
Özet: Bu çalışma, Prof. Anders Högberg’in 14 Ocak 2026 tarihinde Frontiers in Psychology dergisinin Theoretical and Philosophical Psychology bölümünde yayımlanan “Becoming human in the age of AI: cognitive co-evolutionary processes” başlıklı makalesini, yapay zekâ ile insan bilişi arasındaki ilişki bakımından incelemektedir. Högberg’in insanı “zorunlu araç kullanıcısı” olarak kavramsallaştıran ve teknolojiyi insan deneyiminin kurucu bir unsuru olarak değerlendiren yaklaşımı, hukuk alanında geliştirilen “Yapay Uzuv” teorisi bakımından önemli bir akademik zemin sunmaktadır. Bu makalede, Högberg’in bilişsel eş-evrim, genişletilmiş biliş ve teknolojik katılım eksenindeki tespitlerinin, yapay zekânın hukukçunun muhakeme kapasitesini genişleten bir “epistemik protez” olarak düşünülmesine ne ölçüde dayanak oluşturduğu tartışılmaktadır. Sonuç olarak çalışma, yapay zekânın yalnızca dışsal bir araç değil, belirli bağlamlarda insan düşüncesinin işleyişine eklemlenen bilişsel bir uzuv olarak kavranabileceğini ileri sürmektedir.
Anahtar Kelimeler: Yapay Uzuv, Bilişsel Eş-Evrim, Genişletilmiş Biliş, Yapay Zekâ, Nöroplastisite, Hukuki Muhakeme.
İncelenen Makale: Anders Högberg, “Becoming human in the age of AI: cognitive co-evolutionary processes”, Frontiers in Psychology, Theoretical and Philosophical Psychology, 14 Ocak 2026, Cilt 16 (2025), DOI: 10.3389/fpsyg.2025.1734048. Makale, Perspective article türünde yayımlanmıştır.
Link: https://www.frontiersin.org/journals/psychology/articles/10.3389/fpsyg.2025.1734048/full
Yazar Hakkında Kısa Not: Anders Högberg, Linnaeus University’de Arkeoloji Profesörüdür. Çalışmaları, arkeoloji, bilişsel evrim, insan-teknoloji ilişkisi ve maddi kültür bağlamında insan bilişinin dönüşümü üzerinde yoğunlaşmaktadır. Högberg’in akademik konumunun bu inceleme bakımından önemi, yapay zekâyı yalnızca teknik bir gelişme olarak değil, insanın uzun dönemli teknolojik katılım tarihi içinde değerlendiren bir perspektif sunmasından kaynaklanmaktadır.
Link: https://lnu.se/en/staff/anders.hogberg/
Högberg’in Makalesine İlişkin Akademik Özet
Prof. Anders Högberg’in “Becoming human in the age of AI: cognitive co-evolutionary processes” başlıklı çalışması, yapay zekâ ile insan arasındaki ilişkinin yalnızca güncel bir teknolojik gelişme olarak değil, insanın uzun dönemli bilişsel ve teknolojik tarihi içinde değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Makale, insan zihninin sabit ve tarih dışı bir yapı olduğu yönündeki “Taş Devri beyni” varsayımına karşı çıkarak, insan bilişinin milyonlarca yıllık teknolojik angajman içinde şekillenen plastik ve uyarlanabilir bir nitelik taşıdığını ileri sürmektedir. Bu çerçevede Högberg, yapay zekânın insan yaşamına entegrasyonunun yalnızca becerilerimizi değil, insan olmanın anlamına ilişkin kavrayışımızı da yeniden biçimlendirebileceğini tartışmaktadır. Çalışma, ampirik bir araştırma sunmaktan ziyade kuramsal ve keşif niteliğinde bir perspektif metni olarak, henüz tam olarak anlaşılmamış bir insan-yapay zekâ bilişsel ortak evrimi geleceğinde hangi soruların bugünden sorulması gerektiğini gündeme getirmektedir. Böylece makale, yapay zekânın insan bilişi, toplumsal ilişkiler ve sosyo-teknik pratikler üzerindeki dönüştürücü etkisini, bilişsel arkeoloji ve ortak evrim perspektifinden tartışmaya açmaktadır.
Bu inceleme, Högberg’in söz konusu kuramsal çerçevesinin, hukuk alanında geliştirilen Yapay Uzuv teorisi bakımından hangi ölçüde akademik bir zemin sunduğunu değerlendirmektedir.
- Giriş: Teknolojik Bağlılık ve İnsan Olmanın Yeniden Tanımı
İnsan zihni, tarihsel süreç boyunca sabit ve kendi içine kapalı bir yapı olarak değil, kullandığı araçlarla sürekli etkileşim içinde şekillenen dinamik bir bilişsel ekoloji olarak var olmuştur. Prof. Anders Högberg, 14 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan “Becoming human in the age of AI: cognitive co-evolutionary processes” başlıklı makalesinde bu sürekliliği bilişsel arkeoloji perspektifinden ele almakta ve insanı “zorunlu araç kullanıcısı” olarak kavramsallaştırmaktadır. Högberg’e göre teknoloji, insan deneyimine sonradan eklenen dışsal bir unsur değil; dünyayı algılama, anlamlandırma ve dönüştürme biçimimizi kuran tarihsel ve bilişsel bir bileşendir.
Bu yaklaşım, yapay zekânın günümüzde yalnızca teknik bir yenilik olarak değil, insan bilişinin tarihsel gelişim çizgisi içinde değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Högberg’in 3,3 milyon yıl öncesine kadar uzanan araç kullanımı anlatısı, ilk taş aletlerden günümüzün yapay zekâ sistemlerine kadar uzanan uzun süreli bir ortak evrim hattına işaret eder. Böylece yapay zekâ, insan zihnine dışarıdan eklenen tesadüfi bir yardımcı olmaktan ziyade, bilişsel süreçlerin dışsallaştırılması ve genişletilmesi bakımından önceki teknolojik eşiklerin devamı olarak görünür hâle gelir.
Hukuk pratiği ise bu tartışmanın en yoğun biçimde hissedildiği alanlardan biridir. Çünkü hukuki muhakeme; çok katmanlı norm yapıları, geniş içtihat külliyatı, olgusal çeşitlilik ve zaman baskısı altında yürütülen yüksek yoğunluklu bir bilişsel faaliyettir. Herbert Simon’ın sınırlı rasyonellik çerçevesinde işaret ettiği bellek sınırları, dikkat daralması ve seçici değerlendirme eğilimleri, hukukçunun tüm olasılıkları tek başına eksiksiz biçimde işlemesini güçleştirir. Bu nedenle yapay zekâ, hukuk alanında basit bir kolaylaştırıcı araç olarak değil, muhakemenin belirli aşamalarında bilişsel kapasiteyi tamamlayan ve genişleten bir imkân olarak tartışılmalıdır.
Bu noktada Högberg’in makalesi, hukuk alanında geliştirilen “Yapay Uzuv” teorisi bakımından önemli bir akademik zemin sunmaktadır. Yapay Uzuv yaklaşımı, yapay zekâyı hukukçunun yerine geçen otonom bir karar verici olarak değil; görme, ayırt etme, karşılaştırma ve olasılık üretme kapasitesini genişleten bir bilişsel uzantı olarak konumlandırır. Högberg’in insan-teknoloji ilişkisini kurucu, süreklilik taşıyan ve ortak-evrimsel bir süreç olarak okuması, yapay zekânın bu şekilde kavranmasını destekleyen güçlü bir teorik arka plan sağlamaktadır.
Bu çalışma, söz konusu makaleyi tam da bu bağlantı hattı üzerinden incelemektedir. Amaç, Högberg’in bilişsel arkeoloji ve eş-evrim eksenli tespitlerinin, yapay zekânın hukuk pratiğinde bir “Yapay Uzuv” olarak kavramsallaştırılmasına ne ölçüde akademik dayanak sunduğunu ortaya koymaktır. Böylece mesele, yapay zekâyı yalnızca pratik fayda sağlayan bir araç olarak görmekten çıkarak, insan düşüncesinin tarihsel olarak araçlarla kurduğu ilişkinin çağdaş bir devamı içinde değerlendirilmiş olacaktır.
- “Yapay Uzuv” ve Genişletilmiş Biliş: Högberg’in Makalesinden Hukuki Muhakemeye
Högberg’in makalesinde dikkat çeken en önemli kavramsal uğraklardan biri, Malafouris’e atıfla kullanılan “kör adamın değneği” metaforudur. Bu metaforda değnek, yalnızca bedene dışarıdan eklenmiş bir yardımcı araç değildir; kullanıcının çevreyi algılama biçimine eklemlenen, onun duyumsama ve yönelim kapasitesini genişleten işlevsel bir uzantıdır. Bu nedenle değneğin ucu, yalnızca fiziksel bir temas noktası değil, aynı zamanda bilişin bedenden dış dünyaya doğru taşındığı bir sınır hattı olarak kavranır. Högberg’in bu örnek üzerinden işaret ettiği husus, insan bilişinin yalnızca beyin içi bir süreç olarak değil, araçlarla kurulan ilişki içinde genişleyen ve yeniden şekillenen bir yapı olarak düşünülmesi gerektiğidir.
Bu çerçeve, “genişletilmiş biliş” anlayışının hukuk alanındaki karşılığını tartışmak bakımından özel bir önem taşır. Yapay Uzuv teorisi, yapay zekâyı hukukçunun dışında duran, sonuç üreten bağımsız bir yazılım olarak değil; muhakeme sürecinin belirli aşamalarında onun görme, ayırt etme, karşılaştırma ve ihtimal üretme kapasitesini genişleten bir bilişsel uzantı olarak kavramsallaştırır. Bu yönüyle yapay zekâ, hukukçunun yerine geçen bir ikame mekanizması değil, onun sınırlı bilişsel kapasitesiyle karmaşık hukuki veri alanı arasında işleyen bir epistemik protez niteliği taşır.
Bu teorik konumlandırma, yapay zekânın hukuk pratiğinde üstlenebileceği bazı temel işlevleri de görünür kılar. İlk olarak yapay zekâ, hukukçunun düşünme kalıplarını, tekrar eden sezgisel eğilimlerini ve çoğu zaman fark edilmeyen yorum alışkanlıklarını açığa çıkaran bir ayna işlevi görebilir. İkinci olarak, büyük hacimli mevzuat, içtihat ve somut olay verisi içinde ilk bakışta fark edilmeyen bağlantıları, ayrışmaları ve olası boşlukları görünür kılan bir mercek olarak çalışabilir. Üçüncü olarak ise, farklı olasılıkları kısa sürede yan yana getirerek, hukuki değerlendirme sürecinde alternatif senaryoların daha sistemli biçimde düşünülmesini sağlayan bir hipotez hızlandırıcısı işlevi üstlenebilir. Bu üç işlev birlikte düşünüldüğünde, yapay zekânın hukukçunun muhakemesini ortadan kaldırmadığı, aksine onu daha refleksif, karşılaştırmalı ve denetlenebilir hâle getirdiği söylenebilir.
Tam da bu noktada Högberg’in makalesi, Yapay Uzuv teorisinin akademik zemini bakımından anlam kazanmaktadır. Çünkü Högberg, teknolojiyi insan deneyimine sonradan eklenmiş nötr bir aksesuar olarak değil, insan olmanın tarihsel ve bilişsel kuruluşunda rol oynayan kurucu bir unsur olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım benimsendiğinde, yapay zekânın hukuk alanında yalnızca verimlilik sağlayan teknik bir araç olarak değil, belirli bilişsel eksiklikleri telafi eden ve muhakemenin erişim alanını genişleten bir uzantı olarak düşünülmesi mümkün hâle gelir. Böylece Yapay Uzuv teorisi, soyut bir metafor olmaktan çıkarak, insan-teknoloji ilişkisinin uzun dönemli evrimsel sürekliliği içinde temellendirilebilir bir öneri hâline gelmektedir.
Bu bakımdan Högberg’in makalesi, yapay zekânın hukukçunun yerine geçmesini değil, onun bilişsel işleyişine belirli ölçülerde eklemlenmesini anlamaya imkân veren güçlü bir teorik arka plan sunmaktadır. Sonuç olarak hukuki bilgi, yalnızca insan zihninin tek başına ürettiği kapalı bir çıktı olarak değil; insan muhakemesi ile teknolojik bilişsel destek arasındaki etkileşim içinde oluşan, sınanan ve revize edilen dinamik bir süreç olarak değerlendirilebilir.
- Bilişsel Ortak Evrim ve Nöroplastisite: Yapay Uzuv Teorisinin Antropolojik Arka Planı
Högberg’in makalesinin önemli yönlerinden biri, insan zihninin tarih öncesi bir evrede sabitlenmiş, değişmez bir yapı olduğu yönündeki “Taş Devri Beyni” varsayımına karşı çıkmasıdır. Högberg’e göre insan bilişi, nöroplastisite ve teknolojiyle kurulan uzun süreli geri besleme ilişkileri sayesinde tarih boyunca dönüşmüş; araçlarla birlikte şekillenen ortak-evrimsel bir süreç içinde gelişmiştir. Bu yaklaşım, insan zihninin yalnızca biyolojik sınırlar içinde değil, teknolojik etkileşimler aracılığıyla da yeniden yapılanabildiğini göstermesi bakımından belirleyicidir.
Bu tespit, yapay zekâ ile kurulan ilişkinin istisnai ya da insan doğasına aykırı bir kırılma olarak değil, insanın araçlarla birlikte dönüşen bilişsel tarihinin güncel bir uzantısı olarak değerlendirilmesine imkân verir. Başka bir ifadeyle, yapay zekâ ile insan arasındaki ilişki Högberg’in çizdiği çerçevede, dışsal ve geçici bir temas değil; insanın çevresini teknoloji aracılığıyla dönüştürürken aynı zamanda kendi bilişsel işleyişini de yeniden yapılandırdığı uzun süreli bir ortak evrim hattının devamıdır.
Yapay Uzuv teorisi bakımından bu nokta özellikle önemlidir. Çünkü bu teori, yapay zekânın hukukçunun yerine geçen bağımsız bir akıl değil, onun bilişsel erişim alanını genişleten bir uzantı olarak anlaşılması gerektiğini savunmaktadır. Högberg’in insan-teknoloji ilişkisini tarihsel süreklilik içinde okuyan yaklaşımı, bu teorinin yalnızca pratik fayda ya da güncel ihtiyaç üzerinden değil, insan bilişinin evrimsel karakteri üzerinden de temellendirilebileceğini göstermektedir. Böylece yapay zekâ, hukuk pratiğinde dışsal bir otomasyon aracı olmaktan ziyade, belirli bilişsel eksiklikleri telafi eden ve muhakeme kapasitesini genişleten bir destek yapısı olarak kavranabilir.
Bu bağlamda Högberg’in “insan-YZ bilişsel ortak evrimi”ne ilişkin yaklaşımı, düşünmenin kapalı ve tek merkezli bir faaliyet olmadığı fikrini güçlendirmektedir. Hukuki muhakeme de bu çerçevede, yalnızca bireysel zihnin iç işlemlerine indirgenemeyen; insan değerlendirmesi ile teknolojik bilişsel destek arasındaki etkileşim içinde derinleşen bir süreç olarak yeniden düşünülebilir. Böylece Yapay Uzuv teorisi, insanın araçlarla birlikte dönüşen bilişsel tarihinin çağdaş hukuk pratiğindeki görünüm biçimlerinden biri olarak okunabilir.
Sonuç olarak Högberg’in nöroplastisite ve ortak evrim vurgusu, yapay zekânın insan düşüncesine eklemlenmesini istisnai ya da yapay bir durum olmaktan çıkarıp, insanın araçlarla birlikte şekillenen uzun dönemli varoluş tarihinin yeni bir aşaması olarak anlamaya katkı sunmaktadır. Bu da Yapay Uzuv teorisinin yalnızca teknik bir öneri değil, insan-teknoloji ilişkisinin tarihsel sürekliliği içinde tartışılabilecek antropolojik ve bilişsel bir öneri olduğunu göstermektedir.
- Bilişsel Kısıtlar ve Kör Nokta Disiplini: Yapay Uzuvun Yöntemsel İşlevi
Hukuki muhakeme, insan zihninin sınırlı rasyonelliğinin en belirgin biçimde ortaya çıktığı alanlardan biridir. Herbert Simon’ın ortaya koyduğu çerçevede insan, karar verirken bütün olasılıkları eksiksiz biçimde değerlendiremez; bu nedenle çoğu zaman en iyiyi değil, mevcut koşullar içinde yeterli görünen seçeneği tercih eder. Hukuk pratiğinde bu sınırlılık; dikkat daralması, bellek sınırları, seçici algı ve bilinçdışı önyargılar nedeniyle çeşitli “kör noktalar” üretir. Özellikle yoğun mevzuat, içtihat ve olgu yükü altında çalışan hukukçu bakımından bu kör noktalar, değerlendirme sürecinin görünmeyen fakat etkili sınırlarını oluşturur.
Bu bağlamda “Kör Nokta Disiplini”, yapay zekâyı sonuç dayatan bir otorite olarak değil, hukukçunun fark etmediği boşlukları, atladığı ihtimalleri ve gözden kaçırdığı karşılaştırma alanlarını görünür kılan yöntemsel bir araç olarak ele almaktadır. Bu yaklaşımın hareket noktası, yapay zekâya doğrudan cevap arayan sorular yöneltmekten ziyade, önce “Ben neyi görmüyorum?” sorusunu kurabilmektir. Böylece yapay zekâ, hazır hüküm üreten kapalı bir mekanizma olmaktan çıkar; hukukçunun kendi muhakeme sınırlarını sınamasına yardımcı olan bir epistemik destek işlevi kazanır.
Högberg’in makalesi, bu yöntemin teorik arka planını anlamak bakımından önemli imkânlar sunmaktadır. Högberg’in vurguladığı nöroplastisite, bilişsel dışsallaştırma ve insanın araçlarla birlikte düşünme kapasitesini yeniden yapılandırabilmesi fikri, hukuk alanında da yapay zekânın bilişsel yükü yeniden dağıtan bir uzantı olarak kavranabileceğini göstermektedir. Bu çerçevede yapay zekâ ile kurulan etkileşim, hukukçunun muhakemesini ortadan kaldıran değil; aksine belirli işlem yüklerini dışsallaştırarak onun daha dikkatli, karşılaştırmalı ve bağlama duyarlı değerlendirmeler yapmasını destekleyen bir işlev üstlenebilir.
Högberg’in işaret ettiği “niş inşası” yaklaşımı da bu bakımdan açıklayıcıdır. İnsan, yalnızca çevresine uyum sağlayan bir varlık değil, aynı zamanda araçlar aracılığıyla kendi düşünme çevresini yeniden kuran bir özne olarak görülmektedir. Hukuk pratiğinde yapay zekâ kullanımı da bu anlamda yeni bir “düşünce nişi” oluşturur: hukukçunun bilgiye erişme, ihtimalleri karşılaştırma, karşıt görüşleri yoklama ve kendi değerlendirmesini test etme biçimi bu yeni çevre içinde dönüşür. Kör Nokta Disiplini, tam da bu dönüşümün yöntemsel adıdır.
Bu nedenle Kör Nokta Disiplini, Yapay Uzuv teorisinin alternatifi değil, onun hukuk pratiğindeki uygulanış biçimlerinden biri olarak anlaşılmalıdır. Yapay zekâ hukukçunun muhakemesine eklemlenen bilişsel bir uzantı ise, Kör Nokta Disiplini de bu uzantının nasıl kullanılacağını belirleyen refleksif soru düzenidir. Böylece yapay zekâ ile hukukçu arasındaki ilişki, cevap tüketen pasif bir kullanım biçiminden çıkıp, kendi sınırlarını tanıyan ve onları denetlemeye çalışan daha bilinçli bir muhakeme pratiğine dönüşmektedir.
- “Kör Adamın Değneği”nden Kör Nokta Disiplini’ne: Kavramsal Bir Köprü
Högberg’in makalesinde Malafouris’e atıfla yer verilen “kör adamın değneği” metaforu, yalnızca araç kullanımına ilişkin bir örnek değil, insan bilişinin sınırlarını teknoloji aracılığıyla nasıl genişlettiğini gösteren güçlü bir düşünsel modeldir. Bu metaforda değnek, eksikliğin pasif bir telafisi değil; çevreyle ilişki kurmanın yeni bir biçimi, başka bir deyişle yeni bir algısal erişim hattıdır. Araç burada kullanıcıdan ayrı ve dışsal bir nesne olmaktan çıkar; onun dünyayı kavrama biçimine eklemlenen işlevsel bir uzantıya dönüşür.
Bu metafor, hukuk alanında önerilen Kör Nokta Disiplini bakımından açıklayıcı bir analoji sunmaktadır. Nasıl ki kör birey değneği kullanarak erişemediği çevresel veriyi dolaylı biçimde edinirse, hukukçu da yapay zekâyı kendi bilişsel sınırlılıklarının ötesindeki bağlantıları, boşlukları ve gözden kaçan ihtimalleri fark etmek için kullanabilir. Bu çerçevede yapay zekâ, hüküm veren bağımsız bir otorite değil; hukukçunun kendi değerlendirme sınırlarını görünür kılan bir “epistemik değnek” işlevi görür.
Kör Nokta Disiplini’nin merkezindeki “Ben neyi görmüyorum?” sorusu, bu analojinin yöntemsel ifadesidir. Burada amaç, yapay zekâdan doğrudan sonuç almak değil; hukukçunun kendi dikkat alanı dışında kalan unsurları, karşıt ihtimalleri ve bastırılmış yorum seçeneklerini görünür hâle getirmektir. Böylece “körlük”, pasif bir yoksunluk hâli olmaktan çıkar; haritalandırılabilir, denetlenebilir ve yönetilebilir bir bilişsel sınıra dönüşür.
Bu nedenle Högberg’in “kör adamın değneği” metaforu ile Kör Nokta Disiplini arasında yalnızca benzetmeye dayalı yüzeysel bir ilişki değil, daha derin bir yapısal paralellik bulunmaktadır. İlkinde araç, fiziksel ve algısal sınıra eklemlenen bir uzantıdır; ikincisinde ise yapay zekâ, hukukçunun dikkat, bellek ve değerlendirme sınırlarına eklemlenen bilişsel bir destek hâline gelir. Her iki durumda da teknoloji, insan eksikliğini ortadan kaldıran sihirli bir ikame değil; o eksikliği daha bilinçli ve daha işlenebilir hâle getiren bir aracılık biçimi olarak ortaya çıkar.
Sonuç olarak bu metafor, Yapay Uzuv teorisi ile Kör Nokta Disiplini arasındaki ilişkiyi daha görünür kılmaktadır. Yapay zekâ hukukçunun muhakemesine eklemlenen bir bilişsel uzantı ise, Kör Nokta Disiplini de bu uzantının özellikle görünmeyeni görünür kılma işlevini düzenleyen refleksif kullanım biçimidir. Böylece Högberg’in sunduğu antropolojik örnek, hukuk alanında yapay zekânın neden yalnızca verimlilik sağlayan teknik bir araç olarak değil, bilişsel sınırların yönetimine katkı sunan bir düşünme desteği olarak değerlendirilmesi gerektiğini açıklamaktadır.
- Sonuç: Yapay Uzuv Teorisinin Akademik Zemini
Prof. Anders Högberg’in “Becoming human in the age of AI: cognitive co-evolutionary processes” başlıklı makalesi, yapay zekânın insan bilişiyle ilişkisini yalnızca güncel bir teknik yenilik çerçevesinde değil, insanın araçlarla birlikte şekillenen uzun dönemli bilişsel tarihi içinde değerlendirme imkânı sunmaktadır. Högberg’in insanı “zorunlu araç kullanıcısı” olarak kavramsallaştırması, teknoloji ile insan düşüncesi arasındaki ilişkinin dışsal ve tesadüfi değil, kurucu ve süreklilik taşıyan bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım, yapay zekânın hukuk alanında nasıl konumlandırılması gerektiği sorusuna da daha derin bir teorik zemin kazandırmaktadır.
Bu çalışma bakımından Högberg’in en önemli katkısı, yapay zekânın hukukçunun yerine geçen bağımsız bir karar verici olarak değil, onun bilişsel kapasitesine eklemlenen bir uzantı olarak düşünülmesini mümkün kılmasıdır. Genişletilmiş biliş, nöroplastisite, bilişsel dışsallaştırma ve ortak evrim eksenindeki tespitler birlikte değerlendirildiğinde, Yapay Uzuv teorisinin yalnızca metaforik ya da pratik bir öneri olmadığı; insan-teknoloji ilişkisinin tarihsel ve antropolojik sürekliliği içinde temellendirilebilir bir yaklaşım olduğu görülmektedir.
Aynı şekilde Kör Nokta Disiplini de bu çerçevede, Yapay Uzuv teorisinin hukuk pratiğindeki yöntemsel görünüm biçimlerinden biri olarak anlam kazanmaktadır. Yapay zekâ, hukukçunun muhakemesini ikame eden bir otorite değil; dikkat, bellek, karşılaştırma ve ihtimal değerlendirmesi alanlarında onun kendi sınırlarını daha görünür kılan bilişsel bir destek olarak işlev görebilir. Bu nedenle hukukta yapay zekâ kullanımı, yalnızca hız ve verimlilik meselesi olarak değil, muhakemenin sınırlarını daha bilinçli yönetme meselesi olarak da ele alınmalıdır.
Sonuç olarak Högberg’in makalesi, yapay zekânın hukuk alanındaki yerini yeniden düşünmek için güçlü bir akademik dayanak sunmaktadır. Yapay zekâ bu çerçevede, hukukçunun yerine geçen bir rakipten çok, onun muhakeme kapasitesini belirli yönlerden genişleten bir Yapay Uzuv olarak değerlendirilebilir. Böyle bir yaklaşım, hukukçunun kendi bilişsel sınırlarını inkâr eden bir güven anlayışından değil, o sınırları tanıyan ve onları sorumlulukla yönetmeye çalışan daha refleksif bir epistemik tutumdan beslenmektedir. Bu da yapay zekânın hukuk dünyasında yalnızca teknik bir araç olarak değil, bilişsel sorumluluğu yeniden düşünmeye çağıran bir düşünsel eşik olarak anlaşılmasını mümkün kılmaktadır.
Etik ve Metodolojik Not: Diyalojik Süreç ve Epistemik Sorumluluk Beyanı
Bu metin; yazarın Chatgpt, Gemini ve Google NotebookLM modelleriyle yürüttüğü diyalojik bir iş birliği içerisinde; Gemini’ye yazar tarafından kurgulattırılan derin araştırma algoritmaları ile geniş alan taraması ve Google NotebookLM’in kapalı devre yetenekleri ve kaynakçadaki seçili kaynaklar ve yazarın geçmiş makalelerindeki fikirler ile birlikte diyalojik süreçle inşa edilmiştir. Bu süreç; yapay zekânın otonom bir üretici değil, yazarın stratejik yönlendirmesi altında çalışan yazarın bir “epistemik uzuvu” olduğu ve yazara ait “Yönlendirici Telif” modelinin somut bir tezahürüdür. Bu bağlamda eser, 5846 sayılı FSEK anlamında yazarın “hususiyetini” taşımakta; şeffaflık ilkesi uyarınca ulaşılan bir “Artırılmış Özgürlük” ve “Algoritmik Adalet” arayışını da belgelemektedir.
Kaynakça:
Högberg, A. (2026). “Becoming human in the age of AI: cognitive co-evolutionary processes“. Frontiers in Psychology.
https://www.frontiersin.org/journals/psychology/articles/10.3389/fpsyg.2025.1734048/full#ref62
Çakmakcı, R. (2025). “Yapay Zeka Çağında Homo Sapiens’ten Homo Augmentus’a: Artırılmış Özgürlük ve Epistemik Sorumluluk“. Legal Blog.
Yapay Zeka Çağında “Homo Sapiens”ten “Homo Augmentus”a: Artırılmış Özgürlük ve Epistemik Sorumluluk
Çakmakcı, R. (2025). “Yapay Zekâ ile Görme Alanını Genişletmek: Hukuki Muhakemede Kör Nokta Disiplini“. Legal Blog.
Yapay Zekâ ile “Görme Alanı”nı Genişletmek: Hukuki Muhakemede ”Kör Nokta Disiplini”
Çakmakcı, R. (2026). “Harflerin Aritmetiği ya da Hukukun Geometrisi: Yapay Zekânın Semantik İnşası ve Kapalı RAG Teknolojisi“. Legal Blog.
Çakmakcı, R. & Başaran, A. (2025). “Yapay Zekâ İlk Kez Türk Mahkemesi Gerekçesinde: Araçtan Bilişsel Uzuva Giden Yolun Başlangıcı“. Legal Blog.
Yapay Zekâ İlk Kez Türk Mahkemesi Gerekçesinde: Araçtan Bilişsel “Uzuv”a Giden Yolun Başlangıcı
Eğitim ve Formasyon
1969 yılında Karşıyaka'da doğdu. 1987 yılında İzmir Çınarlı Teknik Lisesi Elektrik bölümünden ve 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi´nden mezun oldu. Teknik lise kökeninden gelen analitik bakış açısını hukuk formasyonuyla birleştirerek kariyerini şekillendirmiştir.
Yayıncılıkta Teknoloji ve Yapay Zekâ Vizyonu
• Ankara Barosu “Yapay Zekâ Hukuku Merkezi” Danışma Kurulu üyesidir.
• Legal Blog ve Legal Fikri ve Sınai Haklar Dergisinde Yapay Zekâ ve Hukuk üzerine çok sayıda makalesi yayımlanmıştır.
• Boğaziçi Üniversitesinde gerçekleştirilen “Yargıda Dijitalleşmenin Medenî Yargılamaya Egemen Olan İlkelere Etkisinin Araştırılması Projesi Ulusal Çalıştayı’na (20 Aralık 2024) katılmış ve Çalıştay’da Yapay Zeka Üzerine sunduğu görüşleri “Medeni Yargıda Dijitalleşmenin Etkileri” isimli kitapta yer almıştır.
• İstanbul Gedik Üniversitesinde gerçekleştirilen IRENEC 2026 Uluslararası %100 Yenilenebilir Enerji Konferansı’na katılarak 'Enerji Hukukunda Yapay Zekânın Kaçınılmazlığı: Normatif Kör Noktaların Tespiti, Mevzuat Kesişimlerinin Analizi ve Düzenleme Değişikliklerinin Sistemik Etkisinin Öngörülmesi' başlıklı tebliğini sunmuştur. Bu çalışmasında yapay zekâyı, enerji hukukunun çok katmanlı ve karmaşık yapısında insan muhakemesinin erişim alanını genişleten bir 'epistemik protez' ve 'artırılmış uzmanlık' aracı olarak konumlandırmıştır. Sunumunda; mevzuat haritalama, içtihat kümeleme ve düzenleyici değişikliklerin sistemik etkilerini simüle etme gibi işlevlerin, enerji hukuku gibi teknik yoğunluk içeren alanlarda artık metodolojik bir zorunluluk haline geldiğini vurgulamıştır.
• NilRTV de Mersin Önceki Baro Başkanı Av. Bilgin Yeşilboğaz ile iki kez Yapay Zeka ve Hukuk konulu canlı yayın röportajına katılmıştır.
• 2001 yılında Legal Yayıncılık A.Ş. ve Legal Kitabevi A.Ş.'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olarak sektöre yeni bir soluk getirmiştir. Klasik yayıncılığı teknolojiyle birleştirerek, Türkiye’nin en kapsamlı kaynaklarından biri olan **"Legal Online Veri Tabanı"**nı (Legalbank) hukuk dünyasına kazandırmıştır. "Yapay Zeka ve Hukuk" alanındaki gelişmeleri yakından takip ederek, hukuk teknolojilerinin (LegalTech) Türkiye'deki gelişimine ve yayıncılık süreçlerine entegrasyonuna yönelik çalışmalarına devam etmektedir.
Akademik ve Uluslararası Girişimler
Yayıncılık faaliyetlerini ulusal sınırların ötesine taşıyarak uluslararası bir vizyon ortaya koymuştur.
• YÖK ve TÜBİTAK ULAKBİM kriterlerine uygun, hakemli 10 akademik hukuk dergisinin sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yaparak doktrinin gelişimini desteklemektedir.
• Arnavutluk’ta kurduğu Legal Publishing Shpk ve Tiran’da yayımlanan Revista Akademike Legal (Arnavutça/İngilizce) dergisi ile Türk hukuk yayıncılığının yurt dışındaki temsilcisi konumundadır.
• Özellikle Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu gibi temel yasaların değişim süreçlerinde hazırladığı karşılaştırmalı eserler ve sistematik çalışmalar, bugün hala hukukçuların temel başvuru kaynakları arasında yer almaktadır.
Baro ve Mesleki Örgütlenme Çalışmaları
• İstanbul Barosu: İstanbul Barosu Mevzuatı Araştırma ve Geliştirme Komisyonu Başkan Yardımcılığı görevine uzun yıllar devam etti. İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi´nin (AHM) kurucu üyeliği ve uzun süre merkez yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. 2022 – 2023 yılları arasında İstanbul Barosu AHM Sözcüsü oldu. İstanbul Barosu Sağlık Komisyonu üyeliğinde de bulunan Çakmakcı, İstanbul Barosu “Avukat Hakları” ve “CMK” Eğitim sertifikalarına sahiptir. İstanbul Barosu, Kat Mülkiyeti Hukuku Komisyonu, Çevre ve İmar Komisyonu üyesidir. İstanbul Barosu Kooperatif Hukuku Komisyonunun kurulmasına öncülük etmiştir. Kuruluşunda ve bazı dönemlerinde İstanbul Barosu “Baro Meclisi” üyesi olmuştur.
• Türkiye Barolar Birliği (TBB): Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi Genel Sekreterliği görevini yürütmüştür. Türkiye Barolar Birliği "Arama Konferansı" Moderatörlük Eğitimini tamamlamıştır. Antalya Barosu, Mersin Barosu ve Hatay Barosu'nda Avukatlık Hukuku üzerine seminerler vermiştir. Seminerleri TBB Televizyonunda yayınlanmıştır. "Avukat Hakları" isimli TBB AHM iç eğitim yayınını hazırlamıştır.
• Delegelik ve Grupsal Faaliyetler: İstanbul Barosu Genel Kurulunda 2018-2020 ve 2022 – 2024 dönemi “Türkiye Barolar Birliği İstanbul Delegesi” seçilmiştir. 2024-2026 Dönemi Türkiye Barolar Birliği İstanbul 1. Yedek Delegesi olarak seçilmiştir. Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubunun iki dönem Yürütme Kurulu üyeliği görevini yürütmüştür.
Kurumsal Kariye ve Eğitmenlik
• Kurumsal Deneyim: Lebib Yalkın Yayınlarında Vergi ve Ticaret Hukuku Mevzuat Uzmanı ve Mükellefin Dergisi Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak çalıştıktan sonra, Türkiye İş Bankası Hukuk İşleri Müdürlüğünde uzun süre Avukatlık yapmıştır.
• Eğitmenlik: Türkiye İş Bankası Eğitim Müdürlüğünde orta ve üst düzey yöneticilere “Hukuk Eğitmeni” olarak hukuk dersleri verdi. Türkiye Bankalar Birliği Eğitim Merkezinde “Hukuk Eğitmeni” olarak dersler vermiştir.
• Modern Hukuk Akademisi: Modern Hukuk Akademisinin Başkanlığını ve Hukuk Eğitmenliği görevini yürütmüştür. Akademi bünyesinde "Sağlık ve Hukuk Gündemi" ve "Hukuk Söyleşileri" başlıklı söyleşileri hukukçu ve doktorların katılımı ile gerçekleştirmiş ve online yayınlamıştır.
• Görevler: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosunda Uzlaştırmacı olarak görev yapmıştır. Sakarya Üniversitesi "Uzlaştırmacı Eğiticiliği Eğitimi" sertifikasına sahiptir. Arabuluculukta Taraf Avukatları Grubunun (ATAG) kurucularındandır.
Sosyal Sorumluluk, Kültür ve Sanat
• Sivil Toplum: Kamu Yararını Savunma Derneği Başkanlığı görevini uzun yıllar yürütmüştür. Bu çerçevede çevre, kadın ve avukat haklarına yönelik çalışmalar yapmıştır. Kadıköyü Bilim Kültür ve Sanat Dostları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olup Moda sahilinin korunması ve yeşil alanların savunulması için faaliyetler yürütmüştür. Anadolu Yakası Balkan Göçmenleri Derneği Başkan Yardımcısıdır.
• Kültür ve Yayıncılık: Taşınmaz ve Kira Hukuku Grubu Dergisi Yayın Kurulu üyesidir. Türkçe / İngilizce yayınlanan “Makam Müzik Dergisi” isimli Türk Müziği Dergisinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürüdür. Modanın Renkleri Müzik Korosunda “Korist” olarak yer almıştır.
• Uluslararası Ödüller: Yemek Kitapları editörü olup, editörlüğünü yaptığı iki ayrı yemek kitabı ile Gourmand Cookbooks Awards tarafından iki kez “Dünyanın En İyi Yemek Kitapları Editörü” ödülüne layık görülmüştür.
Halen Kadıköy´de İstanbul Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık faaliyetlerini sürdürmektedir.
