“Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu’nun ‘Portföy Önemliliği’ni Masaya Yatırması” Üzerine

  1. Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu, Şirkete Özgü Önemlilik Modeli Marifetiyle İlk Standartları Benimsiyor

Bu Forum’daki önceki bir yazımda, Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu’nun (International Sustainability Standards Board-ISSB) kamuyu aydınlatmaya yönelik “bir buçuk önemlilik” (sesquimateriality) yaklaşımı benimsemesi gerektiğini tartışmıştım: Bu yaklaşım, bildirim/raporlama şirketlerinin çeşitlendirilmiş bir portföyün performansı için önemli olan herhangi bir sürdürülebilirlik bilgisini kamuya ifşa etmesini gerektirecek ve zorunlu kamuyu aydınlatmayı raporlama şirketinin kendi beklentilerini etkileyecek konularla sınırlamayacaktır. O zamanlar, Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu sürecine yeni başlıyordu. Bu kurul, şimdi, iki yıldan fazla bir süre sonra, biri genel yükümlülükler, diğeri iklim ile ilgili olmak üzere iki standart benimsemiş olup; 20’den fazla yargı alanı, çerçeveyi kamuyu aydınlatma zorunluluklarına dâhil etmek için adımlar atmakta veya kullanmaktadır.

Hiçbir standart “bir buçuk önemlilik” portföy merceğini kullanmamıştır, ancak en azından gelecekteki standartlar için değişebileceğine dair göstergeler mevcuttur. Aşağıda tartışıldığı gibi, değişiklik yatırımcı karar alma sürecini iyileştirecek, kurumsal hesap verebilirliği güçlendirecek, daha verimli sermaye piyasaları yaratacak ve hepsi Uluslararası Finansal Raporlama Standartları’nın (International Financial Reporting Standards-IFRS) üçlü misyonuyla uyumlu olacaktır.

  1. Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu, Yeni Standartlar için Portföyün Önemini Dikkate Alıyor

Uluslararası Finansal Raporlama Standartları Vakfı (Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu’nu kuran uluslararası muhasebe standardı belirleyicisi) şu anda ek standartları araştırma sürecindedir. Vakıf, biyoçeşitlilik, ekosistemler ve ekosistem hizmetleri (biodiversity, ecosystems, and ecosystem services) ve insan sermayesi için yeni standartlar konusunda bir araştırma planı geliştirdi. Bu standartlar insan hakları ve orman bozulması gibi konuları kapsayacaktır. Bu plan, 24. paragrafta aşağıdaki hedefi içermektedir: “Araştırmanın amacı, biyoçeşitlilik, ekosistemler ve ekosistem hizmetleri ve insan sermayesi ile ilgili finansal etkilerin, kendine özgü veya sistemik risk ve fırsatlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığını ve bunların yatırımcı portföyü ile kuruma özgü bilgilerle nasıl ilişkili olduğunu anlamaktır.”

Bu araştırmanın hedefi, özellikle mevcut standartlar (“özel” ve “varlığa özgü”) ile daha önceki yazıda bir buçuk önemlilik (“portföy” ve “sistemik”) olarak adlandırılan daha geniş bilgi türü arasındaki boşluğu ele almaktadır.

İklim bu ayrımın bir örneğini sunar. Mevcut standart, bir şirketin yalnızca kendi finansal beklentilerini makul ölçüde etkilemesi muhtemel sera gazı (Greenhouse Gas-GHG) ölçümlerini ve hedeflerini bildirmesini gerektirir. Buna karşılık, portföy-bilinçli bir standart, emisyonların raporlama yapan şirketin kendi beklentileri için önemli olup olmadığına bakılmaksızın, bir şirketin emisyonlarının iklim değişikliğine katkıda bulunarak tipik yatırım portföylerinin beklentilerini nasıl etkilediğini göstermek için tasarlanmış temel verileri bildirmesini açıkça gerektirir. Portföy-bilinçli bir kamuyu aydınlatma standardı, aynı fikri insan hakları, biyolojik çeşitlilik ve diğer sistemsel endişelere uygulayarak, sürdürülebilirlik sorunlarına uygulanan merceği raporlama yapan şirketin kendi nakit akışları ve finansman beklentilerinin çok ötesine genişletir.

  1. Yatırımcılar için Sistemsel Değerin Önemi

Şirket etkisinin raporlanmasından yatırım portföylerine değer vektörü, çeşitlendirmenin yatırımcıların risk üstlenirken bu riskin bir kısmını çeşitlendirerek elde ettikleri üstün finansal getirileri elde etmelerine olanak tanıdığını kabul eden modern yatırım prensipleriyle başlar. Gerçekten de, birçok durumda, emanetçi sıfatıyla hareket eden yatırımcıları düzenleyen yasalar böyle bir çeşitlendirmeyi gerektirir. Bu nedenle, pratik ve yasal nedenlerle, modern yatırımcılar büyük ölçüde çeşitlendirilmiştir (veya varlık yöneticileri gibi aracılar söz konusu olduğunda, çeşitlendirilmiş müşterilere ve yararlanıcılara sadakat borçludur).

Çeşitlendirilmiş portföylere getiri, bireysel varlıkların göreceli performansından veya nakit akışlarından ve değerinden daha çok genel menkul kıymetler piyasası getirilerine (bazen “beta” olarak anılır) bağlıdır. (Bu nispeten yeni kullanım kafa karıştırıcı olabilir, çünkü “beta” finans alanında yerleşik bir anlama sahiptir, bu nedenle bu makale piyasa getirilerini ifade etmek için “beta*” kullanacaktır.) Bu, bir çalışmada şöyle tanımlanıyor: “[] yaygın olarak kabul edilen araştırmalara göre, alfa [solo menkul kıymetlerin aşırı veya düşük performansı] betanın [* ki bu da] ortalama portföy getirisinin yaklaşık yüzde 91’ini sağlaması açısından yaklaşık onda biri kadar önemlidir.”

Uzun zaman dilimlerinde, beta* esas olarak ekonominin kendi performansından etkilenir, çünkü yatırılabilir evren, yatırılabilir şirketler ve projeler ile temsil edilen üretken ekonominin bir kısmını kapsar. Kritik olarak, şirketler sürdürülemez şekilde hareket ettiğinde ekonomi (ve buna bağlı olarak yatırılabilir kısım) olumsuz etkilenebilir. Bu tür davranışlar sosyal, ekonomik ve çevresel sistemleri bozar ki; bu olumsuz dışsallıklar tüm ekonomiye yük olur.

Bu ilişkilerin bir sonucu olarak, çeşitlendirilmiş yatırımcılar, ekonomik büyümenin, kurumsal finansal getirilerin ve çeşitlendirilmiş portföylerin dayandığı sistemleri bozdukları için kurumsal dışsallıkların toplu maliyetlerini içselleştirirler. Çeşitlendirilmiş yatırımcılar, dışsallaştıran şirketin beklentilerini etkilemeseler bile bu maliyetleri emerler. İklim örneğine geri dönersek, yakın tarihli bir çalışmada, ekonominin mevcut sera gazı emisyon yörüngesinin, Paris uyumlu bir ekonomiye kıyasla tüm hisse senedi piyasasının yüzde 30-40 oranında yeniden derecelendirilmesine yol açabileceği öne sürülmektedir. Başka bir hesaplamada ise, önümüzdeki 40 yıl içinde tipik bir 60/40 hisse senedi/borç portföyünde bileşik getiride yüzde 30’luk bir kayıp olduğu öne sürülmektedir.

Bu değer akışı, yatırımcıların şirketler tarafından maliyet dışsallaştırması hakkında bilgiyi, kurumsal davranışın yönetiminin finansal getirilerini nasıl koruyup artırabileceğine karar vermek için kullanabilecekleri anlamına gelir. Yönetim, vekâlet yoluyla genel kurula katılma, yatırım kararları, politika etkisi ve diğer eylemler şeklinde olabilir. Başka bir deyişle, sistemsel etki bilgisi, yatırımcıların şirketleri yatırımcı sermayesini kullanma biçimleri ve bu kullanımın yatırım portföyleri üzerindeki etkisi konusunda sorumlu tutmalarına olanak tanır.

  1. Çıkarların Ayrıştığı Yerler

Maliyet dışsallaştırması ile portföy değeri arasındaki ilişkinin bir sonucu olarak, bir şirketin sistemsel etkisine ilişkin bilgi, şirketin kendisi üzerinde benzer bir etkiye sahip olmadığında yatırımcılar için özel bir öneme sahiptir. Bu gibi durumlarda, şirket yönetimi, yatırımcıları portföylerindeki diğer varlıklar aracılığıyla bu maliyetleri karşılasa bile, nakit şirket akışlarını artırabilecekse maliyetleri dışsallaştırmaya teşvik edilebilir.

Daha günlük bir ifadeyle, şirketin bakış açısından, maliyetleri kârlı bir şekilde dışsallaştırmak bedava bir öğle yemeğidir, ancak çeşitlendirilmiş bir yatırımcının bakış açısından, öğle yemeği oldukça pahalı olabilir. Buna göre, yatırımcılar sermayelerinin, daha geniş portföylerin çıkarlarından ziyade şirketlerinin değerini önceliklendirmeye motive olmuş yöneticiler tarafından kendi çıkarlarına karşı kullanılma olasılığına karşı uyanık olmalıdır. Sistemsel etki ile ilgili kamuyu aydınlatma, yatırımcıların yatırımlarını bu tür davranışlara karşı koruyabilmeleri için gereklidir.

  1. Verimli Piyasalar Sistemik, Portföy Seviyesinde Bilgiye Gereksinim Duyar

Açık olmak gerekirse, ilk iki Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu standardının şirkete özgü biçimi birçok finansal kamuyu aydınlatma sistemiyle ve aslında genel olarak finansal sistemlerin çoğu yönüyle tutarlıdır. Ancak bu kurumsal düzeydeki odaklanma, tartışmasız bir şekilde dünyanın en çözümsüz görünen sorunlarından bazılarının kökenindedir. Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu standartlarının odağını genişletmek, raporlama çerçevesini kullanan şirketlerdeki yatırımcıların finansal performansını iyileştirmekten daha fazlasını yapabilir; genişleme, bir piyasa ekonomisinde kaynakları tahsis etmek için kullandığımız finansal sistemi rasyonalize etmeye yönelik önemli bir adım olabilir.

Piyasalarımız, katılımcılara tedarik zinciri boyunca ne alıp satacaklarını söylemek için kâr sinyallerine güvenir. Teoride, şirketler yatırımcılar için maliyetleri ile gelirleri arasındaki marjla ölçülen değeri en üst düzeye çıkaran bir şekilde seçimler yapar (yani toplumun kaynaklarını tahsis eder) ve bir yan ürün olarak toplumun kaynak tahsisini optimize eder. Piyasa tabanlı finansal sistemler böylece Mandeville’in terminolojisinde “özel ahlaksızlığı” “kamu yararına” dönüştürür.

Ancak, yalnızca solo şirket düzeyinde ekonomik başarıyı ölçen ve yöneten bir finansal sistemdeki kusur, şirketlerin değer zincirlerinin dışında yarattığı veya yok ettiği önemli sistemik değeri hesaba katmadığında kamu yararı hedefini kaçıracaktır. Yukarıda tartışıldığı gibi, bu, çeşitlendirilmiş portföylerini desteklemek için sosyal, çevresel ve ekonomik sistemlere güvenen yatırımcılar için tehlikelidir, ancak aynı zamanda ekonominin kaynakları tahsis etmek için yatırımcılara güvenmesinin verimsiz olduğu anlamına gelir, çünkü piyasalar şirketlerin sosyal, çevresel ve ekonomik sistemlere yüklediği gerçek maliyeti hesaba katmayacaktır.

Tedarik zincirlerinde antibiyotiklerin etkisi önemli bir örnek sunar. Bir restoran şirketi, et üretiminde antibiyotikleri aşırı kullanan tedarikçileri kullanarak kârını artırabilir, bu da hayvanları şok edici derecede dar alanlara sıkıştırarak giderlerini azaltmalarına olanak tanır, ancak bu sayede hayat kurtaran antibiyotiklere dirençli patojenler üretir. Tüm maliyet tasarrufları şirkete ve tedarikçilerine ait olurken; antibiyotik aşırı kullanımının maliyeti, antimikrobiyal direncin artan küresel krizi biçiminde toplumun tamamı tarafından ödenir ve bu da 2050 yılına kadar küresel gayrisafi yurtiçi hâsılaya tahmini 100 trilyon ABD doları zarara yol açacaktır -yılda 10 milyon ölümden bahsetmiyorum bile. Elbette, ekonomiye gelen bu 15 haneli darbe uzun vadeli, çeşitlendirilmiş yatırımcılar tarafından hissedilecektir.

Ancak mevcut finansal sistemimiz -kamuyu aydınlatma rejimleri, sermaye teşviklerinin tasarımı ve alfa bazlı varlık yöneticisi tazminatı dâhil- tek tek şirketlerde antimikrobiyal kötüye kullanımıyla elde edilen maliyet tasarrufuna keskin bir şekilde uyum sağlamakta ancak muazzam karşılık gelen sosyal maliyeti hesaba katmak için hiçbir şey yapmamaktadır. Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu standartlarının mevcut yapısındaki hiçbir şey, piyasaları bu maliyeti veya şirketler sera gazı yaydığında, insan hakları ihlallerini görmezden geldiğinde veya kârlarını artıran ancak daha geniş ekonomiye yük olan sayısız uygulamada bulunduğunda ortaya çıkan maliyetleri ele almaya hazırlayacak bilgi sağlamak için tasarlanmamıştır.

Şirket düzeyindeki değer ile sistemsel değer arasındaki bu uçurum, Duncan Austin’in “20. yüzyıl ekonomisinin açılan dikişi” olarak adlandırdığı şeydir. Uluslararası Finansal Raporlama Standartları araştırma makalesinde, “kendine özgü riskler ile sistemsel riskler”i karşılaştırarak uçurumun varlığına işaret edilmekte ve bir çözüme giden yol gösterilmektedir.

  1. Değişim Zamanı

Finansal kamuyu aydınlatma sadece bir sayı oyunu değildir; kurumsal faaliyetlerin gerçek maliyetini ele almadaki başarısızlık, mevcut finansal kamuyu aydınlatma sistemlerinin çoğunun yatırımcıları korumadığı veya ekonomik verimliliği teşvik etmediği anlamına gelir. Aslında, şirketlere özgü odakları tehlikeli ve verimsiz kaynak tahsisini teşvik eder çünkü ekonomiyi ve yatırımcılarının portföylerini zayıflatan sosyal ve çevresel maliyetleri dışsallaştırarak kurumsal değerlerini artıran şirketleri ödüllendirir. Bu tersine önceliklendirme, iklim krizinin, biyolojik çeşitlilik kaybının, büyümeyi baltalayan eşitsizliğin ve yatırımcı portföylerini (ve yaşam tarzımızı) destekleyen kritik sistemlerin üzerinde şirket kârlarına öncelik veren iş uygulamaları ile oluşturulan sayısız diğer küresel tehdidin kökünde yer alır.

Finansal sistemin kapsamını genişletmenin zamanı çoktan gelmiştir ve Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu’nun bu çalışmaya başlama kapsamı vardır: Uluslararası Finansal Raporlama Standartları’nın (1) yatırımcı karar alma süreçlerini iyileştirmek, (2) sermaye sağlayıcılarına karşı hesap verebilirliği güçlendirmek ve (3) sermaye tahsisini iyileştirerek ekonomik verimliliği kolaylaştırmak için üç parçalı bir görevi vardır. Şirketlerin sistemsel etkilerini raporlamanın finansal etkilerinin Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu standartlarına dâhil edilmesi, yatırımcılarının ihtiyaçlarını karşılayarak, kurumsal yönetişim tarafında daha fazla hesap verebilirlik yaratarak ve nihayetinde ekonominin her yerinde kaynakların daha iyi tahsis edilmesine yol açarak bu görevi yerine getirecektir.

Uluslararası Finansal Raporlama Standartları çalışmasında, finansal kamuyu aydınlatma ile en çok özdeşleşen uluslararası grubun kritik bir açığı kapatmayı düşündüğü gösterilmektedir. Bu, ekonomimizde üretilen mal ve hizmetlerin gerçek maliyetini hesaba katmak için finansal sistemin yeniden kalibre edilmesinde ilk adım olarak hizmet edebilir. Finansal kamuyu aydınlatma, şirketlerin yatırımcıların portföylerine yüklediği tehditleri açıkça ortaya koysaydı, bu yatırımcılar şirketleri bu tür davranışlardan uzak tutmanın ve sermayelerini tehlikeye atan finansal sistemin diğer unsurlarını ele almanın zorunluluğunu anlayacaklardı.

Yavuz Akbulak
1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
• Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
• Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
• Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte),
• Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve
• Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte)
başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
• Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003),
• Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004)
ile
• Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II;
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021);
• Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021);
• Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022);
• Ticari Mevzuat Notları (2022);
• Bilimsel Araştırmalar (2022);
• Hukuki İncelemeler (2023);
• Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024);
• Hukuka Giriş (2024);
• İşletme, Pazarlama ve Hukuk Yazıları (2024),
• İnterdisipliner Çalışmalar (e-Kitap, 2025)
başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 3 bini aşkın Telif Makale ve Telif Yazı ile tamamı İngilizceden olmak üzere Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak ve çalışkanlık vazgeçilmez ilkeleridir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.