‘ESG’deki Eksik: ‘T’ (yani ‘Vergi’)

Son yıllarda Çevresel, Sosyal ve Kurumsal Yönetişim (environmental, social, and governance-ESG[1]) yatırımları benzeri görülmemiş boyutlara ulaşmıştır. Yatırımcılar fonlara milyarlarca dolar[2] akıtmakta; güçlü çevresel kayıtlara, olumlu sosyal etkiye ve iyi kurumsal yönetime sahip şirketlere öncelik vermektedir. ESG yatırımının savunucuları, bunu iklim değişikliği ve sosyal eşitsizlik gibi acil küresel sorunlara çözüm getirirken daha yüksek finansal getiri vaat eden bir kazan-kazan stratejisi olarak görmektedir. Biraz abartma riskiyle birlikte, ESG hareketi genellikle şirketleri ve dolayısıyla kurumsal yatırımcıları en büyük hissedarları olarak, daha iyi bir geleceğe giden bir yol sunan, dünyanın modern zaman kurtarıcıları olarak tasvir etmektedir. ESG derecelendirme kuruluşları, halka açık şirketleri çeşitli ESG göstergelerine göre sıralamakta, en yüksek puana sahip olanlara övünme hakkı vererek daha fazla yatırım çekmelerine olanak tanımaktadır.

Yakın zamanda yayınlanan bir makalede, ESG’ye duyulan ilginin ortasında, kritik bir parametrenin neredeyse gözden kaçırıldığı öne sürülmektedir: ‘kurumlar vergisi davranışı’ (corporate tax behavior). Kurumlar vergisinin ödenmesi, bir şirketin toplumdaki rolünü nasıl gördüğünün ve faaliyet gösterdiği toplulukları ve ilişki içinde olduğu paydaşları nasıl desteklediğinin güçlü bir göstergesidir. Kurumlar vergileri kamu mallarının sağlanmasında esastır. Çevre dostu projeler, eğitim, refah vb. gibi topluma fayda sağlayan sürdürülebilir hükümet girişimleri de dâhil olmak üzere hayati önem taşıyan hükümet girişimlerini ateşleyebilirler.

Bu nedenle kurumlar vergisi davranışının, özellikle de kurumlar vergisinin ödenmesinin, ESG çerçevesinde çok önemli bir bileşen olması beklenebilir. Ancak gerçeklik bu idealden çok uzaktır. Anılan makalede, ESG ortamındaki üç baskın piyasa aktörüne [ESG derecelendirme kuruluşları, kurumsal yatırımcılar ve halka açık şirketler (ESG rating agencies, institutional investors, and public corporations)] odaklanılarak şirketlerin ESG derecelendirmeleri ile kurumlar vergisi ödemeleri arasında bariz bir uçurum olduğu tespit edilmiştir.

Bu açığı ortaya koymak için ESG derecelendirme kuruluşlarının kullandığı ölçütler, metodolojileri ve puanlama sistemleri incelenmiştir. Daha sonra elde edilen bulgular çeşitli kurumlarla doğrudan iletişim kurularak tamamlanmıştır. Araştırma, şirketlerin ESG profillerini değerlendirirken vergi davranışlarını gözden kaçırmaya yönelik ısrarcı bir eğilimi ortaya koymaktadır. Spesifik olarak, bir şirketin vergiden kaçınmaya dâhil olması [yasanın ruhuna aykırı bir şekilde vergi yükümlülüğünü azaltmaya yönelik işlem ve yapılar peşinde koşması (tax avoidance-the pursuit of transactions and structures to reduce tax liability in a manner that is contrary to the spirit of the law)], paydaşlar ve toplum için olası sonuçlarına rağmen şirketin ESG puanını pek etkilemez.

Araştırmanın bir parçası olarak, agresif vergiden kaçınma davranışlarıyla bilinen şirketlere, özellikle de ABD’de önemli vergi öncesi kârlara rağmen 2020 yılında federal gelir vergisi ödemeyen şirketlere verilen ESG puanları incelenmiştir. Bulgular, dört ESG derecelendirme sağlayıcısından üçünün (MSCI, Sustainalytics ve Refinitiv) bu şirketlere oldukça yüksek puanlar verdiğini, bunun da vergi ödemesi ile ESG değerlendirmesi arasında bir kopukluğa işaret ettiğini ortaya koymaktadır. Örneğin, MSCI örnekleminde analiz edilen otuz yedi şirketten üçü “AAA” puanı, on ikisi “AA” puanı ve on tanesi “A” puanı almıştır. MSCI örneğinde vergiden kaçınan bu şirketler arasında “A” aralığı puanlarının baskınlığı, eğer dikkate alınırsa vergi ödemesinin ESG değerlendirmesinin önemli bir bileşeni olmadığı yönündeki makale yazarlarının iddiasını desteklemektedir.

Ancak vergi ile ilgili kör noktadan tek başına ESG derecelendirme kuruluşları sorumlu değildir. Mezkûr makalede de gösterildiği gibi, en önde gelen müşterileri (ESG fonları ve onlara karşılık gelen fon aileleri) de suçu paylaşmaktadır. Makalede, ESG fonlarının agresif vergi stratejileri uygulayan şirketleri tercih etme eğiliminde olduğu gözlemlenmiştir. Örneğin, 2020’de en yüksek ESG fonu yatırımına sahip ilk on şirketin analizi, Microsoft, Alphabet ve Disney gibi yüksek puan alan şirketler arasında agresif vergi uygulamalarının yaygınlığını ortaya koymaktadır. Bu şirketler dikkat çekici derecede düşük efektif vergi oranı (effective tax rates) sergilemekte ve agresif vergi uygulamaları konusunda önemli düzenleyici incelemelere maruz kalmakta, ancak yine de borsa yatırımlarından ESG fonlarına yapılan en büyük kazananlar olmuşlardır.

Ancak kurumlar vergisinden kaçınma, yalnızca büyük kurumsal yatırımcılar tarafından tolere edilmekle kalmıyor, aynı zamanda büyük kurumsal yatırımcılar tarafından da aktif olarak teşvik ediliyor gibi görünmektedir. Son zamanlardaki deneye dayalı çalışmalara göre, geniş çeşitlilik gösteren kurumsal yatırımcıların mülkiyeti, portföy şirketleri arasında daha yüksek vergiden kaçınma seviyelerine yol açmakta ve bu da söz konusu yatırımcıların daha agresif vergi davranışlarını tercih ettiklerini göstermektedir. Ayrıca, çeşitli ESG sorunlarına ilişkin kampanyalarına rağmen, büyük varlık yöneticileri, en büyük portföy şirketlerinin dâhil olduğu yüksek profilli davalarda bile, kurumlar vergisinden kaçınmaya ilişkin herhangi bir tutumu dile getirmekten kaçınmışlardır. BlackRock ve Vanguard’ın da aralarında bulunduğu birçok etkili kurumsal yatırımcı, geçtiğimiz günlerde üç dev teknoloji şirketinin (Amazon, Cisco ve Microsoft), esas olarak bu şirketlerin finansal tablolarına ülke bazında kamuya açık raporların (country-by-country report) dâhil edilmesi marifetiyle vergi şeffaflığını artırmayı amaçlayan hissedar tekliflerine karşı oy kullanmıştır.

Ülke bazında rapor, şirketin faaliyet gösterdiği vergi bölgeleri arasında gelir, kâr ve ödenen vergilerin küresel tahsisine ilişkin toplu veriler sağlar. Daha sorumlu vergi uygulamalarını harekete geçirme potansiyeliyle, şirketlerin vergi ödemelerinin bilinçli analizi için önemli bir başlangıç noktası olarak yaygın bir biçimde kabul edilmektedir. Ancak önemine rağmen büyük kurumsal yatırımcılar bu kritik hissedar önerilerine karşı oy kullanmış ve yenilgiyle sonuçlanmıştır. Aynı zamanda çeşitli ESG fonlarını da yöneten dünyanın en büyük varlık yöneticisi BlackRock, 2024 genel kurul kılavuzunda hissedarların vergi şeffaflığına ilişkin bu tür tekliflerine değinmiş ve bunları genel olarak desteklemeyeceğini ifade etmiştir.

Ortaya çıkan model, ESG değerleriyle daha uyumlu olan daha fazla vergi uyumunu savunmak yerine, ülkenin en büyük ESG fonlarının başında bulunanlar da dâhil olmak üzere kurumsal yatırımcıların vergiden kaçınma davranışını körüklediğini göstermektedir. Kurumlar vergisinden kaçınmanın geniş ekonomik ve sosyal sonuçları göz önüne alındığında, bu eğilim, ESG düzenleyici otoriteleri olarak varlık yöneticilerinin yanıltıcı vaatlerini yansıtmaktadır.

Halka açık şirketlere gelince, ESG hedeflerinin destekçisi oldukları için övülen birçok ABD şirketinin vergi performansına ilişkin analiz, bu şirketlerin büyük ölçüde eksik vergi ödediklerini ve bunun da benzeri görülmemiş düzeyde kurumlar vergisinden kaçınmaya yol açtığını ortaya koymaktadır. Onlarca yıldır ülkenin en büyük ve en kârlı şirketlerinden bazıları kârlarını federal gelir vergisinden korumanın yollarını bulmuştur. Tahminlere göre, büyük çokuluslu şirketlerin vergiden kaçınma stratejileri, ABD hükümetini yılda yüz milyarlarca dolardan mahrum bırakmakta ve bu tutarların kamu maliyesine ulaşmasını engellemektedir.

Kamuya açık başvurularda vergi ile ilgili verilerin bulunmaması, ESG söylemi ile vergi uygulamaları arasındaki kopukluğun altını daha da çizmektedir. Şu anda yalnızca iki Amerikan şirketi ülke bazında raporu finansal tablolarına dâhil etmekte ve çoğu halka açık şirket, raporlarında maddi vergi beyanı sunmamaktadır. Belki daha da çarpıcı olanı, çoğu halka açık şirketin sürdürülebilirlik raporlarında vergi politikalarına ve ödemelerine ilişkin anlamlı bir atfa yer vermemesidir.

Mevcut durum en iyi şekilde bir paradoks olarak tanımlanabilir. Şirketlerden, vergiden kaçınma davranışları yoluyla daha da kötüleştirdikleri sorunun çözümüne yardım etmeleri istenmektedir. Bu kısır döngü, kurumlar vergisinden kaçınmanın hükümetin ESG hedeflerine ulaşma kapasitesini baltalaması ve ESG gelişimi için şirketlere ve kurumsal hissedarlara olan bağımlılığın artmasına yol açmasıyla devam etmektedir.

Sorunu çözmek ve kısır döngüyü kırmak için üç cephede değişiklik yapılması önerilmektedir. İlk olarak, ESG derecelendirme kuruluşları vergi sorunlarını derecelendirmelerine önemli bir ağırlıkla dâhil etmelidir. İkincisi, varlık yöneticileri, kurumsal yönergelerinde açık bir şekilde sorumlu vergi davranışı taahhüt etmeli ve belirli koşullar altında, vergi davranışları sektördeki emsallerinin altına düşen şirketlerden ayrılmalıdır. Son olarak, tüm ABD halka açık şirketleri için bir ülke bazında rapor zorunluluğunun benimsenmesi de dâhil olmak üzere, vergi ile ilgili bilgilerin kamuya zorunlu olarak açıklanması savunulmaktadır. Bu tür önlemler, büyük çokuluslu şirketler arasında vergiden kaçınmanın caydırılması ve daha sorumlu bir kurumlar vergisi kültürünün teşvik edilmesi konusunda umut vaat etmektedir.

[1] İşbu çeviride ve çeviri-derleme-telif başkaca çalışmalarımızda “ESG” kısaltması tercih edilmekte olup, uluslararası yaygın ve bilinen bir tabir olması itibarıyla Türkçe karşılığı kısaltma olarak “ÇSY” kullanılmamaktadır.

[2] Dolar: [Amerika Birleşik Devletleri (ABD) doları]

1966 yılında, Gence-Borçalı yöresinden göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Ardahan/Çıldır’da doğdu [merhume Anası (1947-10 Temmuz 2023) Erzurum/Aşkale; merhum Babası ise Ardahan/Çıldır yöresindendir]. 1984 yılında yapılan sınavda Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü kazandı. 1985 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümüne yatay geçiş yaptı ve 1988’de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümünü birincilikle, Fakülteyi ise 11’inci olarak bitirdi.
1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Denver şehrinde yer alan ‘Spring International Language Center’da; 65’inci dönem müdavimi olarak 2008-2009 döneminde Milli Güvenlik Akademisi’nde (MGA) eğitim gördü ve MGA’dan dereceyle mezun oldu. MGA eğitimi esnasında ‘Sınır Aşan Sular Meselesi’, ‘Petrol Sorunu’ gibi önemli başlıklarda bilimsel çalışmalar yaptı.
Türkiye’de Yatırımların ve İstihdamın Durumu ve Mevcut Ortamın İyileştirilmesine İlişkin Öneriler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü);
Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yaşanan Sorunlar ve Alınması Gereken Önlemler (Maliye Hesap Uzmanları Vakfı Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü, Sevinç Akbulak ile birlikte);
Kayıp Yıllar: Türkiye’de 1980’li Yıllardan Bu Yana Kamu Borçlanma Politikaları ve Bankacılık Sektörüne Etkileri (Bankalar Yeminli Murakıpları Vakfı Eser Yarışması, Övgüye Değer Ödülü, Emre Kavaklı ve Ayça Tokmak ile birlikte);
Türkiye’de Sermaye Piyasası Araçları ve Halka Açık Anonim Şirketler (Sevinç Akbulak ile birlikte) ve Türkiye’de Reel ve Mali Sektör: Genel Durum, Sorunlar ve Öneriler (Sevinç Akbulak ile birlikte) başlıklı kitapları yayımlanmıştır.
Anonim Şirketlerde Kâr Dağıtımı Esasları ve Yedek Akçeler (Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal TEKİNALP’e Armağan, Cilt I; 2003), Anonim Şirketlerin Halka Açılması (Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Tartışma Tebliğleri Serisi II; 2004) ile Prof. Dr. Saim ÜSTÜNDAĞ’a Vefa Andacı (2020), Cilt II, Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler (2021), Prof. Dr. Saim Üstündağ’a İthafen İlmi Makaleler II (2021), Sosyal Bilimlerde Güncel Gelişmeler (2021), Ticari İşletme Hukuku Fasikülü (2022), Ticari Mevzuat Notları (2022), Bilimsel Araştırmalar (2022), Hukuki İncelemeler (2023), Prof. Dr. Saim Üstündağ Adına Seçme Yazılar (2024) başlıklı kitapların bazı bölümlerinin de yazarıdır.
1992 yılından beri Türkiye’de yayımlanan otuza yakın Dergi, Gazete ve Blog’da 2 bin 500’e yakın Telif Makale ve Yazı ile Türkçe Derleme ve Türkçe Çevirisi yayımlanmıştır.
1988 yılında intisap ettiği Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) uzman yardımcısı, uzman (yeterlik sınavı üçüncüsü), başuzman, daire başkanı ve başkanlık danışmanı; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı GSM 1800 Lisansları Değerleme Komisyonunda üye olarak görev yapmış, ayrıca Vergi Konseyi’nin bazı alt çalışma gruplarında (Menkul Sermaye İratları ve Değer Artış Kazançları; Kayıt Dışı Ekonomi; Özkaynakların Güçlendirilmesi) yer almış olup; halen başuzman unvanıyla SPK’da çalışmaktadır.
Hayatı dosdoğru yaşamak vazgeçilmez ilkesidir. Ülkesi ‘Türkiye Cumhuriyeti’ her şeyin üstündedir.