu, her zaman doğru şeyi yapmaya çalışmaktan zihinsel ve duygusal olarak tükendiğinizde, özellikle de bunun bir fark yaratıp yaratmadığından emin olmadığınızda olan şeydir. Ve işte acı gerçek: Bu yorgunluğun yerleşmesine izin verirseniz, bu yalnızca sizi etkilemez; tüm kuruluşunuzu riske atar.

  1. Etik yorgunluğu aslında neye benziyor

Etik yorgunluğu (ethics fatigue), çok fazla gri alanla, dâhili soruşturmalarla veya yeniden politika yazımlarıyla uğraşmak zorunda kaldığınızda ortaya çıkan şeydir. Sizi sinsice yakalar. Bir gün dürüstlük kültürü inşa etme konusunda tutkulusunuzdur. Ertesi gün, bitkin, alaycı, hatta belki de her şeye karşı duyarsızsınızdır.

Tanıdık geliyor mu? Eğer:

“Değerler” (values) hakkında konuşmaktan bıktınız çünkü kimse bunlara uymuyor gibi görünüyor.

Kendinizi bozuk bir plak gibi hissediyorsunuz, aynı mesajları tekrarlayıp duruyorsunuz ama pek bir etki yaratmıyorsunuz.

Zorlu konuşmalardan kaçınmaya başladın çünkü bunlar seni hiçbir yere götürmüyor.

Kendinizi “Bunun anlamı ne (What’s the point)?” diye düşünürken buluyorsunuz.

Bu sadece sinir bozucu değil; tehlikelidir. Etik çizgiyi korumakla sorumlu kişiler çekilmeye başladığında, tüm kültür hızla kayabilir.

  1. Yorgun olmanızın ardındaki psikoloji

Zayıf değilsin. Sen insansın. Davranış bilimi etik yorgunluğunun neden ortaya çıktığı konusunda çok şey söylüyor[2].

İşte bir kesit:

  • Karar verme yorgunluğu [decision fatigue] sizi yıpratır. Her etik ikilem size enerji kaybettirir. Bunu iş yükünüzle çarpın.
  • Ahlaki kopuş [moral disengagement] ortaya çıkabilir. İnsanlar asıl meseleyi görmeyi bıraktıklarında, bahaneler üretmeye başlarlar.
  • Bilişsel aşırı yüklenme [cognitive overload] büyük resmi görmeyi zorlaştırır. Uyumlu kalmaya çalışmakla o kadar meşgulsünüz ki, ilk etapta kuralların neden önemli olduğunu unutuyorsunuz.

Ve asıl mesele? Eğer kuruluşunuz etik davranışı ödüllendirmiyorsa, beyniniz “Neden uğraşayım?” diye sormaya başlar. Zamanla, bu zihniyet sadece size değil, etrafınızdaki insanlara da yayılır.

  1. Etik yorgunluğun neden sadece kişisel bir risk değil, aynı zamanda bir iş riski olduğu

Bu sadece sizin nasıl hissettiğinizle ilgili değildir. Siz (ve sizin gibiler) tükendiğinizde, kuruluş bazı şeyleri gözden kaçırmaya başlar. Kırmızıçizgiler bildirilmez. Politikalar göz ardı edilir. İnsanlar konuşmaları gerekirken sessiz kalırlar. Şirketler böyle skandallara yavaşça, sessizce, sonra birdenbire bulaşır.

İşte tehlikede olan şey:

  • Yasal sorunlar [legal trouble]: İnsanlar ne kadar az umursarlarsa, kuralları görmezden gelme olasılıkları o kadar artar.
  • Çalışanların işten ayrılması [employee turnover]: İnsanlar etiğin isteğe bağlı olduğu bir yerde kalmazlar.
  • Güven kaybı [loss of trust]: Müşteriler veya ortaklar ikiyüzlülüğü görürlerse, giderler.
  • İtibar zedelenmesi [reputation damage]: Tek bir sözlü hikâye, yıllarca süren marka oluşturma sürecini boşa çıkarabilir.

Etik yorgunluğunun kontrolsüzce devam etmesine izin vermek sadece moral için kötü değildir. Aynı zamanda net gelirinize de doğrudan bir tehdittir.

  1. Etik değerleri azaltmayı mı düşünüyorsunuz? Bir kez daha düşünün

Biraz gevşemek cazip gelebilir. Belki çeşitlilik, eşitlik ve katılım girişimleri duraklatılmalıdır. Davranış kuralları basitleştirilmelidir. Daha zor konuşmalardan geri çekilmek gerekir. Ancak geri çekilmek yapılabilecek en kötü şeydir.

Şirketler etik konusundaki duruşlarını yumuşattıklarında, özellikle zor zamanlarda, bu yüksek sesli bir mesaj gönderir: Biz sadece kolay olduğunda umursarız. Ve çalışanlar bunu anladığında, güven hızla aşınır. Sessiz kalmayı göze alamazsınız. Şimdi değil. Bunun yerine, stratejik olarak daha fazlasını yapmalısınız. Değerlerin sadece gösteriş için olmadığı gösterilmelidir. Onlar gerçek yapılmalı; insan yapılmalı ve kalıcı hale getirilmelidir.

  1. Peki, aslında ne yapabilirsiniz?

Etik yorgunluğu gerçektir, ancak kaçınılmaz değildir. İşte hemen şimdi yapmaya başlanabilecek şeyler:

5.1. Nedenle yeniden bağlantı kurulması [reconnect with your why]

İlk başta bu işe neden girildiği hatırlanmalıdır. Politika polisi olmak için kaydolunmadı. Adalet, hesap verebilirlik ve doğru şeyi yapmakla ilgileniliyor. Kendinizin bu amaçta yeniden temellendirilmesi gerekir. Bunu paylaşan diğer kişilerle konuşulmalı ve bir destek ağı kurulmalıdır.

5.2. Kurumsal gereksiz şeylerin kesilmesi [cut the corporate fluff]

İnsanlar mesajlar basmakalıp hissettirdiğinde duymazdan gelirler. Etik, yasal bir brifing gibi duyulmak zorunda değildir. Bir insan gibi konuşmak, hikâyeler paylaşmak, gri alanları kabul etmek ve tavizler konusunda dürüst olmak gerekir.

5.3. Etik kazanımların kutlanması [celebrate ethical wins]

Sadece neyin yanlış gittiğine odaklanılmamalıdır. Neyin doğru gittiği de vurgulanmalı, kolay yanlış yerine zor doğruyu seçen takımlar haykırılmalıdır. Zira insanlar tanınanı tekrarlar.

5.4. Gerçek konuşmaların teşvik edilmesi [encourage real conversations]

İnsanların patlamadan önce etik ikilemler hakkında konuşabilecekleri alanlar yaratmak gerekir. Belediye salonları. Tembellik kanalları. Kahve sohbetleri. Etik yılda bir kez yapılan bir eğitim değil, günlük hayatın bir parçası haline getirilmelidir.

5.5. Kendine de iyi bakılması [take care of yourself, too]

Öfkeyle çalışılıyorsa dürüstlük modellenemez. Sınırlar koyulmalı, gerektiğinde hayır denilmeli, mola verilmeli ve yardım istenilmelidir. Bu zayıflık değil; liderliktir.

  1. Sizler kültür koruyucularısınız. Siz önemlisiniz.

Bu iş kolay değildir. Bir organizasyonun etik omurgası olmak kişiye nadiren alkış kazandırır. Ama her zamankinden daha fazla önemlidir. Sadece politika uygulanmıyor. İnsanların birbirlerine nasıl davrandıkları şekillendiriliyor. Şirketin güven kazanmasına yardımcı olunuyor. İşin daha iyi olabileceği gösteriliyor.

Evet, yorulacaksınız. Ama bunu tek başınıza yapmak zorunda değilsiniz. Akranlara yaslanılmalıdır. Tekrar sesiniz bulunmalı ve devam edilmelidir. Dürüstlükle liderlik edildiğinde, zor olsa bile, herkese aynısını yapma izni verilmiş olur.

[1] < https://www.ethics.org/wp-content/uploads/www-ethics-org-gbes-2023-Final.pdf >.

[2] < https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0749597814000284 >.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.