
Hukuk dünyası ve hayat açısından her hukuki makale, cümle veya kavram çok önemli bir işleve sahip olup, muhakkak bir soruna çaredir ve ne zaman kimin ihtiyacına çözüm oluşturacağı da önceden belirsiz olduğundan zamansız kıymetlerdir. Hukuk bilimi de bu sayede gelişir, düşünce yenilenir böylece toplum, devlet ve kişi için iyilik, adalet inşası güçlenerek devam eder.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2011 yılında yürürlüğe girmesi[1] ile birlikte genel gerekçede belirtildiği gibi[2] yürürlükten kaldırılan (mülga/ilga edilmiş) 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda[3] yer almayan ispat hakkı normu madde 189 olarak Türk hukukunda varlık kazanmıştır.
Bu normda;
A. Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.
B. Bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir.
Fıkraları emredici/kamu düzenine ilişkin hüküm olarak yürürlüğe girmiştir. İspat, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak yapılmalıdır, ancak mahkemeye/yargılamaya sunulacak delillerin mutlaka hukuka uygun olarak elde edilmiş olması gerekir. Bu yüzden delillerin elde ediliş biçimi hukuken yüksek önem arz eder. Anayasa[4] ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda[5] yer alan aynı yöndeki hükümler de bu hususu teyit eder.
Anayasa ve kanunlarımız hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan delillerin yargılamada/ispatta kullanılmasını açık ve kesin olarak yasaklamıştır. Ayrıca, hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller yasak delil olarak da adlandırılmakta ve yasak delilin kapsamına hukuka aykırı yaratılan deliller ile hukuka aykırı yol ve yöntem ile elde edilen deliller girmektedir. Artık 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 189. Maddesi anlamında hukuka aykırı deliller (oluşturulmuş, yaratılmış, elde edilmiş) (hukuka uygun ve meşru olmadığından) ispat aracı değildir.
Delillerin elde ediliş biçimi madde gerekçesinde[6] ifade edildiği gibi mahkemece kendiliğinden göz önüne alınır ve delilin her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiği tespit edilirse, diğer tarafça itiraz ileri sürülmese dahi delilin caiz (kanuna uygun) olmadığına karar verilerek, dosya kapsamında değerlendirilmez ve ispatta dikkate alınmaz.
Dolayısıyla delillerin elde ediliş biçiminin denetimi mahkeme için kanuni görevdir. Mahkeme, her davada delillerin elde ediliş biçiminin kanuna uygunluğunu yargılamada tutanağa geçirerek, kararında gerekçe bölümünde belirtmek suretiyle yerine getirir. Böylece hukuka aykırılıktan kimsenin yararlanmaması ve hukuka aykırı delile dayanılmaması sağlanmış olur.
Dava ile amaç hukuka uygunluğu sağlamak olduğundan, hukuka aykırı delil adaleti tesise engel olup, adil yargılanma hakkına da aykırılık oluşturur. Yukarıda belirtilen fıkra hükümlerinin gerçekleşmediği iddiasında olan taraflar yönünden ise kanun yollarına başvuru (istinaf, temyiz, bireysel başvuru (Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) sureti ile normun uygulanması sağlanır ve böylece adalet birlikte inşa edilir.
Hukuka aykırı deliller konusu doktrinde[7], Yargıtay kararlarında[8] gittikçe daha geniş yer bulmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu hak aramanın ve hukuki himayenin normatif, somut yolu olduğundan içeriğinin eksizsiz bilinmesi ve tam uygulanması da hukuk biliminin ve adaletin temel konusudur.
Özel hukuk alanındaki yargılamalar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa (medeni usul hukukuna) göre yapılır. Usul esastan önce gelir, gerçek hüküm doğru usulle kurulur. Hukuk bilimi geliştikçe, adalet güçlenir, çoğalır, yayılır. Adalet ise iyilik ve güvenlik, esenlik üretir.
[1] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu,
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/02/20110204-2.htm
[2] 6100 sayılı Kanun Tasarısı, Genel Gerekçe, https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D23/Y2/T1/WebOnergeMetni/b711b86c-7c5d-4f0b-acca-e3c2394b13fc.pdf
[3] Mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu, https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=1086&MevzuatTur=5&MevzuatTertip=3
[4] 2709 sayılı Anayasa,m.38/6, https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2709&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
[5] 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 206/2-a, m. 217/2, m. 230/1-b, m. 289/1-i, https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5271&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
[6] 6100 sayılı Kanun Tasarısı, Madde Gerekçesi, (tasarıda madde gerekçesi numarası 193 olarak yer almaktadır.) https://mevzuat.tbmm.gov.tr/Kanun/KanunDetay?YasamaKanunId=f72877be-18a2-037b-e050-007f01005610&kanunNumarasi=6100#step-2
[7] Tanrıver, Süha. Medeni Usul Hukuku, C.I, Ankara, 2023, s.927 vd; Pekcanıtez/Atalay/Özekes. Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2023, s.374 vd; Atalı/Ermenek/Erdoğan. Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2023, s. 484 vd; Görgün/Börü/Kodakoğlu. Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2023, s.485; Kaya, Bora. Medeni Usul Hukukunda Hukuka Aykırı Deliller, DT, Ankara, 2023, s.13 vd, 775807 (1).pdf.
[8] 3.HD., 2012/23195 E., 2013/698 K. , 21.01.2013 G.(Karara ulaşmak için tıklayınız.); 3.HD., 2016/14742 E., 2017/2577 K., 07.03.2017 G. (Karara ulaşmak için tıklayınız.)
Antalya Barosu üyesidir. Lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, yüksek lisans eğitimini Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim dalında tamamlamıştır.
“Adi Şirketin Yönetimi” adı taşıyan (master tezi) bir kitabı, 6 adet Uluslararası Kongrede, 16 adet de Ulusal Kongre ve Sempozyumlarda sunulmuş bildirisi ile 27 adet yayınlanmış hukuki makalesi/yazısı bulunmaktadır.
https://orcid.org/0000-0002-0738-9755
