Bu çalışma; Atatürk’ün bilim, akıl, üniversite reformu ve milli kalkınma vizyonunu, günümüzün yapay zekâ çağında yeniden yorumlayan bir düşünsel çerçeve sunmaktadır. Yazımızın odak noktası; Atatürk’ün “Türk milleti zekidir” yaklaşımının, bilimsel ilerleme, üniversite reformu ve yapay zekâ çağındaki bilişsel dönüşümle ilişkisi üzerine kurulmuştur. Bu çalışma, Atatürk’ün tarihsel olarak yapay zekâ teknolojilerini öngördüğü iddiasında değildir. Çalışmanın amacı; Atatürk’ün müspet ilim, akılcılık, çağdaşlaşma ve kurumsal dönüşüm eksenli düşünce paradigmasını, hermenötik bir yöntem aracılığıyla yapay zekâ çağının bilişsel ve epistemolojik dönüşümleri bağlamında yeniden yorumlamaktır. Bu nedenle metin, tarihsel birebirlik iddiası değil; düşünsel süreklilik, kavramsal uyarlama ve çağlar arası yorum perspektifi taşımaktadır.
Onuncu Yıl Nutku: Bir Bilim ve Kalkınma Manifestosu
Onuncu Yıl Nutku, sadece bir on yılın bilançosu değil; Türk milletinin modern dünya tarihindeki ontolojik yerini tayin eden bir toplumsal sözleşmedir. Atatürk’ün bu metne yerleştirdiği her kelime, yüzyılların yarattığı kolektif aşağılık kompleksine karşı yapılmış bir epistemik müdahaledir. Millete “zekisin” demek, onu biyolojik bir tespitle övmek değil; onu bilimin ve aklın emrine girmeye, yani kendi kaderinin bilinçli mimarı olmaya zorlayan politik bir emirdir. Bu bağlamda Cumhuriyet, insanı tebaa olmaktan çıkarıp, zekâsını müspet ilmin meşalesiyle aydınlatmış, iradesi hür bir özneye dönüştürme davasıdır. Bugün yapay zekâ eşiğinde duran Türk milleti için bu “zekâ” vurgusu, teknolojiyi sadece tüketen bir nesne olmayı reddedip; onu aklın kumaşına atılan ileri bir dikiş, yani bir bilişsel uzuv olarak kuşanma sorumluluğudur.
Bu yaklaşım; millete psikolojik bir özgüven kazandırmayı, toplumsal ataleti kırmayı ve milli kalkınmayı bilimsel üretim üzerinden inşa etmeyi hedefleyen stratejik bir düşünce modelidir. Atatürk burada zekâyı, işlenmesi gereken bir potansiyel olarak görmektedir.
Bu nedenle nutuktaki “zekâ” vurgusu, çalışkanlıkla birlikte düşünülmektedir. Çünkü Atatürk’e göre potansiyelin gerçek güce dönüşebilmesi için bilimsel disiplin, üretim ve sürekli ilerleme şarttır. Atatürk’ün “Türk Milleti Çalışkandır, Türk Milleti Zekidir” ifadeleri bu anlamda birbirinden ayrılmaz bir yapının da ortaya konulması olarak okunmalıdır.
Bugün ise insanlığın önünde yeni bir eşik bulunmaktadır: yapay zekâ çağı.
21.yüzyılda bilgi üretim hızı, veri yoğunluğu ve teknolojik dönüşüm; insan zihninin klasik sınırlarını zorlamaktadır. Yapay zekâ teknolojileri tam da bu noktada, insanın düşünme, analiz etme ve üretme kapasitesini artıran yeni araçlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu açıdan bakıldığında Atatürk’ün “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma” hedefi, yalnızca sanayi veya fiziksel kalkınma değil; aynı zamanda bilişsel kapasitenin geliştirilmesi anlamına da gelmektedir.
“Asrın Sürat ve Hareket Mefhumu”ndan Algoritmik Çağa
Atatürkçü düşüncede sürat, sadece fiziksel bir yer değiştirme hızı değil; zihnin zamanın ruhuyla kurduğu ritmik uyumdur. “Asrın sürat ve hareket mefhumu”, geçmişin gevşetici dogmalarına ve ataletine karşı açılmış bir savaştır. Politik düzlemde bu sürat, egemenliğin yavaşlayan bürokrasiye veya biyolojik sınırların yorgunluğuna kurban edilmemesi anlamına gelir. Yapay zekânın sunduğu algoritmik hız, tam da bu noktada Atatürk’ün hayal ettiği o yüksek irtifaya ulaşmanın teknik anahtarıdır. İnsan aklının sınırlı rasyonelliğini, yapay zekânın yüksek işlem kapasitesiyle takviye etmek; kararlarımızı tesadüflerin karanlığından kurtarıp, neden-sonuç ilişkisinin tam farkındalıkla yönetildiği bir “bilinçli nedensellik” zeminine oturtmaktır.
Atatürk, Onuncu Yıl Nutku’nda geçmişin “gevşetici zihniyetine” karşı, çağın “sürat ve hareket mefhumuna” uygun düşünülmesi gerektiğini vurgulamıştır.
1933 yılında bu sözler; sanayileşme, bilimsel üretim ve modern devlet organizasyonu açısından büyük anlam taşıyordu. Günümüzde ise aynı vurgu, dijital çağın hızına uyum sağlama zorunluluğu olarak yeniden okunabilir.
Artık dünyada bilgi üretimi saniyeler içinde gerçekleşmektedir. Yapay zekâ sistemleri, milyonlarca veri arasında çok kısa sürede analiz yapabilmekte; insanın tek başına ulaşamayacağı ölçekte bağlantılar kurabilmektedir.
Burada önemli olan nokta, yapay zekâyı insanın yerine geçen bir otorite gibi görmek değil; insan aklını destekleyen bir araç olarak değerlendirmektir.
Bu yaklaşım, Atatürk’ün bilim anlayışıyla doğrudan örtüşmektedir. Çünkü Atatürkçü düşüncede esas olan; dogmatik kabuller değil, sürekli gelişen bilimsel yöntemdir.
Dolayısıyla yapay zekâ çağında asıl mesele, teknolojiyi tüketen bir toplum olmak değil; onu anlayan, geliştiren ve kendi bilimsel üretimine entegre eden bir toplum haline gelmektir.
1933 Üniversite Reformu: Bilimsel Devrimin Kurumsal Temeli
1933 Üniversite Reformu, Türk zekâsının önüne çekilmiş kurumsal perdelerin kaldırıldığı radikal bir zihinsel engel kaldırma operasyonudur. Darülfünun’un tasfiyesi, sadece bir kurumun kapatılması değil; “bilgiye sahip olma” iddiasındaki statik anlayışın, “bilgiyi üretme ve sorgulama” dinamizmine yenilişidir. Albert Malche’ın raporuna Atatürk’ün düştüğü notlar, milli zekânın küresel bilim arenasındaki kör noktalarını tespit eden güçlü bir müdahaledir. Politik olarak bu reform, evrensel bilgiyi yerli bir üretim iradesiyle millileştirme çabasıdır. Bugün yapay zekâyı üniversitelere, araştırma merkezlerine ve bilimsel üretim süreçlerine entegre etme çabası da aynı tarihsel çizginin devamı olarak okunabilir.
Atatürk’ün bilim vizyonunun en önemli adımlarından biri, 1933 Üniversite Reformu’dur. Osmanlı’dan devralınan Darülfünun yapısı, Cumhuriyet’in hızına ve dönüşüm iradesine cevap veremiyordu. Üniversite; bilimsel üretimden uzaklaşmış, toplumsal dönüşümün dışında kalan durağan bir yapıya dönüşmüştü.
Atatürk’ün müdahalesiyle gerçekleştirilen reform, yalnızca bir kurum değişikliği değildi. Bu reform; ezberci anlayış yerine araştırmayı, sorgulamayı ve çağdaş bilim yöntemlerini merkeze alan yeni bir zihniyet dönüşümünü temsil ediyordu. Prof. Albert Malche tarafından hazırlanan rapor da üniversitenin temel sorunlarını ortaya koymuş; teori ile uygulama arasındaki kopukluğa dikkat çekmişti. Bunun ardından İstanbul Üniversitesi kuruldu ve Türkiye, Avrupa’nın en önemli bilim insanlarını ülkeye davet ederek büyük bir akademik dönüşüm başlattı.
Bu süreç yalnızca bilgi transferi anlamına gelmiyordu. Amaç, evrensel bilgiyi yerli üretim kapasitesiyle birleştirmekti. Atatürk’ün burada ortaya koyduğu yaklaşım son derece dikkat çekicidir: Bilim evrenseldir; ancak bilimsel güç, milli kalkınmaya hizmet edecek şekilde kurumsallaştırılmalıdır. Bugün yapay zekâ alanında da benzer bir kırılma yaşanmaktadır.
Türkiye’nin bu süreçte sadece dışarıdan teknoloji kullanan bir ülke değil; kendi veri ekosistemini, kendi araştırma kapasitesini ve kendi dijital üretim kültürünü oluşturan bir ülke haline gelmesi gerekmektedir.
Yapay Zekâ: İnsan Zekâsının Rakibi mi, Uzantısı mı?
İnsan, tarih boyunca taş aletten mikroskoba kadar her aracı, biyolojik sınırlarını aşmak için kendi varlığına eklemlemiş zorunlu bir araç kullanıcısıdır. Yapay zekâ ise bu çizginin en ileri aşamalarından biridir. Teknoloji burada insanın rakibi değil; düşünme kapasitesini genişleten bir “epistemik protez” olarak değerlendirilebilir.
Bu yaklaşım, insanın teknoloji karşısında silinmesi değil; aksine daha bilinçli, daha güçlü ve daha yüksek farkındalıkla hareket eden bir bilişsel evreye geçişi ifade eder. Yapay zekâ destekli analiz, insanın dikkat, hafıza ve işlem kapasitesi gibi sınırlılıklarını desteklerken; nihai etik karar, vicdan ve irade yine insanda kalmaktadır.
Yapay zekâ tartışmalarında en temel meselelerden biri, teknolojinin insanın yerine geçip geçmeyeceği sorusudur. Ancak daha farklı bir bakış açısı mümkündür: Yapay zekâ, insan zihninin rakibi değil; onun kapasitesini genişleten bir araç olabilir.
İnsanlık tarihi boyunca teleskop, mikroskop, matbaa veya bilgisayar gibi her büyük teknoloji, insanın biyolojik sınırlarını aşmasına yardımcı olmuştur. Bugün yapay zekâ da benzer bir işlev görmektedir. İnsan zihni dikkat, hafıza ve işlem kapasitesi bakımından sınırlıdır. Yapay zekâ ise büyük veri kümeleri arasında hızlı analiz yaparak insan düşüncesini destekleyebilir.
Bu nedenle asıl mesele, teknolojiyi körü körüne kutsamak ya da ondan korkmak değildir. Önemli olan; insan aklının, etik sorumluluğun ve vicdani muhakemenin merkezde kalmasıdır.
Atatürk’ün “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesil hedefi de tam bu noktada anlam kazanmaktadır. Çünkü gerçek özgürlük; bilgiye erişebilmek, onu sorgulayabilmek ve bilinçli karar verebilmekle mümkündür.
Yapay Zekâ Çağında Milli Egemenlik Meselesi
Yuval Noah Harari’nin yapay zekâyı “dili hackleyen inorganik göçmenler” olarak tanımlayan yaklaşımı, tam bağımsızlık karakterine sahip toplumlar açısından yeni bir mücadele alanına işaret etmektedir. Egemenlik artık yalnızca fiziksel sınırlar üzerinde değil; verinin aktığı ve algoritmaların çalıştığı bilişsel uzayda da belirlenmektedir.
Bu nedenle teknolojiyi sadece dışarıdan satın almak değil; onu yerli bilgi üretimi, bilimsel araştırma ve milli veri kapasitesiyle birlikte geliştirmek büyük önem taşımaktadır. Atatürk’ün bilim merkezli kalkınma modeli, bugün dijital çağda yeniden düşünülmesi gereken stratejik bir çerçeve sunmaktadır.
Atatürk’ün tam bağımsızlık anlayışı yalnızca askeri veya siyasi bir bağımsızlık modeli değildir. Aynı zamanda bilimsel ve teknolojik bağımsızlık vizyonudur.
Bugün yapay zekâ teknolojileri; ekonomi, hukuk, eğitim, medya ve kamu yönetimi gibi alanlarda belirleyici hale gelmektedir. Bu nedenle yapay zekâ çağında asıl meselelerden biri de dijital egemenliktir. Kendi verisini yönetemeyen, kendi algoritmik kapasitesini geliştiremeyen toplumlar; geleceğin bilişsel rekabetinde bağımlı hale gelebilir.
Bu yüzden Atatürk’ün “müspet ilim” yaklaşımı günümüzde yeni bir anlam kazanmaktadır. Bilimsel üretim artık yalnızca laboratuvarlarda değil; veri merkezlerinde, yazılım altyapılarında ve yapay zekâ sistemlerinde de gerçekleşmektedir.
Dolayısıyla Türkiye’nin geleceği açısından mesele; teknolojiyi dışarıdan satın almak değil, onu anlayan ve geliştiren bir bilim kültürü oluşturmaktır.
“İstikbal Göklerdedir” Sözünün Dijital Yorumu
Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir” sözü, yalnızca havacılık alanına ilişkin bir hedef değildir. Bu yaklaşım, her dönemin en ileri teknolojik alanında var olma iradesini temsil eder.
Cumhuriyet’in ilk döneminde bu alan havacılıktı. Bugün ise insanlık; veri, algoritma ve yapay zekâ eksenli yeni bir bilişsel uzaya geçmektedir.
Dolayısıyla çağımızın “gökleri”, büyük ölçüde dijital sistemler ve yapay zekâ mimarileri tarafından şekillenmektedir. Bu nedenle Atatürk’ün bilim ve akıl merkezli kalkınma modeli, bugün yapay zekâ çağında yeniden okunmaya muhtaçtır. Türk milletinin bilişsel geleceği; teknolojiyi korkuyla reddeden değil, bilimsel akılla yöneten bir yaklaşım geliştirebilmesine bağlıdır.
Yapay Zekâ Okuryazarlığı ve Entegrasyonu Israrımız: Milli Bir Bilişsel Eylem Planı
Yapay zekâ okuryazarlığı, sadece teknik bir araç kullanma becerisi değil; Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyet ettiği “müspet ilim” anlayışının dijital çağdaki zaruri ve dinamik karşılığıdır. Okuryazarlık, insanın yapay zekâyı ne zaman kullanacağını, nerede riskli olduğunu ve nasıl sorumlu bir şekilde yöneteceğini bilme yetisidir. Toplumda bu okuryazarlık düzeyi düşük kaldığında, “otomasyon yanlılığı” riski artmakta ve bireyler algoritmaların sunduğu her veriyi sorgusuz kabul ederek zihinsel bir teslimiyet yaşamaktadır. Bu durum, Atatürk’ün Türk milletine yüklediği “zekidir” misyonunu pasif bir atalete hapsederek, ulusal zekâyı algoritmik bir sömürgeciliğe mahkûm etme riski taşır.
Bu nedenle savunduğum “Bilişsel Eylem Planı”, yapay zekâyı dışsal bir risk nesnesi olmaktan çıkarıp, onu aklın kumaşına atılan ileri bir dikiş, yani bir “yapay uzuv” haline getirmeyi ısrarla emreder. Bu planın özü, “Homo Sapiens”ten “Homo Augmentus”a geçiş sürecinde, bilgi toplama yükünü makineye devrederken; bağlam kurma, etik yargılama ve nihai kararı vicdanla mühürleme —yani irfan— yetkisini insanda tutmaktır. Bu entegrasyon ısrarı, sadece bir verimlilik arayışı değil; Türk milletinin atasının izinde, dijital dünyada “bilinçli nedensellik” zemininde kendi “bilişsel egemenliğini” yeniden tesis etme davasıdır. Gerçek bağımsızlık, teknolojiyi sadece tüketen bir kör yolcu olmak değil; yapay zekâyı milli bir bilişsel mercek olarak kuşanmış, “fikri hür, irfanı hür” bir pilot olmaktır. 1933’te bir ulusu ayağa kaldıran bu moral güç, 2026’da zekâmızı yapay zekâ ile bir birleşmeye sokarak küresel bir bilişsel kapasiteye dönüştürme davasıdır.
Nihayetinde Atatürk’ün izinde yürümek, teknolojiden korkmak değil, onu aklın emrinde bir kanat gibi kullanarak “muasır medeniyet seviyesinin üstüne”, bilişsel evrimin en ön safına kanat açmaktır.
Sonuç Yerine: Cumhuriyetin Yeni Cephesi
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; Türk milletinin aklını dogmanın karanlığından çıkarıp müspet ilmin ışığına taşıyan büyük bir zihniyet devrimidir. Atatürk’ün “Türk milleti zekidir” sözü de bu nedenle geçmişe dönük romantik bir övgü değil; geleceğe verilmiş tarihsel bir görevdir.
Bugün insanlık yeni bir eşiğin önündedir. Sanayi devriminde makine kas gücünü büyütmüştü; yapay zekâ çağında ise insan, ilk kez kendi bilişsel kapasitesini teknolojiyle genişletmektedir. Bu dönüşüm, yalnızca teknik bir ilerleme değil; aynı zamanda egemenliğin, üretimin ve özgürlüğün yeniden tanımlandığı tarihsel bir kırılmadır.
Bu nedenle mesele yalnızca yapay zekâ kullanmak değildir. Asıl mesele; yapay zekâyı anlayan, yöneten, denetleyen ve onu milli kalkınmanın bir parçası haline getirebilen bir bilim kültürü inşa edebilmektir.
1933 Üniversite Reformu nasıl Cumhuriyet’in bilimsel bağımsızlık hamlesiyse, yapay zekâ çağındaki bilişsel üretim kapasitesi de Türkiye’nin yeni stratejik cephesidir. Atatürk’ün işaret ettiği istikbal, artık yalnızca göklerde değil; verinin, algoritmanın ve insan aklının kesiştiği bilişsel uzaydadır. Ve o istikbalde söz sahibi olacak milletler, teknolojiyi korkuyla reddedenler değil; onu aklın, vicdanın ve bilimin emrinde kullanabilenler olacaktır.
Bugün yapay zekâ çağında yeniden anlıyoruz ki; Cumhuriyet’in asıl devrimi, makineleşme değil, zihnin özgürleşmesiydi. Atatürk’ün Türk milletine bıraktığı en büyük miras da budur: Korkuya değil akla, taassuba değil bilime, atalete değil üretime dayanan bir medeniyet iradesi. Ve bu nedenle, veri çağının algoritmik gürültüsü içinde hâlâ en güçlü pusula, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün o tarih üstü sözüdür:
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”
Bugün o meşale, yalnızca laboratuvarları değil; insan aklının yapay zekâ ile genişleyen bilişsel ufkunu da aydınlatmaktadır.
Etik ve Metodolojik Not
Diyalojik Süreç ve Epistemik Sorumluluk Beyanı
Bu metin; yazarın ChatGPT, Gemini ve Google NotebookLM modelleriyle yürüttüğü diyalojik bir çalışma süreci içerisinde üretilmiştir. Süreç boyunca yapay zekâ araçları; literatür taraması, alternatif ifade önerileri ve kavramsal çerçeve geliştirme aşamalarında yazarın yönlendirmesi altında bir yardımcı araç olarak kullanılmıştır.
Bu çalışma, yapay zekânın otonom bir üretici değil; yazarın stratejik yönlendirmesi altında işleyen bir “epistemik uzuv” olduğu kabulüne dayanmaktadır. Bu yönüyle metin, yazar tarafından geliştirilen “Yönlendirici Telif” modelinin uygulamalı bir örneğini de teşkil etmektedir.
İçerikte yer alan tüm kavramsal çerçeve, hukuki değerlendirme, argümantasyon ve nihai metin sorumluluğu yazara aittir. Yapay zekâ araçları, bu süreçte bağımsız bir irade değil; yazarın bilişsel kapasitesini genişleten bir destek mekanizması olarak konumlandırılmıştır.
Bu insan–yapay zekâ iş birliği, yazarın savunduğu yapay zekâ vizyonunu üretim süreci içinde somutlaştırmak ve yöntembilimsel şeffaflık sağlamak amacıyla bilinçli olarak tercih edilmiştir.
Bu bağlamda eser, 5846 sayılı FSEK anlamında yazarın hususiyetini taşımakta olup; aynı zamanda şeffaflık ilkesi çerçevesinde bir “artırılmış bilişsel üretim” pratiğini belgelemektedir
KAYNAKÇA
1. Mustafa Kemal Atatürk ve Erken Cumhuriyet Dönemi Temel Kaynaklar
Arf, C. (1959). Makine Düşünebilir mi ve Nasıl Düşünebilir? Erzurum: Atatürk Üniversitesi Halk Konferansları (Konferanslar Serisi No: 1), s. 91–103..
Atatürk, M. K. (1933). Onuncu Yıl Nutku. Ankara: TBMM Arşivi / Atatürk Ansiklopedisi..
Atatürk, M. K. (1924). Dumlupınar Konuşması (Medeniyet ve Yenileşme Üzerine)..
Atay, F. R. (1969). Çankaya. İstanbul: Doğan Kardeş Yayınları..
Aybars, E. (2003). Atatürk ve Modernleşme. İzmir: Ercan Kitabevi Yayınları..
Dönmez, C. & Namlı Altıntaş, İ. (2014). “Atatürk’ün Çağdaşlık ve Evrensellik Anlayışı Açısından Üniversite Reformuna Bir Bakış”. Atatürk Yolu Dergisi, (54), 71-106..
Hirsch, E. (1950). Dünya Üniversiteleri ve Türkiye’de Üniversitelerin Gelişmesi. I. Cilt. Ankara Üniversitesi Yayınları..
Malche, A. (1939). İstanbul Üniversitesi Hakkında Rapor. İstanbul: Devlet Basımevi..
Namal, Y. & Karakök, T. (2011). “Atatürk ve Üniversite Reformu 1933”. Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, 1(1), 27-35..
Schwartz, P. (2003). Kader Birliği: 1933 Sonrası Türkiye’ye Göç Eden Alman Bilim Adamları. İstanbul: Belge Yayınları..
2. Av. Ramazan Çakmakcı Doktrini (Dijital Hukuk ve Yapay Zekâ Külliyatı)
Çakmakcı, R. (2025). “Yapay Zeka Çağında ‘Homo Sapiens’ten ‘Homo Augmentus’a: Artırılmış Özgürlük ve Epistemik Sorumluluk”. Legal Blog
Çakmakcı, R. (2025). “Yapay Zekâ ile ‘Görme Alanı’nı Genişletmek: Hukuki Muhakemede ‘Kör Nokta Disiplini'”. Legal Blog
Çakmakcı, R. (2026). “Harflerin Aritmetiği ya da Hukukun Geometrisi: Yapay Zekânın Semantik İnşası ve Kapalı RAG Teknolojisi”. Legal Blog
Çakmakcı, R. (2026). “Yapay Zekâda Çifte Lisanslama Çıkmazı: 5846 Sayılı Kanun Teklifine Eleştirel Yaklaşım”. Legal Blog
Çakmakcı, R. (2026). “Dijital Determinizmden Artırılmış Özgürlüğe: Yuval Noah Harari’nin YZ Distopyasına Ontolojik Bir İtiraz”. Legal Blog
Çakmakcı, R. & Claude 4.5 Sonnet. (2025). “Yapay Zekâ Çağında Yeni Yazım Manifestosu: ‘Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz’ İlkesinin Ontolojik Analizi”. Legal Blog
Çakmakcı, R. & ChatGPT 5.1. (2025). “Yapay Zekâ Kanun Teklifi Üzerine ChatGPT 5.1 ile Yapılan Hukuk Röportajı”. Legal Blog
Çakmakcı, R. (2026). “Bilimsel Araştırmalarda Yeni Dönem: TÜBİTAK Üretken Yapay Zekâ Rehberi Hakkında Her Şey”. Legal Blog
Çakmakcı, R. (2025). “Zekânın Yapay Uzvu: Yapay Zekâ ile Hukuki Muhakeme – Kör Noktadan Netliğe”. Legal Blog
Nil RTV. (2025). “Yapay Zekâ Hukuku Değiştiriyor mu? | Av. Ramazan Çakmakcı ve Av. Bilgin Yeşilboğaz ile Fikrimce”. (Video Röportaj)
3. Uluslararası Bilimsel, Felsefi ve Teknik Literatür
Harari, Y. N. (2026, Ocak). “Yapay Zekâ ve İnsanlık Üzerine Konuşma”. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Yıllık Toplantısı, Davos
Högberg, A. (2026). “Becoming human in the age of AI: cognitive co-evolutionary processes”. Frontiers in Psychology, Vol. 16
Malafouris, L. (2016). How things shape the mind: A theory of material engagement. MIT Press
Simon, H. A. (1957). Models of Man: Social and Rational. New York: Wiley
Veitas, V. & Weinbaum, D. (2014). “A World of Views: A World of Interacting Post-human Intelligences”. arXiv
4. Hukuki Mevzuat, Yargı Kararları ve Etik Rehberler
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi. (2025). E. 2023/856 K. 2025/415 sayılı Gerekçeli Kararı. (Yargıda yapay zekâ kullanımına ilişkin ilk emsal karar)
Kamu Görevlileri Etik Kurulu. (2024). “Yapay Zekâ Sistemlerinin Kullanımında Kamu Görevlilerinin Uyması Gereken Etik Davranış İlkeleri”. İlke Kararı, No: 2024/108
TÜBİTAK. (2026, Ocak). “Destek Süreçlerinde Üretken Yapay Zekânın (ÜYZ) Sorumlu ve Güvenilir Kullanımı Rehberi”
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)
TBMM. (2026). “5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (Esas No: 2/3634)”
Eğitim ve Formasyon
1969 yılında Karşıyaka'da doğdu. 1987 yılında İzmir Çınarlı Teknik Lisesi Elektrik bölümünden ve 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi´nden mezun oldu. Teknik lise kökeninden gelen analitik bakış açısını hukuk formasyonuyla birleştirerek kariyerini şekillendirmiştir.
Yayıncılıkta Teknoloji ve Yapay Zekâ Vizyonu
• Ankara Barosu “Yapay Zekâ Hukuku Merkezi” Danışma Kurulu üyesidir.
• Legal Blog ve Legal Fikri ve Sınai Haklar Dergisinde Yapay Zekâ ve Hukuk üzerine çok sayıda makalesi yayımlanmıştır.
• Boğaziçi Üniversitesinde gerçekleştirilen “Yargıda Dijitalleşmenin Medenî Yargılamaya Egemen Olan İlkelere Etkisinin Araştırılması Projesi Ulusal Çalıştayı’na (20 Aralık 2024) katılmış ve Çalıştay’da Yapay Zeka Üzerine sunduğu görüşleri “Medeni Yargıda Dijitalleşmenin Etkileri” isimli kitapta yer almıştır.
• İstanbul Gedik Üniversitesinde gerçekleştirilen IRENEC 2026 Uluslararası %100 Yenilenebilir Enerji Konferansı’na katılarak 'Enerji Hukukunda Yapay Zekânın Kaçınılmazlığı: Normatif Kör Noktaların Tespiti, Mevzuat Kesişimlerinin Analizi ve Düzenleme Değişikliklerinin Sistemik Etkisinin Öngörülmesi' başlıklı tebliğini sunmuştur. Bu çalışmasında yapay zekâyı, enerji hukukunun çok katmanlı ve karmaşık yapısında insan muhakemesinin erişim alanını genişleten bir 'epistemik protez' ve 'artırılmış uzmanlık' aracı olarak konumlandırmıştır. Sunumunda; mevzuat haritalama, içtihat kümeleme ve düzenleyici değişikliklerin sistemik etkilerini simüle etme gibi işlevlerin, enerji hukuku gibi teknik yoğunluk içeren alanlarda artık metodolojik bir zorunluluk haline geldiğini vurgulamıştır.
• NilRTV de Mersin Önceki Baro Başkanı Av. Bilgin Yeşilboğaz ile iki kez Yapay Zeka ve Hukuk konulu canlı yayın röportajına katılmıştır.
• 2001 yılında Legal Yayıncılık A.Ş. ve Legal Kitabevi A.Ş.'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olarak sektöre yeni bir soluk getirmiştir. Klasik yayıncılığı teknolojiyle birleştirerek, Türkiye’nin en kapsamlı kaynaklarından biri olan **"Legal Online Veri Tabanı"**nı (Legalbank) hukuk dünyasına kazandırmıştır. "Yapay Zeka ve Hukuk" alanındaki gelişmeleri yakından takip ederek, hukuk teknolojilerinin (LegalTech) Türkiye'deki gelişimine ve yayıncılık süreçlerine entegrasyonuna yönelik çalışmalarına devam etmektedir.
Akademik ve Uluslararası Girişimler
Yayıncılık faaliyetlerini ulusal sınırların ötesine taşıyarak uluslararası bir vizyon ortaya koymuştur.
• YÖK ve TÜBİTAK ULAKBİM kriterlerine uygun, hakemli 10 akademik hukuk dergisinin sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yaparak doktrinin gelişimini desteklemektedir.
• Arnavutluk’ta kurduğu Legal Publishing Shpk ve Tiran’da yayımlanan Revista Akademike Legal (Arnavutça/İngilizce) dergisi ile Türk hukuk yayıncılığının yurt dışındaki temsilcisi konumundadır.
• Özellikle Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu gibi temel yasaların değişim süreçlerinde hazırladığı karşılaştırmalı eserler ve sistematik çalışmalar, bugün hala hukukçuların temel başvuru kaynakları arasında yer almaktadır.
Baro ve Mesleki Örgütlenme Çalışmaları
• İstanbul Barosu: İstanbul Barosu Mevzuatı Araştırma ve Geliştirme Komisyonu Başkan Yardımcılığı görevine uzun yıllar devam etti. İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi´nin (AHM) kurucu üyeliği ve uzun süre merkez yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. 2022 – 2023 yılları arasında İstanbul Barosu AHM Sözcüsü oldu. İstanbul Barosu Sağlık Komisyonu üyeliğinde de bulunan Çakmakcı, İstanbul Barosu “Avukat Hakları” ve “CMK” Eğitim sertifikalarına sahiptir. İstanbul Barosu, Kat Mülkiyeti Hukuku Komisyonu, Çevre ve İmar Komisyonu üyesidir. İstanbul Barosu Kooperatif Hukuku Komisyonunun kurulmasına öncülük etmiştir. Kuruluşunda ve bazı dönemlerinde İstanbul Barosu “Baro Meclisi” üyesi olmuştur.
• Türkiye Barolar Birliği (TBB): Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi Genel Sekreterliği görevini yürütmüştür. Türkiye Barolar Birliği "Arama Konferansı" Moderatörlük Eğitimini tamamlamıştır. Antalya Barosu, Mersin Barosu ve Hatay Barosu'nda Avukatlık Hukuku üzerine seminerler vermiştir. Seminerleri TBB Televizyonunda yayınlanmıştır. "Avukat Hakları" isimli TBB AHM iç eğitim yayınını hazırlamıştır.
• Delegelik ve Grupsal Faaliyetler: İstanbul Barosu Genel Kurulunda 2018-2020 ve 2022 – 2024 dönemi “Türkiye Barolar Birliği İstanbul Delegesi” seçilmiştir. 2024-2026 Dönemi Türkiye Barolar Birliği İstanbul 1. Yedek Delegesi olarak seçilmiştir. Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubunun iki dönem Yürütme Kurulu üyeliği görevini yürütmüştür.
Kurumsal Kariye ve Eğitmenlik
• Kurumsal Deneyim: Lebib Yalkın Yayınlarında Vergi ve Ticaret Hukuku Mevzuat Uzmanı ve Mükellefin Dergisi Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak çalıştıktan sonra, Türkiye İş Bankası Hukuk İşleri Müdürlüğünde uzun süre Avukatlık yapmıştır.
• Eğitmenlik: Türkiye İş Bankası Eğitim Müdürlüğünde orta ve üst düzey yöneticilere “Hukuk Eğitmeni” olarak hukuk dersleri verdi. Türkiye Bankalar Birliği Eğitim Merkezinde “Hukuk Eğitmeni” olarak dersler vermiştir.
• Modern Hukuk Akademisi: Modern Hukuk Akademisinin Başkanlığını ve Hukuk Eğitmenliği görevini yürütmüştür. Akademi bünyesinde "Sağlık ve Hukuk Gündemi" ve "Hukuk Söyleşileri" başlıklı söyleşileri hukukçu ve doktorların katılımı ile gerçekleştirmiş ve online yayınlamıştır.
• Görevler: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosunda Uzlaştırmacı olarak görev yapmıştır. Sakarya Üniversitesi "Uzlaştırmacı Eğiticiliği Eğitimi" sertifikasına sahiptir. Arabuluculukta Taraf Avukatları Grubunun (ATAG) kurucularındandır.
Sosyal Sorumluluk, Kültür ve Sanat
• Sivil Toplum: Kamu Yararını Savunma Derneği Başkanlığı görevini uzun yıllar yürütmüştür. Bu çerçevede çevre, kadın ve avukat haklarına yönelik çalışmalar yapmıştır. Kadıköyü Bilim Kültür ve Sanat Dostları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olup Moda sahilinin korunması ve yeşil alanların savunulması için faaliyetler yürütmüştür. Anadolu Yakası Balkan Göçmenleri Derneği Başkan Yardımcısıdır.
• Kültür ve Yayıncılık: Taşınmaz ve Kira Hukuku Grubu Dergisi Yayın Kurulu üyesidir. Türkçe / İngilizce yayınlanan “Makam Müzik Dergisi” isimli Türk Müziği Dergisinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürüdür. Modanın Renkleri Müzik Korosunda “Korist” olarak yer almıştır.
• Uluslararası Ödüller: Yemek Kitapları editörü olup, editörlüğünü yaptığı iki ayrı yemek kitabı ile Gourmand Cookbooks Awards tarafından iki kez “Dünyanın En İyi Yemek Kitapları Editörü” ödülüne layık görülmüştür.
Halen Kadıköy´de İstanbul Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık faaliyetlerini sürdürmektedir.

