Giriş
Uluslararası hukukun her gün -çoğunlukla açıkça- çiğnendiği bir dünyada, uluslararası hukukun rolünü ve anlamını sorgulamak artık sıradanlaşmıştır. Başkan Trump’ın ikinci dönemi, II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası hukuk düzeninin “yıkılması”, “ölümü” veya “sonu” [demolition, death or end] çığlıklarına[1] yol açmıştır.
Hukukçular arasında, uluslararası hukukun bekası için mücadele mi etmemiz gerektiği, mevcut yasal sınırlar içinde yenilik mi aramamız gerektiği, yoksa radikal bir yenilenme için mi çabalamamız gerektiği konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır.
Uluslararası mahkemeler, bu tartışmanın ortasında, Devletlerin iklim değişikliği sorumlulukları ve İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin yasallığı gibi[2] farklı Devlet pozisyonlarını ilgilendiren konularda karar vermek üzere görevlendirilmektedir. Bu mahkemeler, başka yerlerdeki etkisiz çok taraflılık karşısında bir umut ışığı[3] [beacon of hope] mı teşkil ediyor? Yoksa mevcut koşullar altında yargısal olarak neler başarabileceğimize dair beklentilerimizi mi azaltmalıyız?
Kaotik zamanlar için bir çerçeve geliştirme çabasıyla, uluslararası hukuk düzeninin geleceğine dair altı bakış açısı sunuyor ve bunların uluslararası mahkemelerin rolü üzerindeki etkilerini inceliyoruz. Elbette, potansiyel olarak çok sayıda farklı bakış açısı ve aşılması gereken çok sayıda ideolojik gürültü mevcuttur. Altı kategorimizin Batı bakış açısını daha iyi yansıttığını kabul ediyoruz; Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya ve diğer ülkelerdeki görüşler çok farklı olabilir ve yorumlarda farklı bakış açılarını memnuniyetle karşılıyoruz.
Her bakış açısını desteklemek için çeşitli yorumculara atıfta bulunuyoruz, ancak bu kategoriler aynı zamanda hikâye niteliğindeki izlenimlerimizden de yararlanıyor; bu görüşlerin sahipleri, kendi pozisyonlarını mutlaka kâğıda dökmemiş olabilirler veya bağlama bağlı olarak birden fazla görüşe bağlı kalabilirler.
Bakış Açısı 1: Uluslararası hukuk, uyumsuzluk durumunda bile korunmalı ve saygı gösterilmelidir [international law should be maintained and respected, even in the face of non-compliance].
Birleşik Krallık Başsavcısı Lord Hermer KC[4] gibi bazı yorumcular, uluslararası hukuka “seç-karıştır” yaklaşımının nihayetinde dağılmasına yol açacağını ve uluslararası hukukun “hukuk” olarak doğasıyla temelden çeliştiğini savunuyor. Benzer şekilde, Jonathan Goldsmith, tüm uzmanlık alanlarındaki avukatları (sadece uluslararası hukukçuları değil), uluslararası hukuk düzenine yönelik son itirazlara karşı daha yüksek sesle itiraz etmeye teşvik ediyor[5]; çünkü tüm avukatların hukukun üstünlüğü ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümünde çıkarları vardır.
Bu görüşe göre, uluslararası mahkemeler ve kararları, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözüldüğü ve anlaşmazlıkların “güçlülerin gücü” [force of the strong] marifetiyle çözülmesine karşı güvence sağlayan mutabık kalınan mekanizmalar olarak saygı görmelidir. Ancak bu, uluslararası mahkemelerin sınırsız yetkiye sahip olduğu anlamına gelmez. Lord Hermer’e göre, yerel makamlara daha fazla bağımsızlık tanınması gereken bazı alanların siyasi ve diplomatik yollarla ele alınması daha uygun olacaktır. İşte bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde [European Convention on Human Rights] ikincillik ilkesine yeniden odaklanılmasını savunmaktadır.
Bakış Açısı 2: Uluslararası hukuk düzenini korumaya çalışmalıyız, ancak bunu ulusal çıkarlar pahasına yapmamalıyız [We should be trying to preserve the international legal order, but not at the expense of the national interest].
Birleşik Krallık Gölge Başsavcısı Lord Wolfson KC ise farklı bir yaklaşım savunuyor[6]. Ona göre, Birleşik Krallık uluslararası hukuku ciddiye almalı, ancak uluslararası hukuki yükümlülükleri iç hukuktan bağımsızdır ve eleştirel bir bakış açısıyla takip edilmemelidir. Lord Wolfson, Birleşik Krallık’ın ulusal çıkarlar gerekçesiyle uluslararası hukuk yükümlülüklerinden sapmasının makul olacağı durumlar olduğunu, ancak böyle bir ihlalin “tüm hukuk düzenini tehdit etmemesi” [threaten the entire legal order itself] gerektiğini ileri sürüyor.
İkinci bakış açısının sonucu, uluslararası mahkemelerin karar ve emirlerine saygı gösterilmesi gerektiği, ancak örneğin Birleşik Krallık’ın mahkemeye imza attığı şartlarla “uzlaştırılmasının imkânsız” [impossible to reconcile] olması durumunda bu kararlardan vazgeçilebileceğidir. Lord Wolfson, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHS’de hiçbir dayanağı olmadığını iddia ettiği) geçici tedbir kararlarını ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin [International Criminal Court] Başbakan Netanyahu aleyhine çıkardığı tutuklama kararını (uygulanması halinde iç hukuku ihlal edeceğini savunduğu) Birleşik Krallık’ın makul bir şekilde uymayı reddedebileceği karar örnekleri olarak göstermektedir.
Bakış Açısı 3: Mevcut uluslararası hukuk düzeni içinde yenilik arayışında olmalıyız [We should be seeking innovation within the existing international legal order].
Değerli olan şu ki, yazarların tercih ettiği bakış açısı budur. Daniel Bethlehem ve Itamar Mann gibi yorumcular[7], mevcut uluslararası hukuk sisteminde -kurumlar, yasalar ve uygulamalar- tamamen sırtımızı dönemeyeceğimiz birçok şey olduğunu söylüyor. Ancak her ikisi de yeni küresel gerçekliğe uyum sağlamak için mevcut çerçeve içinde reform yapılmasını savunuyor. Bu yazının yazarlarından Philippa Webb, uluslararası hukuka yaklaşımımızı çerçevelemenin bir yolu olarak, ilerleme kaydetmek için mevcut istisnaların ve mekanizmaların yenilikçi şekillerde kullanılması anlamına gelen “aşamalı yaratıcılığı”[8] [incremental creativity] savunuyor.
Üçüncü bakış açısı, İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy’nin “ilerici gerçekçilik”[9] [progressive realism] olarak adlandırdığı görüşle uyumludur, ancak aynı şey değildir. Bu görüş Lord Hermer tarafından da desteklenmiştir.
Üçüncü bakış açısının sahipleri uluslararası hukuk düzenini iyileştirmek istese de, bu reformun odak noktası ve motivasyonu kişiden kişiye farklılık gösterir. “İnovasyon” bakış açısına bağlıdır. Bu nedenle, reform belirli bir alanda yaratıcı bir yıkım gerektiriyorsa, 3. bakış açısı, 5. veya 6. bakış açısından çok da farklı olmayabilir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) çok taraflı girişimlerden çekilmesi, işbirliğini kolaylaştırmak için yeni yapılarla tamamen yeni ittifaklar gerektirebilir.
Üçüncü bakış açısı kapsamında, uluslararası mahkemelerdeki davaların hukuki yenilik için nasıl fırsatlar sunabileceğini değerlendirmemiz gerekir. Mann’a göre, uygulama zorluklarına rağmen bunu yapmaya değer: Mann, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açtığı davanın, İsrail’in geçici tedbirlere uymamasına rağmen bir hareketin oluşmasına ve alarm zillerinin çalmasına yardımcı olduğunu savunuyor. Danışma yargılamaları, daha az yargısal ve delil engeliyle ilerici kalkınma sağlamanın bir yolu olarak daha fazla önem kazanabilir. Uluslararası Adalet Divanı’nın tarihi İklim Değişikliği Danışma Görüşü’nün[10] çekişmeli yargılamalar yoluyla hayata geçirilmesi pek olası değildi.
Bakış Açısı 4: Uluslararası hukuk düzeninin en fazla katılıma sahip olan kısımlarını korumaya çalışmalıyız [We should be trying to preserve just those parts of the international legal order that have the greatest buy-in].
Michael J. Mazarr[11], ABD perspektifinden, savaş sonrası uluslararası düzeni korumak için Washington’ın “düzenin normlarının ve kurallarının uygulanmasının teşvikini yumuşatması ve kısıtlaması” gerektiğini savunuyor. Fiziksel ve siber saldırganlığa getirilen kısıtlamalar, iklim değişikliği konusunda işbirliği ve istikrarlı bir küresel ticaret ve finans sistemini desteklemek için işbirliği gibi müzakere edilemez birkaç norma odaklanmalıdır. Aksi takdirde, Washington savaş sonrası uluslararası düzenin özündeki fikir birliğini tehlikeye atma riskiyle karşı karşıyadır.
Bu bakış açısına göre neyin “müzakere edilemez” [non-negotiable] olduğunu düşünmek ilginçtir. Mazarr için bu, güç kullanımı (ama illa savaş kanunları olması gerekmez), iklim değişikliği (ama illa biyoçeşitlilik olması gerekmez) ve istikrarlı ticaret ve finans (ama illa adil kalkınma olması gerekmez). Klasik uluslararası hukukta, müzakere edilemez veya en azından istisna edilemez olan amir hüküm (jus cogens) normlardır. Uluslararası Hukuk Komisyonu [International Law Commission], daha önce kapsamlı olmayan bir listede, saldırganlık, soykırım ve insanlığa karşı suçların yasaklanması da dâhil olmak üzere bir dizi amir hüküm normu belirlemiştir[12]; ancak, buyurucu niteliğine rağmen, Uluslararası Hukuk Komisyonu’nda saldırganlığın, yabancı ceza yargı yetkisinin kullanılmasından konu bakımından muafiyetin uygulanmayacağı bir uluslararası suç oluşturup oluşturmadığı konusunda şimdiye kadar bir fikir birliği yoktur[13].
Uluslararası hukuk düzenine yönelik sadeleştirilmiş bir yaklaşım -neyin korunacağını nasıl tanımlarsak tanımlayalım- uluslararası mahkemelerin neler başarabileceğine dair beklentilerin azaltılması anlamına gelebilir. Örneğin, Avrupa Birliği’nin (AB) uluslararası hukuk düzeninin temel unsurlarını korumaya odaklanması yönündeki önerilerinin bir parçası olarak, Anthony Dworkin ve Mark Leonard, Güvenlik Konseyi’ne sevklerin yapılmasının pek olası olmadığı göz önüne alındığında, AB’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kısa vadede düşman rejimlerin üyelerini adalete teslim edeceği veya aktif çatışmalar üzerinde önemli bir etkiye sahip olacağı yönündeki beklentilerini yumuşatmasını öneriyorlar[14].
Bakış Açısı 5: Uluslararası hukuk düzeni de dâhil olmak üzere küresel dünya düzeninin daha köklü bir şekilde yeniden yapılandırılması gerekir [there should be a more fundamental restructuring of the global world order, including the international legal order].
Ngaire Woods[15], ekonomik yönetişim bağlamında, ABD’nin artık güvenilir bir ortak olmadığı bir dünyada, devletlerin işbirliğini sürdürmeye ve kolektif kriz yönetimini desteklemeye istekli yeni koalisyonlar kurabileceklerini; devletlerin, Leonardo Ramos’un[16] “alternatif çok taraflılık” [alternative multilateralism] olarak adlandırdığı yaklaşıma dâhil olmaları gerektiğini öne sürüyor. Örneğin, BRICS[17] ülkelerinin yükselişi, ABD dolarına ve ABD liderliğindeki kurumlara bağımlılığı azaltma konusundaki ortak çıkarlardan kaynaklanıyor.
Diğerleri ise devletlerin çok taraflılığa alternatifler düşünmesi gerektiğini öne sürüyor. Bethlehem, bölgesel, ikili, tematik veya sektörel olarak hareket etmeye hazır olmamız gerektiğini savunuyor. İklim değişikliğine daha odaklı bir yaklaşım için, dünya yağmur ormanlarının yaklaşık yüzde 50’sinden sorumlu üç devlet (Brezilya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Endonezya) ve dünya karbon emisyonlarının yüzde 50’sinden fazlasından sorumlu üç devlet (Çin, ABD ve Hindistan) olmak üzere “İklim 6”lısının toplanmasını öneriyor.
Beşinci bakış açısı kapsamında, mevcut uluslararası mahkemeler artık uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde ilk tercih olmayabilir. Örneğin, Ukrayna ve Avrupa Konseyi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisi sınırlamaları ışığında, Ukrayna’ya karşı Saldırı Suçu Özel Mahkemesi kurulması konusunda anlaşmışlardır[18]. Bölgesel mahkemeler, daha geniş çok taraflı kurumlara tercih edilebilir: Amerika İnsan Hakları Mahkemesi, İklim Acil Durumu hakkındaki son Danışma Görüşü’nde[19], “Küresel Güney yönelim noktaları” ile bir iklim yönetişim haritası sunduğu için övgüye değer bulunmuş[20] ve belirli bir bölgesel devlet koalisyonunun endişelerini göz önünde bulundurarak devlet sorumluluğuna daha özel bir yaklaşım getirmiştir. Bu arada, Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi, iklim değişikliği konusunda bir danışma görüşü talebi almıştır.
Bakış Açısı 6: Yeniden başlayalım-radikal yıkım ve yeniden yapılanma olmalıdır [let’s start over-there should be radical destruction and reconstruction].
Bazıları için uluslararası hukuk düzenine yönelik tehditler, temel eksikliklerini ortaya koymuştur. Yusra Suedi, sistemin yatay yapısının onu siyasallaşmaya karşı doğal olarak savunmasız hale getirdiğine işaret etmiştir[21]; Mann da dâhil olmak üzere diğer eleştirmenler ise uluslararası hukukun devletlere haksız fiilleri meşrulaştırmak için kullanılabilecek bir söz dağarcığı sunduğuna dikkat çekmektedir. Shahd Hammouri, yaygın cezasızlık ve çok taraflılığa yönelik saldırıların, mevcut sistemin artık uygulanabilir olmadığını gösterdiğini; güçlüleri kayırmayan yeni bir hukuk düzenine ihtiyacımız olduğunu savunmaktadır[22]. Bu, Güvenlik Konseyi gibi kurumların kaldırılmasını ve “erdemi güçte değil adalette bulan” yeni bir uluslararası hukuk düzeninin önünü açmak için uluslararası hukukun Batı’dan taşınmasını gerektirecektir.
Hammouri, Küresel Güney’in seslerine platform görevi gören uluslararası mahkeme ve kurumların daha fazla güçle donatılmasını öneriyor. Dolayısıyla, sömürge karşıtı bir dünya düzeni vizyonunda Amerika İnsan Hakları Mahkemesi, Afrika İnsan ve Halk Hakları Mahkemesi ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’na öncelik verilmesi muhtemeldir. Buna karşılık, uzun süredir Batı yanlılığı nedeniyle eleştirilen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin önceliği düşürülebilir[23], hatta tamamen ortadan kaldırılabilir. Charlotte Carney, “korunmasına yardımcı olduğu (sömürgeci) uluslararası düzeni bozmak” için Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kaldırılmasını savunmuştur. Liberal uluslararası düzenden uzaklaşılarak uluslara ve topluluklara odaklanılması çağrısında bulunarak, “uluslararası” adaletin gerekliliğini sorguluyor[24].
Altıncı bakış açısını rahatsız edici buluyoruz. Çok taraflılığın boşluğunu neyin (veya kimin) dolduracağı belli değildir. Bölgesel kurumlar önemlidir, ancak etkinlikleri genellikle yereldir. Yeni kavramların önemli kuluçka makineleridirler (sağlıklı bir çevre hakkı başlangıçta bölgesel kurumlar tarafından geliştirilmiştir[25]), ancak belirli bir bölgeyle ilişkilendirilen kimliklerinin yeni bir hukuk düzeninin temeli olma yeteneklerini sınırlayıp sınırlamadığını merak ediyoruz.
Sonuç
Uluslararası hukuk düzeninin istikrarsızlığı konusunda fikir birliği olmasına rağmen, uluslararası hukukun nasıl ve hatta evrilip evrilmemesi gerektiği konusunda geniş bir görüş yelpazesi bulunmaktadır. Birçok kişi, II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası hukuk düzeninin (en azından bazı) özelliklerinin korunmasının değerli olduğunu düşünürken; diğerleri son gelişmeleri daha büyük bir değişimin itici gücü olarak görüyor.
Kişinin ilgi duyabileceği Bakış Açılarını çeşitli faktörler etkiler. Batı veya sömürgeci egemenliğe duyulan hayal kırıklığı, 5. veya 6. Bakış Açısını tercih etme eğilimindedir. Popülist bir bakış açısı, 4. veya 6. Bakış Açısı ile hatta aşırıya kaçıldığında 2. Bakış Açısı ile uyumludur. Birleşmiş Milletler ve Bretton Woods kurumları tarafından temsil edilen uluslararası hukuk düzenine (bir miktar gerçekçilikle de olsa) duyulan inanç ve anlaşmazlıkların uluslararası hukuka uygun olarak barışçıl yollarla çözülmesine olan bağlılık, kişiyi 1. ve 3. Bakış Açısına yönlendirir. İklim değişikliği veya yapay zekâ yönetimiyle kolektif olarak mücadeleye odaklanmak 1., 3. ve 4. Bakış Açısını desteklerken, bazı önemli aktörlerin direncine rağmen bir miktar ilerleme kaydetme arzusu bizi 5. Bakış Açısına yönlendirir.
Hangi bakış açısı baskın çıkarsa çıksın, uluslararası mahkemelerin küresel meseleleri düzenlemek için görev almaya devam edip etmeyeceğini, yoksa daha merkezi olmayan bir uluslararası hukuk anlayışına mı yol vermek zorunda kalacaklarını belirleyecektir. Uluslararası hukukçular olarak, nerede durduğumuzu gözden geçirmeliyiz.
[1]<https://www.theguardian.com/commentisfree/2025/apr/12/new-world-order-conflict-era-multilateralism>;<https://carnegieendowment.org/emissary/2025/02/trump-executive-order-treaties-organizations?lang=en >; < https://www.aljazeera.com/news/2025/3/16/is-trump-the-end-of-the-international-rules-based-order >.
[2]<https://www.echr.coe.int/w/grand-chamber-rulings-in-the-climate-change-cases>;< https://www.icj-cij.org/case/192 >.
[3] < https://www.justsecurity.org/91448/international-courts-as-the-last-hope-for-humanity/ >.
[4]<https://www.gov.uk/government/speeches/attorney-generals-2025-rusi-annual-security-lecture >.
[5]<https://www.lawgazette.co.uk/commentary-and-opinion/let-slip-the-dogs-of-law/5123418.article >.
[6] < https://policyexchange.org.uk/events/the-rule-of-law-at-home-abroad-and-in-westminster/ >.
[7]<https://www.elgaronline.com/view/journals/cilj/13/1/article-p154.xml>;< https://verfassungsblog.de/in-the-graveyard-of-international-law/ >.
[8] < https://law.unimelb.edu.au/__data/assets/pdf_file/0006/5132706/Webb-Advance.pdf >.
[9]<https://www.gov.uk/government/speeches/the-locarno-speech-by-the-foreign-secretary-9-january-2025 >.
[10]<https://www.icj-cij.org/sites/default/files/case-related/187/187-20250723-adv-01-00-en.pdf >.
[11] < https://www.foreignaffairs.com/articles/world/2022-05-06/how-save-postwar-order >.
[12] < https://www.refworld.org/reference/research/ilc/2022/en/148953 >.
[13]<https://www.ejiltalk.org/immunity-of-state-officials-a-jus-cogens-criteria-for-draft-article-7/ >.
[14] < https://ecfr.eu/publication/can_europe_save_the_world_order/ >.
[15]<https://www.foreignaffairs.com/united-states/donald-trump-order-without-america-ngaire-woods >.
[16]<https://fpc.org.uk/a-new-world-reorder-expansion-of-the-brics-and-rise-of-a-new-multilateralism/ >.
[17] Çevirenin Notu: BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır, Etiyopya, Endonezya, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden oluşan uluslararası kuruluştur.
[18]<https://www.coe.int/en/web/portal/-/ukraine-and-the-council-of-europe-sign-agreement-on-establishing-a-special-tribunal-for-the-crime-of-aggression-against-ukraine >.
[19] < https://www.corteidh.or.cr/docs/opiniones/seriea_32_en.pdf >.
[20]<https://www.ejiltalk.org/the-inter-american-court-of-human-rights-advisory-opinion-on-the-climate-emergency-a-global-south-contribution-to-climate-governance/ >.
[21]<https://www.theguardian.com/law/2025/jun/26/are-we-witnessing-the-death-of-international-law >.
[22]<https://www.aljazeera.com/opinions/2025/2/5/it-is-time-to-move-the-un-and-international-law-out-of-the-west >.
[23]<https://www.lawgazette.co.uk/news/iba-2012-no-western-bias-at-international-criminal-court/67593.article >.
[24] < https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/13642987.2025.2501570#abstract >.
[25]<https://iucn.org/news/world-commission-environmental-law/202110/right-a-healthy-environment >.
Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.


