1-Sulh Sözleşmesi
Sulh, Arapça kökenli bir sözcük olup, Türkçe karşılığı barış, uzlaşma, uyuşma demektir. Sulh, davaya son veren taraf işlemlerinden biridir. Diğerleri feragat (HMK m. 307) ve kabul (HMK m.308) dür. Sulh, HMK’nın 313’ncü maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir.”
Sulh sözleşmesinin gerçekleşmesi için, tarafların aralarındaki uyuşmazlık konusunda karşılıklı olarak özveride bulunmaları gerekir. Yani davacı tarafın talep sonucunun bir kısmından feragat etmesi ve davalının da kalan talep sonucunu kabul ederek bu konuda anlaşmaları gerekmektedir. Daha açık bir ifadeyle, bir taraf öneride bulunacak ve diğer taraf da bu öneriyi kabul edecektir. Örneğin; 400 bin TL alacağı olan taraf, borçluya öneride bulunarak 350 bin TL ödemesi durumunda alacağın geri kalan kısmını istemekten vazgeçeceğini, borçlunun da bu öneriyi kabul etmesiyle, sulh sözleşmesi gerçekleşmiş olur. Ya da bunun tersi de olabilir. Borçlu alacaklıya başvurarak, her ne kadar 400 bin TL borcu varsa da, ancak 350 bin TL ödeyebileceğini önerdiğinde ve alacaklı da bu öneriyi kabul ettiğinde yine aynı taraflar arasında sulh sözleşmesi gerçekleşir.
Sulh sözleşmesi, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıklar hakkında yapılabilir (313/2). Görülmekte olan dava konusunun dışında kalan hususlar da sulhun kapsamına dahil edilebilir (313/3) ve şarta bağlı olarak da yapılabilir (313/4).
Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir (HMK m.314). Yani taraflar, dava ilk derece mahkemesinde görülmekte iken sulh sözleşmesi yapabilecekleri gibi, dava dosyasının BAM, Temyiz ya da Hukuk Genel Kurulu’nda bulunduğu sırada da yapılabilir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu:
Somut olay değerlendirildiğinde, eldeki dosya temyiz incelemesi için Hukuk Genel Kurulunda bulunduğu sırada taraf vekillerinin 25.03.2024 tarihli dilekçeleri ile taraflar arasında imzalanan sulh sözleşmesi doğrultusunda gereğinin yapılmasını talep ettiği anlaşıldığından 6100 sayılı Kanun’un 314 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince mahkeme tarafından sulh hususunun değerlendirilmesi suretiyle ek bir karar verilmesi gerekmektedir. O halde dosya, sulh hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderilmelidir.[1]
hükmünü vermiştir.
Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Fakat, irade bozukluğu veya aşırı yararlanma hallerinde sulhun iptali istenebilir (HMK m.315/1,2).
Sulh sözleşmesi devam eden bir davada yapılacağı gibi, Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşme özgürlüğü sınırları içinde kalmak koşuluyla dava dışında da yapılabilir. Ayrıca, tarafların aralarındaki uyuşmazlık şu anda var olabileceği gibi ileride gerçekleşme olasılığı olan bir hukuki ilişki de olabilir. Her iki durumda da sulh sözleşmesi yapılabilir.
Yukarıda anlatıldığı gibi, sulh mahkeme içinde yapılabileceği gibi, mahkeme dışında da yapılabilir. Bunları biraz daha ayrıntılı inceleyelim.
2-Mahkeme İçi Sulh
Biraz önce anlatıldığı gibi, mahkeme içi sulh HMK’ da düzenlenmiştir. Mahkeme dışı sulh ise TBK hükümlerine göre düzenlenir. Asıl olan hukuki uyuşmazlığın tarafların isteği ve anlaşmaları ve dolayısıyla barışçı yollarla ve daha kısa sürede sonlandırılmasıdır. Bu nedenle de HMK’nın 137,139,140 ve 320’nci maddelerinde, daha davanın başında yani ön inceleme aşamasında hakimin tarafları sulha teşvik edeceği öngörülmüştür. Ancak, bu konuda olumlu sonuç alınamamıştır. Hatta bu konudaki istatistik verileri gerçekten çok düşündürücüdür. Örneğin, 2021 yılında Türkiye genelinde açılan dava sayısı 2 565 387 olduğu halde, sulh yolu ile sonuçlanan dava sayısı 1266 dır. Yani 1266/2 565 387 = 0.00049 dur. Dikkat edilirse, bırakalım yüzdelik, bindelik dilimleri ancak on binde 4.9 dava sulh ile sonuçlanmıştır.[2]
Aşağıdaki tablo gerçeği daha açık şekilde anlatmaktadır:

Özellikle alacaklı-borçlu ilişkilerinde, taraflar yargıya başvurmadan önce, genel olarak aralarında anlaşma yolu aramaktadırlar. Bu konuda en son çare olarak yargıya başvurmaktadırlar. Uyuşmazlığı yargıya taşıdıklarına göre, zaten anlaşamadıkları bir konuda daha ilk duruşmada anlaşmalarını yani sulh olmalarını beklemek biraz fazla iyimserlik olmaktadır. Dolayısıyla bu aşamadan sonra artık uyuşmazlığın yargı kararı ile çözülmesini istemektedirler.
Taraflar, dava devam ederken sulh olmak istediklerinde, sözlü ya da yazılı olarak bu isteklerini hakime bildirirler. Bu durumda sulh anlaşması tutanağa yazılır ve taraflara okunarak imza ettirilir. Ayrıca, bu sulh sözleşmesinin taraflara okunduğu ve imza ettirildiği de tutanağa yazılır (HMK m.154/1, 154/3-ç). Sulh sözleşmesi keşif sırasında da yapılabilir. Bu durumda da sulh anlaşması keşif tutanağına yazılır ve taraflara okunarak imza ettirilir. Böylece mahkeme içi sulh yoluyla dava sona ermiş olur. Sulh sözleşmesi yazılı olarak yapılmışsa, tarafların bu konudaki beyanlarını içeren dilekçeleri tutanağa yazılır ve sözleşme tutanağa eklenir (HMK m.154/4).
Mahkeme dışında yapılan sulh sözleşmesinin mahkeme içi sulha dönüşebilmesi için, mahkemeye verilmesi ve mahkeme tarafından tutanağa geçirilmesi, duruşmada taraflara okunması, okunduğunun duruşma tutanağına yazılması ve taraflarca imzalanması gerekir. Sözleşme içeriğinin tutanağa yazılmasına gerek yoktur. Çünkü, duruşma tutanağına eklenen belgeler de tutanak hükmündedir.[3]
3-Mahkeme Dışı Sulh
Mahkeme dışı sulh sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan sözleşme özgürlüğü sınırları içinde düzenlenen sözleşmedir. HMK m.313’de mahkeme içi sulh sözleşmesinin tanımı yapılmıştır. Mahkeme dışı sulh sözleşmesi ise, tarafların, aralarında halen var olan ya da ileride gerçekleşme olasılığı bulunan bir uyuşmazlığı veya hukuki ilişkiyi, karşılıklı olarak fedakarlıkta bulunmak suretiyle sonlandırmalarına denir.[4] Kural olarak, sözleşmelerin geçerliliği kanunda aksi belirtilmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir (TBK m.12/1). Ancak, kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesi de yazılı şekle tabidir (TBK m.13/1). Bu bakımdan sulh sözleşmesi de şekle tabi değildir. Yazılı ya da sözlü olarak yapılabilir. Ancak, kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulması gerekir (TBK m.14/1).
Görülmekte olan bir dava konusunda da taraflar, mahkeme dışında sulh sözleşmesi yapabilirler. Fakat, bu sözleşme mahkemeye verilmediği takdirde herhangi bir sonuç doğurmaz ve davayı etkilemez. Tarafların bu sözleşmeyi mahkemeye vermeleri ve sulh olduklarını bildirmeleri gerekir. Bu durumda, sulh sözleşmesinin varlığı tutanağa yazılır, taraflara okunur ve imza ettirilir.[5]
Hatta taraflar, kesinleşmiş olan bir dava konusu hakkında da sulh sözleşmesi yapabilirler. Bu durumda aralarındaki hukuki ilişki sonradan yapılan bu sulh sözleşmesine göre değerlendirilir ve kesinleşmiş mahkeme hükmü dikkate alınmaz. Yargılamanın yenilenmesi yoluna da başvurulamaz. Geçerlilik şartı yazılı şekle tabi olmayan mahkeme dışı sulh sözleşmeleri her türlü delille ispatlanabilir. Ancak, sulh sözleşmesinin içeriği olan sözleşmenin geçerlilik şartı yazılı şekle tabi ise, sulh sözleşmesinin de yazılı şekilde yapılması gerekir.[6]
4-Harç Miktarının Sulh Sözleşmesine Etkisi
Yargı Reformu Stratejisinde, Hedef 4.1 başlığı altında, hukuk yargılamasındaki süreçlerin sadeleştirileceği belirtildikten sonra Faaliyetler başlığı (e) bendinde:
Uyuşmazlıkların sulh yoluyla çözüme kavuşturulması halinde nisbi karar ve ilam harcı yerine maktu harç alınması sağlanacaktır.
denilmiştir.
Gerçekten bugünkü haliyle, harçların yüksekliği tarafların, özellikle mahkeme dışı sulh yoluna başvurmalarına engel olmaktadır. Harçlar Kanunu’nun 22’nci maddesine göre: “Davadan feragat veya davayı kabul veya sulh, muhakemenin ilk celsesinde vuku bulursa, karar ve ilam harcının üçte biri, daha sonra olursa üçte ikisi” alınır. Aslında uyuşmazlıkların sulh yoluyla çözüme kavuşturulmasında maktu harç alınması hususunun HMK düzenlenirken dikkate alınması ve ön inceleme sırasında hakim tarafından taraflara bu hususun da hatırlatılmasının kanunda yer alması daha yararlı olurdu.
Özellikle işçi alacakları ile ilgili davaların, daha çok kayıtların düzgün tutulmadığı ya da kayıt dışı çalışan işyerlerine karşı açılması tarafların sulh olmalarını zorlaştırmaktadır. Ancak, yukarıda değindiğimiz nedenlerden dolayı, bu husus mahkeme içi sulh durumunda fazla sonuç doğurmasa da, maktu harç alınmasının, mahkeme dışı sulh sözleşmelerinin mahkemeye verilmesi durumunda da uygulanacağı kabul edilirse, etkili olacağını sanıyoruz.
Biz, davanın feragat ve kabul ile sonlandırılmasında da harç miktarının düşürülmesinin olumlu sonuçlar vereceğini düşünüyoruz. Harçlar Kanunu’nun 22’nci maddesinde, feragat ve kabul için harç miktarında değişiklik yapılmayacaksa, davanın gerek mahkeme içi ve gerekse mahkeme dışı sulh ile sonlandırılması durumunda maktu harç alınacağı şeklinde yapılacak düzenlemenin olumlu sonuçlar vereceğini tekrarlamayı uygun buluyoruz.
Her ne kadar uyuşmazlıkların bir çoğu arabuluculuk yolu ile sonlandırılmakta ise de, sık sık arabuluculuk tutanaklarının iptali ile ilgili seminerler düzenlenmesinden, onların yerini arabuluculuktan kaynaklanan davaların aldığı ve mahkemelerdeki iş yükünün azalmasında yeterli etkisinin olmadığı gözlemlenmektedir. Sulh sözleşmesinin yaygınlaşması durumunda bu gibi olumsuz sonuçlar ortaya çıkmayacaktır.
[1] – Y HGK,15.05.2024 t, E:2024/258-K:2024/258, www.legalbank.net, Erişim t: 20.02.2025.
[2] – www.adaletbakanlığı.gov.tr, ET:20.02.2025.
[3] – Y HGK, 14.02.2018 t, E:2017/863-K:2018/197, www.legalbank.net, Erişim t:20.02.225.
[4] – Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 19.Baskı Yetkin Yayınları, Ankara 2015, s.1259.
[5] – Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.IV, İstanbul 2001, s.3798.
[6] – Kuru, s.3801-3802.
Bursa’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimlerimi Bursa’da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Serbest avukat olarak İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik alanında çalışmaktayım. Bu konulardaki makalelerim dışında, “Açıklamalı İçtihatlı 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu” ve Prof. Dr. H. Yunus Taş ile birlikte yazdığımız “İş Mahkemelerinin Görevi ve Yargılama Usulü” isimli kitaplarım yayınlanmıştır.
