Denetimsiz Sanayileşme, Çevresel Bozulma, Risk Toplumu, Mekânsal Adalet: Kancha Gachibowli (Telangana) Ormanı Örneği

  1. Giriş

Son zamanlarda Hindistan Yüksek Mahkemesi, Telangana’daki Kancha Gachibowli Ormanı’nda yürütülen ormansızlaşma (ormanı yok etme) faaliyetleriyle ilgili olarak kendiliğinden harekete geçmiştir. Fundalıklar ve çalılıklar kesilmiş, büyük kayalar ve taşlar makine yardımıyla kaldırılmış ve söz konusu alanda birkaç geyik ve tavus kuşu görülmüştür. Ormansızlaştırılan alanın bitişiğinde, üç helikopter pisti bulunan idari binalar görülmüştür. Yüksek Mahkeme, bölgede büyük bir kalkınma faaliyeti yürütüldüğünü kaydetmiştir. Bunu, ormanın tahribine karşı Telangana’daki Haydarabad Üniversitesi kampüsünde düzenlenen büyük çaplı protestolar izlemiştir. Konunun tetikleyicisi, Telangana Eyalet Sınai Altyapı Şirketi’ne bu biyolojik çeşitliliğe sahip arazi parselini geliştirme ve açık artırmayla satma yetkisi verildiğinde gelmiştir. 220 kuş türüne ve 734 çiçekli bitki türüne ev sahipliği yapan bu yeşil örtünün tahribi, doğal ekosistemlerin sürekli tahribatının tehlikeli ve sürdürülemez bir yörüngesini yansıtmaktadır. Bu durum büyük ihtimalle ciddi bir su krizine, kötü hava kalitesine ve artan sıcaklıklara yol açarak Rangareddy bölgesini, özellikle Gachibowli’yi gelecek nesiller için yaşanmaz hale getirecektir.

Bu bağlamda, bu yazının yazarı, Ulrich Beck’in “Risk Society: Towards a New Modernity” adlı kitabında ortaya attığı “Risk Society” (risk toplumu) merceğini benimsemektedir. Öncelikle, odak noktası, sanayileşmenin başarılarının, iklim tehlikeleri ve çevresel felaketlerin artmasıyla ilerlemenin faydalarını gölgelemeye başlayan öngörülemeyen riskler yaratmasını sergilemek için bu merceğin uygulanmasıdır. Ayrıca, Beck’in merceği, Edward Soja tarafından ileri sürülen ve dar bir ‘gelişim’ anlayışıyla ezilen veya boyun eğdirilen herkesin adaletsiz coğrafyaların sonuçlarından mustarip olduğu çok yönlü bir yaklaşımı yansıtan Mekânsal Adalet kavramına uygulanacaktır.

  1. Ulrich Beck’in Risk Toplumu Merceği: Tetikleyici Olarak Hızlı Sanayileşme

Beck, modernitenin üç dönemini ana hatlarıyla belirtir: sanayi öncesi toplum, sanayi toplumu ve risk toplumu [pre-industrial society, industrial society, and risk society]. Sanayi öncesi dönem, risklerin büyük ölçüde doğal ve yerel olduğu istikrarlı bir tarım ekonomisiyle tanımlanıyordu. Sanayi toplumunun ortaya çıkmasıyla birlikte büyük ölçekli üretim, kentleşme ve teknolojik yenilik gelmiş ve sosyal yapıları ve küresel ekonomiyi temelden yeniden şekillendirmiştir. Ancak bu dönüşüm aynı zamanda kirlilik ve kaynak tükenmesi gibi yerel bağlamların çok ötesine uzanan yeni, insan yapımı riskleri de beraberinde getirmiştir. Üçüncü dönem ise, risk toplumu olup modernizasyonun kontrolsüz hızlanmasından kaynaklanır. Bu aşamada, riskler artık dışsal veya tesadüfi değildir, ancak ilerlemeyi teşvik etmeyi amaçlayan kalkınma sisteminin kendisi tarafından üretilir. Bu sistemik tehditler o kadar yaygınlaştı ki, giderek maddi kalkınmanın faydalarını gölgede bırakıyorlar.

Beck, modernitenin tarihsel evrimini ikna edici bir benzetmeyle izler: “Tıpkı 19. yüzyıl modernleşmesinin feodal toplumu çözüp sanayi toplumunu ortaya çıkarması gibi, çağdaş modernleşme de sanayi toplumunu çözerek yeni bir aşamaya, refleksif moderniteye yol açmaktadır.” Beck’in risk toplumu tezi, sınai ve tekno-bilimsel gelişimin çevresel ve sosyal sonuçları hakkındaki artan endişeleri ele alır. Sanayi çağının insan yaşamını sürekli tehdit altına soktuğunu, doğası gereği geçici olan maddi ilerlemenin, çevresel bozulmanın hızlanmasında belirgin bir şekilde ilerlemenin bir ölçüsü olarak yanlış algılandığını savunur. Kapitalist gelişimin bileşik ekolojik sonuçları, Çernobil ve Bhopal gibi üretilmiş riskin canlı örnekleri olarak hizmet eden felaketler vasıtasıyla net bir şekilde odak noktasına getirilir. Üretilmiş riskler, tipik olarak yerelleştirilmiş olan doğal risklerin aksine, insan faaliyetlerinden, özellikle teknolojik ve endüstriyel gelişimden kaynaklanır. Küresel etkiler taşırlar, bu da onları daha karmaşık ve öngörülmesi zor hale getirir.

Risk toplumunun kalbinde derin bir dönüşüm yatar: nispeten istikrarlı, düzenli bir sanayi toplumundan güvensizlik ve parçalanma ile işaretlenmiş bir topluma geçiş. Daha önceki dönemlerde doğa ve kültür ayrı olarak ele alınıyordu; modernitede doğa giderek daha insanileşti, “risk toplumu doğanın bittiği yerde başlar.” Kapitalist uygulamalar hava kirliliği, iklim değişikliği ve asit yağmuru gibi çok çeşitli ve büyüyen çevresel tehditler yaratmıştır. Toplum ve çevre arasındaki bu yoğunlaşan iç içe geçmişlikten iki temel eğilim ortaya çıkıyor: Birincisi, çevresel riskler giderek küreselleşiyor ve yerel eylemler çok kapsamlı sonuçlar üretiyor; ikincisi, ekolojik krizlerin artan ölçeği, insanlığın gezegen üzerindeki etkisine ilişkin kamu bilincini artırıyor. Bu gelişmeler birlikte, riskin hem küresel erişiminde hem de kolektif farkındalık içindeki artan varlığında nasıl evrensel bir durum haline geldiğini yansıtmaktadır.

  1. Beck’in Merceğinin Uygulanması: Mekânsal Adaletin Boyutları

Beck, sınai modernitenin ‘malların’ dağıtımıyla tanımlandığını, risk toplumunun ise ‘kötülerin’ dağıtımıyla karakterize edildiğini savunur. Çevresel bozulma gibi bu ‘kötüler’ doğası gereği daha ‘demokratiktir’, çünkü zengin ve güçlü olanlar bile etkilerinden kolayca kaçamazlar. Ayrıcalıklı olanların kendilerini doğal tehditlerden izole edebildiği eski zamanların aksine, iklim değişikliği gibi riskler sosyal ve ekonomik sınırları aşar. Beck, bu değişimin yurttaşların bilimsel uzmanlığın otoritesine meydan okuması ve yeni bir refleksivite biçimi geliştirmesi için alan yarattığını iddia eder. Bu olasılık, daha fazla bireysel özgürlüğe yol açan geleneksel toplumsal yapıların aşınmasından kaynaklanmaktadır. Bu bireyselleşme süreci, bireylerin modernitenin yönünü şekillendirmede daha aktif bir rol oynama potansiyelini açar. Bu anlamda, risk toplumu yalnızca artan tehlikelerle değil, aynı zamanda sınai ve bürokratik sistemlerin egemenliğine direnme ve gelecekteki felaketleri önleyebilecek şekillerde müdahale etme fırsatıyla da işaretlenmiştir. Beck’in tanımladığı üretilmiş riskler karşısında kolektif direniş fırsatından yararlanarak, risk toplumu kavramı, modern yapıların (ister teknolojik, ister sınai, ister mekânsal olsun) sistemik eşitsizlikleri nasıl ürettiği ve sürdürdüğü konusundaki ortak eleştirilerinde mekânsal adalet kavramıyla kesişir.

Edward Soja tarafından tanıtılan mekânsal adalet merceği, adaletsizliğin yalnızca deneyimlenmediğini, aynı zamanda mekânın organizasyonu marifetiyle nasıl üretildiğini ve sürdürüldüğünü vurgular. Mekânsal yapılandırmalar, eşitsizliği toplumun fiziksel yapısına yerleştirerek güç dinamiklerini yansıtır ve kevvetlendirir. Mekânsal adaletsizlik genellikle yukarıdan aşağıya, devletler ve kurumlar tarafından mekânın politik yapılandırılması yoluyla dayatılır. Bu nedenle, mekânsallık, devletin adil yönetimi sağlamak ve vatandaşları mekânsal dışlanmadan korumak için olumlu bir yükümlülüğü olarak anlaşılmalıdır. Devletin, eşitsizliğin sosyo-mekânsal nedenselliğini kabul ederek, adaleti politikalarının ve planlamasının mekânsal çerçevelerine yerleştirme sorumluluğu vardır. Tazminat, yer değiştirme veya yeniden yerleştirme gibi geleneksel çözümler, mekânsal adaletsizlik yoluyla verilen daha derin, yapısal zararı ele almadıkları için genellikle yetersiz kalır. Devlet, geliştirme ve planlama yoluyla fiziksel ortamları şekillendirme gücüne sahip olsa da, sıklıkla marjinalleştiren mekânlar yaratarak dışlanmayı sürdürür. O halde adil mekânlar basitçe devlet tarafından dayatılamaz; tüm sosyo-mekânsal aktörler arasında katılımcı iştirak yoluyla ortak üretilmelidir. Bu anlamda adalet, kamusal ve kapsayıcı olmalı ve tüm gruplara anlamını şekillendirme fırsatı vermelidir. Bu adalet vizyonu insan onuruna, eşitliğe ve hakkaniyete dayanır. Mekânsal adalet arayışı simgesel bir güç taşır: kolektif politik bilinci yükseltir ve paylaşılan dışlanma deneyimleri yoluyla dayanışmayı teşvik eder. Özünde, mekânsal adalet, toplulukları, özellikle kabile nüfuslarını, toprakla ilişkilerini silerek ve kimliklerinin merkezinde yer alan mekânları değiştirerek yerinden eden ve marjinalleştiren ikili kalkınma modellerine meydan okur. Mekânsal bir bakış açısını adalete entegre etmek, çoğulculuğu ve koalisyon kurmayı teşvik eder ve dar, büyüme merkezli kalkınma modelleriyle ezilenlerin genellikle adaletsiz coğrafyaların sonuçlarından mustarip olduğunu kabul eder.

Her iki çerçeve de zararın ilerlemeyi teşvik etmek için tasarlanmış sistemlere nasıl yerleştirildiğini ve bu zararların giderek geleneksel sınırları aşarak tüm sosyal grupları eşitsiz bir şekilde nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır. Beck’in risk toplumu, yalnızca bilimsel veya bürokratik uzmanlığa güvenmenin sınırlamalarını ortaya koyduğu gibi, mekânsal adaletsizlik perspektifi de savunmasız toplulukları marjinalleştiren yukarıdan aşağıya planlamaya meydan okumaktadır. Her iki durumda da çağrı, bireylerin ve kolektiflerin çevrelerini ve geleceklerini şekillendirmede inisiyatiflerini geri kazandıkları daha katılımcı, refleksif bir katılımdır. Bu birleşme, yalnızca sosyal veya çevresel değil, aynı zamanda temelde mekânsal ve politik olan daha geniş bir adalet mücadelesini vurgular.

  1. Kancha Gachibowli Ormanı Örneği: Mekânsal Adalet ve Risk Toplumu Teorisinin Kesişiminden İlerleme Yolu

Çok sayıda kuş ve bitki türüne ev sahipliği yapan, biyolojik çeşitlilik merkezi Kancha Gachibowli ormanının kesilmesi, yerel toplulukların karar alma süreçlerinde söz sahibi olmadan çevresel zararın yükünü çekmesi muhtemel olduğundan, derin bir mekânsal adaletsizliği yansıtmaktadır. Helikopter pistleri olan idari binaların daha sonra inşa edilmesi, ekolojik sürdürülebilirlik ve yerel toplulukların refahı yerine sanayileşmeyi önceliklendiren bir mekânsal organizasyon biçimini yansıtmaktadır. Paylaşılan bir doğal kaynak olan orman, metalaştırılmakta ve kalkınmanın faydalarından orantısız bir şekilde iktidardakiler yararlanırken, yerel çevre ve dışlanmış topluluklar sonuçlarıyla yüzleşmektedir.

Beck’in risk toplumu kavramsallaştırması açısından, bu ormansızlaşma, malların dağıtımına dayalı endüstriyel bir toplumdan, olumsuz dışsallıklarla karakterize edilen bir risk toplumuna geçişi örneklemektedir. Kancha Gachibowli Ormanı’nın tahribatının en büyük etkisi yerel topluluk tarafından karşılanacak olsa da, bunun sonuçları sadece yerel olmakla kalmayıp küresel riskler de yaratmaktadır, çünkü ormansızlaşma iklim değişikliğine, kötü hava kalitesine ve su kıtlığına katkıda bulunmaktadır; bu tehditler toplumsal sınırları aşmaktadır. Beck’in teorisi, modern çağdaki risklerin giderek küresel, birbirine bağlı ve tahmin edilmesi zor olduğunu ileri sürmektedir. Bu durumda, risk toplumu, hükümetin savunmasız topluluklar ve gelecek nesiller de dâhil olmak üzere daha geniş nüfusu etkileyecek uzun vadeli çevresel sonuçları ele almadan hızlı endüstriyel gelişime odaklanmasında somutlaşmaktadır.

Beck’in refleksivite kavramını yansıtan bu vaka, vatandaşlara güçlü sanayi ve devlet çıkarları marifetiyle yönlendirilen baskın kalkınma anlatılarına meydan okumaları için açık bir fırsat sunmaktadır. Bu, Haydarabad Üniversitesi öğrencilerinin Kancha Gachibowli Ormanı’nın tahribatına karşı yürüttükleri yaygın protestolarla canlı bir şekilde örneklendirilmektedir. Toplu eylemleri, bireylerin ve toplulukların dar maddi kalkınmanın ürettiği sistemsel riskleri aktif olarak sorguladığı ve direndiği refleksif modernitenin bir özelliği olan büyüyen bir politik ve ekolojik bilinci yansıtıyor.

Bu vaka, kısa vadeli kalkınmanın peşinde doğal alanların tahribatının sürdürülemez hale geldiği ve uzun vadeli, paylaşılan küresel riskler yarattığı mekânsal adalet ve risk toplumunun kesişimini gerektirir. Bu risklerin üstesinden gelmek, hem insan onuruna hem de çevresel sürdürülebilirliğe değer veren işbirlikçi, katılımcı bir kalkınma yaklaşımını içerir.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.