‘Tarifeler ve Uluslararası Ekonomi Hukukunun Amaçları’ Üzerine

Bu günlerde, kendimi sık sık kapitalizmin en zeki Marksist olmayan eleştirmeni Thornstein Veblen’i[1] düşünürken buluyorum. Kurumsal ekonominin[2] öncülerinden biri olan Veblen, burjuva gösterişli tüketimine [(bourgeois conspicuous consumption) yeni zenginleşen kapitalist sınıfların, giderek artan takdiri gelirleriyle satın aldıkları mal ve hizmetleri, toplumsal statülerini ve kültürel otoritelerini sağlamlaştırmanın bir yolu olarak kamuya sergileme alışkanlığı] yönelik sert eleştirileriyle tanınır. Veblen, bu tür tüketimin israfçı ve toplumsal olarak yıkıcı olduğu için acınası olduğuna inanıyordu. Ancak tüketim, kapitalist yaşamın bu kusurları bünyesinde barındıran birçok yönünden yalnızca biriydi.

Çok daha temelde, Veblen kapitalizm altındaki üretimin kendisinin müsrif ve sıklıkla toplumsal olarak yıkıcı yollarla olduğunu düşünüyordu. Toplumu yenilik ve beceriklilik yoluyla ileri taşıdığı varsayılan kahraman ‘endüstri devleri’ veya günümüzün terimleriyle Silikon Vadisi dâhileri fikirlerini kesin bir şekilde reddetmiştir[3]. Kapitalizm ‘yaratıcı yıkım’[4] [creative destruction] değil, tembellik ve verimsizlik kaynağıydı. Veblen, kapitalistlerin bazen yenilik yaparak (örneğin, emek veya enerji tasarrufu sağlayan üretim yöntemlerini benimseyerek veya tüketicilerin satın almak isteyeceği daha iyi ürünler icat ederek) rakiplerini yenmeye çalışacakları konusunda ısrarcıydı, diğer durumlarda ise firmaların sabotaj yoluyla kârı maksimize edecekleri konusunda ısrarcıydı. Veblen ‘sabotaj’ ile (esas olarak) yasadışı fiziksel yıkım faaliyetlerine değil, ‘verimliliğin bilinçli bir şekilde geri çekilmesine’ atıfta bulunuyordu. Bu tür sabotajın tipik bir örneği, petrol üreticilerinin uyguladığı gibi, üretimin kasıtlı olarak azaltılmasıdır[5]: petrol üreticileri, teknik ilerlemelerin izin verdiği seviyelerin altında petrol üretimini sınırlamayı kabul ederek, işletmelerinin kârlılığını korurlar. Veblen, sabotajı kapitalist yönetimin temel stratejisi olarak vurgularken, kapitalizmin temelde dinamik ve yenilikçi bir sistem olduğu fikrini sorgulamıştır ki; bu fikir, kapitalizmin en sert eleştirmenleri tarafından bile sıklıkla benimsenmiştir.

Veblen, bu sabotaj eylemlerini daha koordineli bir şekilde gerçekleştirmek için kapitalistlerin sıklıkla devleti (ve hukuku) devreye soktuklarını, bunun bizi bugüne getiren bir gözlem olduğunu belirtmiştir[6]. Tarifeler, devlet tarafından koordine edilen kapitalist sabotajın tipik bir örneğiydi: yerli kapitalistler, yabancı rakiplerini sabote etmek ve daha ucuz veya daha iyi ürünler üretme gereği duymadan rekabet avantajı elde etmek için devletin gücünü devreye sokmuşlardır. Daha temelde, onun analizine göre, kapitalist toplumların temel yasal biçimleri sabotaja olanak sağlamaktadır[7]: “[]Sermaye mallarının mülkiyeti, endüstriyel süreçleri yanlış yönlendirme ve endüstriyel verimliliği saptırma, ayrıca endüstriyel süreçleri ve bunların çıktılarını engelleme veya kısıtlama konusunda takdir yetkisi sağlar, ancak nihai sermaye mallarının sahibi için hâlâ kârlı olabilir.” Başka bir deyişle, özel mülkiyet hakları, sahibine yalnızca mülkünün keyfini çıkarma, bundan gelir elde etme veya başkalarını keyfini çıkarmaktan alıkoyma olanağı sağlamakla kalmaz. Ayrıca, aşırı kullanımları kârlarının düşmesine neden olacağı sürece, sahiplerinin toplumsal olarak değerli kaynakları yetersiz, yanlış veya hiç kullanmamalarına izin verirler. Sınırlandırılmamış özel mülkiyet hakları ve kâr amaçlı üretimin birleşimi, sabotajı kapitalist toplumlarda salgın hale getirir ve anormal hale getirmez.

Uluslararası Ticaret Hukuku: Sabotajın Düzenlenmesi [International Trade Law: Regulating Sabotage]

Veblen’in (anlaşılabilir bir şekilde) öngöremediği şey, kapitalist sabotajın bu koordinasyonunun devletin sınırlarının ötesine, daha da yukarılara taşınabileceğiydi. II. Dünya Savaşı’nın, özellikle de Soğuk Savaş’ın ardından uluslararası ticaret hukukunun gelişimi, kapitalistlere ve devletlere, belirli kâr elde etme stratejileri için dezavantajlı olan sabotaj yöntemlerinin [örneğin niceliksel kısıtlamalar, tarifeler, düzenleyici engeller[8] (quantitative restrictions, tariffs, regulatory barriers)] kullanımını sınırlama ve disiplin altına alma fırsatı sunarken; belirli firmaların küresel kârların aslan payını ele geçirmesini sağlayan bu sabotaj yöntemlerini [örneğin fikri mülkiyet hakları[9] (intellectual property rights)] yasal olarak zorunlu kılıp uluslararasılaştırma fırsatı sunmuştur. Kapitalist sabotaja ilişkin kuralları uluslararasılaştırmak, Dünya Ticaret Örgütü’nün veya uluslararası ticaret hukukunun geniş anlamda tek amacı [purpose of the World Trade Organization or of international trade law writ large] değildi, ancak kesinlikle temel amaçlarından biriydi. Elbette, kimse bu uygulamalara ‘sabotaj’ dememiştir. Gerçekten de, başkalarının sabotaj tekniklerini kınamaya yönelik çok sayıda akademik ve politik çalışma yapılmış[10], ancak tercih edilen devletlerin veya sermaye gruplarının çıkarına olan sabotaj tekniklerinin üretkenliği artırdığı (ya da en azından engellemediği) savunulmuştur[11].

Dünya Ticaret Örgütü hukukuna dâhil edilen izin verilebilir, zorunlu ve izin verilemez sabotaj arasındaki belirli denge, küresel siyasi ekonominin belirli bir yapılandırmasını kilitlemeyi amaçlıyordu. Üretim alanında, bu denge, kendilerini bir franchise tipi yapının zirvesinde konumlandıran (öncelikle ABD’li) kapitalistlerin çıkarlarını yansıtıyordu[12]. Piramidin tepesinde, baskın firmalar (Apple’ı düşünün) fikri mülkiyet haklarını ve patentlenemeyen ancak ekonomik olarak değerli diğer bilgi [economically valuable knowledge] biçimlerini elinde tutmaktadır[13]. Üretimi ve en önemlisi, bununla ilişkili riskleri, yüksek hacimli sabit sermayeye (Tayvan’ın TSMC’sini düşünün) ve aşırı emek sömürüsüne (Çin’in Foxconn’unu düşünün) dayanan orta ve alt büyüklükteki firmalara kaydırmaktadırlar. Bu modelin işe yaraması için, uluslararası ticaret hukukunun, ürünlerin tüketici pazarına girmeden önce sınırları birden çok kez geçebilmesini ve firmaların tasarımlardan ve diğer değerli bilgi biçimlerinden kâr elde edebilmesini sağlaması gerekiyordu. Dünya Ticaret Örgütü hukuku, düşük tarifeler gerektirerek, genellikle niceliksel kısıtlamaları yasaklayarak ve fikri mülkiyet haklarının güçlü bir şekilde korunmasını ve düzenleyici engellerin titiz bir şekilde incelenmesini sağlayarak bunu mümkün kılmıştır.

Uluslararası ticaret hukuku kapsamında izin verilen, zorunlu ve izin verilmeyen sabotaj arasındaki bu denge iki (çoğunlukla örtük) varsayıma dayanıyordu: Birincisi, küresel ölçekte büyüme oranlarının sağlam kalacağı, böylece orta ve düşük seviyeli firmaların ve devletlerinin yine de bu dengesiz düzenlemeden kazanç elde edebileceği; ikincisi ise, ABD’nin genel olarak ekonomik üstünlüğünü ve özellikle de firmalarının bu franchise sisteminin zirvesindeki konumunu sürdüreceği. Esas olarak ABD’nin neden olduğu son ekonomik çalkantı, kısmen her iki varsayımın da geçerli olmamasıyla açıklanabilir.

2008 yılından beri, küresel ve ulusal büyüme oranları düşük kalmış[14] ve Çin ekonomisi bile belirgin bir yavaşlama yaşamıştır. Geleneksel olarak yalnızca heterodoks siyasi iktisatçıları ilgilendiren bir konu olan sürekli durgunluk [secular stagnation] hakkındaki endişeler ekonomik ana akıma girmiştir[15]. Aynı zamanda, Çinli kapitalistler ve bürokratlar, küresel değer zincirlerinin en altındaki veya en iyi ihtimalle ortasındaki konumlarından giderek daha fazla memnuniyetsiz hale gelmişlerdir. Bu konum yalnızca potansiyel olarak toplumsal açıdan istikrarsızlaştırıcı olmakla kalmıyor [çünkü emeğin aşırı sömürülmesine ve çevresel yıkıma (labour hyper-exploitation and environmental destruction) dayanıyor][16], aynı zamanda kapitalistler için acımasız bir konumdur. Orta ve düşük büyüklükteki firmaların kâr oranları ve kâr hacimleri kâğıt kadar ince ve iflas her zaman köşede beklemektedir. Çin’in çeşitli küresel değer zincirlerinin tepesinde kendini yeniden konumlandırma çabaları, elektrikli araçlar ve güneş panellerindeki küresel üstünlüğü de dâhil olmak üzere önemli başarılara yol açmıştır[17].

Zayıf ekonomik büyüme ve küresel ekonomideki birincil konumuna yönelik artan zorluklarla karşı karşıya kalan ABD’nin Dünya Ticaret Örgütü’nün esaslı kurallarına ve kurumsal yapılarına olan bağlılığı sarsılmıştır. Daha kesin bir ifadeyle, ABD fikri mülkiyet haklarının uluslararasılaştırılmış korumasına bağlı kalırken[18], endüstriyel sabotaj yöntemleri olarak gümrük vergileri ve ihracat kısıtlamalarına yeniden değer kazandırmıştır. Örneğin, ilk Trump yönetimi sırasında ABD, ABD pazarında giderek daha başarılı hale gelen Çin güneş panellerine gümrük vergileri ve kotalar koymuştur. Önlemin sabote edici niteliği açıktı: ABD, Çin endüstrisinin damping yaptığını ve güneş panelleri söz konusu olduğunda aşırı kapasite geliştirdiğini savunmuştur. Devam eden iklim felaketi ve sera gazı emisyonlarını azaltma konusundaki acil ihtiyaç göz önüne alındığında, bu ‘aşırı kapasite’ suçlaması[19] herhangi bir nesnel toplumsal ihtiyacı ilgilendirmiyordu, bunun yerine yalnızca ABD kapitalistlerinin kârlılığına yönelik bir tehdit tespit ediyordu. Çin, bu önlemlere bir Dünya Ticaret Örgütü heyeti önünde itiraz etmiş ve kaybetmiştir[20]. Daha sonra bu karara karşı Dünya Ticaret Örgütü Temyiz Kurulu’na başvurmuştur; ancak Kurul, 2019 yılının sonlarından bu yana ABD’nin, iki partili bir temelde, yeterli sayıda yargıcın seçilmesini engellemeye (ya da isterseniz sabote etmeye) karar vermesi nedeniyle bir karar verememiştir.

Temyiz Kurulu’nun bu davayı nasıl karara bağlayacağını kesin olarak bilmenin bir yolu olmasa da, ABD’nin damping iddialarının aradan geçen yıllarda sürdürülmesi daha da zorlaşmıştır. Tarifelerin sağladığı korumaya rağmen, ABD güneş paneli endüstrisi can çekişmektedir ve uygulanabilir bir rakibin yokluğunda bile Çin güneş paneli fiyatları artmamıştır ki; bu da damping durumunda beklenebilecek bir şeydir. Benzer şekilde, yarı iletkenlerle ilgili ihracat kısıtlamaları, yapay zekâda Çin’in atılımlarını engelleyememiştir (ve hatta teşvik bile edememiştir)[21]. Bu müdahaleler büyük ölçüde etkisiz olduğu kanıtlanmış olsa da, ABD’de küresel değer zincirleri içinde üstünlük mücadelesinde, ABD’nin 1945 yılından sonra en aza indirmeye ve disiplin altına almaya çalıştığı sabotaj yöntemlerini benimsemenin (bu benimseme, Dünya Ticaret Örgütü’nün otoritesini görmezden gelmek veya doğrudan zayıflatmak anlamına gelse bile) kabul edilebilir olduğu konusunda iki partili bir fikir birliği var gibi görünmektedir.

Sabotaj Her Yerde

Bazı açılardan, Trump’ın tarifeleri sabotaj olarak açıkça ve özür dilemeden benimsemesi ile sadece Biden yönetiminin değil, kapitalistlerinin sabotajını koordine etmeye istekli herhangi bir kapitalist devletin geçmiş eylemleri arasında bir süreklilik vardır. Ancak bu büyük resim sürekliliği [big-picture continuity], Trump’ın tarifelerinin ABD firmalarının küresel değer zincirleri içindeki üstünlüğünü yeniden sağlamak ve korumak için rasyonel bir strateji olarak anlaşılması gerektiği anlamına gelmez. Tüm dünyaya yönelik kapsamlı tarifelerin ilk dalgasını (çoğu eyalet ve bölge tarafından çoğu ürüne uygulandı, bunların arasında meşhur bir şekilde ıssız olanlar da vardı[22]) yukarıda tartışılan Çin güneş panellerine uygulanan tarifelerle karşılaştıralım. İkincisi çevresel açıdan potansiyel olarak yıkıcı olsa da, ABD sermayesinin belirli bir kesimine (güneş paneli şirketleri) fayda sağlamış, somut bir hedefi vardı (kritik bir sektörde ABD firmalarının rekabet gücünü korumak) ve en azından teorik olarak bu hedefe ulaşma kapasitesine sahip bir önlem uygulamıştır. Buna karşılık, Adam Tooze’un iddia ettiği[23] gibi, tüm dünyaya yönelik kapsamlı tarife dalgası ve Trump’ın Çin’e yönelik artan tarifelerinin ABD kapitalist sınıfı içinde tanımlanabilir bir seçmen kitlesi yoktur. ABD kapitalistleri, ABD firmalarının hâlâ çok sayıda değer zincirinin tepesinde olması ve çalışmalarını sağlayan uluslararası ticaret hukuku sisteminden kapsamlı bir şekilde faydalanmaları gibi basit bir nedenden ötürü Çin ile ABD arasında kapsamlı ve hızlandırılmış bir ayrışma için lobi yapmamışlardır.

Trump’ın son tarifelerini Biden yönetimi veya hatta Trump’ın ilk döneminde benimsenen ticaret politikalarının bir devamı veya tırmanışı olarak ele almak yerine, bu tarifelerin ABD sermayesi için yıkıcı potansiyelinin bir hata değil bir özellik olabileceğini düşünmek faydalı olabilir. ABD ile yabancı sermaye arasındaki karşılıklı bağımlılık, hem yerli hem de yabancı işletmeleri yönetimin yakın çevresiyle istisnalar için yalvarmaya zorlamış ve böylece hem iyi bağlantıları olan bireyler için kısa vadeli ekonomik kazanımlar hem de ekonomi genelinde himaye ağlarının gelişmesini sağlamıştır. Kaotik geçişler, kapitalistler ile siyasi otoriteler arasında doğrudan, kişisel bağımlılık bağlarının gelişmesi için ideal üreme alanlarıdır[24]. Bu kaotik tarife ortamını ABD’de sermaye ile siyasi güç arasındaki ilişkiyi yeniden yapma girişimi olarak anlamak, bu yönetimin dış politikasının başka bir yönünü, yani bölgesel yayılmacılığa [territorial expansionism] olan saplantısını potansiyel olarak hesaba katma avantajına sahiptir[25]. Eğer siyasi otorite ekonomik gücün doğrudan kaynağı haline gelirse, yani devletler sadece kâr ve rant elde etme fırsatlarını yaratmak, düzenlemek veya garantilemek [create, regulate or guarantee opportunities for profit- and rent-seeking] ile kalmayıp, bunları doğrudan siyasi müttefiklerine dağıtırken düşmanlarından esirgerlerse, o zaman kapitalist birikim için toprakların doğrudan egemen kontrolü olmazsa olmaz hale gelir[26].

Veblen’e geri dönersek, bu tür kapitalizm biçimleri, politik olarak bağlantılı kapitalistlerin gösterişli tüketimi [conspicuous consumption of politically-connected capitalists] için harikalar yaratabilir[27]. Ancak, keyfi gücün norm olduğu böyle kişiselleştirilmiş bir kapitalist devletin, ABD’nin II. Dünya Savaşı’nın sonundan beri yaptığı gibi, küresel kapitalizmin organizatörü olarak nasıl faaliyet gösterebileceğini hayal etmek zordur. Bu bağlamda, Çin’in Trump’ın ‘karşılıklı tarifeleri’ ile ilgili bir Dünya Ticaret Örgütü anlaşmazlığı başlatması[28], diğer devletlere ve kapitalistlerine bir tür kamu sinyali olarak görülebilir – Çin, kurumlara ve kurallarına olan devam eden bağlılığını ve dolayısıyla küresel kapitalist düzenin en azından kısmi bir garantörü olma isteğini açıkça ortaya koymaktadır. Gerçekten de, Çin Topluluk Partisi’ne ait bir yayın olan China Daily, Çin’in tepkisini ‘diğer ülkelere çok taraflılık yoluyla çıkarlarını savunmaları ve artan tek taraflı baskılar ortasında kurallara dayalı küresel ticaret sisteminin önemini pekiştirmeleri için bir referans sunmak’ olarak çerçevelemiştir[29].

Uluslararası ticaret hukukunu kapitalist sabotajı artırmanın bir yolu olarak yeniden çerçevelemek, Trump’ın gümrük tarifesi politikalarında neyin eski neyin yeni olduğunu kesin bir şekilde anlamamıza yardımcı olur. Toplumun ‘daha azıyla ihtiyaç duyduğu ve istediği şeyleri üretme’ yeteneğini bilinçli bir şekilde baltalamak (Yochai Benkler’in sözleriyle[30]) yeni bir şey değildir; aslında, kâr odaklı herhangi bir ekonomik sistemin doğasında vardır. Bu tür amaçlara ulaşmak için niceliksel ölçütler ve gümrük tarifeleri kullanmak da öyledir. Ancak, hem yabancı hem de yerli firmaların üretim kapasitelerini sabote etmek, aynı zamanda ABD’nin küresel kapitalist düzenin organizatörü ve garantörü rolünü yüksek sesle terk etmek, gerçekten yeni bir gelişmedir[31]. Önemini abartmak imkânsızdır.

[1] < https://economics.utah.edu/research/publications/2011_11.pdf >.

[2] < https://economics.utah.edu/research/publications/2011_07.pdf >.

[3]<https://lpeproject.org/blog/the-machiavellis-of-the-market-entrepreneurs-against-democracy/ >.

[4] < https://archive.org/details/in.ernet.dli.2015.190072/page/n5/mode/2up >.

[5]<https://www.versobooks.com/en-gb/blogs/news/a-system-of-sabotage?srsltid=AfmBOopiSOPETHn_6nO4NK96D5iBIc9LiJzRikFdUTAnB3xv2L59cjzk >.

[6] < https://historyofeconomicthought.mcmaster.ca/veblen/Engineers.pdf >.

[7]<https://cooperative-individualism.org/veblen-thorstein_on-the-nature-of-capital-1908-nov.pdf >.

[8] < https://www.wto.org/english/docs_e/legal_e/tbt_e.htm >.

[9] < https://www.wto.org/english/docs_e/legal_e/27-trips_01_e.htm >.

[10]<https://academic.oup.com/jiel/article-abstract/26/2/322/6974698?redirectedFrom=fulltext&login=false >.

[11] < https://link.springer.com/article/10.1007/s40319-021-01083-5 >.

[12] < https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/09692290.2021.1918745 >.

[13] < https://newleftreview.org/issues/ii139/articles/capitalism-as-usual >.

[14] < https://brooklynrail.org/2024/10/field-notes/john-clegg-with-jamie-merchant/ >.

[15] https://www.jstor.org/stable/43948172 >.

[16]<https://www.theguardian.com/technology/2017/jun/18/foxconn-life-death-forbidden-city-longhua-suicide-apple-iphone-brian-merchant-one-device-extract >; < https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC2799473/ >.

[17]<https://www.technologyreview.com/2023/02/21/1068880/how-did-china-dominate-electric-cars-policy/%23:~:text=And%252520the%252520momentum%252520hasn’t,about%252520800,000%252520EVs%252520in%2525202022. >; < https://www.bloomberg.com/graphics/2024-opinion-how-us-lost-solar-power-race-to-china/ >.

[18] < https://www.lrb.co.uk/blog/2021/may/broken-bargains >.

[19]<https://ustr.gov/about-us/policy-offices/press-office/press-releases/2021/september/wto-panel-rejects-chinas-solar-safeguard-challenge >.

[20] < https://www.wto.org/english/news_e/news21_e/562r_e.htm >.

[21]<https://www.forbes.com/sites/greatspeculations/2025/01/27/why-deepseek-is-sinking-nvidia-stock/ >.

[22]<https://www.theguardian.com/us-news/2025/apr/03/donald-trump-tariffs-antarctica-uninhabited-heard-mcdonald-islands >.

[23] < https://adamtooze.substack.com/p/chartbook-372-we-create-our-own-reality >.

[24]<https://www.cnbc.com/2025/04/14/apple-regains-3-trillion-market-cap-after-trump-exempts-iphone-tariff.html >.

[25]<https://www.theguardian.com/world/2025/mar/28/greenland-political-parties-agree-to-form-coalition-government-before-jd-vance-visit >.

[26]<https://cil.nus.edu.sg/blogs/on-force-territory-and-independence-how-not-to-narrow-down-a-rule/ >.

[27]<https://www.bostonreview.net/articles/how-london-became-a-playground-for-putins-oligarchs/ >.

[28] < https://www.wto.org/english/news_e/news25_e/dsrfc_08apr25_e.htm >.

[29] < https://www.chinadaily.com.cn/a/202504/10/WS67f6a310a3104d9fd381e6f0.html >.

[30] < https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4614192 >.

[31]<https://www.theguardian.com/us-news/2025/apr/14/trump-white-house-state-department-budget >.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.